Âl-i İmrân Sûresi 111. Ayet

لَنْ يَضُرُّوكُمْ اِلَّٓا اَذًىۜ وَاِنْ يُقَاتِلُوكُمْ يُوَلُّوكُمُ الْاَدْبَارَ۠ ثُمَّ لَا يُنْصَرُونَ  ١١١

Onlar size eziyetten başka bir zarar veremezler. Eğer sizinle savaşmaya kalkışsalar, size arkalarını dönüp kaçarlar. Sonra onlara yardım da edilmez.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 لَنْ
2 يَضُرُّوكُمْ size zarar veremezler ض ر ر
3 إِلَّا dışında
4 أَذًى incitme ا ذ ي
5 وَإِنْ eğer
6 يُقَاتِلُوكُمْ sizinle savaşsalar (bile) ق ت ل
7 يُوَلُّوكُمُ size dönüp kaçarlar و ل ي
8 الْأَدْبَارَ arkalarını د ب ر
9 ثُمَّ sonra
10 لَا
11 يُنْصَرُونَ onlara yardım da edilmez ن ص ر
 

Müslümanlar, insanlık tarihinde ortaya çıkarılışlarındaki amaca uygun olarak yaşadıkları ve kendilerinde bulunması gereken vasıfları taşıdıkları sürece Ehl-i kitabın, özellikle yahudilerin onların aleyhinde yürüttükleri çirkin propaganda ve faaliyetler, onlara herhangi bir zarar veremez.

Ancak bu çirkin davranışa mâruz kaldıkları için üzülürler, canları sıkılır, bundan öte herhangi bir zararları olmaz; yahudiler onlarla savaşacak olsalar savaşı bırakıp kaçarlar. Yüce Allah bu durumu müslümanlara bildirerek onlara moral ve cesaret vermektedir. Nitekim müslümanlar belirtilen vasıfları taşıdıkları dönemlerde yahudi ve hırıstiyanlara karşı verdikleri mücadelelerde fevkalâde başarılı olmuşlar, onların yurtlarını fethederek oralara adalet ve hürriyeti götürmüşlerdir. (Kur’ân Yolu, Diyanet Tefsiri)

 

لَنْ يَضُرُّوكُمْ اِلَّٓا اَذًىۜ


Fiil cümlesidir.  لَنْ  muzariyi nasb ederek manasını olumsuz müstakbele çeviren tekid harfidir.

يَضُرُّو  fiili  نَ ‘ un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اِلَّٓا  hasr edatıdır.  اَذًى  masdardan naib mef’ûlu mutlak olup, elif üzere mukadder fetha ile mansubdur. Takdiri; إلّا ضرر أذى  (Eziyet zararı hariç) şeklindedir. Maksur isimdir.

Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:

1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.

2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.

3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.

مَرَّةً  kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Maksur isimler: Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak (ا) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir.  اَلْفَتَى – اَلْعَصَا  gibi…

Maksur isimlerin irab durumu şöyledir: Merfu halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile irab edilir. Yani maksur isimler merfu, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) irab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 وَاِنْ يُقَاتِلُوكُمْ يُوَلُّوكُمُ الْاَدْبَارَ۠ ثُمَّ لَا يُنْصَرُونَ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يُقَاتِلُو  şart fiili olup,  نَ ‘ un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و‘ ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

فَ  karînesi olmadan gelen  يُوَلُّوكُمُ  cümlesi şartın cevabıdır.

يُوَلُّو  fiili  نَ ‘ un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  الْاَدْبَارَ۠  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

ثُمَّ  istînâf harfidir. Cümle istînâfiyyedir. لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  يُنْصَرُونَ  fiili  نَ ’ un sübutuyla merfû meçhul muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur. 

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يُقَاتِلُو  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi قتل ’ dir. 

Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يُوَلُّو  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  ولي ’dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

 

لَنْ يَضُرُّوكُمْ اِلَّٓا اَذًىۜ

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır. Cümleye istikbalde asla manası kazandıran nefy harfi  لَنْ  aynı zamanda tekid ifade eder. 

