Âl-i İmrân Sûresi 92. Ayet

لَنْ تَنَالُوا الْبِرَّ حَتّٰى تُنْفِقُوا مِمَّا تُحِبُّونَۜ وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ شَيْءٍ فَاِنَّ اللّٰهَ بِه۪ عَل۪يمٌ  ...

Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanız Allah onu bilir.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 لَنْ asla
2 تَنَالُوا eremezsiniz ن ي ل
3 الْبِرَّ iyiliğe ب ر ر
4 حَتَّىٰ kadar
5 تُنْفِقُوا (Allah için) harcayıncaya ن ف ق
6 مِمَّا şeylerden
7 تُحِبُّونَ sevdiğiniz ح ب ب
8 وَمَا ve ne ki?
9 تُنْفِقُوا harcarsanız ن ف ق
10 مِنْ herhangi bir
11 شَيْءٍ şeyden ش ي ا
12 فَإِنَّ şüphesiz
13 اللَّهَ Allah
14 بِهِ onu
15 عَلِيمٌ bilir ع ل م
 

“İyilik” diye çevirdiğimiz birr kelimesi ayrıca “erdemlilik, ihsan, çok iyi ve hayırlı” gibi anlamlara gelir. Kur’ân terimi olarak birr, “kişiyi Allah’a yaklaştıran iman, ibadet ve ahlâk ile en doğru ve en güzel hayatı yaşamak” mânasına geldiği gibi (bk. Bakara 2/177) “Allah’ın rızâsı, rahmeti ve cenneti” şeklinde de yorumlanmıştır. 

Râzî bunu, “saygı ifade eden bütün davranışları, itaatleri ve insanı Allah’a yaklaştıran hayırlı işleri içine alan bir kelime” olarak değerlendirmiştir (V, 37). Kur’ân-ı Kerîm’in en geniş kapsamlı kavramlarından olan birr, “Allah’a karşı saygılı olma” anlamına gelen takvâ kelimesiyle paralel ve ona yakın bir mâna ifade etmekte, günah anlamına gelen ism ve kötülük anlamına gelen fücûrun karşıtı olarak kullanılmaktadır (krş. Bakara 2/177; Mâide 5/2; İnfitâr82/13-14). Birr ile takvâ arasındaki bu yakınlık Kur’ân’da çeşitli vesilelerle ifade edilmiştir. Nitekim Bakara sûresinin 189. âyetinde birrin takvâ sahibi insana özgü bir fazilet olduğu bildirilerek, Mâide sûresinin 2. âyetinde de “Birr ve takvâ hususunda yardımlaşınız” buyurularak bu iki fazilet arasındaki yakınlık vurgulanmaktadır.

Müfessirler kişinin sevdiği şeyleri “servet, mevki, ilim ve beden kuvveti gibi maddî ve mânevî imkânlar” şeklinde yorumlamışlardır. Âyet-i kerîme, sadaka veya Allah yolunda yapılan diğer harcamaların işe yarar, kıymetli şeylerden yapılmasının gereğine işaret etmekte, aksi takdirde yapılan harcamada hedeflenen gayeye ulaşılamayacağını bildirmektedir. Bu tür sosyal harcamalarda verilen şey, bireyin veya toplumun bir ihtiyacını karşılayacak ve onu sıkıntıdan kurtaracak mahiyette olmalıdır. (Kur’ân Yolu, Diyanet Tefsiri)

 

Riyazus Salihin, 322 Nolu Hadis

Enes radıyallahu anh şöyle dedi:

Medine’de ensâr arasında en fazla hurmalığı bulunan Ebû Talha idi. Ebû Talha’nın en sevdiği malı da Mescid-i Nebevî’nin karşısındaki Beyruhâ adlı hurma bahçesiydi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bu bahçeye girer ve oradaki tatlı sudan içerdi.

