مَا خَلْقُكُمْ وَلَا بَعْثُكُمْ اِلَّا كَنَفْسٍ وَاحِدَةٍۜ اِنَّ اللّٰهَ سَم۪يعٌ بَص۪يرٌ ٢٨
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | مَا | değildir |
|
| 2 | خَلْقُكُمْ | sizin yaratılmanız |
|
| 3 | وَلَا | ve değildir |
|
| 4 | بَعْثُكُمْ | diriltilmeniz |
|
| 5 | إِلَّا | başka bir şey |
|
| 6 | كَنَفْسٍ | kişi(nin yaratılmasından) |
|
| 7 | وَاحِدَةٍ | bir tek |
|
| 8 | إِنَّ | şüphesiz |
|
| 9 | اللَّهَ | Allah |
|
| 10 | سَمِيعٌ | işitendir |
|
| 11 | بَصِيرٌ | görendir |
|
مَا خَلْقُكُمْ وَلَا بَعْثُكُمْ اِلَّا كَنَفْسٍ وَاحِدَةٍۜ
İsim cümlesidir. مَا nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. خَلْقُكُمْ mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
لَا zaid harftir. Nefy harfinin tekrarı olumsuzluğu tekid içindir. بَعْثُكُمْ atıf harfi وَ ile makabline matuftur. اِلَّا hasr edatıdır. كَنَفْسٍ car mecruru mahzuf habere mütealliktir. وَاحِدَةٍ kelimesi نَفْسٍ ’in sıfatı olup kesra ile mecrurdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنَّ اللّٰهَ سَم۪يعٌ بَص۪يرٌ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
اللّٰهَ lafza-i celâl اِنّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. سَم۪يعٌ kelimesi اِنّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. بَص۪يرٌ ikinci haberi olup damme ile merfûdur.
سَمِیعٌ - بَص۪يرٌ , mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَا خَلْقُكُمْ وَلَا بَعْثُكُمْ اِلَّا كَنَفْسٍ وَاحِدَةٍۜ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Kasrla tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Mübteda مَا خَلْقُكُمْ ’un haberi mahzuftur. Teşbih harfinin dahil olduğu car-mecrur كَنَفْسٍ , mahzuf habere mütealliktir.
وَلَا بَعْثُكُمْ tezayüf nedeniyle mübtedaya atfedilmiştir. لَا , kasr ifadesi için gelen nefiy harfi مَا ‘yı tekid eden zaid harftir.
نَفْسٍ ’deki nekrelik, cins ve herhangi bir manasında adet ifade eder.
وَاحِدَةٍ kelimesi, teşbih harfinin dahil olduğu كَنَفْسٍ için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun bir özelliğini bildirmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
Ayetteki teşbih, teşbih edatı zikredildiği için mürsel, vech-u şebeh hazfedildiği için mücmeldir.
Nefy harfi مَا ve istisna edatı اِلَّا ile oluşan kasr mübteda ve haber arasındadır. خَلْقُكُمْ, maksûr/mevsûf, كَنَفْسٍ ’nin müteallakı olan haber, sıfat/maksurun aleyh olmak üzere kasr-ı mevsûf, ale’l sıfattır. Kasr, cümleye, “Sizin yaratılmanız herhangi bir kişi gibidir. Başka türlü değil” şeklinde bir olumlu bir de olumsuz anlam vermiştir.
