Âl-i İmrân Sûresi 57. Ayet

وَاَمَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَيُوَفّ۪يهِمْ اُجُورَهُمْۜ وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ الظَّالِم۪ينَ  ٥٧

“İman edip salih ameller işleyenlere gelince, Allah onların mükâfatlarını tastamam verecektir. Allah, zalimleri sevmez.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَأَمَّا gelince
2 الَّذِينَ kimselere
3 امَنُوا inanan ا م ن
4 وَعَمِلُوا ve yapanlara ع م ل
5 الصَّالِحَاتِ iyi şeyler ص ل ح
6 فَيُوَفِّيهِمْ (Allah) tam olarak verecektir و ف ي
7 أُجُورَهُمْ mükafatlarını ا ج ر
8 وَاللَّهُ Allah
9 لَا
10 يُحِبُّ sevmez ح ب ب
11 الظَّالِمِينَ zalimleri ظ ل م
 
   Ecera اجر :

  أجْرٌ ve اُجْرَةٌ sözcükleri dünyevi veya uhrevi olsun amelin karşılığının kişiye dönmesini anlatır. Bu iki sözcük bir akit ve benzeri durumlar için kullanılır. أجْرٌ kelimesinin çoğulu اُجُورٌ şeklinde gelir. Ayrıca zararın değil yalnızca faydanın olduğu şeylerle ilgili kullanılır.

  Ceza جَزاءٌ kavramına gelince; bir akit sonucunda olsun veya olmasın elde edilen karşılığı ifade etmek için kullanılır. Yine hem zararlı hem de faydalı şeyler hakkında da olabilir.

  أجِيرٌ  ise ücretle çalışan kişi anlamındadır.

  Son olarak إسْتَاْجَرَ formu bir nesneyi ücreti karşılığı talep etme anlamında kullanılır. (Müfredat) 

  Kuran’ı Kerim’de farklı türevlerde 108 defa geçmiştir. (Mu'cemu-l Mufehres)

  Türkçede kullanılan şekilleri ecir, icar, ücret ve müstecirdir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 
 

وَاَمَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَيُوَفّ۪يهِمْ اُجُورَهُمْۜ

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَمَّا  şart harfi veya tafsil harfidir. Şart anlamında, cezmetmeyen edatlardandır. Daha önce geçen bir cümleyi genişleterek anlatmak için kullanılır. (Hasan Akdağ, Arap Dilinde Edatlar)  

Cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  اٰمَنُوا ’ dur. Îrabdan mahalli yoktur. 

اٰمَنُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. عَمِلُوا  atıf harfi وَ  ile makabline matuftur.

عَمِلُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. الصَّالِحَاتِ  mef’ûlun bih olup, nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile irablanır. Aslında  أعمالا  şeklindeki mahzuf mef'ûlün bihin sıfatıdır. 

فَ  harfi  اَمَّا ‘nın cevabının başına gelen rabıta harfidir.

يُوَفّ۪يهِمْ  cümlesi, mübteda  الَّذ۪ينَ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur.

يُوَفّ۪ي  fiili  ي  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو’ dir. Muttasıl zamir  هِمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اُجُورَ  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  

Şart, tafsil ve tekid bildiren  اَمَّا  edatı, cevabının başındaki  ف  harfi ile ayırt edilir. Zira cevabının başında  ف  harfi varsa o şart edatıdır ve tekid bildirir, yok ise tafsil ifade eder. (Nida Sultan Çelikkaya, Haber Üslubu ve Haberin Muktezâ-yı Zâhire Uygun Gelmemesi Durumu) 

اٰمَنُوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أمن ’ dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 

يُوَفّ۪ي  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi وفي ’ dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar. 

صَّالِحَاتِ  ; sülâsi mücerredi صلح  olan fiilin ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ الظَّالِم۪ينَ


İsim cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir.  ٱللَّهُ  lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur.  لَا يُحِبُّ الظَّالِم۪ينَ  cümlesi, haber olarak mahallen merfûdur. 

Fiil cümlesidir. لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. یُحِبُّ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو’ dir. الظَّالِم۪ينَ  mef’ûlun bih olup, nasb alameti  ى ‘ dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. 

يُحِبُّ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi حبب 'dir.

ظَّالِم۪ينَ  ; sülâsî mücerredi ظلم  olan fiilin ism-i failidir.

 

وَاَمَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَيُوَفّ۪يهِمْ اُجُورَهُمْۜ

 

وَ , atıf harfidir. Ayet önceki ayete tezat nedeniyle atfedilmiştir.

Şart üslubunda gelen terkipte  اَمَّا  şart anlamı da taşıyan zaman zarfı, الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَيُوَفّ۪يهِمْ اُجُورَهُمْۜ  cümlesine muzaftır.

الَّذ۪ينَ كَفَرُوا  mübteda, haber olan   فَيُوَفّ۪يهِمْ اُجُورَهُمْۜ  cümlesi aynı zamanda şartın cevabıdır.

