قُلْ اَؤُ۬نَبِّئُكُمْ بِخَيْرٍ مِنْ ذٰلِكُمْۜ لِلَّذ۪ينَ اتَّقَوْا عِنْدَ رَبِّهِمْ جَنَّاتٌ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَا وَاَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌ وَرِضْوَانٌ مِنَ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ بَص۪يرٌ بِالْعِبَادِۚ ١٥
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قُلْ | de ki |
|
| 2 | أَؤُنَبِّئُكُمْ | size söyleyeyim mi? |
|
| 3 | بِخَيْرٍ | daha iyisini |
|
| 4 | مِنْ |
|
|
| 5 | ذَٰلِكُمْ | bunlardan |
|
| 6 | لِلَّذِينَ |
|
|
| 7 | اتَّقَوْا | korunanlar için vardır |
|
| 8 | عِنْدَ | katında |
|
| 9 | رَبِّهِمْ | Rableri |
|
| 10 | جَنَّاتٌ | cennetler |
|
| 11 | تَجْرِي | akan |
|
| 12 | مِنْ |
|
|
| 13 | تَحْتِهَا | altlarından |
|
| 14 | الْأَنْهَارُ | ırmaklar |
|
| 15 | خَالِدِينَ | sürekli kalacakları |
|
| 16 | فِيهَا | içinde |
|
| 17 | وَأَزْوَاجٌ | ve eşler |
|
| 18 | مُطَهَّرَةٌ | tertemiz |
|
| 19 | وَرِضْوَانٌ | ve rızası |
|
| 20 | مِنَ |
|
|
| 21 | اللَّهِ | Allah’ın |
|
| 22 | وَاللَّهُ | Allah |
|
| 23 | بَصِيرٌ | görür |
|
| 24 | بِالْعِبَادِ | kullarını |
|
Önceki ayete cevap olarak, bütün arzularını dengeleyeler için cennetin ve cennetin getireceği şeylerin daha büyük bir mükafat olduğunu anlatır. En önemli altı çizilen şey Allah’ın bu mükafatlara ekstra olarak verdiği teşvik edici şeydir, insanın bütün hayatı boyunca aradığı ama bir türlü bulamadığı şey. Allah’ın hoşnutluğu ve en sonunda kendi hoşnutluğu.
Hayatımız boyunca eşimizi, patronumuzu, öğretmenimizi, sporcu isek antrenörümüzü memnun etmeye çalışırız ve ondan bir “övgü” duyabilmek için çabalarız ve alabilirsek çok mutlu oluruz.
Cennete girmek = Allah’ı razı etmiş olmak, Allahın övgüsünü almış olmaktır. Dünyada çok güzel bir yere gidince çok uzun kalamazsınız, güzelliği ölçüsünde pahalıdır çünkü. Ama Allah ebedi bir cennet vaad ediyor.
Allah hepimizi vadettiği cennetlere gireceklerin arasına katsın...
قُلْ اَؤُ۬نَبِّئُكُمْ بِخَيْرٍ مِنْ ذٰلِكُمْۜ لِلَّذ۪ينَ اتَّقَوْا عِنْدَ رَبِّهِمْ جَنَّاتٌ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَا وَاَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌ وَرِضْوَانٌ مِنَ اللّٰهِۜ
Fiil cümlesidir. قُلْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’ dir. Mekulü’l kavl, اَؤُ۬نَبِّئُكُمْ بِخَيْرٍ ‘ dir. قُلْ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
Hemze istifham harfidir. ؤُ۬نَبِّئُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنا ’ dir. Muttasıl zamir كُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. بِخَيْرٍ car mecruru ؤُ۬نَبِّئُ ’ ye mütealliktir. مِنْ ذٰلِكُمْ car mecruru خَيْرٍ ’ e mütealliktir. ل harfi buud, yani uzaklık bildiren harf, ك ise muhatap zamiridir.
İsim cümlesidir. الَّذ۪ينَ cemi müzekker has ism-i mevsûl, لِ harf-i ceri ile mahzuf mukaddem habere mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası اتَّقَوْا عِنْدَ رَبِّهِمْ ’ dır. Îrabtan mahalli yoktur.
اتَّقَوْا iki sakinin birleşmesinden dolayı mahzuf elif üzere mukadder damme ile mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. عِنْدَ mekân zarfı, جَنَّاتٌ ’ un mahzuf haline mütealliktir. رَبِّ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
جَنَّاتٌ kelimesi الَّذ۪ينَ ‘ nin muahhar mübtedası olup damme ile merfûdur. تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ cümlesi, جَنَّاتٌ ‘ nün sıfatı olarak mahallen merfûdur.
