قُلِ اللّٰهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِي الْمُلْكَ مَنْ تَشَٓاءُ وَتَنْزِعُ الْمُلْكَ مِمَّنْ تَشَٓاءُۘ وَتُعِزُّ مَنْ تَشَٓاءُ وَتُذِلُّ مَنْ تَشَٓاءُۜ بِيَدِكَ الْخَيْرُۜ اِنَّكَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ٢٦
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قُلِ | de ki |
|
| 2 | اللَّهُمَّ | Allah’ım |
|
| 3 | مَالِكَ | sahibisin |
|
| 4 | الْمُلْكِ | mülkün |
|
| 5 | تُؤْتِي | sen verirsin |
|
| 6 | الْمُلْكَ | mülkü |
|
| 7 | مَنْ | kimseye |
|
| 8 | تَشَاءُ | dilediğin |
|
| 9 | وَتَنْزِعُ | ve alırsın |
|
| 10 | الْمُلْكَ | mülkü |
|
| 11 | مِمَّنْ | kimseden |
|
| 12 | تَشَاءُ | dilediğin |
|
| 13 | وَتُعِزُّ | ve yükseltirsin |
|
| 14 | مَنْ | kimseyi |
|
| 15 | تَشَاءُ | dilediğin |
|
| 16 | وَتُذِلُّ | ve alçaltırsın |
|
| 17 | مَنْ | kimseyi |
|
| 18 | تَشَاءُ | dilediğini |
|
| 19 | بِيَدِكَ | senin elindedir |
|
| 20 | الْخَيْرُ | hayır (mal, iyilik) |
|
| 21 | إِنَّكَ | şüphesiz sen |
|
| 22 | عَلَىٰ |
|
|
| 23 | كُلِّ | her |
|
| 24 | شَيْءٍ | şeye |
|
| 25 | قَدِيرٌ | kadirsin |
|
Ali Imran 26-27) Bu âyetlerin faziletleri hakkında bir hayli haberler varid olmuştur. Bunlardan biri Ebu Eyyub el-Ensari'den ve Hz. Ali'den rivâyet olunduğu üzere, Rasûlullah buyurmuştur ki:
Fatihatü'l-Kitab, Âyete'l-Kürsî, bir de Âl-i İmran'daki "Şehidallahu ennehu..."den a (3/17-18) kadar, den 'a (3/26-27) kadar iki âyet nazil oldukları zaman, Allah Teâlâ ile aralarında hiç bir hicab bulunmaksızın Allah'ın arşına yapışarak, "Ya Rab! Bizi yeryüzüne ve sana isyankar olanlara indiriyorsun." dediler.
Allah Teâlâ da "Ahdim olsun, sizi her namazın arkasında okuyan herhangi bir kimsenin kusurlarına bakmayarak makamını cennet kılacağım, onu kutsal huzurda iskan edeceğim, her gün kendisine yetmiş kerre nazar edeceğim ve yetmiş türlü ihtiyacını yerine getireceğim ki, bunun en aşağısı mağfirettir. Ve onu her bir din düşmanından hasetçinin şerrinden koruyacağım ve mağrifet eyleyeceğim." buyurdu.
Said b. Cübeyr'den rivâyet olunduğu üzere, Medine etrafında üçyüz altmış put vardı, bu âyet-i kerime nazil olduğu zaman yerlere kapanıp secde ettiler. (Elmalili Muhammed Hamdi Yazir Tefsiri)
“Bu ayeti kerimeler nazil oldukları vakit Allah Teala ile aralarında hiçbir perde bulunmaksızın Arşı İlahiyyeye yapışarak; “Ya Rab, bizi dünyaya ve sana asi olanlara indiriyorsun.” dediler.
Allah Teala buyurdu ki: “Ahdim olsun, sizi her namazın arkasından okuyan kimsenin kusurlarına bakmayarak makamını cennet kılarım. Onu hatiyratül kutside iskan ederim. Her gün kendisine yetmiş defa nazar edeceğim. Ve onun yetmiş tane hacetini yerine getiririm. Onların en küçüğü ise mağfirettir. Onu bütün düşmanlarından muhafaza edip hasetçilerin şerrinden koruyacağım.
قُلِ اللّٰهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِي الْمُلْكَ مَنْ تَشَٓاءُ وَتَنْزِعُ الْمُلْكَ مِمَّنْ تَشَٓاءُۘ وَتُعِزُّ مَنْ تَشَٓاءُ وَتُذِلُّ مَنْ تَشَٓاءُۜ
Fiil cümlesidir. قُلِ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’ dir. Mekulü’l-kavli اللّٰهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ ’ dir. قُلِ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
Nida harfi mahzuftur. Münada اللّٰهُمَّ müfred alem olduğundan damme ile mebni, mahallen mansubdur. اللّٰهُمَّ ifadesindeki مَّ, nida harfi olan يَا ’ nın yerine gelmiştir; dolayısıyla bu iki harf birlikte kullanılmaz. Bu, Allah lafzının hususiyetlerinden biridir.
