وَمَكَرُوا وَمَكَرَ اللّٰهُۜ وَاللّٰهُ خَيْرُ الْمَاكِر۪ينَ۟ ٥٤
Tuzak kurma negatif bir kelimedir. İçinde fesat vardır. Kur’ânda da pozitif anlamda kullanılmaz. Burda “onlar da tuzak kurdular”dan sonra gelen “Allah da tuzak kurdu” kısmını “onların bu kötülüklerinin etkisini ortadan kaldırdı, tuzaklarını boşa çıkardı” şeklinde anlamamız doğru olur. “Allah tuzak Kur’ânların hayırlısıdır” kısmındaki “makirin” ismi faildir, yani zamansızdır. Şimdi de, sonra da, her ne zaman tuzak kurulsa Allah kötülerin o tuzağını boşa çıkaracaktır...
وَمَكَرُوا وَمَكَرَ اللّٰهُۜ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. مَكَرُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur.
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. مَكَرَ fetha üzere mebni mazi fiildir. اللّٰهُ lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur.
وَاللّٰهُ خَيْرُ الْمَاكِر۪ينَ۟
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. اللّٰهُ lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur. خَيْرُ haber olup, damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. الْمَاكِر۪ينَ۟ muzâfun ileyh olup cer alameti ی ’ dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
خَيْرُ , ism-i tafdildir. İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil اَفْضَلُ veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi فُعْلَى veznindedir.
İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır.
خَيْرٌ ve شَرٌّ kelimeleri Kur’an-ı Kerim’de umumiyetle ismi tafdil manasında gelmiştir. Bunların asılları اَخْيَرُ ve اَشْرَرُ veznindedir. Çok kullanıldıklarından dolayı Arap dilbilgisinde bu şekilde gelmektedir.
مَاكِر۪ينَ۟ ; sülâsi mücerredi مكر olan fiilin ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَمَكَرُوا
و وَ İstînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
مَكَرُوا kelimesinde irsâd sanatı vardır.
وَمَكَرَ اللّٰهُۜ
وَ , istînâfiyyedir.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedin ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı vardır.
وَمَكَرَ اللّٰهُۜ cümlesiyle وَمَكَرُوا cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
وَاللّٰهُ خَيْرُ الْمَاكِر۪ينَ۟
, وَ istînâfiyyedir.
وَاللّٰهُ خَيْرُ الْمَاكِر۪ينَ۟ cümlesi, mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedin ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı, hükmün illetini belirtmek ve ikazı artırmak için zamir makamında zahir ismin tekrarlanmasında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
خَيْرٌ mübalağalı ism-i fail kalıbı olan ism-i tafdil vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Müsned, îcaz yollarından biri olan izafetle gelerek az sözle çok anlam ifade edilmiştir.
Bu izafet sıfatın mevsufuna muzâf olması şeklinde lafzî izafettir. Sıfat tamlaması, izafetin verdiği manayı karşılayamaz.
وَمَكَرَ اللّٰهُۜ cümlesiyle وَاللّٰهُ خَيْرُ الْمَاكِر۪ينَ۟ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
وَمَكَرُوا - مَكَرَ - الْمَاكِر۪ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. Ayrıca مَكَرُوا - مَكَرَ kelimeleri arasında farklı manalara geldikleri için aralarında müşakele ve tam cinas sanatları vardır.
Burada مَكَرَ (hile yapma) fiili, mecazen cezalandırmak manasında kullanılmıştır. Çünkü hile yapmak, tuzak kurmak Allahu Teâlâ’nın zatıyla uyuşmaz. Ancak bu cezaya onların mekri (hilesi) sebep olduğu için sebep alakasıyla mecaz-ı mürsel olmuştur. Lazım söylenmiş, melzum kastedilmiştir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)
Bütün kemâl ve celâl sıfatların anlamlarını bünyesinde barındıran lafza-i celâlin tekrarı haşyet uyandırma amacına matuftur. Ayrıca bu tekrarda ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s - sadr sanatları vardır.