خَلْقُكُمْ - بَعْثُكُمْ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Mecrur haber, vasıf kuvvetindedir. Haber olarak gelen mecrurlar, zarflar, mübtedanın bununla vasıflandığını ifade ederler. Nahiv alimlerinin açıkladığı gibi kelamda كائِنٍ benzeri bir müstekar takdiriyle husul ve subut ifade eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Şuara Suresi 113)
مَا خَلْقُكُمْ وَلَا بَعْثُكُمْ cümlesindeki iki muhatab zamirinden murad, tüm yaratılanlar olup ifade cins menzilesindedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
مَا خَلْقُكُمْ وَلَا بَعْثُكُمْ cümlesinde, kendilerini aciz bırakan delillerle yüzleştirmek maksadıyla ifade gaipten muhataba iltifat edilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
كَنَفْسٍ وَاحِدَةٍ ‘deki muzâf, مَا خَلْقُكُمْ وَلَا بَعْثُكُمْ cümlesinin delaletiyle hazfedilmiştir. Takdiri, tüm insanlığın yaratılışı ve diriltilmesi, إلّا كَخَلْقِ وبَعْثِ نَفْسٍ واحِدَةٍ (Benim nezdimde tek bir kişiyi yaratmak ve diriltmek gibidir) şeklindedir. Bu ise tam manasıyla bir icaz’dır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
اِنَّ اللّٰهَ سَم۪يعٌ بَص۪يرٌ
Ta’liyye hükmündeki son cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.
اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden اِنَّ ile tekit edilmiş isim cümleleri çok muhkem cümlelerdir.
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır. Müsnedin ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması, telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
Allah’ın سَم۪يعٌ - بَص۪يرٌ sıfatlarının tenvinli gelişi bu sıfatların Allah Teâlâ’da varlık derecesinin tasavvur edilemez olduğu, bu sıfatların bir benzerinin olmadığı anlamına gelir. Aralarında وَ olmaması, Allah Teâlâ’da ikisinin de birlikte mevcudiyetini gösterir.
Ayrıca bu sıfatlarla ayetin anlamı arasındaki mükemmel uyum, teşâbüh-i etrâf sanatıdır. Aralarında mürâât-ı nazîr ve muvazene sanatları vardır.
Her ikisi de mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın müsnedün ileyhte sürekli varlığına, onun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret ederek isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
Ayetin bu son cümlesinde ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. [Şüphesiz Allah, işitendir, görendir.] ifadesine, Allah Teâlânın, her şeyi işitip gördüğü beyan edilirken, adaletle, hatasız olarak hükmedeceği anlamı idmâc edilmiştir. Tehdit ve ümit anlamı taşıyan bu cümlede, mecâz-ı mürsel sanatı vardır. Lâzım zikredilmiş, melzûm kastedilmiştir.
Bu cümle, duyulan ve görülenlerin ötesinde her şeyin bilgisinin umumu hakkında kinayedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
ٱلسَّمْعَ kelimesinin kökü olan سمع duymak-işitmek anlamındadır. Ayetlerde isim olarak kullanılmıştır.
ٱلْأَبْصَٰرَ kelimesinin kökü olan بصر görme yetisi anlamındadır. Ayetlerde çoğul olarak kullanılmıştır.
ٱلْأَفْـِٔدَةَ kelimesinin kökü فاد (kalp, gönül) anlamındadır. Kuran’da bu kelime gerçek kalp olarak geçmez. İdrak etme yetisi, düşünme yetisi, bilinçlenme anlamındadır. Ayetlerde çoğul olarak kullanılmıştır.
Çok ilginç şekilde tüm Kuran’da ‘ٱلسَّمْعَ وَٱلْأَبْصَٰرَ وَٱلْأَفْـِٔدَةَ’ tamlaması 4 yerde geçer ve hep aynı sıra ile buyurulur: İşitme-Görme-İdrak etme.
Ayetlerde insanın yaratılışına ayrıca işaret vardır.
Modern bilimin son yıllarda yapmış olduğu çalışmalar göstermiştir ki; İnsanın yaratılış esnasında işitme, görme ve idrak etme yetilerinin gelişim sırası Yüce Allah’ın ayetlerde belirttiği sıraya uygundur.
İnsanın ilk olarak işitme yetisi gelişir, daha sonra görme yetisi ve en sonunda idrak etme-düşünme yetisi gelişir. (https://kuranmucizeler.com/insanin-yaratilisindaki-mucizevi- sira-isitme-gorme-ve-idrak-etme-gonuller)
Kur'an-ı Kerim’in birçok ayetinde geçen bu fasıla, zihinlere yerleştirmek kastıyla tekrarlanmıştır.
Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. Böyle tekrarlanan öğeler kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.
Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekid edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkaf/28, c. 7, S. 314)