مَا كَانَ اِبْرٰه۪يمُ يَهُودِياًّ وَلَا نَصْرَانِياًّ وَلٰكِنْ كَانَ حَن۪يفاً مُسْلِماًۜ وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ ٦٧
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | مَا |
|
|
| 2 | كَانَ | değildi |
|
| 3 | إِبْرَاهِيمُ | İbrahim |
|
| 4 | يَهُودِيًّا | yahudi |
|
| 5 | وَلَا | ne de |
|
| 6 | نَصْرَانِيًّا | hıristiyan |
|
| 7 | وَلَٰكِنْ | fakat |
|
| 8 | كَانَ | idi |
|
| 9 | حَنِيفًا | dosdoğru |
|
| 10 | مُسْلِمًا | bir müslüman |
|
| 11 | وَمَا |
|
|
| 12 | كَانَ | ve değildi |
|
| 13 | مِنَ | -den |
|
| 14 | الْمُشْرِكِينَ | müşrikler- |
|
İslâm, insan tabiatına ve fıtrata en uygun dindir. İslâm’ın özü, Allah’a tam teslim olmayı ve sadece O’na kul olmayı ifade eden “hanîflik”tir. Nitekim Yüce Allah, “(Habibim) sen yüzünü bir hanîf olarak (dini sadece Allah’a has kılarak) dine, Allah’ın o fıtratına çevir ki O, insanları bunun üzerine yaratmıştır.” (Rûm, 30/30.) buyurmuş, Rasûlullah (sav) da bir hadisinde Allah’ın bütün insanları hanîf olarak yarattığını söylemiştir.(M7207 Müslim, Cennet, 63.)
Bir başka hadiste Allah’ın en sevdiği din olarak ifade edilen (İbn Hanbel, I, 236.) “hanîflik”, Kur’ân’da, “Millete İbrâhîme hanîfen” (Bakara, 2/135.) ifadesiyle İbrâhim Peygamber’e izafe edilmiştir.
Son peygamber Hz. Muhammed Mustafa (sav) peygamberlik geleneği içinde kendisini, bir binanın eksik kalmış son tuğlasına benzetmiştir. (B3535 Buhârî, Menâkıb, 18.)
Bütün peygamberler Allah’tan aldıkları ve özde aynı olan dini/İslâm’ı tebliğ etmişler ve risâlet Hz. Peygamber’le (sav) son bulmuştur. (Hadislerle İslâm Cilt 1 Sayfa 49)
Hanif kelimesinin genis anlami için:
مَا كَانَ اِبْرٰه۪يمُ يَهُودِياًّ وَلَا نَصْرَانِياًّ وَلٰكِنْ كَانَ حَن۪يفاً مُسْلِماًۜ وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ
İsim cümlesidir. مَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
اِبْرٰه۪يمُ kelimesi كَانَ ’ nin ismi olup damme ile merfûdur. يَهُودِيًّا kelimesi, كَانَ ’ nin haberi olup fetha ile mansubdur.
لَا zaid harftir. لَا nefy harfinin tekrarı olumsuzluğu tekid içindir. نَصْرَانِيًّا atıf harfi وَ ’ la يَهُودِيًّا ‘e matuftur.
لٰكِنْ istidrak harfidir, لٰكِنّ ’ den muhaffefedir.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. كَانَ ’ nin ismi müstetir olup takdiri هُو’ dir. حَن۪يفًا kelimesi كَانَ ’ nin haberi olup fetha ile mansubdur. مُسْلِمًا ikinci haberi olup fetha ile mansubdur.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. كَانَ ’ nin ismi müstetir olup takdiri هو ‘ dir. مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ car mecruru كَانَ ’ nin mahzuf haberine müteallik olup, cer alameti ى ‘ dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
İstidrak ;düzeltmek, telafi etmek, hatayı tamir etmek, kusuru örtmek gibi anlamlara gelir.Önceki sözden doğan eksikliği, hatayı veya yanlış anlaşılma ihtimmalini istisnaya benzer biçimde ortadan kaldıracak bir kısmın getirilmesine istidrak adı verilir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
الْمُشْرِك۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
مُسْلِمًاۜ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
حَن۪يفًا ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَا كَانَ اِبْرٰه۪يمُ يَهُودِياًّ وَلَا نَصْرَانِياًّ وَلٰكِنْ كَانَ حَن۪يفاً مُسْلِماًۜ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Menfî كان ’ nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Nefy harfi لَا ’ nın gelişi tekid ifade eder.
