فَمَنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَ مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ ٩٤
فَمَنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَ مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ
İsim cümlesidir. فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَنْ iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. Şart ve cevap cümlesi, mübteda مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur.
Fiil cümlesidir. افْتَرٰى şart fiili olup, elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. عَلَى اللّٰهِ car mecruru افْتَرٰى fiiline mütealliktir. الْكَذِبَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
مِنْ بَعْدِ car mecruru افْتَرٰى fiiline mütealliktir. ذا işaret ismi olup sükun üzere mebni, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. ل harfi buud yani uzaklık bildiren harf, ك ise muhatap zamiridir.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
İsim cümlesidir. İşaret ismi اُو۬لٰٓئِكَ mübteda olarak mahallen merfûdur. Munfasıl zamir هُمُ ikinci mübteda veya fasıl zamiridir. الظَّالِمُونَ kelimesi هُمُ ’ un veya اُو۬لٰٓئِكَ ’ nin haberi olup ref alameti و ‘dır. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanır.
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Zamiru’l Fasl (Ayırma Zamiri): Umumiyetle mübteda marife, haberse nekre gelir: Ancak, haber mübteda gibi marife olunca çoğu defa aralarında -irabdan mahalli olmayan- bir zamir bulunur. Haber ile sıfatı birbirinden ayırdığı için buna “zamiru’l fasl” (ayırma zamiri) denir.
Zamirler ne mevsuf ne de sıfat olurlar. Bundan dolayı marife olan iki ismin arasına girince iki ismin arası açılır; sıfat – mevsuf olma durumları ortadan kalkar, mevsuf mübteda, sıfat da haber olur.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
افْتَرٰى fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir.Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi فري ’ dır.
İftiâl babı fiile, mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
الظَّالِمُونَ ; sülâsî mücerredi ظلم olan fiilin ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَمَنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَ مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ
Ayet, atıf harfi فَ ile önceki ayetteki قُلْ فَأْتُوا بِالتَّوْرٰيةِ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Şart üslubunda gelen cümlede, iki fiili cezm eden مَنْ şart ismi, mübtedadır. Şart cümlesi olan افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَ مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ , sübut ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Aynı zamanda مَنْ ’ in haberidir. Mübtedanın haberinin mazi fiil sıygasında cümle olması hükmü takviye, sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
Mütekellimin Allah Teâlâ olduğu ayette lafza-i celâlin zikri tecrîd sanatıdır.
Cümledeki işaret isminde istiare vardır. ذٰلِكَ ile hükümlere işaret edilerek onlara dikkat çekilmiştir.
Bilindiği gibi işaret isimleri mahsus şeyleri işaret etmekte kullanılır. Bu ayette olduğu gibi aklî bir şey için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)
افْتَرٰى kelimesinde irsâd sanatı vardır. Ayetin sonunda bu manaya uygun olan الظَّالِمُونَ kelimesi gelmiştir.
افْتَرٰى - الْكَذِبَ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Rabıta harfi فَ ile gelen فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ cümlesi, şartın cevabıdır. Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. اُو۬لٰٓئِكَ mübteda, هُمُ الظَّالِمُونَ cümlesi haberdir.
Müsnedün ileyh, işaret ismiyle marife olmuştur. İşaret ismi, işaret edilen manayı kâmil bir şekilde tarif edip ortaya çıkarır. Öyle ki kendisinden bahsedilen şey çok net olarak ortaya çıkar. Ayrıca bahsedilen şeyin açıklanmasının çok önemli olduğuna delalet eder. Bütün bunlara ilaveten burada o kişileri tahkir ifade eder.
اُو۬لٰٓئِكَ ‘ nin haberi olan هُمُ الظَّالِمُونَ cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Haberin الْ takısıyla marife olması, bu vasfın müsnedün ileyhte kemâl derecede olduğunu belirtir.
هُمُ için haber olan الظَّالِمُونَ ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.
İsim cümlesinde yer alan ism-i fail, çoğunlukla sübut ve süreklilik anlamı ifade eder. Bunun manası, dalalette olma özelliğinin onlarda sabit olduğudur.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
هم zamiri, mübteda ile haberin arasına girdiği için “Îrabdan mahalli olmayan fasl zamiri” olarak isimlendirilmiştir. Bu zamir, tekid ifade eder. Böylece kendisinden sonra gelen kelime de sıfat değil haber olur.
الظَّالِمُونَ - الْكَذِبَ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkib, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtiaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden fasıl zamiri, isim cümlesi ve müsnedin harf-i tarifle marife gelmesi olmak üzere üç tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
فَمَنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَ [Kim Allah'a yalan iftira ederse...] sözünde vurgu vardır. İftira etmek zaten yalanla olur. Ayrıca “yalan” denmesi vurgu içindir. Bir nevi mef’ûlu mutlak gibi olmuştur. İftiranın yalan olduğu zaten açıktır, bu cümlesi de mef’ûl olarak الْكَذِبَ ’ nin gelmesi, ıtnâb sanatının îgāl babındandır.(Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t - Tenvîr)
الكذب ’ deki marifelik cins içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Bu ayet onların Tevrat’a uymadıkları ile ilgilidir. Tevrat kelimesi gizlemek manasındaki ورى ’ dan gelir.
İftira, " yalan uydurmak’’tır. Bu kelimenin kökü olan فري yalan söylemek ve iftira etmek demektir. Bu kelimenin aslı, Arapçadaki deriyi kesip parçalamak manasıdır. Binaenaleyh yalan için ‘iftira’ kelimesi de kullanılmıştır. Çünkü yalan söyleyen kimse de, yalanıyla bir şeyin doğru olup olmadığını araştırmaksızın, o şey hakkında konuşarak kat'î ve kesin bir hüküm verir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l - Gayb, Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
[İşte onlar zalimlerin ta kendileridir.] ibaresi; ayetleri gizlemenin bir haksızlık, zulüm olduğunu bildirir. (Medine Balcı, Dergâhu’l Kur’an)