تَجْرِي fiili ی üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. مِنْ تَحْتِهَا car mecruru, تَجْرِي fiiline mütealliktir. الْاَنْهَار fail olup damme ile merfûdur. خَالِد۪ينَ hal olup, nasb alameti ي ’ dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanırlar. ف۪يهَا car mecruru خَالِد۪ينَ ’ ye mütealliktir.
اَزْوَاجٌ atıf harfi وَ ’ la جَنَّاتٌ ’e matuftur. مُطَهَّرَةٌ kelimesi اَزْوَاجٌ ‘nün sıfatı olup damme ile merfûdur. رِضْوَانٌ atıf harfi وَ ’ la جَنَّاتٌ ’ e matuftur. مِنَ اللّٰهِ car mecruru رِضْوَانٌ ‘ nun mahzuf sıfatına mütealliktir.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal.(Harfi cerli veya zarflı isim).(Ayette müfred şeklindedir. Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
ؤُ۬نَبِّئُ fiili ,sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi نبأ ’ dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
اتَّقَوْا fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi وقي ’ dir. İftial babının fael fiili و ي ث olursa fael fiili ت harfine çevrilir. وقي fiili iftiâl babına girmiş, إوتقي olmuş, sonra و harfi ت 'ye dönüşmüş إتّقي olmuştur.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
خَالِد۪ينَ ; sülâsi mücerredi خلد olan fiilin ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مُطَهَّرَةٌ kelimesi; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan tef’il babının ism-i mef’ûlüdür.
خَيْرٍ kelimesi ism-i tafdildir. İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil اَفْضَلُ veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi فُعْلَى veznindedir.
İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır.
خَيْرٌ ve شَرٌّ kelimeleri Kur’an-ı Kerim’de umumiyetle ismi tafdil manasında gelmiştir. Bunların asılları اَخْيَرُ ve اَشْرَرُ veznindedir. Çok kullanıldıklarından dolayı Arap dilbilgisinde bu şekilde gelmektedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاللّٰهُ بَص۪يرٌ بِالْعِبَادِۚ
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. اللّٰهُ lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur. بَص۪يرٌ haber olup damme ile merfûdur. بِالْعِبَادِ car mecruru بَص۪يرٌ kelimesine mütealliktir.
بَص۪يرٌ ; ism-i fail vezninde sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قُلْ اَؤُ۬نَبِّئُكُمْ بِخَيْرٍ مِنْ ذٰلِكُمْۜ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. قُلْ fiilinin mekulü’l-kavli olan اَؤُ۬نَبِّئُكُمْ بِخَيْرٍ مِنْ ذٰلِكُمْ cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Cümle istifham üslubunda geldiği halde gerçek manada soru olmayıp takrir ve teşvik amacı taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkebtir.
خَيْرٍ kelimesinin nekre gelmesi, خَيْرٍ ' ın şanını yüceltmek ve tanımaya teşvik içindir.
بِخَيْرٍ , ism-i tafdil vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir.
İsm-i işaret, müşarun ileyhi göz önüne koyarak onu net bir şekilde gösterip uzağı işaret eden özelliğiyle onun önemini vurgular.
İşaret isminde istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden ذٰلِكَ ile insanların sevdikleri şeylere, dünya nimetlerine işaret edilmiştir.
Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyan İlmi)
“De ki: Size bunlardan daha iyisini bildireyim mi?” Yani ey Muhammed! De ki: Size saydığım bütün bu dünya nimetlerinden daha güzelini haber vereyim mi? Buradaki اَ harfi, soru için değil kendilerine haber vereceği şeyin ne kadar büyük olduğunu anlatmak için kullanılmıştır.(Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)
لِلَّذ۪ينَ اتَّقَوْا عِنْدَ رَبِّهِمْ جَنَّاتٌ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَا وَاَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌ وَرِضْوَانٌ مِنَ اللّٰهِۜ
Cümle, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu,Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cümlede takdim tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. Mecrur mahaldeki cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ , harf-i cerle mahzuf mukaddem habere mütealliktir. Sılası olan اتَّقَوْا عِنْدَ رَبِّهِمْ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. … جَنَّاتٌ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ muahhar mübtedadır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
عِنْدَ رَبِّهِمْ izafetinde iman edenlere ait zamirin Rab ismine muzâfun ileyh olmasıyla onlar, yine Rab ismine muzaf olmasıyla عِنْدَ , şan ve şeref kazanmıştır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde Rab isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Müsnedün ileyh olan جَنَّاتٌ kelimesinin nekre gelmesi tazim, kesret ve nev içindir.
تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ cümlesi جَنَّاتٌ için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
Müspet muzari fiil sıygasıyla gelmiş, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade etmiştir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur مِنْ تَحْتِهَا , ihtimam için fail olan الْاَنْهَارُ ‘ ya takdim edilmiştir.
تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ cümlesinde mekan alakasıyla aklî mecaz sanatı vardır.
