هَٓا اَنْتُمْ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ حَاجَجْتُمْ ف۪يمَا لَكُمْ بِه۪ عِلْمٌ فَلِمَ تُحَٓاجُّونَ ف۪يمَا لَيْسَ لَكُمْ بِه۪ عِلْمٌۜ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ وَاَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ ٦٦
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | هَا أَنْتُمْ | işte siz böylesiniz |
|
| 2 | هَٰؤُلَاءِ | o kimseler ki |
|
| 3 | حَاجَجْتُمْ | tartışıyorsunuz |
|
| 4 | فِيمَا | olan şey |
|
| 5 | لَكُمْ | sizin |
|
| 6 | بِهِ | onun (hakkında) |
|
| 7 | عِلْمٌ | biraz bilginiz |
|
| 8 | فَلِمَ | ama neden? |
|
| 9 | تُحَاجُّونَ | tartışıyorsunuz |
|
| 10 | فِيمَا | hakkında |
|
| 11 | لَيْسَ | olmayan |
|
| 12 | لَكُمْ | sizin |
|
| 13 | بِهِ | onun (hakkında) |
|
| 14 | عِلْمٌ | bilginiz |
|
| 15 | وَاللَّهُ | Allah |
|
| 16 | يَعْلَمُ | bilir |
|
| 17 | وَأَنْتُمْ | ve siz |
|
| 18 | لَا |
|
|
| 19 | تَعْلَمُونَ | bilmezsiniz |
|
هَٓا اَنْتُمْ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ حَاجَجْتُمْ ف۪يمَا لَكُمْ بِه۪ عِلْمٌ فَلِمَ تُحَٓاجُّونَ ف۪يمَا لَيْسَ لَكُمْ بِه۪ عِلْمٌۜ
İsim cümlesidir. هَٓا tenbih harfidir. Munfasıl zamir اَنْتُمْ mübteda olarak mahallen merfûdur. İşaret ismi هٰٓؤُ۬لَٓاءِ haber olarak mahallen merfûdur. حَاجَجْتُمْ cümlesinin mübtedanın haberi olması da caizdir.
Fiil cümlesidir. حَاجَجْتُمْ sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تُمْ fail olarak mahallen merfûdur. مَا müşterek ism-i mevsûl ف۪ي harf-i ceriyle حَاجَجْتُمْ fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası لَكُمْ بِه۪ عِلْمٌ ’ dir. Îrabtan mahalli yoktur.
لَكُمْ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. بِه۪ car mecruru عِلْمٌ ‘nün mahzuf haline mütealliktir. عِلْمٌ muahhar mübteda olup damme ile merfûdur.
فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَ istifham isminin ism-i mevsûl olmadığı anlaşılsın diye elifi hazf edilmiştir. لِ harf-i ceriyle تُحَٓاجُّونَ fiiline mütealliktir.
تُحَٓاجُّونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. مَا müşterek ism-i mevsûl ف۪ي harf-i ceriyle حَاجَجْتُمْ fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası لَيْسَ لَكُمْ بِه۪ عِلْمٌ ’ dir. Îrabtan mahalli yoktur.
لَيْسَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
لَكُمْ car mecruru لَيْسَ ’ nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. بِه۪ car mecruru عِلْمٌ ’ un mahzuf haline mütealliktir. عِلْمٌ kelimesi لَيْسَ ’ nin muahhar ismi olup damme ile merfûdur.
لَيْس isim cümlesini olumsuz yapar. Sadece mazisi çekildiği için camid bir fiildir. Mazi kipinde tüm şahıs zamirlerine çekimi yapılabilmektedir. Türkçeye “değildir, yoktur, hayır” vb. şeklinde tercüme edilir. Bazen لَيْسَ ’nin haberinin başına manayı tekid için zaid (بِ) harfi ceri gelebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لِمَ kelimesinin aslı لِمَا şeklindedir. Soru ifade eden مَا harfinin başına lam-ı ta‘lil (sebep ifade eden lam harfi) gelmiştir. Böylece مَا harfine bitişen elif, sık kullanıldığı için, telaffuz kolaylığı sağlamak maksadıyla hazfedilmiştir. Aynı durum بِمَ (-ile), عَمَّ (-den) ve فِمَ (-de) kelimelerinde de geçerlidir. (Ömer Nesefî / Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr) Böylece ismi mevsûl olan مَا ‘dan ayrılır. İsmi mevsûl olan مَا bu harflere bitiştiği zaman elif hazf olmaz.
تُحَٓاجُّونَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi حجج ’ dir.
Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاللّٰهُ يَعْلَمُ وَاَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. ٱللَّهُ lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur. یَعۡلَمُ cümlesi, haber olarak mahallen merfûdur.
یَعۡلَمُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘ dir. اَنْتُمْ atıf harfi وَ ile ٱللَّهُ یَعۡلَمُ ‘ ya matuftur.
Munfasıl zamir أَنتُمۡ mübteda olarak mahallen merfûdur. لَا تَعۡلَمُونَ cümlesi, haber olarak mahallen merfûdur.
لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تَعۡلَمُونَ fiili نَ ‘ un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur.