Enes (sözüne devamla) dedi ki: “Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça, en iyiye eremezsiniz” âyet-i kerîmesi nâzil olunca, Ebû Talha Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına geldi ve:

- Yâ Rasûlallah! Cenâb-ı Hak sana “Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça, en iyiye eremezsiniz” âyetini gönderdi. En sevdiğim malım Beyruhâ adlı bahçedir. Onu Allah rızası için sadaka ediyorum. Allah’dan onun sevabını ve âhiret azığı olmasını dilerim. Beyruhâ’yı Allah’ın sana göstereceği şekilde kullan, dedi.

Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

- “Âferin sana! Kârlı mal dediğin işte budur! Seni duydum, Ebû Talha. Onu akrabalarına vermeni uygun görüyorum.”

Ebû Talha:

- Öyle yapayım, yâ Rasûlallah, dedi ve bahçeyi akrabaları ve amcasının oğulları arasında taksim etti.

Buhârî, Zekât 24, Vekâlet 14, Vesâyâ 10, 17, 26, Tefsîru sûre (3) 5, Eşribe 13; Müslim, Zekât 42, 43

 

لَنْ تَنَالُوا الْبِرَّ حَتّٰى تُنْفِقُوا مِمَّا تُحِبُّونَۜ


Fiil cümlesidir.  لَنْ  muzariyi nasb ederek manasını olumsuz müstakbele çeviren harftir. Tekid ifade eder.

تَنَالُوا  fiili  نَ ’un hazfiyle mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olup mahallen merfûdur.  الْبِرَّ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubtur.

حَتّٰى  gaye bildiren cer harfidir.  تُنْفِقُوا  muzari fiilini gizli  اَنْ  ile nasb ederek anlamını masdara çevirmiştir.  اَنْ  ve masdar-ı müevvel, cer mahallinde  تَنَالُوا  fiiline müteallıktır. 

مَا  müşterek ism-i mevsûlu,  مِنْ  harf-i ceriyle birlikte  تُنْفِقُوا  fiiline müteallıktır.  İsm-i mevsûlun sılası  تُحِبُّونَ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.  تُحِبُّونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir.  

  

وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ شَيْءٍ فَاِنَّ اللّٰهَ بِه۪ عَل۪يمٌ

 

وَ  atıf harfidir.  مَا  iki fiili cezmeden şart ismidir.  تُنْفِقُوا  fiilinin mukaddem mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubtur. 

تُنْفِقُوا  şart fiili  ن ’un hazfıyla meczum muzari fiildir.   مِنْ شَيْءٍ  car mecruru  مَا ’nın mahzuf haline müteallıktır.

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.  إِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.  اللّٰهَ  lafza-i celâli  اِنَّ ’nin ismidir.  بِه۪  car mecruru  عَل۪يمٌ ’ne müteallıktır.  عَلِیمٌ  ise  اِنَّ ’nin haberi olup lafzen merfûdur.

تُنْفِقُوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. 

İf’al babındandır. Sülâsîsi  نفق ’dir. İf’al babı fiille, ta’diye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.

İbn Mesud  حَتَّى تُنْفِقُوا بَعْضَ  مَا تُحِبُّونَ [sevdiklerinizin bir kısmını infak etmedikçe] şeklinde okumuştur ki  مِمَّا  lafzındaki  مِنْ ’in,  اَخَذْتُ مِنَ الْمَالِ [maldan biraz aldım] cümlesindeki  مِنْ  gibi baziyet / kısmîlik ifade ettiğini göstermektedir.  مِنْ شَيْءٍ  deki مِنْ ise  وَمَا تُنْفِقُوا  ifadesini açıklamakta olup “gerek sevdiğiniz iyi şeylerden gerekse hoşlanmadığınız kötü şeylerden, infak ettiğiniz her şeyi Allah bilir ve size ona göre muamele eder” manasındadır. (Keşşâf)
 

لَنْ تَنَالُوا الْبِرَّ حَتّٰى تُنْفِقُوا مِمَّا تُحِبُّونَۜ


Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Menfi muzari fiil sıygasında, faide-i haber talebî kelamdır.

