Âl-i İmrân Sûresi 17. Ayet

اَلصَّابِر۪ينَ وَالصَّادِق۪ينَ وَالْقَانِت۪ينَ وَالْمُنْفِق۪ينَ وَالْمُسْتَغْفِر۪ينَ بِالْاَسْحَارِ  ١٧

(Bunlar), “Rabbimiz, biz iman ettik. Bizim günahlarımızı bağışla. Bizi ateş azabından koru” diyenler, sabredenler, doğru olanlar, huzurunda gönülden boyun büküp divan duranlar, Allah yolunda harcayanlar ve seherlerde (Allah’tan) bağışlanma dileyenlerdir.  (16 - 17. Ayetler Meali)
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 الصَّابِرِينَ sabredenler ص ب ر
2 وَالصَّادِقِينَ ve sadık olanlar ص د ق
3 وَالْقَانِتِينَ ve gönülden itaat edenler ق ن ت
4 وَالْمُنْفِقِينَ ve infak edenler ن ف ق
5 وَالْمُسْتَغْفِرِينَ ve istiğfar edenler غ ف ر
6 بِالْأَسْحَارِ seherlerde س ح ر
 

14. ayette insanlar için süslenmiş arzu ve isteklerden bahsedilmişti. Bunlar doğru kullanıldığında hayatın devamı için gerekli olan arzulardır. Ama freni olmayan çok muhteşem lüks bir araç nasıl kaza yapmaya sebep olur ve frene ihtiyaç duyarsa, insanoğlunun da bu duygularını frenlemeye ihtiyacı vardır. İlk ve en önemli fren de sabırdır. Onun için bu arzu ve isteklerle savaşmak için gereken kişilik özelliklerini sayarken ilk önce sabrı sayarak başlıyor ayet.

 

Sabır; darda tutmaktır. Nefsi, akıl ve şer’in gerektirdiği hususlar üzerinde veya onların onu hapsetmeyi gerektirdikleri hususlara karşı hapsetmektir. Sabrın çeşitleri vardır. Nefsin hapsedilmesi bir musibetten dolayı ise buna صبر denir ki zıttı feryattır (جزع). Savaşta olan sabra شُجَاعَة (kahramanlık, cesaret) denir ki zıttı korkaklıktır (جُبْن). Konuşma konusundaki sabra كِتْمَان (sır saklama, ketumluk), zıttına مَزْل (sırrı ifşa) denir. (Müfredat)

 

اَلصَّابِر۪ينَ وَالصَّادِق۪ينَ وَالْقَانِت۪ينَ وَالْمُنْفِق۪ينَ وَالْمُسْتَغْفِر۪ينَ بِالْاَسْحَارِ

اَلصَّابِر۪ينَ  kelimesi, 15. ayetteki  لِلَّذ۪ينَ اتّقوا ’ın sıfatı olup, cer alameti  ى ‘ dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.

الصَّادِق۪ينَ وَالْقَانِت۪ينَ وَالْمُنْفِق۪ينَ وَالْمُسْتَغْفِر۪ينَ  kelimeleri atıf harfi  وَ ’ la  اَلصَّابِر۪ينَ ‘ ye matuf olup, cer alameti ي 'dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. بِالْاَسْحَارِ  car mecruru  الْمُسْتَغْفِر۪ينَ ’ ye mütealliktir. 

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Burada sayılanların tamamı takva sahibi müminlerin sıfatlarıdır. Bu ifadenin îrabı üç şekilde yapılabilir: [Önceki ayette geçen] اَلَّذِينَ  kelimesine atıfla mecrur olabilir.  اَلَّذِينَ  medih üslûbu üzerine mansub sayılırsa bu kelimeye atıfla mansub olabilir.  اَلَّذِينَ  kelimesi merfû veya mecrur kabul edilip bu ifadeler medih üslubu üzere mansub sayılabilir.(Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)

Tek bir gruptan bahsedildiği halde sıfatların arasında وَ  harfinin bulunması da övgü kastının bulunduğunu gösterir.  وَسَيِّدًا وَحَصُورًا وَنَبِيًّا  [Efendi, iffetli, peygamber (Âl-i İmran 3/39)] ayetinde ve “Oruç ayı, namaz ayı ve insanları doyurma ayı geldi.” sözünde de bu üslûp bulunur.(Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)

صَّابِر۪ينَ  , sülâsi mücerredi  صبر  olan fiilin ism-i failidir. 

صَّادِق۪ينَ  , sülâsi mücerredi  صدق  olan fiilin ism-i failidir. 

قَانِت۪ينَ  , sülâsi mücerredi  قنت  olan fiilin ism-i failidir. 

الْمُنْفِق۪ينَ , sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babından ism-i faildir.

الْمُسْتَغْفِر۪ينَ , sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan istif’al babından ism-i faildir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

اَلصَّابِر۪ينَ وَالصَّادِق۪ينَ وَالْقَانِت۪ينَ وَالْمُنْفِق۪ينَ وَالْمُسْتَغْفِر۪ينَ بِالْاَسْحَارِ

 

Birbirine atfedilmiş ism-i fail kalıbındaki bu kelimeler 15. ayetteki  لِلَّذ۪ينَ  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

İsm-i fail kalıbı sıfatın mevsûfta zamandan bağımsız olarak sürekli varlığına, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

اَلصَّابِر۪ينَ - الصَّادِق۪ينَ - الْقَانِت۪ينَ  kelimeleri arasında muvazene,  الْمُسْتَغْفِر۪ينَ  ve  الْمُنْفِق۪ينَ  de dahil edildikten sonra bütün bu kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

بِالْاَسْحَارِ  car-mecruru, ism-i fail vezninde gelen  الْمُسْتَغْفِر۪ينَ ‘ ye mütealliktir.

