Âl-i İmrân Sûresi 80. Ayet

وَلَا يَأْمُرَكُمْ اَنْ تَتَّخِذُوا الْمَلٰٓئِكَةَ وَالنَّبِيّ۪نَ اَرْبَاباًۜ اَيَأْمُرُكُمْ بِالْكُفْرِ بَعْدَ اِذْ اَنْتُمْ مُسْلِمُونَ۟  ٨٠

Onun size, “Melekleri ve peygamberleri ilâhlar edinin.” diye emretmesi de düşünülemez. Siz müslüman olduktan sonra, o size hiç inkârı emreder mi?
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَلَا
2 يَأْمُرَكُمْ ve size emretmez ا م ر
3 أَنْ diye
4 تَتَّخِذُوا edinin ا خ ذ
5 الْمَلَائِكَةَ Melekleri م ل ك
6 وَالنَّبِيِّينَ ve peygamberleri ن ب ا
7 أَرْبَابًا tanrılar ر ب ب
8 أَيَأْمُرُكُمْ size emreder mi? ا م ر
9 بِالْكُفْرِ inkar etmeyi ك ف ر
10 بَعْدَ sonra ب ع د
11 إِذْ olduktan
12 أَنْتُمْ siz
13 مُسْلِمُونَ müslümanlar س ل م
 

Bu âyette yer alan “peygamberleri rab edinme” ifadesiyle madde âleminde bulunan, “melekleri rab edinme” ifadesiyle de madde ötesi âlemde bulunan mahlûkatın en üstün mertebede olanları zikredilerek, hangi meziyetlere sahip olursa olsun Allah’tan başkasına kulluk etmenin ilâhî dinlerin ilkeleriyle bağdaşmayacağı ve bir peygamberin bu ilkeyi çiğneyen bir öğretiye sahip olabileceğinin hiçbir akıl sahibince tasavvur olunamayacağı vurgulanmaktadır. 

Buradan öncelikle çıkan bir anlam da şudur: Veli, şeyh, rahip, haham, kâhin, cin, şeytan vb. varlıkları rab yerine koyarak onlara bel bağlamak, hele akıl sahibi olmayan yahut cansız varlıkları bu mertebeye çıkarmak, insanı “kulluk etme”ye yönelten duygu ve sâikin temel karakteriyle bağdaşmaz. Bu tür ikameler son tahlilde, amaca hizmet etmeyen oyalanmalardan ibarettir ve insana bahşedilen akıl nimetinin beyhude yere harcanması demektir. 

Zira “kul”luk ancak kulların ve bütün evrenin yaratıcısı olan, varlığı ve gücü başka hiçbir varlığa bağlı olmayan yüce Allah’a içtenlikle boyun eğme noktasına ulaştığı zaman anlam kazanır ve insan gerçek değerine sadece böyle bir kullukla erişebilir. (Kur’ân Yolu, Diyanet Tefsiri)

 

وَلَا يَأْمُرَكُمْ اَنْ تَتَّخِذُوا الْمَلٰٓئِكَةَ وَالنَّبِيّ۪نَ اَرْبَاباًۜ


Ayet, atıf harfi وَ  ile önceki ayetteki  يُؤْتِيَ  fiiline matuftur. 

Fiil cümlesidir.  لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَأْمُرَ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو’ dir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اَنْ  ve masdar-ı müevvel amili  يَأْمُرَ  fiilinin ikinci mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.  

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

تَتَّخِذُوا  fiili  ن ’ un hazfıyla mansub muzari fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur.  الْمَلٰٓئِكَةَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

النَّبِيّ۪نَ  atıf harfi وَ ’ la makabline matuf olup, nasb alameti ي ’ dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanır. اَرْبَابًا  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

Fiili muzarinin başına “ اَنْ ” harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdarı müevvel cümlesi)” denmektedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:

1. Bilmek manasında olanlar.  ألفي -  دري -  رأي -  وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ -  حسب -  خال - زعم - عدّ  fiilleridir.

