اِذْ قَالَ اللّٰهُ يَا ع۪يسٰٓى اِنّ۪ي مُتَوَفّ۪يكَ وَرَافِعُكَ اِلَيَّ وَمُطَهِّرُكَ مِنَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَجَاعِلُ الَّذ۪ينَ اتَّبَعُوكَ فَوْقَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِۚ ثُمَّ اِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَاَحْكُمُ بَيْنَكُمْ ف۪يمَا كُنْتُمْ ف۪يهِ تَخْتَلِفُونَ ٥٥
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | إِذْ | hani |
|
| 2 | قَالَ | demişti |
|
| 3 | اللَّهُ | Allah |
|
| 4 | يَا عِيسَىٰ | Îsa |
|
| 5 | إِنِّي | elbette ben |
|
| 6 | مُتَوَفِّيكَ | senin canını alacağım |
|
| 7 | وَرَافِعُكَ | ve seni yükselteceğim |
|
| 8 | إِلَيَّ | bana |
|
| 9 | وَمُطَهِّرُكَ | ve seni temizleyeceğim |
|
| 10 | مِنَ | -den |
|
| 11 | الَّذِينَ | kimseler- |
|
| 12 | كَفَرُوا | inkar eden |
|
| 13 | وَجَاعِلُ | ve tutacağım |
|
| 14 | الَّذِينَ | kimseleri |
|
| 15 | اتَّبَعُوكَ | sana uyan |
|
| 16 | فَوْقَ | üstünde |
|
| 17 | الَّذِينَ | kimselerim |
|
| 18 | كَفَرُوا | inkar eden |
|
| 19 | إِلَىٰ | kadar |
|
| 20 | يَوْمِ | gününe |
|
| 21 | الْقِيَامَةِ | kıyamet |
|
| 22 | ثُمَّ | sonra |
|
| 23 | إِلَيَّ | bana olacaktır |
|
| 24 | مَرْجِعُكُمْ | dönüşünüz |
|
| 25 | فَأَحْكُمُ | ben hükmedeceğim |
|
| 26 | بَيْنَكُمْ | aranızda |
|
| 27 | فِيمَا | şeyler (hakkında) |
|
| 28 | كُنْتُمْ | sizin |
|
| 29 | فِيهِ | onda |
|
| 30 | تَخْتَلِفُونَ | ayrılığa düştüğünüz |
|
Hz. İsa’ya tam olarak ne olduğu Kur’ân ve sünnette detaylıca anlatılmamıştır. Rabbimiz bilmemizi istediği kadar bir kısmını bizimle paylaşmıştır. Bunda da bir hikmet olduğuna iman etmeliyiz. Zaten surenin en başında 7. ayette de ayetlerin bir kısmının müteşabih olduğunu bildirmişti Rabbimiz. (Esin Durgun)
اِذْ قَالَ اللّٰهُ يَا ع۪يسٰٓى اِنّ۪ي مُتَوَفّ۪يكَ وَرَافِعُكَ اِلَيَّ وَمُطَهِّرُكَ مِنَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا
Fiil cümlesidir. Zaman zarfı اِذْ, takdiri أذكر olan mahzuf fiile mütealliktir. قَالَ ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. اللّٰهُ lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. Mekulü’l-kavli يَا ع۪يسٰٓى ’ dır. قَالَ fiilinin mef'ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
يَا nida harfidir. Münada ع۪يسٰٓى müfred alem olup mukadder elif üzere damme ile mebni, mahallen mansubdur. Nidanın cevabı اِنّ۪ي مُتَوَفّ۪يكَ ’ dir.
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.
ي mütekellim zamir اِنَّ ’ nin ismi olarak mahallen mansubdur. مُتَوَفّ۪يكَ kelimesi اِنَّ ’ nin haberi olup, ي üzere mukadder damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
رَافِعُكَ atıf harfi وَ ’ la مُتَوَفّ۪يكَ ’ ye matuftur. اِلَيَّ car mecruru رَافِعُكَ ’ye mütealliktir. مُطَهِّرُكَ atıf harfi وَ ’ la مُتَوَفّ۪يكَ ’ ye matuftur. الَّذ۪ينَ cemi müzekker has ism-i mevsûl من harf-i ceriyle مُطَهِّرُكَ ’ ye mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası كَفَرُوا ’ dur. Îrabtan mahalli yoktur.
كَفَرُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur.