Gaye bildiren masdar harfi  حَتّٰى  ve akabindeki müspet muzari fiil cümlesi masdar teviliyle,  تَنَالُوا   fiiline müteallıktır.

Cer mahallindeki müşterek ism-i mevsûl  مَّا’ nın sılası olan  تُحِبُّونَۜ  cümlesi de muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

مِمَّا تُحِبُّونَۜ  [sevdiğiniz şeyler] sözü kinayedir. 

Cümlede lâzım-melzûm alakasıyla mecaz-ı mürsel sanatı vardır. Lazım; birre erişemezsiniz; melzum; birrden uzak olduğunuz zaman Allah’ın rızasına ve cennet derecelerine erişemezsiniz manalarıdır. (Medine Balcı, Dergâhu’l Kur’an) 

[Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe] yani [Kazandıklarınızın ve size yerden çıkardıklarımızın iyilerinden infak edin. (Bakara Suresi, 267)] ayetinde ifade edildiği gibi infakınız sevip tercih ettiğiniz mallarınızdan oluncaya kadar [asla “iyiliğe” erişemezsiniz] yani iyiliğin hakikatine ulaşamazsınız ve iyi olamazsınız. (Keşşâf)

Âşûr, البر deki ال ‘ın cins için olduğunu belirtir.

Birr: Bakara Suresinin 177. ayetinde açıklandığı üzere ihsan (iyilik etmek), geniş hayır, tam hayır demektir. “Birr” ile “hayır” arasında şöyle bir fark da göstermişlerdir: “Birr”, hayra ulaşan ve kastedilmiş fayda; “hayır” ise kasıtsız bile olmuş olsa muhakkak faydadır. Birrin zıddı ukuk (isyan etmek), hayrın zıddı şerdir. Bununla beraber “birr”, hıns (günah) karşılığı da kullanılır. Burada birr’e erişmek, hayır ve iyilik etme sıfatıyla sıfatlanmış olmak veya “İyiler mutlaka nimet içindedirler.” (İnfitar Suresi, 13) ayetinin delaleti üzere iyiliğe ve ilâhî sevaba ermek manalarından her biriyle tefsir edilmiştir ki ikisi birbirinden ayrılmazlar. “Allah asla sözünden dönmez.” (Âl-i İmran Suresi, 9) ayeti gereğince Allah’a söz vermek ve anlaşmada tamamıyla ayak direyerek ilâhî vaade tamamen kavuşmak, ermek manası, her ikisini de içine alır. Buna göre iman, dinin temeli; birr, dinin gayesi demektir. Hak tevhid, hayra erişmek: İşte din, bu iki esasın mahsulüdür. Ve bu şekilde bu ayet, kendisinden önceki iman konularının bir sonucu, kendisinden sonraki hükümlere dair konuların da mukaddimesi yerindedir. (Elmalı)

Bu hitap, müminler içindir. Bundan önce kâfirlere faydası olmayan ve kendilerinden kabul edilmeyen şeyler beyan edildikten sonra bu istînâfî kelam ile de müminlere faydası olan ve kendilerinden kabul edilen şeyler beyan edilmektedir.

Sizler, en değerli, en çok sevdiğiniz, en çok beğendiğiniz mallarınızdan bir kısmını, Allah yolunda harcamadıkça iyi insanların uğrunda yarıştıklar hakikî hayra eremezsiniz; hayrın yüksek derecesine ulaşamazsınız ve gerçek iyiler zümresine dahil olamazsınız; (Ebüssuûd, Fahreddin er-Râzî) 


وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ شَيْءٍ فَاِنَّ اللّٰهَ بِه۪ عَل۪يمٌ

 

وَ  istînâfiyyedir. Cümle şart üslubunda haberî isnaddır. Şart ismi olan  مَا , şart fiili olan  تُنْفِقُوا fiilinin mukaddem mef’ûlüdür. 