3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ  - ردّ  -  ترك  fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.

Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen  اَنَّ ’li ve  اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir: 

1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تَتَّخِذُوا  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftial babındadır. Sülâsîsi أخذ ’ dir. 

İftial babı fiile, mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır. 

اَرْبَابًا ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


اَيَأْمُرُكُمْ بِالْكُفْرِ بَعْدَ اِذْ اَنْتُمْ مُسْلِمُونَ۟

 

Fiil cümlesidir. Hemze istifham harfidir. يَأْمُرُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو’ dir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. بِالْكُفْرِ  car mecruru  يَأْمُرُ  fiiline mütealliktir.

بَعْدَ  zaman zarfı,  يَأْمُرَكُمْ  fiiline mütealliktir. اِذْ, zaman zarfı, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  اَنْتُمْ مُسْلِمُونَ۟  cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

İsim cümlesidir. Munfasıl zamir  اَنْتُمْ  mübteda olarak mahallen merfûdur. مُسْلِمُونَ  haber olup, ref alameti  وَ ’ dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.

(إِذْ) : Yanlız Cümleye muzâf olan zaman zarfıdır. a) (إِذْ) mef’ûlun fih, mef’ûlun bih, mef’ûlun leh olur. b) (إِذْ) den sonra muzâri fiil veya isim cümlesi gelirse gelecek zaman ifade eder. c) (بَيْنَا) ve (بَيْنَمَا) dan sonra gelirse mufâcee (sürpriz) harfi olur. Bu durumda zarf (zaman bildiren isim) değil harf olur. d) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مُسْلِمُونَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَلَا يَأْمُرَكُمْ اَنْ تَتَّخِذُوا الْمَلٰٓئِكَةَ وَالنَّبِيّ۪نَ اَرْبَاباًۜ

 

Cümle, atıf harfi  وَ ’ la önceki ayetteki mevsulün sılası  يُؤْتِيَهُ اللّٰهُ الْكِتَابَ وَالْحُكْمَ وَالنُّبُوَّةَ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Müspet sıygadan menfî sıygaya iltifat sanatı vardır. Cümle menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  تَتَّخِذُوا الْمَلٰٓئِكَةَ وَالنَّبِيّ۪نَ اَرْبَابًا  cümlesi, masdar teviliyle  يَأْمُرَكُمْ  fiilinin ikinci mef’ûlü konumundadır. 

Masdar-ı müevvel, muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

وَالنَّبِيّ۪نَ , tezayüf nedeniyle  الْمَلٰٓئِكَةَ ‘ ye atfedilmiştir.

تَتَّخِذُوا  fiilinin ikinci mef’ûlün bihi  اَرْبَابًا ’ deki nekrelik, tahkir ifade eder.

ولا يامُرُكُمْ  sözünde gaibden muhataba iltifat vardır.

الْمَلٰٓئِكَةَ - النَّبِيّ۪نَ - اَرْبَابًا  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