(إِذْ) : Yanlız Cümleye muzâf olan zaman zarfıdır. a) (إِذْ) mef’ûlun fih, mef’ûlun bih, mef’ûlun leh olur. b) (إِذْ) den sonra muzâri fiil veya isim cümlesi gelirse gelecek zaman ifade eder. c) (بَيْنَا) ve (بَيْنَمَا) dan sonra gelirse mufâcee (sürpriz) harfi olur. Bu durumda zarf (zaman bildiren isim) değil harf olur. d) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مُتَوَفّ۪ي ; sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan تَفَعَّلَ babının ism-i failidir.
مُطَهِّرُ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan tef’il babının ism-i failidir.
رَافِعُ ; sülâsi mücerredi رفع olan fiilin ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَجَاعِلُ الَّذ۪ينَ اتَّبَعُوكَ فَوْقَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِۚ
جَاعِلُ , atıf harfi وَ ile مُتَوَفّ۪يكَ ’ ye matuftur. Aynı zamanda muzâftır. Cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası اتَّبَعُوكَ ’ dir. Îrabtan mahalli yoktur.
Fiil cümlesidir. اتَّبَعُو damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir كَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
فَوْقَ mekân zarfı, اتَّبَعُو ’ nun mahzuf ikinci mef’ûlun bihine mütealliktir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası كَفَرُٓوا ’ dur. Îrabtan mahalli yoktur.
كَفَرُٓوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. اِلٰى يَوْمِ car mecruru جَاعِلُ ’ ye mütealliktir. الْقِيٰمَةِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
اتَّبَعُو fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi تبع ’dır.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
جَاعِلُ , sülâsi mücerredi جعل olan fiilin ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
ثُمَّ اِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَاَحْكُمُ بَيْنَكُمْ ف۪يمَا كُنْتُمْ ف۪يهِ تَخْتَلِفُونَ
İsim cümlesidir. ثُمَّ tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. اِلَيَّ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. مَرْجِعُكُمْ, muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كُمُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Fiil cümlesidir. فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَحْكُمُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنا ’ dir. بَيْنَ mekân zarfı اَحْكُمُ fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. مَا müşterek ism-i mevsûl, ف۪ي harf-i ceriyle اَحْكُمُ fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası كُنْتُمْ ف۪يهِ تَخْتَلِفُونَ 'dür. İrabtan mahalli yoktur.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
تُمْ muttasıl zamir كُنْتُمْ ’ ün ismi olarak mahallen merfûdur. ف۪يهِ car mecruru تَخْتَلِفُونَ fiiline mütealliktir. تَخْتَلِفُونَ cümlesi, كُنْتُمْ ’ ün haberi olarak mahallen mansubdur.
تَخْتَلِفُونَ fiili نَ ‘ un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur.
ثُمَّ Matuf ile matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından فَ harfinin zıttıdır. ثُمَّ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كَانَ ’nin haberinin muzari fiil olması, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylem olduğuna, veya geçmişte mutat olarak yapılan ve adet haline getirilen davranış olduğuna işaret eder. Fail onu sürekli yaptığından adet haline getirmiştir. (Arap Dilinde Kane Fiili Ve Kur’ân’da Kullanımı M.Vecih Uzunoğlu)
تَخْتَلِفُونَ fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi خلف’ dir.
اِذْ قَالَ اللّٰهُ يَا ع۪يسٰٓى اِنّ۪ي مُتَوَفّ۪يكَ وَرَافِعُكَ اِلَيَّ وَمُطَهِّرُكَ مِنَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَجَاعِلُ الَّذ۪ينَ اتَّبَعُوكَ فَوْقَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِۚ
Zaman zarfı اِذْ , takdiri اذكر olan mahzuf fiile mütealliktir. Bu takdire göre cümle emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam قَالَ اللّٰهُ يَا ع۪يسٰٓى اِنّ۪ي مُتَوَفّ۪يكَ cümlesi, اِذْ ’ in muzâfun ileyhidir.
Bütün celâl ve kemâl sıfatları bünyesinde toplayan اللّٰهُ lafzının cümlede müsnedün ileyh olması, O’nun azamet ve kudretini ifade etmenin yanı sıra telezzüz ve teberrük içindir. Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı vardır.