Akan, nehirler değil içindeki sudur. Fiil, hakiki failine değil; mekanına isnad edilmiştir. Kur’an’da bunun benzeri çok ayet vardır. Hepsinde de akma fiili suya değil de nehre isnad edilmiştir. Suyun miktarındaki çokluk ve akış şiddetinden dolayı mecazî isnad yapılmıştır. Sanki nehir, suyun akma fiilinden etkilenmiş, o da akmaya başlamıştır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Kuran-ı Kerim’in birçok ayetinde geçen جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ cümlesi, zihinlere yerleştirmek kastıyla tekrarlanmıştır.Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
خَالِد۪ينَ kelimesi haldir. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızdır.
خَالِد۪ينَ ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir. İsm-i fail vezni, ف۪يهَا car mecruruna müteallak olmasını sağlamıştır.
اَزْوَاجٌ ve رِضْوَانٌ kelimeleri mübtedaya matuftur.
رِضْوَانٌ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.
مُطَهَّرَةٌ kelimesi, اَزْوَاجٌ için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
مِنَ اللّٰهِ car mecruru رِضْوَانٌ ‘ nun mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Allah’ın katında müttakiler için bulunan nimetlerin zikredilmesi taksim sanatıdır.
Ayette ulûhiyet ve rubûbiyet ifade eden isimler bir arada zikredilmiş, Allah’tan başka Rab olmadığı vurgulanmıştır. Allah ve Rab isimleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Ebüssuûd der ki: لِلَّذ۪ينَ اتَّقَوْا عِنْدَ رَبِّهِمْ ifadesindeki رَبِّ kelimesinin, müttakilere ait zamire muzâf olarak getirilmesi, onlara yapılacak lütfun çokluğunu açıklamak içindir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ [Altından nehirler akması] ibaresini Muhammed Ebu Musa ‘otorite sahibi olmak’ şeklinde yorumlamıştır. Firavun diyor ki: Bu nehirler benim altımdan akmıyor mu? Yani: Bu toprakların saltanatı bana ait değil mi?
الحديقة içinde su olan bahçedir. Bahçe manasındaki cennet kelimesi Kur'an'da geçtiği yerlerde içinde su olduğunu vurgulamak için çoğunlukla altından sular aktığı da söylenmiştir. (Kur'an'da sadece bir yerde cennetin altından nehirlerin aktığı zikredilmemiştir.)
رِضْوَانٌ kelimesinin nekre getirilmesi tefhim ve tazim içindir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
لِلَّذ۪ينَ اتَّقَوْا [Takva sahipleri için] ifadesi yeni bir cümle başlangıcıdır; burada sözü edilen şeyin yukarıda sayılanlardan daha hayırlı olduğuna delalet eder. Bu, “Sana alim bir adam göstereyim mi? Yanımda bir adam var ki şu şu özelliklere sahiptir” demeye benzer. لِلَّذ۪ينَ اتَّقَوْا ifadesindeki لِ ’ ın قُلْ اَؤُ۬نَبِّئُكُمْ بِخَيْرٍ cümlesindeki خَيْرٍ kelimesine taalluk etmesi ve hayrın [De ki: Size müttakiler için bundan daha hayırlısını haber vereyim mi?] şeklinde sadece müttakilere ait kılınmış olması mümkündür. Zira hayırdan istifade edecek olanlar onlardır. Bu durumda, جَنَّاتٌ ‘ de başında bir هو zamiri takdir edilerek merfû olur “bu (hayr) da cennetlerdir” anlamında. جَنَّاتٌ kelimesini, بِخَيْرٍ ifadesinden bedel olarak mecrur okuyanın okuyuşu da buna delalet eder. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
وَاللّٰهُ بَص۪يرٌ بِالْعِبَادِۚ
وَ istînâfiyyedir. Âşûr itiraz cümlesi olduğu görüşündedir. Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Bütün celâl ve kemâl sıfatları bünyesinde toplayan اللّٰهُ lafzının cümlede müsnedün ileyh olması ve zamir makamında zahir isim olarak tekrarlanması, O’nun azamet ve kudretini ifade etmenin yanı sıra ikazı artırmak içindir. Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd, tekrarlanmasında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Müsned olan بَص۪يرٌ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Ayetin bu son cümlesinde ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. [Yaptıklarınızı görür] ifadesinde Allah Teâlâ, herşeyden haberdar olduğunu beyan ederken, bunun içine hesap ve cezayı idmâc etmiştir. Aynı zamanda lazım melzum alakasıyla mecazı mürsel mürekkeptir.
[Allah, o kullarını görmektedir] onları hak ettikleri şekilde ödüllendirecek ve cezalandıracaktır; ya da müttakileri ve durumlarını gayet iyi görmektedir, onlara cennetleri işbu sebeple hazırlamıştır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)