فَ  karînesiyle gelen cevap cümlesi  اِنَّ  ile tekid edilmiş isim cümlesidir. Sübut ifade eder. Cümlede car mecrur  بِه۪ ’nin, amili olan  عَل۪يمٌ ’a takdimi söz konusudur.

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, faide-i haber inkârî kelamdır.

اِنَّ’nin isminin, bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil lafza-i celâlle gelmesi teberrük, telezzüz ve haşyet uyandırma amacına matuftur. 

Cümlede mütekellimin Allah Teâlâ olması hasebiyle, ayetteki lafza-i celâllerde tecrîd sanatı vardır. 

تُنْفِقُوا  kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

مِنْ شَيْءٍ ِ deki  مِنْ ِ harf-i ceri kısmîlik ifade eder; infak edilecek malın, elinde olan her şeyi değil, bir bölümü olabileceğini ifade eder. Eğer  مِنْ ِ harf-i ceri tebyin içinse “İnfak edilenin tayyib mi habis mi olduğunu bilir.” anlamındadır.  شَيْءٍ  ifadesindeki nekrelik taklîl ifade eder. Yani “Benim verecek hiçbir şeyim yok!” demeyin, küçücük bir şey dahi verseniz Allah onu bilir demektir. 

وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ شَيْءٍ فَاِنَّ اللّٰهَ بِه۪ عَل۪يمٌ [Ne infak ederseniz şüphesiz Allah onu bilir.] Cezanın isim cümlesi olarak gelmesi; bildiğiyle amel etmeyeni ikaz içindir. Sanki Allah’ın bildiğini, gördüğünü bilmiyormuş gibi ya sevilmeyen şeylerin infak edildiğine ya da infakın karşılığını alamam korkusuyla infaktan kaçınanlara bir tarizdir. Cenab-ı Allah’ın o infakı bilmesi, “ona sevap vermesi” manasında bir kinayedir. Bu gibi yerlerde tariz (üstü kapalı anlatmak), açıkça ifade etmekten daha beliğdir. Lâzım; ‘’Allah ne infak ederseniz onu bilir,’’ melzûm; ‘’mükâfatını verir, sizi infaka sevk eden şeyin ihlas mı yoksa riya mı olduğunu ve sizin malınızın en iyisi, en güzelini mi yoksa en adisi, en kötüsünü mü infak ettiğinizi bilir’’ manasıdır. 

Cümle hem tehdit hem müjde içerdiği için tevcihtir. Yani güzel şeyler infak ederseniz mükâfatını verecektir. Sevmediğiniz şeylerden infak ederseniz kınanır ve cezasını görürsünüz. (Medine Balcı, Dergâhu’l Kur’an)

وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ شَيْءٍ فَاِنَّ اللّٰهَ بِه۪ عَل۪يم  Bu tabirde ceza (karşılık verme) manası vardır. Buna göre ayetin takdiri; “Her ne infak ederseniz -ister az olsun ister çok olsun- o infakınızdan dolayı Allah size mükâfat verir. Çünkü Allah onu bilir ve o Allah’a gizli kalmaz.” Böylece Cenab-ı Allah’ın o infakı bilmesi, “ona sevap vermesi” manasında bir kinaye kılınmıştır. Bu gibi yerlerde, tariz (üstü kapalı anlatmak), açıkça ifade etmekten daha beliğdir. (Fahreddin er-Râzî, Âşûr)

İnsan en çok nefsini sever. İman edenler Allah’ı sevdikleri için, O’nun için sevdiklerini de rahatça verebilirler.

وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ شَيْءٍ فَاِنَّ اللّٰهَ بِه۪ عَل۪يمٌ [İnfak ettiğiniz şeyi muhakkak ki Allah bilir.] sözünde idmâc vardır. Güzel şeyler infak ettiyseniz mükâfat alır, kötü şeyler infak ettiyseniz kınanırsınız manalarını taşır.