Âl-i İmrân Sûresi 43. Ayet

يَا مَرْيَمُ اقْنُت۪ي لِرَبِّكِ وَاسْجُد۪ي وَارْكَع۪ي مَعَ الرَّاكِع۪ينَ  ٤٣

“Ey Meryem! Rabbine divan dur. Secde et ve (O’nun huzurunda) rükû edenlerle beraber rükû et” demişlerdi.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 يَا مَرْيَمُ Meryem
2 اقْنُتِي divan dur ق ن ت
3 لِرَبِّكِ Rabbine ر ب ب
4 وَاسْجُدِي ve secde et س ج د
5 وَارْكَعِي ve (huzurunda) eğil ر ك ع
6 مَعَ beraber
7 الرَّاكِعِينَ eğilenlerle ر ك ع
 

يَا مَرْيَمُ اقْنُت۪ي لِرَبِّكِ وَاسْجُد۪ي وَارْكَع۪ي مَعَ الرَّاكِع۪ينَ

 

يَا  nida harfidir. Münada olan مَرْيَمُ  müfred alem olup, damme üzere mebni mahallen mansubdur. Nidanın cevabı اقْنُت۪ي 'dir.

Fiil cümlesidir. اقْنُت۪ي  fiili  نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Muhataba  ي ‘ sı fail olarak mahallen merfûdur. لِرَبِّ  car mecruru  اقْنُت۪ي  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كِ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اسْجُد۪ي  atıf harfi وَ  ile  اقْنُت۪ي fiiline matuftur.

اسْجُد۪ي  fiili  نَ ’ un hazfıyla mebni emir fiildir. Muhataba  ي ‘ sı fail olarak mahallen merfûdur. ارْكَع۪ي  atıf harfi وَ  ile makabline matuftur.

ارْكَع۪ي  fiili  نَ ’ un hazfıyla mebni emir fiildir. Muhataba  ي ‘ sı fail olarak mahallen merfûdur. Mekân zarfı  مَعَ  kelimesi  ارْكَع۪ي  fiiline mütealliktir.  الرَّاكِع۪ينَ  muzâfun ileyh olup, cer alameti ی ’ dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır.

Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

رَّاكِع۪ينَ  ; sülâsi mücerredi  ركع  olan fiilin ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

يَا مَرْيَمُ اقْنُت۪ي لِرَبِّكِ وَاسْجُد۪ي وَارْكَع۪ي مَعَ الرَّاكِع۪ينَ


Müstenefe cümlesi olan ayette meleklerin sözleri devam etmektedir. Nida üslubunda talebî inşâî isnaddır. Nidanın cevabı olan  اقْنُت۪ي لِرَبِّكِ وَاسْجُد۪ي  cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Veciz ifade kastına matuf  لِرَبِّكِ  izafetinde, Hz. Meryem’e ait zamirin Rab ismine muzâfun ileyh olması Hz. Meryem’e tazim teşrif ve destek içindir.

Önceki cümledeki lafza-ı celâlden bu cümlede Rab ismine iltifat sanatı vardır.

Yine emir üslubunda gelmiş  وَاسْجُد۪ي  ve  وَارْكَع۪ي مَعَ الرَّاكِع۪ينَ  cümleleri  اقْنُت۪ي لِرَبِّكِ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

ارْكَع۪ي - الرَّاكِع۪ينَ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları, اقْنُت۪ي- اسْجُد۪ي - ارْكَع۪يوَ  kelimeleri arasında ise mürâât-ı nazîr sanatları vardır.

Ayetteki fiillerde cüz’iyyet alakasıyla mecaz-ı mürsel vardır.