مَالِكَ kelimesi اللّٰهُمَّ ’ den bedel olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. الْمُلْكِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Nidanın cevabı تُؤْتِي الْمُلْكَ ’ dir.
تُؤْتِي fiili ی üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri, أنت ’ dir. الْمُلْكَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Müşterek ism-i mevsûl مَنْ ikinci mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası تَشَٓاءُ ’ dur. Îrabtan mhalli yoktur.
تَشَٓاءُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri, أنت ’ dir. تَنْزِعُ الْمُلْكَ atıf harfi وَ ile تُؤْتِي الْمُلْكَ ‘ye matuftur.
تَنْزِعُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri, أنت ’ dir. الْمُلْكَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
مَنْ müşterek ism-i mevsûl مِنْ harf-i ceriyle تَنْزِعُ fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası تَشَٓاءُۘ ’ dur. Îrabtan mahalli yoktur. تُعِزُّ مَنْ تَشَٓاءُ cümlesi, atıf harfi وَ ’ la تُؤْتِي الْمُلْكَ ’ ye atfedilmiştir.
تُعِزُّ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri, أنت ’ dir. Müşterek ism-i mevsûl مَنْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası تَشَٓاءُ ’ dur. Îrabtan mahalli yoktur. تُذِلُّ مَنْ تَشَٓاءُ cümlesi, atıf harfi وَ ’ la makabline matuftur.
تُذِلُّ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’ dir. Müşterek ism-i mevsûl مَنْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası تَشَٓاءُ ’ dur. Îrabtan mahalli yoktur.
تَشَٓاءُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri, أنت ’ dir.
Kasem için تَ almak [Tallahi], يَا الله örneğinde olduğu gibi lâm-ı tarife sahip olduğu halde başına nida harfinin gelebilmesi ve hemzesinin telaffuz edilmesi gibi hususiyetler de bu lafzın hususiyetleri arasındadır.(Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t - Te’vîl- Âşûr,Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir.
Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تُؤْتِي fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أتي ’ dir.
تُعِزُّ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi عزز ’ dir.
تُذِلُّ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi ذلل ’ dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
مَالِكَ ; sülâsi mücerredi ملك olan fiilin ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
بِيَدِكَ الْخَيْرُۜ اِنَّكَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ
Cümle, تُؤْتِي الْمُلْكَ ‘ den bedel olarak mahallen mansubdur.
İsim cümlesidir. بِيَدِكَ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. الْخَيْرُ muahhar mübteda olup damme ile merfûdur.
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
كَ muttasıl zamiri اِنَّ ’ nin ismi olarak mahallen mansubdur. عَلٰى كُلِّ car mecruru قَد۪يرٌ ’ e mütealliktir. شَيْءٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. قَد۪يرٌ kelimesi اِنَّ ’ nin haberi olup damme ile merfûdur.
قَد۪يرٌ kelimesi فيعل vezninde sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قُلِ اللّٰهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِي الْمُلْكَ مَنْ تَشَٓاءُ وَتَنْزِعُ الْمُلْكَ مِمَّنْ تَشَٓاءُۘ وَتُعِزُّ مَنْ تَشَٓاءُ وَتُذِلُّ مَنْ تَشَٓاءُۜ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Fiilin mekulü’l-kavli olan اللّٰهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِي الْمُلْكَ مَنْ تَشَٓاءُ nida üslubunda talebî inşâî isnaddır. Nida harfinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. اللّٰهُمَّ kelimesinin sonundaki şeddeli مَّ harfi mahzuf nida harfinden ivazdır. اللّٰهُمَّ ve مَالِكَ الْمُلْكِ münadadır.
Nidanın cevap cümlesi olan تُؤْتِي الْمُلْكَ مَنْ تَشَٓاءُ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
وَتَنْزِعُ الْمُلْكَ مِمَّنْ تَشَٓاءُۘ cümlesi nidanın cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Birbirine tezat nedeniyle atfedilen وَتُعِزُّ مَنْ تَشَٓاءُ ve وَتُذِلُّ مَنْ تَشَٓاءُۜ cümleleri, hükümde ortaklık nedeniyle nidanın cevabına atfedilmiştir.