لَنْ  ve  إِلَّا  ile hasr meydana gelmiştir. Kasr, fiille mef’ûlü arasındadır.  يَضُرُّوكُمْ   maksur - sıfat,  اَذًىۜ  maksurun aleyh - mevsuf olmak üzere kasr-ı sıfat ale’l- mevsûftur. Kasr-ı mevsuf ale’s-sıfat olması caizdir. Bu durumda fâil, mef'ûl üzerinde gerçekleşen fiile tahsis edilmiş olur.

اَذًى  mahzuf mef’ûlü mutlaktan naib masdardır.

Ayette muhatap Müslümanlar, mütekellim Allah’tır.

لَنْ يَضُرُّوكُمْ اِلَّٓا اَذًى  ayetinin takdiri, “Onlar size, eziyetten başka bir zarar veremezler.” şeklinde olur ki bir istisna-i muttasıldır. Bunun manası, “Onlar size ancak pek ehemmiyetsiz bir zarar verebilirler.” şeklinde olur. Ayette  اَذًى  kelimesi, “zarar” manasında kullanılmıştır. اَذًى  ise  اَذَبْتُ الشَِّىءَ اَذًى  “O şeye biraz eza verdim.” tabirinden masdardır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)


وَاِنْ يُقَاتِلُوكُمْ يُوَلُّوكُمُ الْاَدْبَارَ۠ ثُمَّ لَا يُنْصَرُونَ

 

Şart üslubunda gelen cümle, وَ ’ la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada şart cümlesi haber cümlesine atfedilmiştir. Şart cümlesinin haberî manada olması, haber cümlesine atfını mümkün kılmıştır. 

Şart cümlesi olan  يُقَاتِلُوكُمْ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

فَ  karînesi olmadan gelen cevap cümlesi  يُوَلُّوكُمُ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Fiillerin muzari fiil sıygasıyla gelmesi hudûs, teceddüt, tecessüm ve istimrar ifade etmiştir. 

Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkib, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

اِنْ  şart harfi, asıl şart edatlarındandır. Çoğu zaman şartın vukuunda şek ifade eder. 

Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder.  (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s. 106.) 

ثُمَّ لَا يُنْصَرُونَ  cümlesi, makabline matuftur.  ثُمَّ  rütbede terahî ifade eder. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada haber cümlesi şart cümlesine atfedilmiştir. Haber cümlesinin şart cümlesine atfı, şart cümlesinin haberî manada olması sayesinde mümkün olmuştur.

Menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidâî kelamdır. Muzari fiil hudûs, istimrar ve teceddüt ifade etmiştir. Müspet sıygadan menfî sıygaya iltifat sanatı vardır.

لَا يُنْصَرُونَ  fiili, mef’ûle dikkat çekmek için meçhul bina edilmiştir. 

يُنْصَرُونَ - يَضُرُّوكُمْ  kelimeleri arasında tıbâk-ı hafî sanatı vardır.

اَذًىۜ - يَضُرُّوكُمْ  ve  يَضُرُّوكُمْ - يُقَاتِلُوكُمْ  gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

يُقَاتِلُوكُمْ - يُوَلُّوكُمُ - يُنْصَرُونَ  kelimelerinde müennesin müzekkere katılması yoluyla tağlîb sanatı vardır.  

ثُمَّ  edatı mertebe açısından terahi manasındadır. Yani aralıklarla zaman içinde serpiştirilerek peyderpey olabilecek durumları bildirmektedir. Çünkü Yahudilere, hep rezil olmak ve aşağılanmak gibi bir durumlarının olacağını bildirmek, onlara arkalarını dönüp kaçacaklarını haber vermekten daha büyük bir olaydır. (Ebü’l- Berekât Hâfızüddîn Abdullah b. Ahmed b. Mahmûd en-Nesefî, Medârikü’t-tenzîl ve ḥaḳāʾiḳu’t-teʾvîl)