Cüz’iyyet alakası: Bir şey söylenip bununla o şeyin tamamının kastedilmesidir. Yani cüz’ün söylenip bütünün murat edilmesidir. Bundan amaç mübalağadır. Buna zikr-i cüz irade-i kül de denir Bu ayet-i kerimelerde yer alan  rüku ve secdeden murat namazdır. Namazın bir rüknü, tümü manasında kullanılmıştır. Bunlar namazın esaslarındandır. Bir şeyin bütününden bir cüz’ün zikredilmesi için cüz-kül arasında kuvvetli bir bağ olması lazımdır. Ayrıca mana ile siyak arasında da bir ilişki olması gerekir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri, Beyân İlmi)

Ey Meryem, Rabbine yani babasız çocuk sahibi olma durumuna boyun eğ, secde et ve rüku edenlerle birlikte rüku et şeklinde Hz. Meryem’in uyması gereken emirlerin sıralanması taksim sanatıdır.

Yukarıda Allah ismi gelmişken burada Rab ismi gelmiştir. Rab isminde rububiyet manası yani terbiye, irşad manaları vurgulanır. Secde rükudan önce gelmiştir. Secde, rüku ve kunut; üçü de boyun eğmekle alakalı tabirlerdir.

Secde sadece namaz, diğeri ise cemaatle birlikte namaz diye yorumlanmıştır.

Vitr namazında okuduğumuz kunut duası tabiri bu ayette geçen ‘’boyun eğ’’ manasındaki  اقْنُت۪ي  fiilinin türevidir.

Bazen takdim, çoktan aza doğru gerçekleşir. Allah Teâlâ bu ayetinde ibadetlerin tümünü içine alan “kunut” ile başlamış, daha sonra “sücûd”u ve ondan sonra da rükû”yu zikretmiştir. (İzzet Marangozoğlu, Beyânî Tefsir Metodu -Fâdıl Sâlih es- Sâmerrâî Örneği-)

وَاسْجُد۪ي وَارْكَع۪ي  kelimelerinin başındaki atıf وَ ’ ı, tertibi değil beraberliği ifade eder. Kulun, Allah’a en yakın olduğu zaman secde ettiği zamandır. “Sizden biri mescide girdiği zaman iki secde yapsın yani iki rekat namaz kılsın.” buyurmuştur. Yine  مسجد  lafzı da  سجود (secde etme) masdarından bir isimdir ki bundan maksat, secde edilecek değil, namaz kılınacak yer demektir. Bir de namazın en şerefli parçası secdedir. Bir şeyi en şerefli parçasının ismi ile adlandırmak, meşhur bir mecaz çeşididir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Meryem’e yapılan nidanın tekrarı, bu nidadan sonra gelecek emirler olduğunu bildirmek; nimetlerin hatırlatılması ise bunun zikrine bir hazırlık ve gereğini yapmaya teşvik içindi. 

Burada Rab unvanının zikredilmesi, emre boyun eğmenin vücubunun illet ve sebebini zımnen bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Sücûdun takdimi şükür manasına dahil olması içindir, çünkü makam şükür makamıdır. يا مَرْيَمُ اقْنُتِي  şeklinde nidanın tekrarı, halinin şaşılacak bir durum olması sebebiyledir. Zira ilk nida melekleri dinlemesi için kafidir. Dolayısıyla bu ikinci nida Meryem’in dikkatini çekmek ve halini yüceltmek içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

اقْنُت۪ي لِرَبِّكِ وَاسْجُد۪ي  şeklinde Hz. Meryem’e gönülden ibadet [kunût] ve secde etmesi söylenerek ona “namaz” kılması emredilmiştir, zira bu ikisi namazın rükünlerindendir; sonrasında da ona  وَارْكَع۪ي مَعَ الرَّاكِع۪ينَ  [rükû edenlerle birlikte rükû et] denilmiştir ki bunun manası, “Namazın cemaatle olsun” ya da “Kendini namaz kılanlarla birlikte tanzim et, onların arasına dahil et, onlardan başkasının safında yer alma” şeklindedir. Onun döneminde bir grup insanın namazda secde ve kıyam yapıp rükû etmemeleri, diğer bir grup insanın ise rükû da yapıyor olmaları mümkündür, bu durumda ona, rükû etmeyenlerle değil, edenlerle birlikte olması emredilmiş olmaktadır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)