هَٓا اَنْتُمْ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ حَاجَجْتُمْ ف۪يمَا لَكُمْ بِه۪ عِلْمٌ فَلِمَ تُحَٓاجُّونَ ف۪يمَا لَيْسَ لَكُمْ بِه۪ عِلْمٌۜ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesidir. Mübtedaya dahil olan هَـٰۤأَ tenbih harfidir. Tekid ifade eder. Cümle lâzım-ı faide-i haber inkârî kelamdır. اَنْتُمْ müsnedün ileyh, هٰٓؤُ۬لَٓاءِ müsneddir.
Müsnedin işaret ismiyle gelmesi, işaret edilenleri tahkir ifade eder.
هَٓا اَنْتُمْ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ [Siz öyle kimselersiniz ki] ifadesindeki هَٓا , dikkat çekme, tenbih veya taaccüp ifadesi, اَنْتُمْ mübteda, هٰٓؤُ۬لَٓاءِ ise haberdir. ْحَاجَجْتُمْ [münakaşa ediyorsunuz] ifadesi ilk cümleyi açıklayan yeni bir cümle olup “siz öyle ahmak insanlarsınız ki ahmaklığınız, akıl yetersizliğinizin izahı, münakaşa ediyor olmanızdır.” şeklindedir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t- Te’vîl)
Burada geçen هَٓا tenbih anlamında kullanılan bir edattır. اَنْتُمْ [Siz] zamiri ile ehli kitaba hitap edilmiştir. هٰٓؤُ۬لَٓاءِ kelimesi اَنْتُمْ (siz) ifadesini tekiddir. Bir görüşe göre ayetin manası şöyledir: İşte [peygamberle] tartışan sizler böyle kimselersiniz. Bir görüşe göre buradaki هٰٓؤُ۬لَٓاءِ ifadesi “Ey şu kimseler” şeklinde bir hitaptır. Yani sizler Musa’nın ve İsa’nın dini konusunda Hz. Muhammed’e (s.a.v) karşı geliyorsunuz. Çünkü Tevrat ve İncil, o ikisine indirilmiştir. Siz de Hz. Muhammed’in davet ettiği dinin, Musa’nın ve İsa’nın dinlerine muhalif olduğunu iddia ettiniz. Çünkü siz Tevrat’ın ve İncil’in hükümlerini bilmektesiniz ve Hz. Muhammed’den (s.a.v) bunlara aykırı gibi görünen bazı şeyler duydunuz. Her ne kadar (dininizin Hazreti Musa ve İsa’nın dini olduğu konusunda) (Tevrat ve İncil’den öğrendiğiniz) bilgi ile Peygamberle mücadele ettiyseniz de / etseniz de Hz. İbrahim’in Yahudi mi yoksa Hristiyan mı olduğu konusunda mücadele edemezsiniz. Çünkü bu konuda Tevrat’ta da İncil’de de bu meseleye dair herhangi bilgi yoktur. Dolayısıyla bu konuda tartışmak, bilgisizce çekişmek anlamına gelir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr- Ebüssuûd ,İrşâdü’l-Akli’s-Selîm - Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Fasılla gelen حَاجَجْتُمْ ف۪يمَا لَكُمْ بِه۪ عِلْمٌ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır. Bu cümlenin اَنْتُمْ için haber olması da caizdir.
Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl مَا ’ nın sılası olan لَكُمْ بِه۪ عِلْمٌ cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatı vardır.
لَكُمْ , mahzuf mukaddem habere mütealliktir. Lafzen merfû olan عِلْمٍ , muahhar mübtedadır. بِه۪ car-mecruru, عِلْمٌ ‘ un mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. عِلْمٍ ‘ deki nekrelik nev ve kıllet ifade eder.
Bildikleri şeyde tartışmaları bilginin doğru olmadığını ifade eder. Hakla batılı karıştırmışlardır.
فَلِمَ تُحَٓاجُّونَ ف۪يمَا لَيْسَ لَكُمْ بِه۪ عِلْمٌۜ cümlesi فَ ile istînâfa atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada inşâ cümlesi haber cümlesine atfedilmiştir. Bu atıf, istifhamın gerçek manada soru olmaması sebebiyle mümkün olmuştur.
İstifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. Mecrur mahaldeki soru ismi مَا , başındaki harf-i cerle تُحَٓاجُّونَ fiiline mütealliktir. Amiline takdimi, soru isimlerinin sadaret hakkı sebebiyledir.
Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl مَا ‘ nın sılası olan لَيْسَ لَكُمْ بِه۪ عِلْمٌ cümlesi, nakıs fiil لَيْسَ ’ nin dahil olduğu isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Sübut ifade eden cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. لَكُمْ car mecruru لَيْسَ ’ nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. عِلْمٌ muahhar ismidir.
عِلْمٌ ’ daki tenvin kıllet ifade eder. Olumsuz siyakta nekre, selbin umumuna işarettir.
Cümle zahiren istifham üslubunda inşa cümlesi olmasına rağmen mana itibariyle kınama ve azarlama kastı taşımaktadır. Vaz edildiği anlamın dışında mana kazandığı için terkip, mecaz-ı mürsel mürekkeptir. Ayrıca istifhamda tecâhül-i ârif sanatı vardır.