مَا كَان ‘ li olumsuz sıygalar, gerçekleşmesi aklen caiz olmayan umumi olumsuzluk için kullanılır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsir 3/79)
İstidrak harfinin dahil olduğu وَلٰكِنْ كَانَ حَن۪يفًا مُسْلِمًا cümlesi atıf harfi وَ ’ la istînâfa atfedilmiştir. Atıf sebebi tezattır. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
لٰكِنْ , cümlede kasr ifade etmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) كان ‘ nin ismiyle haberi arasındaki kasr kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır.
İkinci haber olan مُسْلِمًا , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
يَهُودِيًّا - نَصْرَ ve حَن۪يفًا - مُسْلِمًاۜ gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
İstidrak, ‘’önceki sözden doğan eksikliği, hatayı veya yanlış anlaşılma ihtimalini istisnaya benzer biçimde ortadan kaldıracak bir kısmın getirilmesi” şeklinde tarif edilmiştir. “İstidrâk, istisnaya benzemekle birlikte istisna, bir cüz’ü bir bütünden ayırmak, istidrâk ise, aynı anda farklı iki hükmü ifade etmek demektir.”
وَلٰكِنْ كَانَ حَن۪يفًا مُسْلِمًا sözünde Müslümandan maksat, Allah’a itaat eden, boyun eğen, demektir. Yoksa Hz. İbrahim’in İslam dini üzere olduğu kastedilmemiştir.(İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân - Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
كَان ’ nin haberi, isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, c.5, s. 124)
وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ
Ayetin son cümlesi, atıf harfi وَ ’ la istînâf olan مَا كَانَ اِبْرٰه۪يمُ يَهُودِيًّا cümlesine atfedilmiştir.
Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Menfî كان ’ nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Car mecrur مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ ‘nin müteallakı olan كان ‘nin haberi mahzuftur.
الْمُشْرِك۪ينَ ism-i fail vezninde gelerek durumun devam ve sübutuna işaret etmiştir.
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu (sabit olması) veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
مَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ cümlesiyle كَانَ حَن۪يفًا مُسْلِمًا cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
كَانَ - مَا كَانَ kelimeleri arasında tıbâk-ı selb sanatı, لٰكِنْ - كَانَ kelimeleri arasında cinas-ı nakıs ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
كَانَ - مَا kelimelerinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
حَن۪يفًا - الْمُشْرِك۪ينَ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
Son cümle manevi tekiddir. Ayrıca ‘müşrik değildi’ demeye ihtiyaç olmadığı halde söylenmiştir. Burada bir vurgu vardır. Mefhumu muhalifi, ‘ama siz şirk koşuyorsunuz’ manasıdır.
Hz.İbrahim’in inanç özelliklerinin sayıldığı cümlelerde taksim sanatı vardır.
مَا كَانَ اِبْرٰه۪يمُ يَهُودِيًّا وَلَا نَصْرَانِيًّا [İbrahim, ne Yahudi ne de Hıristiyan idi.] Bu, her iki grubun Hz. İbrahim hakkındaki sözünün reddedildiğine dair bir açıklamadır.
وَلٰكِنْ كَانَ حَن۪يفًا مُسْلِمًا [Fakat o, Allah’ı bir tanıyan dosdoğru bir Müslüman idi.] Hz. İbrahim istikamet sahibi bir Müslümandı. Her türlü günahtan uzak dururdu. Hac yapmış ve sünnet olmuştu. Siz ey ehli kitap! Böyle değilsiniz ve onu takip etmiyorsunuz. [Müşriklerden de değildi.] Sizler ise “Üzeyir Allah’ın oğludur.”, “Mesih Allah’ın oğludur.” dediğiniz için müşriklerdensiniz. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t- tefsîr - Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)