Ahzâb Sûresi 51. Ayet

تُرْج۪ي مَنْ تَشَٓاءُ مِنْهُنَّ وَتُــْٔـو۪ٓي اِلَيْكَ مَنْ تَشَٓاءُۜ وَمَنِ ابْتَغَيْتَ مِمَّنْ عَزَلْتَ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكَۜ ذٰلِكَ اَدْنٰٓى اَنْ تَقَرَّ اَعْيُنُهُنَّ وَلَا يَحْزَنَّ وَيَرْضَيْنَ بِمَٓا اٰتَيْتَهُنَّ كُلُّهُنَّۜ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ مَا ف۪ي قُلُوبِكُمْۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَل۪يماً حَل۪يماً  ٥١

Ey Muhammed! Bunlardan (hanımlarından) dilediğini geri bırakırsın, dilediğini yanına alırsın. Uzak durduklarından dilediklerini yanına almanda da sana bir günah yoktur. Bu onların gözlerinin aydın olması, üzülmemeleri ve hepsinin de kendilerine verdiğine razı olmaları için daha uygundur. Allah, kalplerinizdekini bilir. Allah, hakkıyla bilendir, halîmdir. (Hemen cezalandırmaz, mühlet verir.)
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 تُرْجِي geri bırakır ر ج و
2 مَنْ kimseyi
3 تَشَاءُ dilediği ش ي ا
4 مِنْهُنَّ onlardan
5 وَتُؤْوِي ve alırsın ا و ي
6 إِلَيْكَ yanına
7 مَنْ kimseyi
8 تَشَاءُ dilediğin ش ي ا
9 وَمَنِ ve kimseye
10 ابْتَغَيْتَ arzu ettiği(ne dönmekte) ب غ ي
11 مِمَّنْ
12 عَزَلْتَ ayrıldıklarından ع ز ل
13 فَلَا yoktur
14 جُنَاحَ bir günah ج ن ح
15 عَلَيْكَ senin üzerine
16 ذَٰلِكَ budur
17 أَدْنَىٰ en elverişli olan د ن و
18 أَنْ
19 تَقَرَّ aydınlanmasına ق ر ر
20 أَعْيُنُهُنَّ onların gözlerinin ع ي ن
21 وَلَا ve
22 يَحْزَنَّ tasalanmamalarına ح ز ن
23 وَيَرْضَيْنَ ve razı olmalarına ر ض و
24 بِمَا
25 اتَيْتَهُنَّ senin verdiklerine ا ت ي
26 كُلُّهُنَّ hepsinin ك ل ل
27 وَاللَّهُ Allah
28 يَعْلَمُ bilir ع ل م
29 مَا olanı
30 فِي
31 قُلُوبِكُمْ sizin kalblerinizde ق ل ب
32 وَكَانَ ve ك و ن
33 اللَّهُ Allah
34 عَلِيمًا bilendir ع ل م
35 حَلِيمًا halimdir ح ل م
 

“Onlardan dilediğinin beraberliğini erteler, dilediğini yanına alırsın” ifadesinden maksat, çeşitli yorumlar arasından bizim tercih ettiğimize göre, beraber kalma süresinin eşit olması mecburiyetinin (kasm) kaldırılmasıdır. Bu izne rağmen Hz. Peygamber, eşlerini incitmemek için eşitliğe riayet etmiştir (Buhârî, “Tefsîr”, 33/7; Ebû Bekir İbnü’l-Arabî, III, 1569). Eşleri de ona olan saygı ve sevgileri sebebiyle, boşayabileceğini ima ettiğinde dünyaları yıkılmış, yanlarında eşit kalmaya riayet etmese de, dünya nimet ve ziynetlerinden kendilerini mahrum etse de onun eşi olmayı tercih etmişler, buna razı ve bununla mutlu olmuşlardır.

 

Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 396
 
Hz. Âyşe’nin anlattığına göre, “Eşlerinden dilediğini sırasını geri bırakıp dilediğini yanına alabilirsin” ayeti Resûl-i Ekrem’e,  istedi eşinin yanına sıra gözetmeden gidebilme ve orada kalabilme yetkisi verdiği halde, O böyle durumlarda bile o gece yanında kalacağı eşinden izin isterdi. Hazreti Âişe sözüne devamla diyor ki:” Peygamber aleyhisselam benden isteyin izni isteyince ona ‘Ey Allah’ın elçisi!  Eğer izin vermek bana ait bir hak ise, ben senin üzerini hiç kimseyi tercih etmek istemem’ derdim.”
( Buhâri, Tefsir 33/7; Müslim, Talak 23).
 