Allah Teâlâ’nın kendinden Allah şeklinde bahsetmesi tecrîddir.
Müminlere karşı girişilen hilelerin, kurulan her tuzağın aslında Allah’ın bu tuzak sahiplerine kurduğu bir tuzak olduğunu beyan eder. Başkalarına kurulan tuzak aslında kendilerine yöneliktir. Firavun ordusu ile Musa’yı takip etmiş kendisi boğulmuştur, Mekke’de müşrikler Hz. Peygamberi öldürmeye teşebbüs etmişler, O’na hicret yolu açılmıştır.
Ayette müşâkele yapılmıştır. Buna göre Allah’a isnat edilen مَكَرَ (tuzak kurma) lafzıyla hakiki anlamı değil de kâfirlerin planlarının boşa çıkarılması kastedilmiştir. (Adem Yerinde, Belagat İlminde Müşâkele Sanatı, Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm, Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Bu lafız, müteşâbihattan değildir. Çünkü bu, mükemmel ve sağlam tedbir manasınadır. Sonra örfte, başkalarına bir şer ulaştırmak için alınan tedbir manasına kullanılmıştır. Bu mana, Hak Teâlâ hakkında imkânsız değildir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Mekr; karanlık, gizli, hissedilmeyecek hile ile diğerine zarar vermeye çalışmaktır. İsrailoğulları’nın buradaki hileleri, Hz. İsa’ya komploları yani Allah’ın kelimesini yok etmek için gizli gizli tedbirlere teşebbüs edip birden bire onu öldürmek üzere el altından birtakım kimseler tayin etmiş olmalarıdır. Ve Hristiyanların sözüne göre bu hileye havarilerden birisi de iştirak etmiş ve kâfirlere casusluk yapmış. Bu suikast, Hz. İsa’nın hem maddî hayatına hem manevî hayatına yönelmişti. Bir taraftan zulüm yaparak kendini öldürmek diğer taraftan davet ettiği tevhid dinini kaldırmak için mekr, hile ve hud’a düşünülüyordu. Artık İsa’nın çekilme zamanı gelmişti, fakat daha ölmeyecekti. İsrailoğulları bu hile dolayısıyla Hristiyanlığa bir hayli şeyler soktular, karıştırdılar, fakat arzularına erişemediler. İsa’yı öldüremediler. Hıristiyanlığı ortadan kaldıramadılar. Onlar hile yaptılar Allah da onlara hile yaptı, onları hileden men etmedi, fakat hilelerinin cezasını verdi. Gerçekten Allah mekredenlerin hayırlısıdır. O’nun hilesi, başkalarınınki gibi şer ve zarar vermeyi hedef alan bir hile olmadığı gibi keşfi mümkün, önüne geçilebilir, durdurulur bir hile de değildir. Hatıra ve hayale gelmez, engin sırlarına erilmez yönlerden çevirir; imandan, doğruluktan çıkan, küfür ve hileye sapanların belalarını verir. Buna göre Allah’ın mekri lügat bakımından bilinen şer manasıyla değil, ona ceza olan ve müşâkele (şekli bir, manası zıt kelime getirmek) suretiyle hile denilebilen bir hayırdır. Hatta ilâhî hile, hile yapanlar için bile bir hayrı içerir. Çünkü onlara bu şekilde hilenin fenalığını, cezasını anlatır da uyanmalarına, tövbe etmelerine sebep olur. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)
مَكَر fiilinin Allah’a isnat edilmesi, öncesindeki مَكَرُوا (plan kurdular) fiiline müsahabetten dolayıdır. Söz konusu lafız ilk geçtiği yerde hakikî anlamıyla kullanılırken ikinci yerde sözlük anlamından bağımsız farklı bir manada; “planı boşa çıkarma” manasında kullanılmış olup iki lafız arasında biçim ve fonetik uyum dışında bir alaka bulunmamaktadır. (Adem Yerinde, Belagat İlminde Müşâkele Sanatı)
Bu cümle önceki cümle için tezyîl cümlesidir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)