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli يَا ع۪يسٰٓى اِنّ۪ي مُتَوَفّ۪يكَ وَرَافِعُكَ اِلَيَّ , nida üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Nidanın cevap cümlesi اِنّ۪ي مُتَوَفّ۪يكَ وَرَافِعُكَ اِلَيَّ وَمُطَهِّرُكَ مِنَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَجَاعِلُ الَّذ۪ينَ اتَّبَعُوكَ فَوْقَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اِلٰى يَوْمِ ise اِنَّ ile tekid edilmiş sübut ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Müsned olan مُتَوَفّ۪يكَ ve ona matuf olan وَرَافِعُكَ , مُطَهِّرُكَ , جَاعِلُ kelimeleri ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)
اِلَيَّ car-mecruru, رَافِعُكَ ‘ ye, mütealliktir.
Mecrur mahaldeki cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ , harf-i cerle مُطَهِّرُكَ ‘ ye mütealliktir. Sılası كَفَرُوا cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
جَاعِلُ için muzâfun ileyh konumunda olan cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ ‘ nin sılası اتَّبَعُوكَ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İkinci ism-i mevsûl, جَاعِلُ ‘ nun mahzuf ikinci mef’ûlüne müteallik olan mekan zarfı فَوْقَ ‘ nın muzâfun ileyhidir. Sıla cümlesi olan كَفَرُٓوا اِلٰى يَوْمِ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
كَفَرُٓوا اِلٰى يَوْمِ ifadesinde sebep müsebbep alakasıyla mecaz-ı mürsel sanatı vardır. Aslında yalanladıkları gün değil, o gündeki hesap-ceza olayıdır.
Allah Teâlânın, İsa’ya yapacaklarını sıralaması taksim sanatıdır.
وَمُطَهِّرُكَ مِنَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا ifadesinde ifadesinde istiare vardır. Kirden arınmak anlamındaki طَهِّرُ , kapsamın umumu için müstear olmuştur. İnsanların vereceği sıkıntıdan kurtulması, temizlenmeye benzetilmiştir.
فَوْقَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اِلٰى يَوْمِ ifadesinde de istiare vardır. Mekanda yükselme için kullanılan فَوْقَ , mertebe için müstear olmuştur. Şeref ve faziletteki fazlalık, maddi yüksekliğe benzetilmiştir. Bu üslupta mübalağa ve tecessüm sanatları vardır.
الَّذ۪ينَ - كَفَرُٓوا - اِلَيَّ kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
اتَّبَعُوكَ - كَفَرُٓوا kelimeleri arasında tıbâk-ı hafî sanatı vardır.
وَرَافِعُكَ اِلَيَّ [Seni katıma yükselteceğim.] Yani seni semaya yükselteceğim. Allah Teâlâ’nın Hz. İsa’yı kendisine izafe etmesi, ona şeref ve itibar bahşetmek içindir. Bu da sebebe isnaddır. Şerefli bir mekâna yükseltmeyi zatına isnad ederek ifade etmiştir. (Medine Balcı, Dergâhu’l Kur’an)
وَمُطَهِّرُكَ مِنَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا [Seni inkâr edenlerden arındıracağım.] Yani seni öldürmek isteyenlerin elinden kurtaracağım. Eğer bunu yapsalardı inkâr pisliğinin üstüne bir de bir peygamberi öldürme pisliğine bürüneceklerdi. Seni bundan arındırdım. Bir görüşe göre anlam şöyledir: Seni temizleyeceğim yani seni onlardan uzaklaştıracağım. Sen, onların küfrünü artık duymayacak ve görmeyeceksin. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et- Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)
مُطَهِّرُكَ مِنَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا cümlesinde küfredenlerin maddî/manevî pislikleri için bir istiare vardır. Müstearun minh; kir-necaset, müstearun leh küfürdür. Câmi’; zarar vermesi, fıtratı zedeleyip bozması, sevimsizlik, kerahettir. Kir, temizlenmediği takdirde sağlığı bozup bedeni hasta ettiği gibi imansızlık da giderilmezse insanın fıtratını bozar, onu manen hasta eder, helake sürükler. Burada müstarun minh ve müstearun leh zikredilmemiş, müstearun minhe ait bir şey zikredilmiştir. Meknî istiaredir. (Medine Balcı, Dergâhu’l Kur’an)
Hz. İsa'nın dünyaya gelişi gibi dünyadan ayrılışı da mucizevi bir şekilde olmuştur.
تَوَفّ۪ي ’ nın üç anlamı vardır: Öldürmek, uyutmak, özel bir konuma yükseltmek.(Rağıb el-İsfehani, Müfredât) Bu nedenle tefsirlerde Hz. İsa’nın ölmeden önce yükseltildiği söylenmiştir. Öldükten sonra yükseltilmesi daha uygun gözükür. Kâfirlerin onu çarmıha gerip eziyet etmelerinden Allah’ın onu kurtardığı ifade edilmiştir. Ruh emanetini sahibine teslim ettiği için ölüme vefat denir.