تُرْج۪ي مَنْ تَشَٓاءُ مِنْهُنَّ وَتُــْٔـو۪ٓي اِلَيْكَ مَنْ تَشَٓاءُۜ 

 

Fiil cümlesidir. تُرْج۪ي  fiili ى  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir. Müşterek ism-i mevsûl  مَنْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  تَشَٓاءُ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.

تَشَٓاءُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir. مِنْهُنَّ  car mecruru mukadder aid zamirin mahzuf haline mütealliktir. Takdiri, من تشاء إرجاءه منهن (onlardan kimi ertelemek istersen) şeklindedir. 

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

تُــْٔـو۪ٓي  fiili  ى  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir. اِلَيْكَ car mecruru  تُــْٔـو۪ٓي  fiiline mütealliktir. Müşterek ism-i mevsûl  مَنْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  تَشَٓاءُ ’dir. İrabtan mahalli yoktur.

تَشَٓاءُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir. 

تُرْج۪ي   fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi رجو ’dir. 

تُــْٔـو۪ٓي   fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi أوي ’dir.

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.

 وَمَنِ ابْتَغَيْتَ مِمَّنْ عَزَلْتَ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكَۜ 

 

İsim cümlesidir. Müşterek ism-i mevsûl  مَنِ  atıf harfi وَ  ile önceki ism-i mevsûle matuftur. İsm-i mevsûlun sılası  ابْتَغَيْتَ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur. 

ابْتَغَيْتَ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تَ  fail olarak mahallen merfûdur. مَنْ  müşterek ism-i mevsûl, مِنْ  harfi ceriyle mahzuf aid zamirin mahzuf haline mütealliktir. Takdiri, من ابتغيتها ممّن عزلت (ertelediğini istemen) şeklindedir. İsm-i mevsûlun sılası  عَزَلْتَ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur. 

عَزَلْتَ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تَ  fail olarak mahallen merfûdur.  

فَ  istînâfiyyedir. لَا  cinsi nefyeden olumsuzluk harfidir.  اِنَّ  gibi ismini nasb haberini ref eder.

جُنَاحَ  kelimesi  لَٓا ’nın ismi olup fetha üzere mebni, mahallen mansubdur. عَلَيْكَ  car mecruru لَا ’nın mahzuf haberine mütealliktir. 

ابْتَغَيْتَ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  بغي ’dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.


ذٰلِكَ اَدْنٰٓى اَنْ تَقَرَّ اَعْيُنُهُنَّ وَلَا يَحْزَنَّ وَيَرْضَيْنَ بِمَٓا اٰتَيْتَهُنَّ كُلُّهُنَّۜ 

 

İsim cümlesidir. İşaret ismi  ذٰلِكَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. ل  harfi buud yani uzaklık bildiren harf,  ك  muhatap zamiridir. اَدْنٰٓى  mübtedanın haberi olup, elif üzere mukadder damme ile merfûdur. Maksur isimdir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel, mahzuf  إلى  harf-i ceriyle  اَدْنٰٓى  fiiline mütealliktir.  

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

تَقَرَّ  fetha ile mansub muzari fiildir.  اَعْيُنُهُنَّ  fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır.

Muttasıl zamir  هُنَّ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

وَ  atıf harfidir. لَا  nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  يَحْزَنَّ  fiili (نَ) nûnu’n-nisvenin bitişmesiyle sükun üzere mebni muzari fiildir. Faili nûnu’n-nisve olup mahallen merfûdur. يَرْضَيْنَ  fiili atıf harfi وَ ‘la makabline matuftur. 

يَرْضَيْنَ  fiili (نَ) nûnu’n-nisvenin bitişmesiyle sükun üzere mebni muzari fiildir. Faili nûnu’n-nisve olup mahallen merfûdur. مَٓا  müşterek ism-i mevsûl  بِ  harfi ceriyle  يَرْضَيْنَ  fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  اٰتَيْتَهُنَّ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.