اَمَّا  harf-i şart, tafsil ve tekid için kullanılır. Şart harfi olması için kendisinden sonra  فَ  harfinin gelmesi zorunludur. Zemahşerî: ‘’ اَمَّا  cümleye tekid anlamı kazandırır’’ demiştir. (İtkan, c. 1, s. 421)

Şart, tafsil ve tekid bildiren  اَمَّا  edatı, cevabının başındaki  ف  harfi ile ayırt edilir. Zira cevabının başında  ف  harfi varsa o şart edatıdır ve tekid bildirir, yok ise tafsil ifade eder. (Nida Sultan Çelikkaya, Haber Üslubu ve Haberin Muktezâ-i Zâhire Uygun Gelmemesi Durumu)

Şart cümlesinde cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ  mübtedadır. Sılası olan  اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

Müsnedün ileyhin ism-i mevsûlle marife olması, arkadan gelen habere dikkat çekmek ve tazim ifadesi içindir.

فَ  karinesiyle gelen cevap cümlesi  فَيُوَفّ۪يهِمْ اُجُورَهُمْۜ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsnedin muzari sıygada fiil olarak gelmesi, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm anlamları yanında cümlenin hükmünü takviye etmiştir.  

Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkib, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan şart cümlesi, şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

[Onlara ücretleri tastamam ödenecektir.] cümlesinde istiare vardır. İman edip salih amel işleyen kimseler ücret karşılığı çalışan kişilere benzetilmiştir.

اٰمَنُوا  kelimesinde irsâd sanatı vardır. Ayetin sonunda iman edenlerin özelliği olmayan zalimler kelimesi gelmiştir. 

Önceki ayetteki  فَاَمَّا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا فَاُعَذِّبُهُمْ عَذَابًا شَد۪يدًا فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِۘ  cümlesiyle bu ayetteki  وَاَمَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَيُوَفّ۪يهِمْ اُجُورَهُمْۜ  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.


وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ الظَّالِم۪ينَ

 

 

وَ  istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl- Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması, kalplerde teberrük,korku duyguları uyandırmak ve ikaz içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı vardır.

Müsned olan  لَا يُحِبُّ الظَّالِم۪ينَ  cümlesi, menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüd ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil olayı zihinde canlandırmayı sağlayarak muhatabı etkiler.

الظَّالِم۪ينَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin hudûs ve yenilenmesine işaret etmiştir.

Zamir makamında zahir isim olarak  الظَّالِم۪ينَ ‘ nin zikri, onları zemmetmek için yapılan ıtnâb sanatıdır. 

Nefy harfinin müsnedün ileyhten sonra gelmesi ve müsnedin de fiil olması halinde bu terkip, hükmü takviye ifade eder. Ancak bazı karineler vasıtasıyla tahsis de ifade edebilir. Hükmü takviye demek; hükmü tekid etmek ve hükmün gerçeğe mutabık olduğunu ifade etmek demektir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Olumsuz bir cümlede ismin fiile takdim edilmesi, fiilin bu isimdeki olumsuzluğunu ama başka isimlerdeki varlığını ifade eder. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, C. 2, s. 186)

Ayetin bu son cümlesi mesel tarikinde tezyîldir. Tezyîl cümleleri ıtnâb babındandır.

Tezyîl cümlesi, önceki cümleyi tekid için gelmiştir. Mesel tarikinde olanlar müstakil olarak da bir mana ifade eder. Yani müstakil olarak dillerde dolaşır, atasözü gibi halk arasında bilinir.

Bu cümle, Kur’an-ı Kerim’in başka surelerinde sevilmeyenlerin farklılığıyla tekrarlanmıştır. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.

Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekit edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, Ahkaf/28, C. 7, S. 314)

الظَّالِم۪ينَ - اٰمَنُوا  kelimeleri arasında tıbâk-ı hafîy sanatı vardır.

Burada zalimlere verilecek ceza söylenmemiş, sadece Allah’ın onları sevmediği söylenmiştir. Üstü kapalı bir anlatım söz konusudur. Lazım-melzum alakasıyla mecaz-ı mürsel mürekkebtir.

Bundan önceki ayette kâfirlerin azabı hakkında mütekellim (birinci şahıs) kipi kullanıldığı halde (cezalandıracağım, denmiş iken), burada gaib kipi kullanılması (mükâfatlarını tam olarak verecektir, buyurulması), azap ve mükâfatın kaynaklarının ayrı ayrı olduklarını zımnen bildirmek içindir. Zira birinin kaynağı Allah'ın celâl sıfatı, diğerinin ise cemâl sıfatıdır. فَيُوَفّ۪يهِمْ  [tam olarak verecektir] fiili bir kıraate göre  نُوَفِّيهِمْ [Biz tam olarak vereceğiz] şeklinde azamet ifade eden "Biz" kipi ile de okunmuştur. 

Allahu Teâlâ, hiçbir zalimi sevmez. Bu kinaye ifadesi, bütün lügatlerde hakikat gibi kullanıldığı için ilâhî kelamda da kullanılmıştır. Kâfirlerin zalim olarak vasıflandırılmaları, onların kendi küfürleri ile haddi aştıklarını ve küfrü, şükür ve iman yerine koyduklarını zımnen bildirmek içindir. (Nitekim daha önce de belirtildiği gibi zulüm, bir şeyi hakkı olmayan bir yere koymaktır.) Bu cümle, makablinin  izahı mahiyetindedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm - Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)