Şayet  ثُمَّ لَا يُنْصَرُونَ  ifadesindeki matuf kelime yani  يُنْصَرُونَ  meczum olmalı değil miydi? dersen, şöyle derim: Bu şekilde ceza cümlesi yerine yeni bir haber cümlesi tercih edilmiş ve adeta “Sonra size onlara yardım edilmeyeceğini haber veriyorum.” denilmiştir. Peki, fiilin merfû veya meczum olması mana bakımından nasıl bir fark doğurmaktadır? dersen, şöyle derim: Eğer meczum olsa yardım edilmeme, arkalarını dönüp kaçma gibi savaşma durumlarıyla sınırlı kalır. Merfû olması halinde ise yardım edilemeyecek olmaları mutlak bir vaid olur. Sanki “sonra gerisin geri dönüp kaçmalarının akabinde size haber verip müjdelediğim hal ve hikayeleri şudur: Onlar yalnızlığa mahkûm, yardım ve kuvvetten yoksun kimseler olarak yüzüstü bırakılacaklar; bir daha bellerini doğrultamayacaklar, hiçbir işleri de rast gitmeyecektir.” denilmektedir. Nitekim Beni Kurayza, Beni Kaynuka ve Hayber Yahudilerinin akıbetleri bu ayetin haber verdiği gibi olmuştur. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Peki, bu haberin atfolunduğu şey nedir? dersen, şöyle derim: Şart ve ceza cümlesidir. Sanki “Bunlar sizinle savaşacak olurlarsa yenileceklerini size haber veriyorum; sonra kendilerine yardım da edilmeyeceğini size haber veriyorum.” denilmiştir. Eğer  ثُمَّ  ile verilen bu sonralığın manası nedir? dersen, şöyle derim: Bu, (zamanî değil) derecelendirme anlamında bir sonralıktır, çünkü kimsesizlik ve terkedilmişliğe mahkum olduklarını haber verme, arkalarını dönüp kaçacaklarını haber vermekten daha büyük bir haberdir. Eğer “iki cümlenin yani  مِنْهُمُ الْمُؤْمِنُونَ [içlerinde iman edenler] ve  لَنْ يَضُرُّوكُمْ  [size herhangi bir zarar veremezler] cümlelerinin yeri nedir?” dersen, şöyle derim: Bunlar ehl-i kitaptan bahsedilirken yapılan istitrat cümleleridir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Bu cümlenin tamamı onlar için Müslümanlarla savaşacaklarına ve hezimete uğratacaklarına dair bir tehdit ve Müslümanlara da onlarla savaşmak için bir teşviktir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Şayet Hak Teâlâ bu ifadeyi (şartın cevabı olarak) meczûm getirmiş olsaydı, yardım olunmama hali onların “dönüp kaçmaları” gibi Müslümanlara karşı savaşmaları şartına bağlanmış olurdu. Fakat bu ifade cezm edilmeyince yardım olunmamaları mutlak bir vaid olmuş olur. Buna göre sanki Allah Teâlâ şöyle demiştir: “Size haber vereceğim ve müjdeleyeceğim, onların gerisin geriye kaçmalarından sonraki durum ve kıssaları, onların artık hiçbir yardım bulamayıp devamlı zillet ve meskenet içinde kalacaklarıdır.” (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Hak Teâlâ’nın, ثُمَّ لَا يُنْصَرُونَ  ifadesi, ne üzerine atfedilmiştir?

Cevap: Bunun atfedildiği şey, şart ve ceza cümlesidir. Sanki şöyle denilmek istenmiştir: “Size, onların sizinle savaşmaları halinde bozguna uğrayacaklarını haber veriyorum. Sonra size, onların yardım olunmayacaklarını da haber veriyorum.” Bu cümlenin başındaki  ثُمَّ  lafzı, sıralamada sonra oluşu ifade etmek için getirilmiştir. Çünkü onların yardımsız bırakılacağının haber verilişi, onların dönüp kaçacaklarını haber vermekten daha önemlidir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Rütbe açısında terahi; matufun rütbesinin, matufun aleyhin rütbesinden daha muazzam olduğunu ifade eder ki kelam bunun için gelmiştir. Bu; mecazi terahiden farklı bir şeydir. Çünkü mecazi terahi; matufu, matufun aleyhe benzetmektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)