Her iki cümle de müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlelerde mef’ûl konumundaki ism-i mevsûllerin sılası olan تَشَٓاءُ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Nidanın cevabı olan cümleler haberî isnad formunda gelmiş olmalarına rağmen dua manası taşımaktadır. Muktezâ-i zâhirin hilafına durum oluşmuştur. Bu nedenle cümleler mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
تُؤْتِي الْمُلْكَ مَنْ تَشَٓاءُ cümlesiyle وَتَنْزِعُ الْمُلْكَ مِمَّنْ تَشَٓاءُ cümlesi arasında ve وَتُعِزُّ مَنْ تَشَٓاءُ cümlesiyle وَتُذِلُّ مَنْ تَشَٓاءُۜ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
الْمُلْكَ - مَالِكَ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
مَنْ - تَشَٓاءُ - الْمُلْكِ kelimelerinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
تُؤْتِي - تَنْزِعُ ve تُعِزُّ - تُذِلُّ gruplarındaki kelimeler arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
Ayette تُؤْتِي [verirsin] ve تَنْزِعُ [alırsın]; تُعِزُّ [yükseltirsin] ve تُذِلُّ [alçaltırsın] fiilleri arasında mütecânis tıbâk vardır. (Dr. Mustafa Aydın, Arap Dili Belagatında Bedî’İlmi Ve Sanatları)
الْمُلْكِ , kudret; مَالِكَ ise kâdir manasındadır. مَالِكَ الْمُلْكِ vasfının manası, kudrete kâdir olan demektir. Binaenaleyh mana, “mahlukatın kadir oldukları şeyler üzerindeki her türlü kudretleri, ancak Allahu Teâlâ’nın kadir kılmasıyla olur. Buna göre O, her kadiri, gücünün yettiği şeye kudretli; her maliki de sahip olduğu mülke sahip kılan demektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Ayet, mülkiyetin gerektirdiği mutlak tasarrufun bazı çeşitlerini beyan etmekte, hakikatte mülk sahibinin Allah, diğerlerinin mecaz olduğu gerçeğini ortaya koymaktadır. Nitekim ayette, gerçek manada malikiyetin sübutunu ifade eden تَمْلِك fiili değil, vermek anlamına إتاءً fiili kullanılmıştır. Bu itibarla ayetteki birinci mülk (mülkün gerçek sahibi), hakiki ve umumidir ve memlukiyeti de gerçektir; diğer ikinci mülk ise mecazidir, özeldir ve bu mülklerin, sahiplerine nispeti de mecazîdir. Bir kavle göre de birinci mülk, umumidir; diğer iki mülk ise onun parçalarıdır. Son bir kavle göre de mülkten murat peygamberliktir ve mülkün alınması da peygamberliğin bir kavimden diğer kavimlere intikal ettirilmesidir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm - Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
Bu ayet-i kerimelerde zıt manadaki fiiller ve isimler bir arada zikredilmiştir. Bu tıbâklar, Allah Teâlânın kudret sahasını, gözetme-kollama gücünü ve kahredici otoritesini bariz bir şekilde ortaya koyar. İşte bu sebeple ayetlerde zikredilen fiilleri kolayca yapar. O’nun arzusuna hiçbir kuvvet karşı koyamaz. Mülkü dilediğine verir, dilediğinden alır, dilediğini aziz, dilediğini zelil kılar. O halde kim Allahu Teâlâ’nın bu kudretini inkâr edebilir? Tıbâk’ın sadece kelamı süslemek ya da şeklî bir zevk için gelmediği, bunların ötesinde daha yüce hedefler için geldiği açıktır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belâgat Dersleri Bedii İlmi, s.19)
تُؤْتِي الْمُلْكَ مَنْ تَشَٓاءُ وَتَنْزِعُ الْمُلْكَ مِمَّنْ تَشَٓاءُۘ cümlesinde olduğu gibi diğer bazı cümlelerde de tazim ve hürmet ifade eden tekrarlar vardır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
بِيَدِكَ الْخَيْرُۜ
İstînâfiyye veya bedel olarak fasılla gelen بِيَدِكَ الْخَيْرُۜ cümlesinin fasıl sebebi, kemâl-i ittisâldir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. بِيَدِكَ mahzuf mukaddem habere mütealliktir. الْخَيْرُۜ , muahhar mübtedadır.
بِيَدِكَ izafetinde Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olan يَدِ , şan ve şeref kazanmıştır. İzafet yoluyla az sözle çok anlam ifade edilmiştir.
Allah Teâlâ için kullanılan يَدِ [el] kelimesi kuvvet-kudret manasındadır. Allah için kullanılmasında müşâkele sanatı vardır. Kudret manasında ‘’el’’ kelimesinin kullanılması alete isnad olarak mecaz-ı mürseldir.
الْخَيْرُۜ ‘un, bütün cinslere şamil masdar anlamında kabul edilmesi mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.