İnkârî istifham uslûbu; onların cahillik ve gaflet içinde olduklarını haber üslubundan daha etkili bir şekilde ifade etmiştir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, C. 1, s. 127)
Bilinen nefy üslubu yerine istifhamın tercih edilmesinin sebebi; istifhamda muhatabın aklını uyarmak, harekete geçirmek ve düşünmeye teşvik manası olmasıdır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
لَيْسَ لَكُمْ بِه۪ عِلْمٌۜ cümlesiyle لَكُمْ بِه۪ عِلْمٌ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
لَكُمْ - ف۪يمَا - عِلْمٌۜ - بِه۪ kelimelerinin tekrarında tekrir ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
حَاجَجْتُمْ - تُحَٓاجُّونَ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
لِمَ kelimesinin aslı لِمَا şeklindedir. Soru ifade eden مَا harfinin başına lam-ı ta‘lil (sebep ifade eden lam harfi) gelmiştir. Böylece مَا harfine bitişen elif, sık kullanıldığı için, nefy harfinden ayırt etmek için telaffuz kolaylığı sağlamak maksadıyla hazfedilmiştir. Aynı durum بِمَ (-ile), عَمَّ (-den) ve فِمَ (-de) kelimelerinde de geçerlidir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)
[Haydi, bilginiz olan şeyler üzerinde] yani Tevrat ve İncil’in bildirdiği konularda [münakaşa ediyorsunuz! Peki, bilginiz olmayan bir şey üzerinde] yani kitaplarınızda söz konusu edilmeyen, İbrahim’in dini meselesinde [niçin münakaşa ediyorsunuz?] (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l- Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
Ayet-i kerimede bilgisi olmayanlarla tartışmanın ve konu ile ilgili yeterince araştırması bulunmayan kimsenin, o konuda tartışmasının yasak kılındığına dair delil vardır. Bununla birlikte bilen ve yakîn sahibi olan kimsenin tartışacağına dair de emir varid olmuştur. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)
وَاللّٰهُ يَعْلَمُ وَاَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ
Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Lafza-ı celâl mübteda, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan يَعْلَمُ cümlesi haberdir.
Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye ve teceddüt ve istimrar ifade eder. Muzari fiil muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar. Ayrıca müsnedün ileyhin bu işi tekrarlayarak yaptığına işaret eder.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
وَاَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ۟ cümlesi atıf harfi وَ ‘ la makabline tezat sebebiyle atfedilmiştir. Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. اَنْتُمْ mübteda, menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan لَا تَعْلَمُونَ۟ cümlesi haberdir.
Son iki cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. İki mef’ûle müteaddi olan علم fiilinin mef’ûlleri hazfedilmiştir. Böylelikle muhatap, muhayyilesi kısıtlanmadan mef’ûlleri serbestçe düşünebilmektedir.
وَاللّٰهُ يَعْلَمُ cümlesiyle وَاَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ۟ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
يَعْلَمُ - لَا تَعْلَمُونَ۟ kelimeleri arasında tıbâk-ı selb, iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. Bu sanatlar sayesinde mana kalbe tam olarak yerleşir.
Tezyîl, bir cümlenin diğer bir cümleyi takip etmesi ve tekit etmek amacıyla birincinin manasını kapsaması ve onu sağlamlaştırmasına verilen isimdir. Birinci cümle, ikinci cümlenin ya mantukunu ya da mefhumunu tekit etmektedir. (Ar. Gör. Ömer Kara Belâgat İlminde İki İfade Biçimi: İtnâb-Îcâz (I) -Kur’ân Metninin Anlaşılmasındaki Rolü Üzerine Bir Deneme)
يَعْلَمُ kelimesinde irsâd sanatı vardır.
Ayette عِلْمٌ fiili önemine binaen 4 kere geçmiştir. Aralarında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Bu cümle Bakara Suresi 232. ayetin fasılasıyla aynıdır. İki cümle arasında tekrir, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Bu ayette mezhebu’l-kelamî sanatı vardır. Kur’an-ı Kerim bu ve buna benzer ayetlerle, insanın aklını kullanarak gerçeğe ulaşma konusunda varsayımları eleyerek mantıklı bir düşünce sistemi içerisinde hakikatı bulma yolunu göstermektedir. Meẕhebu’l-kelamî sanatı açısından da güzel bir örnek oluşturmaktadır. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerim’deki Anlamsal Bedî’Sanatları)
وَاللّٰهُ يَعْلَمُ وَاَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ [Oysaki Allah her şeyi bilir, siz ise bilmezsiniz.] Yani Allah Teâlâ, Hz. İbrahim’in sizin iddia ettiğiniz gibi olmadığını bilir. Sizler ise onun iddia ettiğiniz gibi olduğunu bilmiyorsunuz. Allah gaibi de gaib olmayanı da bilir. Siz ise sadece gördüklerinizi ya da size haberi ulaşan şeyleri bilirsiniz. İbrahim sizin yanınızda değildi. Yahut onun haberi doğru bir şekilde size ulaşmamıştı. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr - Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)