اِنَّ اللّٰهَ اصْطَفٰٓى اٰدَمَ وَنُوحاً وَاٰلَ اِبْرٰه۪يمَ وَاٰلَ عِمْرٰنَ عَلَى الْعَالَم۪ينَۙ ٣٣
اِنَّ اللّٰهَ اصْطَفٰٓى اٰدَمَ وَنُوحاً وَاٰلَ اِبْرٰه۪يمَ وَاٰلَ عِمْرٰنَ عَلَى الْعَالَم۪ينَۙ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
اللّٰهَ lafza-i celâl اِنَّ ’ nin ismi olup fetha ile mansubdur. اصْطَفٰٓى اٰدَمَ cümlesi, اِنَّ ’ nin haberi olarak mahallen merfûdur.
Fiil cümlesidir. اصْطَفٰٓى elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’ dir. اٰدَمَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
نُوحًا وَاٰلَ اِبْرٰه۪يمَ وَاٰلَ عِمْرٰنَ kelimeleri atıf harfi وَ ’ la اٰدَمَ ’ e matuftur. اِبْرٰه۪يمَ ve عِمْرٰنَ kelimeleri gayrı munsarif oldukları için esre almamıştır. عَلَى الْعَالَم۪ينَ car mecruru اصْطَفٰٓى fiiline müteallik olup cer alameti ى ‘ dir. Cemi müzekker salime mülhak kelimeler harfle îrablanırlar.
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayrı munsarıfa girer.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اصْطَفٰٓى fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi صفو ’ dir. İftial babının fael fiili ص ض ط ظ olursa iftial babının ت si ط harfine çevrilir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
اِنَّ اللّٰهَ اصْطَفٰٓى اٰدَمَ وَنُوحاً وَاٰلَ اِبْرٰه۪يمَ وَاٰلَ عِمْرٰنَ عَلَى الْعَالَم۪ينَۙ
İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ , isnadın tekrarı ve isim cümlesi olmak üzere üç tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.(Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili Kadr/1)
اِنّ ’ nin haberi olan اصْطَفٰٓى اٰدَمَ وَنُوحًا وَاٰلَ اِبْرٰه۪يمَ وَاٰلَ عِمْرٰنَ عَلَى الْعَالَم۪ينَۙ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. اِنَّ ’ nin haberinin mazi fiil sıygasında cümle olarak gelmesi hükmü takviye, istikrar ve temekkün ifade etmiştir.
Müsnedin ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
Burada اصْطَفٰٓى [seçti] kelimesi fasılaya delalet eder.Bu delalet lafzî değil manevidir. Çünkü lafızlar farklıdır. Ancak seçmek fiili aynı cinsten seçilecek şeyler olduğuna delalet eder. İşte bu seçilecek şeyler الْعَالَم۪ينَ [âlemler]’dir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi)
Ayetteki اصْطَفٰٓى sözcüğü, fasılanın aynı kökten olmayan الْعَالَم۪ينَ şeklinde geleceğine delalet etmektedir. Her iki sözcük de kök olarak farklı olmalarına rağmen aralarında anlam ilişkisi vardır. Çünkü tercih edilen bir şeyin, kendi cinsi içinden tercih edilmiş olduğu bilinen bir gerçektir. Burada tercih edilenler, kendi cinslerinden olan الْعَالَم۪ينَ e tercih edilmiştir. (Dr. Mustafa Aydın, Arap Dili Belâgatında Bedî’İlmi Ve Sanatları)
İlk iki peygamberden sonra iki aile zikredilmiştir. Tağlîb sanatı ile kısa yoldan bütün peygamberler kastedilmiş olabilir. Muhammed Ebu Musa her peygamber ve ona inananların yaşadığı çağdakiler arasından seçildiğini, onlara üstün olduğunu söyler.
Bu peygamberlerin zikredilmesinden maksat Yahudilere ve Hristiyanlara peygamberlerinin Hz. Muhammed’e olan güçlü bağlılıklarını hatırlatmak içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Seçilenlerin اٰدَمَ , نُوحًا , اٰلَ اِبْرٰه۪يمَ , اٰلَ عِمْرٰنَ şeklinde sayılmasında taksim sanatı, bu kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
عَلَى - الْعَالَم۪ينَۙ kelimeleri arasında cinas-ı nakıs sanatı vardır.
Âl-i İmran’ın, Âl-i İbrahim’e dahil olduğu halde ayrıca zikredilmesi, İsa’nın (a.s) durumuna duyulan ilgidendir. Çünkü İsa (a.s) hakkındaki ihtilaf çok derindir. اصْطَفٰٓى (seçme, üstün kılma, tercih etme) vasfının yakın babaya nispeti, bu vasfın âl’de (soyda) gerçekleştiğine açık bir delalettir. “Âl” in Nûh ve Âdem’e (a.s) değil de İbrahim’e (a.s) izafe edilmesinin sebebi de budur. Zira Âdem ve Nûh ailesinden hidayete ermemiş olanlar da vardır.
اٰلَ عِمْرٰنَ [İmran ailesi] ifadesiyle İmran’ın kendisi kastedilmiştir. Burada kastedilen kişi, Süleyman b. Davud’un neslinden İmran b. Eşhem’dir. Bir rivayete göre Hz. Meryem’in babası olan İmran b. Mâsân’dır. Bu kişi peygamber olarak değil, Allah’ın rızasını kazanmış dindar ve iyi bir kul olarak diğer insanlar arasından seçilmiştir. Hz. Meryem’in babası, Hz. İsa’nın dedesi yani annesinin babası olma şerefine nail olmuştur. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es- Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)
اصْطَفٰٓى lügatta tasfiye etmek, süzmek, saflaştırmak, bir şeyin saf olan kısmını almak gibi manalara gelir. Ama burada söz konusu olan seçmek, üstün kılmaktır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
اصْطَفٰٓى fiili Arapça’da, “seçti, tercih etti” manasına gelir. Buna göre اصْطَفٰٓى lafzının manası, bulanıklıklardan uzak ve saf olan, görülen ve müşahede edilebilen bir şeye benzetilerek, “Onları mahlukatının en arısı ve durusu kıldı.” demektir. Bu ayetin bir benzeri de Cenab-ı Hakk’ın Hz. Musa’ya, “Ben seni risaletimle… bütün insanlardan mümtaz kıldım.” (A’raf/144) sözü ile Hz. İbrahim, İshak ve Yakub (as) hakkındaki “Çünkü onlar Bizim katımızda cidden seçkinlerden, hayırlılardandı.” (Sâd, 47) sözüdür. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)