Şayet “ayette neden ‘Hayır Senin elindedir.’ ifadesine yer verilmiş; şer değil de sadece hayır zikredilmiştir?” dersen, şöyle derim: Çünkü burada söz, Allah’ın müminlere lütfedeceği ve tam da kâfirlerin inkâr ettiği hayırlarla ilgilidir. Bu sebeple “Hayır Senin elindedir.” denilmiş yani düşmanlarına rağmen sen hayrı dostlarına lütfedersin denilmek istenmiştir. Ayrıca Allah’ın faydalı yahut zararlı tüm fiilleri hikmet ve maslahata göre sadır olur, bu yüzden de O’nun bütün fiilleri hayırdır. Mülkü vermek de çekip almak da bu kapsamdadır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ ’ ikı Ğavâmidı’t -Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
Ayette yalnız hayrın zikredilmesinin bazı sebepleri vardır. Şöyle ki:
İlâhî hükme konu olan yalnız hayırdır. Şer o sebeple zikredilmemiştir.
Şerrin hükmü arızidir, zira cüzi bir şerrin içinde mutlaka külli bir hayır vardır.
Şerrin hasıl olmasında kısmen sahibinin de dahli vardır. Çünkü şer, sahibinin amellerinin karşılığıdır. Hayır ise sadece ilâhî lütuftur. Ayette şerrin zikredilmemesi, insanların edebi gözetip şerri Allah’a isnad etmemeleri içindir. Burada söz konusu olan sadece hayırdır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
اِنَّكَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ
Ayetin fasılası olan اِنَّكَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ cümlesi, ta’liliyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi, şibh-i kemâl-i ittisâldir.
اِنَّ ile tekit edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ car-mecruru, umum ifadesi için, amili olan قَد۪يرٌ ‘ e takdim edilmiştir.
شَيْءٍ ‘ deki nekrelik, nev ve kesret ifade eder.
قَد۪يرٌ , mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Bu cümle Allah Teâlâ’nın tüm mevcudattaki tasarrufunun umumiliğine delalet etmektedir. Var olanı yok etmek ve yok olanı da var etmek yalnız O’nun elindedir.
Ayetteki nidanın cevabına dahil olan son iki cümle de haber cümlesi olmalarına rağmen muktezâ-i zâhirin hilafına olarak dua manasına geldikleri için mecâz-ı mürsel mürekkebdir.
قَد۪يرٌ - الْخَيْرُۜ kelimeleri arasında muvazene sanatı vardır.
Bu cümle, Kur’an-ı Kerim’in birçok suresinde ufak farklılıklarla veya aynen tekrarlanmıştır. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.
Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekit edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, Ahkaf/28, C. 7, S. 314)
Allah Telâlâ’nın kudretini ve mülkünün kemâlini açıklayan ayetler birbiri ardısıra gelmiş, … تُؤْتِي الْمُلْكَ ... وَتَنْزِعُ الْمُلْكَ... وَتُعِزُّ ... وَتُذِلُّ cümleleri birbirine و ile vasl yapılarak gelirken بِيَدِكَ الْخَيْرُۜ cümlesi fasl yapılarak gelmiştir. Çünkü bu cümle ta’lil cümlesidir. Geçen cümlelerdeki fiillerin O’na has olmasının sebebini açıklar. Bu tip cümleleri وَ ile bağlamak uygun olmaz. Çünkü kendisiyle öncesindeki cümleler arasında bu şekildeki vasla engel olan bir ilişki vardır.
اِنَّكَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ cümlesi de bu ta’lil cümlesini tekid eder. Bu nedenle aralarında sıkı bir ilişki vardır. Bu ilişki de aralarına و gelmesine engel olur. Nida üslubu da yine siyak ve karînelerden anlaşılan delillerle asıl vaz edildiği manadan çıkarak başka manalar ifade edebilir.
اِنَّكَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ cümlesi, bundan önce zikredilenlerin sebebini, illetini beyan ve onların gerçek olduklarını ifade eder. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Cenab-ı Hakk'ın بِيَدِكَ الْخَيْرُۜ “Hayır, yalnız Senin elindedir.” ifadesindeki يَدِ kelimesinden murat, kudrettir. Buna göre mana, “Hayır, yalnız Senin kudretindedir.” şeklinde olur. Lafzındaki elif-lâm umum ifade eder. Buna göre mana, “Her türlü bereket ve hayırlar, ancak Senin kudretinle meydana gelir.” şeklinde olur. Yine ‘Hak Teâlâ’nın’ tabiri, hasr ifade eder. Buna göre Cenab-ı Hakk sanki “Hayır Senin; -başkasının değil, yalnız Senin- elindedir.” demek istemiştir. (Fahreddin er-Râzî , Mefâtîhu’l-Gayb)