ذٰلِكَ نَتْلُوهُ عَلَيْكَ مِنَ الْاٰيَاتِ وَالذِّكْرِ الْحَك۪يمِ ٥٨
ذٰلِكَ نَتْلُوهُ عَلَيْكَ مِنَ الْاٰيَاتِ وَالذِّكْرِ الْحَك۪يمِ
İsim cümlesidir. İşaret ismi ذَ ٰلِكَ mübteda olarak mahallen merfûdur. Veya mahzuf mübtedanın haberidir. Takdiri; الأمر كذلك (Durum budur.) şeklindedir. ل harfi buud yani uzaklık bildiren harf, ك muhatap zamiridir. نَتْلُوهُ cümlesi, mübteda ذٰلِكَ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.
Fiil cümlesidir. نَتۡلُو fiili و üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’ dur. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. عَلَيْكَ car mecruru نَتْلُو fiiline mütealliktir.
مِنَ الْاٰيَاتِ car mecruru نَتْلُوهُ ‘ deki gaib zamirin mahzuf haline mütealliktir. الذِّكْرِ atıf harfi وَ ’ la makabline matuftur. الْحَك۪يمِ kelimesi الذِّكْرِ ’ nin sıfatı olup kesra ile mecrurdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
الْحَك۪يمِ ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
ذٰلِكَ نَتْلُوهُ عَلَيْكَ مِنَ الْاٰيَاتِ وَالذِّكْرِ الْحَك۪يمِ
Ayet, istînafiye olarak fasılla gelmiştir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Müsnedün ileyhin uzak için kullanılan işaret ismiyle marife oluşu, işaret edilenin, yani ayetlerin mertebesinin yüceliğini gösterir, önemini vurgular ve ona tazim ifade eder.
İşaret isminde istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden ذٰلِكَ ile ayetlere ve zikre işaret edilmiştir.
Bilindiği gibi işâret ismi, mahsûs şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi, aklî şeyler için kullanıldığında istiâre olur. Câmi; her ikisinde de ‘‘vücûdun tahakkuku’’dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belagat Dersleri Beyan İlmi)
ذَ ٰلِكَ ile muşârun ileyh en kâmil şekilde ayırt edilir. Dil alimleri sadece mühim bir haber vermek istedikleri zaman muşârun ileyhi bu işaret ismiyle kâmil olarak temyiz ederler. Çünkü bu şekilde işaret ederek verdikleri haber başka hiçbir kelamdan bu kadar açık bir şekilde ortaya konmaz. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan/57, s. 190)
ذٰلِكَ [ işte bu]’den maksat, İsâ (a.s) ile ilgili anlatılanlardır. Bunun ayetteki karşılığı olan ذٰلِكَ kelimesi (daha önce de geçtiği gibi), uzak ve görülen şeyleri işaret için iken, burada kullanılması, işaret edilenin şânının yüceliğini, şerefteki mertebesinin yüksekliğini ve tebliğ ettiği hakikatin gözle görülecek gibi açık olduğunu zımnen göstermek içindir.
Müsned olan نَتْلُوهُ عَلَيْكَ مِنَ الْاٰيَاتِ وَالذِّكْرِ الْحَك۪يمِ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsnedin muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Önceki ayetteki gaib zamirden نَتْلُوهُ ’ da azamet zamirine iltifat edilmiştir.
Fiilin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder.
مِنَ الْاٰيَاتِ car-mecruru, نَتْلُوهُ fiilindeki gaib zamirden mahzuf hale mütealliktir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
مِنَ الْاٰيَاتِ ‘ye temasül nedeniyle atfedilen وَالذِّكْرِ الْحَك۪يمِ ifadesinde mecazî isnad vardır. Hakîm olan Allah Teâlâ’dır.
Âşûr, حكيم için muhkem manasına ve mecaz-ı aklî olduğunu belirtir.
الذِّكْرِ için sıfat olan الْحَك۪يمِ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
نَتْلُوهُ - الذِّكْرِ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
حكيم kelimesi, "hikmet dolu, sayısız hikmeti olan" şeklinde tefsir edildiği gibi, "muhkem, çok sağlam veya halel gelmekten güvende olan" şeklinde de tefsir edilebilir. Bundan murad, ya Kur’an'dır ya da Levh-ı Mahfûz'dur.(Ebüssuûd , İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
"Tilâvet" ve "Kasas" kelimeleri, mana bakımından aynıdır. Çünkü her ikisi de, "bir şeyin peşi sıra başka bir şey söyleme" manasına gelir. Daha sonra Cenab-ı Hak, bu ayette ve [Sana Musa'nın haberini okuyoruz] (Kasas/3) ayetinde "tilaveti" (okumayı), [Biz sana kıssaların en güzelini anlatıyoruz] (Yusuf/3) ayetinde de "Kasas"ı (anlatmayı) zatına nisbet etmiştir. Bütün bunlar, Allahu Teâlâ'nın, meleğin vahiy getirip okumasını, kendi okuması gibi saydığını göstermektedir. Bu ise vahiy meleğini büyük bir şekilde şereflendirme ve yüceltmedir. Bu güzel ve yerinde olmuştur. Çünkü Cebrail (as)'ın okuması, kesinlikle farksız olarak Allah'ın emri ile olunca, bu, Hak Teâlâ'ya nisbet edilmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
الذِّكْرِ الْحَك۪يمِ [kanıt ve hikmet dolu mesaj] Kur’an’ı ifade etmektedir. Burada Kur’an, kendisinin sebebi olan Allah’ın sıfatı ile nitelenmiştir ya da Kur’an’ın hikmetlerinin çokluğu nedeniyle adeta “hikmet ile konuşan” kitap olduğu ifade edilmiştir.(Zemahşeri,Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t - Te’vîl)