İbni Abbas’ın ve onun görüşüne katılan Muhsin Demirci'ye göre Hz. İsa yeryüzünde ecelini tamamlayıp ruhunu Allah’a teslim etmiştir.
تَوَفّ۪ي kelimesi, bir şeyi tam ve noksansız olarak almak anlamına gelir. Allahu Teâlâ, insanlardan bir kısmının hatırına Allah’ın yükselttiği şeyin Hz. İsa’nın bedeni değil de ruhu olduğu fikrinin geleceğini bilince Hz. İsa’yı ruhu ve bedeniyle bir bütün olarak göğe yükselttiğine delalet etmesi için bu kelimeyi zikretmiştir. Cenab-ı Hakk’ın, “Onlar sana hiçbir şekilde zarar veremezler.” (Nisa Suresi, 113) ayeti de bu açıklamanın doğruluğunu gösterir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
تَوَفّ۪ي kelimesi, وفي masdarından alınmış olarak esas lügatta “ıstıfa” gibi tamamen kabz edip almaktır. Fakat ruh sahiplerine ve bilhassa insanla ilgili olduğu zaman vefat ettirmek yani eceline yetiştirip ruhunu almak manasında açık ve meşhurdur. Buna göre bir delil bulunmadıkça başka bir mana ile tevili caiz değildir. Fakat burada mekir manasıyla ilgisi bulunmak üzere Nisa Suresinde, “Onu öldürmediler ve asmadılar, fakat (öldürdükleri) kendilerine (İsa’ya) benzetildi.” (Nisa Suresi/, 157) ayeti, onların Mesih Meryem oğlu İsa peygamberi öldüremediklerini ve asamadıklarını fakat şüpheye düşürüldüklerini açıkça beyan etmiş, Hz. Peygamberden de “İsa ölmedi, kıyamet gününden önce size dönecektir.” hadis-i şerifi de varid olmuş bulunduğundan, buradaki “Seni öldüreceğim.” kelimesinin, az çok zahir dışı bir mana ile tevil olunması gerekmiştir.
تَوَفّ۪ي , vefat manasınadır. Ancak mâbad (kendisinden sonras)ında atıf harfi olan (vav), ne beraberlik ne de tertip gerektirmiyeceğinden burada nükteli bir takdim ve tehir vardır. Ref’ (yükseltme) önce, تَوَفّ۪ي (ölme) sonra olacaktır. Bu mana Katâde’den rivayet edilmiştir. Yani İsa o suikast sırasında Allah’a yükseltilmiş, onlar öldürüp astık zannetmişler, fakat ölmemiştir. Çünkü Allah, “Muhakkak Ben, seni öldüreceğim.” buyurmuştur. Müslümanlar arasında meşhur olan mana ve inanç da budur. Çünkü burada zahire aykırı denecek bir tevil yok demektir. Bizce bu tefsir ve inancın özeti şu demek olur: Allah’tan bir kelime olan ve Ruhu’l-Kudüs ile teyid edilmiş bulunan Mesih İsa’nın ruhu henüz kabz edilmemiştir. Ruhunun eceli gelmemiştir. Kelime daha Allah’a dönmemiştir. Onun daha dünyada göreceği işler vardır. Bu, bir ruhun bâki (ebedî) olmasıdır. Fakat Hıristiyanların dediği gibi uhrevî (ahirete ait), ebedî bir ruhun bâki olması da değildir, berzaha ait bir bekadır. Onun kıyametten önce eceli gelecek, vefat edecek, Azrail tarafından öldürülecektir. Ahirette de ölümden sonra bir ba’s (yeniden dirilme), bir ahiret hayatı olacaktır. İsa’nın ruhu alınmamış olunca İsa’nın Allah’a yükselişi, yerden kalkması yönündendir. Ortadan kalkan, Allah'a yükselip dönen odur. Bundan dolayı İsa’nın haberlerde gelen semaya yükselmesiyle Kur’an’da varid olan Allah’a yükselmesi durumunu birbirine karıştırmamak gerekir. Çünkü sema, ilâhî isimlerden değildir. Hristiyanlar, semaya Allah, Allah’a sema diyorlarsa da İslam’da caiz değildir. O halde “Seni kendime yükselteceğim.” ifadesinin “Seni semaya yükselteceğim.” diye tevil olunmaması gerekir. Zira İsa’nın Allah’a yükseltilen cismi, semaya yükseltilen de henüz öldürülmemiş olan ruhudur, diyebiliriz. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili - Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Muhammed b. Ahmed el- Endülüsî el-Kurtubî diyor ki: “Sahih olan görüşe göre Allah, İsa’yı (a.s) vefat ve uyku olmaksızın kaldırmıştır. Nitekim Hasan-ı Basrî, İbni Zeyd, Muhammed el-l’aberî’nin tercih ettiği görüş de budur. İbni Abbas’tan gelen sahih rivayet de böyledir.” (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
ثُمَّ اِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ
Cümle, zamanda ve rütbede terahi ifade eden ثُمَّ ile اِنّ۪ي مُتَوَفّ۪يكَ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Önceki cümledeki lafza-ı celâlin zikrinden bu ayette müfred mütekellim zamire iltifat sanatı vardır.
