اَلَّذ۪ينَ يَقُولُونَ رَبَّنَٓا اِنَّـنَٓا اٰمَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَقِنَا عَذَابَ النَّارِۚ ١٦
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | الَّذِينَ | (onlar ki) |
|
| 2 | يَقُولُونَ | derler |
|
| 3 | رَبَّنَا | Rabbimiz |
|
| 4 | إِنَّنَا | gerçekten biz |
|
| 5 | امَنَّا | inandık |
|
| 6 | فَاغْفِرْ | bağışla |
|
| 7 | لَنَا | bizden |
|
| 8 | ذُنُوبَنَا | günahlarımızı |
|
| 9 | وَقِنَا | ve bizi koru |
|
| 10 | عَذَابَ | azabından |
|
| 11 | النَّارِ | ateş |
|
اَلَّذ۪ينَ يَقُولُونَ رَبَّنَٓا اِنَّـنَٓا اٰمَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَقِنَا عَذَابَ النَّارِۚ
İsim cümlesidir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl اَلَّذ۪ينَ mahzuf mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. Takdiri, هم şeklindedir. İsm-i mevsûlun sılası يَقُولُونَ ’ dir. Îrabtan mahalli yoktur.
Fiil cümlesidir. يَقُولُونَ fiili نَ ’ un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavl, رَبَّنَٓا اِنَّنَٓا اٰمَنَّا ’ dır. يَقُولُونَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
Nida harfi mahzuftur. Münada olan رَبَّ muzâf olup fetha ile mansubdur. Mütekellim zamiri نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Nidanın cevabı اِنَّنَٓا اٰمَنَّا ’ dır.
İsim cümlesidir. إنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.
نَا mütekellim zamir إنَّ ’ nin ismi olarak mahallen mansubdur. اٰمَنَّا cümlesi, إنَّ ’ nin haberi olarak mahallen merfûdur.
اٰمَنَّا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri نَا fail olarak mahallen merfûdur.
فَ atıf harfi sebebiyyedir. اغْفِرْ dua manasında, sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’ dir. لَنَا car mecruru اغْفِرْ fiiline mütealliktir. ذُنُوبَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قِ dua manasında, illet harfinin hazfıyla mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’ dir. Mütekellim zamiri نَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. عَذَابَ ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. ٱلنَّارِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
اَلَّذ۪ينَ يَقُولُونَ [diyenler] ifadesi, kendilerine cennet nimeti verilecek olan takva sahibi müminlerin vasfıdır. Sıfat olarak mecrurdur. Medih (övgü) olarak mansub olması da caizdir. Cümlenin başında gizli bir هُمْ [onlar] zamiri takdir edilerek merfû sayılması da mümkündür. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır. Münada alem ise veya mütekellim ya’sına muzafsa yahut nida edilen, nida edenin yakınında bulunursa nida harfi hazfedilebilir.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اٰمَنَّا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أمن ’ dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
اَلَّذ۪ينَ يَقُولُونَ رَبَّنَٓا اِنَّـنَٓا اٰمَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَقِنَا عَذَابَ النَّارِۚ
Müstenefe cümlesi olarak fasılla gelen ayette اَلَّذ۪ينَ has ism-i mevsûlu, takdiri هم olan mahzuf mübtedanın haberidir. Bu takdire göre cümle sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Mübtedanın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Önceki ayetteki ism-i mevsûlden bedel veya onun sıfatı olduğu da söylenmiştir. Fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir.
Müsned konumundaki cemi müzekker has ism-i mevsûl ٱلَّذِینَ ‘ nin sılası olan يَقُولُونَ رَبَّنَٓا اِنَّنَٓا اٰمَنَّا cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Müsnedin ism-i mevsûlle marife gelmesi o kimselere tazim ve sonraki habere dikkat çekmek içindir.
يَقُولُونَ fiilinin mekulü’l-kavli olan رَبَّنَٓا اِنَّنَٓا اٰمَنَّا cümlesi, nida üslubunda talebî inşâî isnaddır. Nida harfi mahzuftur. Bu hazif mütekellimin münadaya yakın olma isteğine işarettir.
Münada konumundaki رَبَّنَٓا izafetinde mütekellim zamirinin Rab ismine izafesi, mütekellim zamirinin aid olduğu kişilerin Allah’ın rububiyet vasfına sığınma isteğini gösterir.
