قُلْ اَط۪يعُوا اللّٰهَ وَالرَّسُولَۚ فَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْكَافِر۪ينَ ٣٢
قُلْ اَط۪يعُوا اللّٰهَ وَالرَّسُولَۚ
Fiil cümlesidir. قُلْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’ dir. Mekulü’l-kavl اَط۪يعُوا اللّٰهَ ’ dir. قُلْ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
اَط۪يعُوا fiili ن ’ un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. اللّٰهَ lafza-i celâl mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. الرَّسُولَ atıf harfi وَ ’ la lafza-i celâle matuftur.
اَط۪يعُوا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi طوع ’dır.
İf’al babı fiile ta’diye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
فَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْكَافِر۪ينَ
Fiil cümlesidir. فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تَوَلَّوْا şart fiili olup, iki sakin harfin birleşmesinden dolayı mahzuf elif üzerine mukadder damme ile mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.
ٱللَّهَ lafza-i celâl إِنَّ ’ nin ismi olup fetha ile mansubdur. لَا يُحِبُّ الْكَافِر۪ينَ cümlesi, إِنَّ ’ nin haberi olarak mahallen merfûdur.
لَا nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يُحِبُّ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’ dir. الْكَافِر۪ينَ mef’ûlun bih olup nasb alameti ي ’ dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanırlar.
فَاِنْ تَوَلَّوْا ifadesi mazi fiil olabileceği gibi Peygamberin onlara söylediği sözler cümlesi içerisinde yer alıp فَاِنْ تَتَوَلَّوْا anlamında muzari fiil de olabilir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
یُحِبُّ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi حبب ’dir.
تَوَلَّوْا fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi ولي ’ dir.
Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.
الْكَافِر۪ينَ ; sülâsî mücerredi كفر olan fiilin ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قُلْ اَط۪يعُوا اللّٰهَ وَالرَّسُولَۚ فَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْكَافِر۪ينَ
İstînâfiyye olarak fasılla gelen ayet emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
قُلْ fiilinin mekulü’l-kavli olan اَط۪يعُوا اللّٰهَ وَالرَّسُولَ cümlesi ise emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Allah’a itaatin zikrinden sonra resulüne itaat emri, hususun umuma atfı babında ıtnâb sanatıdır. Allah'a itaat eden, resulüne itaatsizlik etmez.
İtaat edileceklerin Allah ve resulü olmak üzere sayılması taksim sanatıdır.
فَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْكَافِر۪ينَ cümlesi فَ ile, mekulü’l-kavle atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada inşâ cümlesi haber cümlesine atfedilmiştir.Haberî manada olması, şart cümlesinin haber cümlesine atfını mümkün kılmıştır.
Şart üslubunda gelen terkipte اِنْ تَوَلَّوْا cümlesi, şarttır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder.(Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s. 106.)
فَ karînesiyle gelen فَاِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْكَافِر۪ينَ şeklindeki cevap cümlesi, اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkâri kelamdır. Lafza-ı celâl müsnedün ileyh, لَا يُحِبُّ الْكَافِر۪ينَ cümlesi müsneddir. Menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedin muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve istimrar ifade etmektedir. Ayrıca muzari fiil olayı zihinde canlandırmayı sağlayarak muhatabı etkiler. Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla, sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler.
Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkib, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması teberrük, telezzüz ve muhabbet duyguları uyandırmak içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı, hükmün illetini belirtmek ve ikazı artırmak için zamir makamında zahir ismin zikrindde ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Mef’ûl konumundaki الْكَافِر۪ينَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin hudûs ve yenilenmesine işaret etmiştir.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ , isnadın tekrarı ve isim cümlesi olmak üzere üç tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem / sağlam cümlelerdir.(Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili Kadr/1)
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
اَط۪يعُوا - تَوَلَّوْا kelimeleri arasında tıbâk-ı hafî sanatı vardır.
Önceki ayette de اتَّبِعُ (tâbi olmak) geçmişti. Burada geçen اَط۪يعُ (itaat) ile اتَّبِعُ benzer manalardadır. Aralarında cinas-ı nakıs ve mürâât-ı nazîr sanatları vardır.
Önceki ayette Efendimiz kendisinden ‘bana’ diye bahsederken burada الرَّسُولَۚ diye bahsedilmiştir. Tecrîd ve iltifat sanatı vardır.
Allah ve الرَّسُولَۚ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Ayette zamir yerine zahir ismin (Allah) tercih edilmesi ve gaibden muhatap ifadesine geçilmesi, itaat cihetini tayin ve onun illetini bildirmek içindir. Zira emrolunan itaat, Peygamberin (s.a.v) şahsı itibariyle değil, Allah’ın elçisi olması itibariyledir. Ve hiç şüphe yok ki (ayette zikredilen) risalet unvanı, itaatin muciplerinden ve sebeplerindendir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
[Eğer yüz çevirirlerse bilsinler ki Allah kâfirleri sevmez.] Yani eğer yüz çevirirlerse inkâr etmişler demektir. Allah kâfirleri sevmez. Bu ifade “Kâfirlere buğz eder.” ifadesinden daha ağırdır. Çünkü bu anlatım olumsuzdur ve sevginin hiçbir şekilde var olmadığını ifade etmektedir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)
Burada ilâhî muhabbetin nefyi, فَاِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْكَافِر۪ينَ [Şüphesiz Allah kâfirleri sevmez.], Allah’ın onlara olan buğzundan kinayedir. Yani Allah onlardan razı olmaz ve onları hayırla vasıflandırmaz, demektir.
Burada kâfirlerin zamirle değil de zahir isimle zikri, hükmün bütün kâfirleri kapsaması ve hükmün illetini bildirmek içindir. Zira Allah’ın onlara buğz etmesi, onların küfürleri sebebiyledir. Ve bu ifade ile söz konusu itaatten yüz çevirmenin küfür; ilâhî muhabbetin de müminlere has olduğu bildirilmektedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)