وَلَا يَأْمُرَكُمْ  ifadesi  ثُمَّ يَقُولَ  ifadesine matuf olarak mansub okunmuş olup iki şekilde açıklanabilir. İlkine göre  لَا  harfi, مَا كَانَ لِبَشَرٍ  ifadesindeki olumsuzlama anlamını tekid etmek için gelmiş olan zaid bir ifadedir. Anlam; ‘’Hiçbir beşerin, putları terk edip sadece Allah’a kulluk etmeye çağırmak üzere Allah tarafından peygamber olarak seçilip de sonra insanları kendisine kul olmaya çağırması ve “melekleri ve peygamberleri rab edinin” demesi söz konusu değildir.’’ şeklindedir. İkinci değerlendirmeye göre  لَا  zaid değildir. Şöyle ki: Allah Resulü, Kureyşlileri meleklere kulluktan, Yahudi ve Hristiyanları da Üzeyir ve Mesih’e kulluk etmekten sakındırıyordu. Peygambere (s.a.v), “Seni mi rab edinelim?!” dediklerinde onlara şöyle denildi: “Allah tarafından nebi seçilen hiçbir beşerin, daha sonra insanlara kendisine kulluk etmelerini emretmesi söz konusu değildir; hele meleklere ve peygamberlere kulluk etmekten sizi men ederken…” (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Bil ki ayetteki “hiçbir insanın” ifadesinden maksad, “Bu sözü onun söylemesi haram olur.” manası değildir. Çünkü böyle bir şey söylemek, bütün mahlukat için haramdır. Ayetin zahiri, bunun, Allah’ın o kimseye kitap, hikmet ve nübüvveti vermesi sebebiyle olmadığına delalet eder. Yine bundan maksad, bir haram kılma olsaydı, şüphesiz ki bu, Hıristiyanların bunu Hz. İsa için iddia etmiş olmalarında onları yalanlama manasına gelmezdi. Çünkü bir başkasının bir şey yaptığını iddia eden kimseye, “Onun bunu yapması helal değildir.” denilmesi, o kimseyi iddiası hususunda bir yalanlama olmaz. Cenab-ı Hakk bununla Hz. İsa’nın (a.s), onlara “Allah’tan başka, beni ilâh edininiz.” dediğini iddia ettiklerini anlatmıştır. Binaenaleyh bundan murad, bizim söylediğimiz manadır. Bunun bir benzeri de “Allah’ın evlat edinmesi olacak şey değil!” (Meryem Suresi, 36) ayetidir. Bunu, bir çocuğun olması halini kendi zatından nefyetme yoluyla söylemiştir; tahrim ve nehyetme üslûbunda değil. Hakk Teâlâ’nın, “Bir peygamberin emanete hainlik etmesi yakışık almaz.” (Âl-i İmran Suresi, 161) buyruğu da böyledir. Bundan murad da “nefy”dir, nehiy değildir! Allah en iyi bilendir.(Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l - Gayb)   


اَيَأْمُرُكُمْ بِالْكُفْرِ بَعْدَ اِذْ اَنْتُمْ مُسْلِمُونَ۟


Cümle, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. İnkârî istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. İstifham üslubunda olmasına rağmen cümle asıl olarak soru manası taşımamaktadır. Taaccüb ve tenkit ifade eden cümle mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca cümlede tecâhül-i ârif sanatı vardır.

Bilinen nefy üslubu yerine istifhamın tercih edilmesinin sebebi; istifhamda muhatabın aklını uyarmak, harekete geçirmek ve düşünmeye teşvik manası olmasıdır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

بَعْدَ اِذْ اَنْتُمْ مُسْلِمُونَ۟  izafetinde zaman zarfı  اِذْ ’ in muzâfun ileyhi  اَنْتُمْ مُسْلِمُونَ۟  cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Mübteda ve haberden oluşmuş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.  اَنْتُمْ  mübteda,  مُسْلِمُونَ۟  haberdir.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Müsned olan  مُسْلِمُونَ۟ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)

مُسْلِمُونَ۟ - الْكُفْرِ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı, يَأْمُرُكُمْ - لَا يَأْمُرَكُمْ  kelimeleri arasında ise tıbâk-ı selb sanatı vardır.

يَأْمُرُكُمْ  fiilinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

Bu; kınama ve olumsuzlama manasında bir sorudur. Yani Allah Teâlâ size bunu asla emretmez. “Müslüman olmanızdan sonra!” Yani sizi İslam’a davet ettikten ve bazılarınız bu davete icabet ettikten sonra demektir. Bir görüşe göre ayet şu anlama gelir: Siz yaratılış şehadeti ile Müslüman olduktan sonra Allah size hiç inkârcı olmanızı emreder mi? (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)