İman edenlerin sıfatlarının sayılması taksim sanatıdır.

اَلصَّابِر۪ينَ وَالصَّادِق۪ينَ وَالْقَانِت۪ينَ وَالْمُنْفِق۪ينَ وَالْمُسْتَغْفِر۪ينَ بِالْاَسْحَار… Sıfatların arasına hep وَ  harfi girmişdir. Aslında sıfatların arasına وَ  harfi girmez. Buradaki  و ’ lar; kâmil manada sabredenler, kâmil manada sadık olanlar, kâmil manada boyun eğenler ve kâmil manada seherlerde istiğfar edenler manasını kazandırır. Her bir sıfatın başlı başına özel bir değeri olduğu, araya kaynayıp gitmemesi, her birinin ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiği için ve takva sahiplerinde bu sıfatların kemâl derecede olduğunu bildirmek üzere böyle gelmiştir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm - Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

Ayette sayılan bu beş sıfat, bunların tek bir mevsûfa (şahsa) ait olacağına işarettir. Binaenaleyh bu sıfatların başlarındaki atıf harflerinin hazfi gerekirdi. Fakat burada atıf harfi olan وَ ’ lar gelmiştir. Doğrusunu Allah bilir, fakat öyle sanıyorum ki bu; kendisinde bu sıfatlardan tek bir tanesi bulunanın da ayetteki büyük medhin muhtevasına girdiğini ve bol mükâfata ereceğini gösteriyor. En iyisini Allah bilir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Bu atıf harfinin zikrinin veya terk edilmesinin taşıdığı başka manalar da vardır. Bazen وَ  terk edilir ve sıfatlar atıfsız olarak birbiri peşi sıra gelir. Bu da mevsûfta bu sıfatların hepsinin birden bulunduğuna delalet eder. (Kur’an Işığında Belâgat Dersleri, Meânî İlmi)

سْحَارِ  kelimesi, sihir kelimesinden gelir. Alacakaranlık olduğu için o vakitte bir şeyi aslına uygun olarak göremeyebiliriz. Sihir de göz aldatmacasıdır.

Seher ayrıca “ciğer” demektir. Sabahın nefes alması, yeni günün başlaması, tazelenme manaları ve göğüs kafesindeki nefes alma organlarımız olan akciğerleri akla getirir. Çok değerli bir vakittir, insanın kafasında hiçbir düşünce ve günün yorgunluğu yoktur. 

اَلصَّابِر۪ينَ [Sabredenler] Sabır, dinde yasaklanmış istekleri yapmaması için nefsi tutmaktır. Sabır üç çeşittir: Allah'a itaat etmek için sabır, Allah'a isyan etmemek için sabır, zorluklara ve musibetlere karşı sabır. 

الصَّادِق۪ينَ [Sadıklar] Doğruluk üç çeşittir: Sözde, işte ve niyette doğruluk. 

الْقَانِت۪ينَ [Boyun eğenler] قَانِت۪  itaat eden demektir. Manası hakkında; itaatinde devamlı olan, dua eden kişi, gece namazı kılan, Allah’tan korkan, boyun eğen, hiç ara vermeden ve gaflete düşmeden Allah'a itaat edendir şeklinde çeşitli görüşler vardır. 

الْمُنْفِق۪ينَ [İnfak edenler] mallarını ve malları dışında sahip oldukları şeyleri hayır yolunda harcayanlardır. 

الْمُسْتَغْفِر۪ينَ بِالْاَسْحَارِ  [Seherlerde Allah’tan af dileyenlerdir.] Yani onlar, Allah Teâlâ’dan günahlarının bağışlanmasını isteyenlerdir. Bir görüşe göre onlar sabır, sıdk, itaat ve infakı tam manasıyla yaşayanlardır ve günah işlemeyenlerdir. Yaptıkları istiğfar kusur ve noksanları sebebiyledir. Bir görüşe göre de onlar gecenin son vaktinde namaz kılanlardır. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en- Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)

Ayette seher vakitleri mağfiret dilemeye tahsis edilmiştir. Çünkü seher vakitlerindeki dua, icabete daha yakındır. Zira o vakitlerde özellikle de ondan önce teheccüd namazını kılmış olanlar için ibadet hissi, gönül safiyeti ve ruh huzuru daha yüksek olur. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

وَالْمُسْتَغْفِر۪ينَ بِالْاَسْحَارِ [Seherlerde bağışlanmak için Allah'a dua eden] ifadesinde hususi olarak seher vakitleri zikredilmiştir, çünkü onlar önce geceyi ibadetle geçirirlerdi. Dolayısıyla ibadetle geçen bir gecenin ardından hacetlerini arz etmeleri güzel ve yerinde oluyordu. Nitekim Allah Teâlâ, اِلَيْهِ يَصْعَدُ الْكَلِمُ الطَّيِّبُ وَالْعَمَلُ الصَّالِحُ يَرْفَعُهُ [Güzel sözler yalnızca O’na yükselir; onu yükselten de salih ameldir.” (Fatır 35/10)] ayetinde bunu ifade etmiştir. Hasan-ı Basrî’nin şöyle dediği nakledilmiştir: Onlar gecenin başında namaz kılarlar, seher vakti geldiğinde de dua ve istiğfara başlarlardı; geceleri böyle [ibadetle] gündüzleri de böyle [dua ve istiğfarla] geçerdi. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t- Te’vîl)