وَلِيُمَحِّصَ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَيَمْحَقَ الْكَافِر۪ينَ ١٤١
وَلِيُمَحِّصَ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَيَمْحَقَ الْكَافِر۪ينَ
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لِ harfi, يُمَحِّصَ fiilini gizli اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. اَنْ ve masdar-ı müevvel, لِ harf-i ceri ile يَعْلَمَ fiiline mütealliktir.
Fiil cümlesidir. يُمَحِّصَ fetha ile mansub muzari fiilidir. اللّٰهُ lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. Cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası اٰمَنُوا ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.
اٰمَنُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. يَمْحَقَ fiili atıf harfi وَ ’la يُمَحِّصَ fiiline matuftur.
يَمْحَقَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. الْكَافِر۪ينَ mef’ûlun bih olup, nasb alameti ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanırlar.
اَنْ harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: 1) Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra, 2) Atıf olan اَوْ ’den sonra, 3) Lamul cuhuddan sonra, 4) Lamut talilden (sebep bildiren لِ) sonra, 5) Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, 6) Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette lamut talilden (sebep bildiren لِ) sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُمَحِّصَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi محص ’dır.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
اٰمَنُوا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أمن ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
الْكَافِر۪ينَ ; sülâsî mücerredi كفر olan fiilin ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَلِيُمَحِّصَ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَيَمْحَقَ الْكَافِر۪ينَ
Sebep bildiren harf-i cer لِ ’nin gizli أنْ ’le masdar yaptığı لِيُمَحِّصَ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا cümlesi, önceki ayetteki …وَلِيَعْلَمَ اللّٰهُ cümlesine matuftur.
Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil lafza-i celâlle gelmesi telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
Cümlede mütekellimin Allah Teâlâ olması hasebiyle lafza-i celâlde tecrîd sanatı vardır.
لِيُمَحِّصَ fiilinin mef’ûlü konumundaki cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ ’nin sılası اٰمَنُوا cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafât, s. 107)
İman edenlerin ism-i mevsûlle ifade edilmesi tazim içindir.
Müsnedün ileyh olan اللّٰهُ ism-i celâlinin açıkça zikredilmesi, müminleri günahlardan arındırmaya çok önem verildiğini göstermek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
وَيَمْحَقَ الْكَافِر۪ينَ cümlesi, tezat sebebiyle لِيُمَحِّصَ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا cümlesine atfedilmiştir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
لِيُمَحِّصَ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا [Allah iman edenleri saflaştırsın, kirlerini gidersin.] cümlesiyle وَيَمْحَقَ الْكَافِر۪ينَ [kafirleri de telef etsin] cümlesi arasında ikili mukabele vardır.
مَحِّصَ; kusurlarını temizlemek ve saflaştırmaktır. Altın için de kullanılır. Başımıza gelen sıkıntılar bizi saflaştırmak içindir.
مْحَقَ ; azaltmak ve telef etmek, bereketini gidermektir. (Rağıb el-İsfehani, Müfredât)
لِيُمَحِّصَ ile يَمْحَقَ arasında cinas-ı ıtlak, tıbâk-ı hafiy ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
اٰمَنُوا - الْكَافِر۪ينَ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafiy sanatı vardır.
Zeccâc şöyle demiştir: “Allah Teâlâ günleri müslümanlarla kâfirler arasında dönüp dolaşan bir şey kılmıştır. Binaenaleyh eğer kâfirler galip gelirlerse maksad-ı ilâhî müminlerin günahlarını temizlemektir. Yok eğer müminler galip gelirler ise bu durumda maksad-ı ilâhî, kâfirlerin kökünü kazıyıp onları yok etmektir. Böylece Cenab-ı Hak, müminleri günahlardan temizlemeyi, kâfirleri helak etmeye mukabil kılmıştır. Çünkü müminleri günahlarını yok etmek suretiyle temizlemek, kâfirlerin bizzat kendilerini yok etmenin mukabilidir. Bu, mana bakımından çok latif ve güzel bir mukabeledir. Doğruya en yakın olan şudur: Buradaki kâfirlerden maksat, onlardan belli bir kısımdır ki bunlar Uhud günü, Hazreti Peygambere (s.a.v) karşı savaşanlardır. (Fahreddîn er- Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb - Zemahşeri, Keşşâf’An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl - Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)