وَلِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ۟ ١٨٩
Muhammed Abduh’un bizim de katıldığımız yorumu şöyledir: Bu âyetle önceki âyetler arasında sıkı bir bağ bulunmaktadır. Sanki yüce Allah şöyle demek istemiştir: Ey müminler! Sakın üzülmeyin, zayıflık göstermeyin, sabırlı olun, kötülükten sakının, azminizi kırmayın, hakkı açıklayın, sakın onu gizlemeyin, Allah’ın âyetlerini az bir değer karşılığında satmayın, yaptığınızla övünmeyin, yapmadığınızla övülmek istemeyin, sizi üzecek olaylara karşı Allah size yeter; O sizi, yasaklanan bu çirkin şeyleri yapmaya muhtaç kılmaz. Çünkü göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. O mülkünden istediğine dilediği kadar verir. O, her şeye kadirdir. Ehl-i kitap ve müşriklerden sizi elleriyle ve dilleriyle incitenlere karşı size yardım etmek O’na zor gelmez. Bütün işler O’na döner; işleri hikmetiyle ve sünnetiyle (ilâhî kanunuyla) yürüten O’dur. (Kur’ân Yolu, Diyanet Tefsiri)
Qadera قدر :
قُدْرَةٌ Bununla insan vasfedildiğinde kendisi sayesinde insanın herhangi bir şeyle ilgili bir fiil yapmaya güç yetireceği, muktedir olacağı heyetin bir adı olur, Yüce Allah vasfedildiğinde ise O'ndan aczi nefyetmek anlamında olur. Allah-u Teala dışındakilerin her ne kadar lafzen kullanılabilse de anlam olarak kudretle nitelenmesi nâ-muhaldir, imkansızdır.
قَدِيرٌ hikmetin gerektirdiği ölçüde ne fazla ne de eksik olarak dilediğini yapandır. Bundan dolayı bu kelimeyle Allah'dan başkasını nitelendirmek sahih değildir.
مُقْتَدِرٌ kelimesi deقَدِيرٌ kelimesiyle yakın anlamlıdır ancak bazen insan da nitelendirilmektedir.
قُدْرَةٌ ve مَقْدُورٌ kavramları müstear olarak hal ve zenginlik/refah/mal anlamlarında kullanılır.
Tef'il babı formundaki قَدَّرَ fiili Allah (ona) kudret verdi/bahşetti anlamındadır.
Kader قَدَرٌ ise bir şeyin takdir edilmiş vakti ve tayin edilmiş mekanıdır.
İnsandan kaynaklanan takdire gelince (تَقْدِيرٌ) iki şekilde olur: 1- Akıl zaviyesinden işi tefekkür etmek ve işi onun üzerine bina etmektir ki bu güzel karşılanmaktadır. 2- İşin temenni ve şehvete göre yapılmasıdır ki, bu yerilmektedir.
Kur'an-ı Kerim'de de geçen قِدْرٌ-قٌدُورٌ sözcüğü içinde et pişirilen kabın adıdır (çömlek). (Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de pek çok türevde 132 defa geçmiştir. (Mu'cemu-l Mufehres)
Türkçede kullanılan şekilleri kader, kâdir, kudret, kadar, miktar, takdir, mukadder, iktidar ve muktedirdir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
وَلِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. لِلّٰهِ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. مُلْكُ muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. السَّمٰوَاتِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. الْاَرْضِ atıf harfi وَ ’la makabline matuftur.
لِ harf-i ceri mecruruna tahsis, sahiplik, istihkak, sebep gibi manalar kazandırabilir. Burada sahiplik manasındadır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ۟
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. اللّٰهُ lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur. عَلٰى كُلِّ car mecruru قَد۪يرٌ ’e mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. شَيْءٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. قَد۪يرٌ haber olup damme ile merfûdur.
قَد۪يرٌ kelimesi فيعل vezninde sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَلِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ
وَ , istînâfiyyedir.
İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatı vardır. لِلّٰهِ , mahzuf mukaddem habere mütealliktir. مُلْكُ السَّمٰوَاتِ , muahhar mübtedadır. Cümlede müsnedün ileyh izafetle marife olmuştur. Bu izafet faydayı çoğaltmak ve az sözle çok anlam ifade etmek amacına matuftur.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
وَالْاَرْضِ kelimesi, tezat sebebiyle muzâfun ileyh olan السَّمٰوَاتِ ’ye matuftur.
السَّمٰوَاتِ ’den sonra الْاَرْضِ ’ın zikredilmesi, umumdan sonra hususun zikredilmesi babında ıtnâb sanatıdır. Çünkü semavat, arza şamildir.
السَّمٰوَاتِ - الْاَرْضِ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab ve mürâât-ı nazîr sanatları vardır. Bu ibarede tağlîb düşünülebilir. Bu ikisi zikredilmiştir, ama her şeyin mülkü Allah'a aittir.
Ayet mesel tarikinde tezyildir.
وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ۟
Cümle, atıf harfi و ‘la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi formunda gelen cümle faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedün ileyhin hükmün illetini bildirmek, korkuyu ve ikazı artırmak kastıyla zamir makamında Allah ismiyle gelerek ikinci kez tekrarlanmasında tecrîd, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ car mecruru ihtimam için amili olan قَد۪يرٌ ‘ e takdim edilmiştir.
Cümle, Allah’ın kudretinin ilminin umumuna delalet eden tezyildir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Bakara/283)
شَيْءٍ ’ deki nekrelik kesret, tazim ve nev ifade eder.
قَد۪يرٌ۟ mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Bu cümle Allah Teâlâ’nın tüm mevcudattaki tasarrufunun umumiliğine delalet etmektedir. Var olanı yok etmek ve yok olanı da var etmek O’nun elindedir. Allah her şeye kadirdir. Bu itibarla cümle, geçen hükmün sebep ve gerekçesidir.
Ayetin bu son cümlesi mesel tarikinde tezyîldir. Tezyîl cümleleri ıtnâb babındandır. Önceki cümleyi tekid için gelir. Bu cümlede olduğu gibi, mesel tarikinde olanlar müstakil olarak da bir mana ifade eder. Yani müstakil olarak dillerde dolaşır, atasözü gibi halk arasında bilinir.
Bu cümle, mahlukatının gizlediği(ni sandığı) şeylerin Allah’a gizli olmadığına delalet eden bir vaîd olup tezyildir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ۟ [Allah her şeye kādirdir] yani onları cezalandırmaya da kadirdir. Lâzım-melzûm alakasıyla mecaz-ı mürseldir.
Ayetin bu cümlesi, daha önceki ayette bahsi geçen insanlar için elem verici bir azap olduğu ve o azaptan kurtulamayacakları gerçeğini açıklar. Bu cümlede zamir makamında ism-i celâlin zahir olarak zikredilmesi, mehabeti artırmak ve hükmün ana illetini bildirmek içindir. Zira kudretin bütün eşyaya şamil olması, ulûhiyet hükümlerindendir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
“Bu ayet; ‘Gökler ve yer kendisine ait olan zat tarafından onlar (yahudiler) için pek elemli bir azap vardır. O halde kendilerine azap edecek olan, her şeye gâlip ve kâdir olan Allah’tan kurtulabileceklerini nasıl umut ederler’ anlamındadır.” Allah Teâlâ 188. ayette yahudiler için acı veren bir azaptan haber vermiş, bu ayette ise kadir olması sebebiyle de bu azaptan kurtulmalarının imkansız olduğunu beyan etmiştir. Böylece Râzî tarafından her iki ayet arasında bir bağ kurulmuştur. (Keziban Dut, Ayet Sonlarindaki Esmâü’l-Hüsnâ’nin Ayetle Olan Münâsebeti (Fâtiha, Bakara, Âl-İ İmrân Ve Nisâ Sureleri Bağlamında)
اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ifadesi Kur’ânda 22 kere geçmiştir. Tekrarlanan kelimeler ya da sıygalar, okuyucuyu kelimenin ilk geçtiği yere gönderir ki bu beyan renklerinden biridir. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.
Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekit edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, Ahkaf/28, C. 7, S. 314)