Nidanın cevabı olan اِنَّنَٓا اٰمَنَّا cümlesi, اِنَّ ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, lazım-ı faide-i haber inkârî kelamdır.
اِنّ ’ nin haberi olan اٰمَنَّا cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında lazım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır. اِنَّ ’ nin haberinin mazi fiil sıygasında cümle olarak gelmesi hükmü takviye, istikrar ve temekkün ifade etmiştir.
Cümle, haber üslubunda geldiği halde dua manası taşıdığı için muktezayı zahirin hilafına durum oluşmuştur. Bu nedenle mecâz-ı mürsel mürekkebdir.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ , isnadın tekrarı ve isim cümlesi olmak üzere üç tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem / sağlam cümlelerdir. (Elmalılı,M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili Kadr/1)
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
فَاغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا cümlesi, اِنَّنَٓا اٰمَنَّا cümlesine فَ ile atfedilmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada inşâ cümlesi haber cümlesine atfedilmiştir. Matufun aleyhin dua manasında olması, inşâ cümlesinin haber cümlesine atfını mümkün kılmıştır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car-mecrur لَنَا , istirhamı artırmak için, mef’ûl olan ذُنُوبَنَا ‘ ya takdim edilmiştir.
Bu ayet ya “O takva sahipleri, o üstün faziletli kullar kimlerdir?” şeklindeki gizli bir sualin cevabıdır ya da daha önce zikri geçen takva sahiplerine meth ü sena, vasıflama ve izahtır.
اِنَّنَٓا اٰمَنَّا [Biz şüphesiz iman ettik.] cümlesinin tekitli olması, takva sahiplerinin büyük rağbetinden ve sonsuz isteklerinden ileri gelmektedir.
وَقِنَا عَذَابَ النَّارِۚ cümlesi makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Mef’ûl olan عَذَابَ النَّارِۚ izafeti, sözü kısaltmış ve veciz (az sözle çok şey ifade etmek) hale getirmiştir. Bu izafet sıfatın mevsufuna muzâf olması şeklinde lafzî izafettir. Bu üslup, mübalağa içerir. Sıfat tamlaması, izafetin verdiği manayı karşılayamaz.
İzafette bu kişinin bu özelliği ile tanındığı, meşhur olduğu ve bu özelliğin onun tabiatı, karakteri haline geldiği manası vardır. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C.7, S. 238)
عَذَابَ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.
النَّارِۚ , cehennemden kinayedir.
Nidanın cevabına dahil olan iki emir cümlesi de gerçek manada emir olmayıp dua manası taşıdığı için mecâz-ı mürsel mürekkebdir.
Emir fiil aslen; makam bakımından yukarıda olan bir kişinin, makam bakımından daha alt seviyede olan birinden henüz husule gelmemiş bir fiilin yapılmasını istemek için vaz edilmiştir(ki buna isti'lâ yoluyla denir). Vücûb ifade eder. Eğer emir alt seviyede olan birinden daha üst seviyede olan birine yönelik olursa buna “dua” denir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)
وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ cümlesi, Bakara Suresi 201. ayetteki cümlenin tekrarıdır. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.
Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekit edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, Ahkaf/28, C. 7, S. 314)
“Artık bizim günahlarımızı bağışla ve bizi ateş azabından koru!” duasının mücerred imandan sonra zikredilmesi, ilahî mağfirete ve cehennem ateşinden korunmaya hak kazanmak için bu kadarının yeterli olduğuna delalet eder. (Ebüssuûd, İrşâdü’l - Akli’s-Selîm)
“Ey Rabbimiz, biz iman ettik.” dedikleri, daha sonra da “Artık bizim günahlarımızı bağışla.” diye dua ettikleri nakledilmiştir. Bu da onların sırf imanları ile Allah’ın mağfiretini istemeye yol bulduklarını gösterir. Allah Teâlâ bu sözü onları medh ve sena etmek için nakletmiştir. Binaenaleyh bu, kulun sırf imanı ile Allah'ın rahmet ve mağfiretine müstehak olacağına delalet eder. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Burada sanki “Kim bu yüce ikramlarla yükselen takva erbabı?” diye bir soru sorulmuş ve cevabı alınmıştır. İşte onla, “Ey Rabbimiz! Seni ve Senin peygamberini tasdik ettik. Bizim günahlarımızı bağışla ve bizi ateş azabından koru.” diyenlerdir. Buradan anlaşılıyor ki mücerred bir iman, kulun bağışlanmasına ve ateşten korunmasına yetmektedir. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)