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır.
اِلَيَّ mahzuf mukaddem habere mütealliktir. مَرْجِعُكُمْ muahhar mübtedadır.
Mecrur haber, vasıf kuvvetindedir. Haber olarak gelen mecrurlar, zarflar mübtedanın bununla vasıflandığını ifade ederler. Nahiv alimlerinin açıkladığı gibi kelamda كائِنٍ benzeri bir müstekar takdiriyle husûl ve sübut ifade eder. (Âşûr,Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr Şuarâ/113)
Bu takdim kasr ifade eder. Kasr, mübteda ve haber arasındadır. Takdim kasrında takdim edilen her zaman maksûrun aleyh, tehir edilen ise maksûrdur. اِلَيَّ , maksurun aleyh/sıfat, مَرْجِعُكُمْ maksûr/mevsûf olmak üzere, kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır.
Yani müsnedün ileyhin, takdîm edilen bu müsnede has olduğu ifade edilmiştir.
Ayrıca ifadede ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. ‘Dönüşünüz banadır’ manasına, gereken karşılığı göreceksiniz manası idmac edilmiştir.
Kıyamet günü yeniden hayata döndürülüp Bana geleceksiniz. Buradaki hasr (ancak Bana) ifadesi, vaad ve vaîdi (ceza vaadini) tekid içindir.
Ayetteki muhataplar, İsa ile ona uyanlar ve onu inkâr edenlerdir. Hepsinin muhatap alınması, müjde ve uyarı için daha etkili olması içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s - Selîm)
فَاَحْكُمُ بَيْنَكُمْ ف۪يمَا كُنْتُمْ ف۪يهِ تَخْتَلِفُونَ
Ayetin son cümlesi, ثُمَّ اِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
Kıyamet günüyle ilgili gelen mazi fiil, henüz gerçekleşmemiş bir olayı olmuş gibi göstermek üzere muzari fiil yerine gelmiş, olayın kesinliğine işaret etmiştir. Bu kullanımlarda mecâz-ı mürsel sanatı vardır.
Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl مَا ’ nın sılası olan كاَن ’ nin dahil olduğu sübut ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. Car mecrur ف۪يهِ önemine binaen amili olan تَخْتَلِفُونَ ’ ye takdim edilmiştir.
كان ’ nin haberi olan تَخْتَلِفُونَ ‘ nin muzari fiille gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
تَخْتَلِفُونَ - يَحْكُمُ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafî sanatı vardır.
ف۪يهِ ibaresindeki ف۪ي harfinde istiare-i tebeiyye vardır. ف۪ي harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla ihtilaf ettikleri konu, içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. ف۪ي harfi, konunun önemini mübalağalı bir şekilde belirtmek üzere kullanılmıştır.
كان ’ nin haberinin muzari fiille gelmesi, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylemler ve geçmişte mûtat olarak yapılan, âdet haline gelmiş davranışlar olmak üzere iki manaya delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde كَانَ ’nin Fiili ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi Sayı 41)
كَان ’ nin haberinin muzari fiil olarak gelmesi, durumun yenilenerek tekrar ettiğine işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.103)
İsim cümlesi sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
ثُمَّ اِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ [Sonra dönüşünüz Bana olacak.] Yani ahirette dönüşünüz Bana olacak. فَاَحْكُمُ بَيْنَكُمْ ف۪يمَا كُنْتُمْ ف۪يهِ تَخْتَلِفُونَ [İşte o zaman ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında aranızda Ben hükmedeceğim.] Yani müminlere vaadimi, kâfirlere tehdidimi gerçekleştirerek hüküm vereceğim. Bir görüşe göre haklıları haksızlardan ayırarak bunu yapacağım. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)