اٰتَيْتَ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تَ  fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُنَّ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. كُلُّهُنَّۜ  kelimesi  يَرْضَيْنَ ‘daki faili te’kid eder. Muttasıl zamir  هُنَّ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

Fiil-i muzarinin başına  اَنْ  harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Maksur isimler: Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak (ا) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir.  اَلْفَتَى – اَلْعَصَا  gibi…

Maksur isimlerin irab durumu şöyledir: Merfu halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile irab edilir. Yani maksur isimler merfu, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) irab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Te’kid: Tabi olduğu kelimenin veya cümlenin manasını kuvvetlendiren, pekiştiren, manasındaki kapalılığı gideren ve aynı irabı alan sözdür. Te’kide “tevkid” de denilir. Te’kid eden kelimeye veya cümleye “te’kid (müekkid- ٌمُؤَكِّد)”, te’kid edilen kelime veya cümleye de “müekked (مَؤَكَّدٌ)” denir. Te’kid, çoğunlukla muhatabın zihninde iyice yerleşmesi veya onun tereddüdünü gidermek için yapılan vurguya denir. Te’kid, lafzî ve manevi olmak üzere ikiye ayrılır.  

Lafzi te’kid: Harfin, fiilin, ismin hatta cümlenin tekrarı ile olur. Zamirler zamir ile te’kid edilebilirler. Bu durumda sayı ve cinsiyet yönünden te’kid müekkede uyar.

Manevi te’kid: Manevi te’kit marifeyi tekit eder, belirli kelimelerle yapılır. Bu kelimeler: كُلُّ , اَجْمَعُونَ , اَجْمَعِينَ dir. Ayette manevi tekid şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اٰتَيْتَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi أتي ’dır. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder. 

اَدْنٰٓى ; ism-i tafdil kalıbıdır. İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil  اَفْضَلُ  veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi  فُعْلَى  veznindedir. 

İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 وَاللّٰهُ يَعْلَمُ مَا ف۪ي قُلُوبِكُمْۜ 

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir.  اللّٰهُ  lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur. يَعْلَمُ  cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.  

يَعْلَمُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. مَا  müşterek ism-i mevsûl mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. ف۪ي قُلُوبِكُمْ  car mecruru mahzuf sılaya mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

   وَكَانَ اللّٰهُ عَل۪يماً حَل۪يماً

 

 

İsim cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. كَانَ  nakıs mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde ismini ref haberini nasb eder. 

اللّٰهُ  lafza-i celâl  كَانَ ’nin ismi olup damme ile merfûdur. عَز۪يزًا  kelimesi  كَانَ ’nin haberi olup fetha ile mansubdur.  حَك۪يمًا  ikinci haberi olup fetha ile mansubdur. 

عَل۪يماً - حَل۪يماً , mübalağalı ism-i fail kalıbındandır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

تُرْج۪ي مَنْ تَشَٓاءُ مِنْهُنَّ وَتُــْٔـو۪ٓي اِلَيْكَ مَنْ تَشَٓاءُۜ وَمَنِ ابْتَغَيْتَ مِمَّنْ عَزَلْتَ 

 

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Ayette mütekellim Allah Teâlâ, muhatab Hz. Peygamberdir.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.  

تُرْج۪ي  fiilinin mef’ûlu konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَنْ ’in sıla cümlesi olan  تَشَٓاءُ مِنْهُنَّ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.  

Aynı üslupta gelen  وَتُــْٔـو۪ٓي اِلَيْكَ مَنْ تَشَٓاءُ  cümlesi,  تُرْج۪ي مَنْ تَشَٓاءُ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. تُــْٔـو۪ٓي  fiiline müteallik  اِلَيْكَ  car mecruru, ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir.

Mef’ûl konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَنْ ’in sıla cümlesi olan  تَشَٓاءُ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.  

تُرْج۪ي مَنْ تَشَٓاءُ مِنْهُنَّ  ve  تُــْٔـو۪ٓي اِلَيْكَ مَنْ تَشَٓاءُ  cümleleri arasında mukabele sanatı vardır.

تُرْج۪ي  (Bekletirsin) - تُــْٔـو۪ٓي  (yanında alıkoyabilirsin) kelimeleri arasında tıbâk-ı hafiy sanatı vardır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

Üçüncü müşterek ism-i mevsûl  مَنِ , öncesindeki mevsûle matuftur. Sıla cümlesi olan  ابْتَغَيْتَ مِمَّنْ عَزَلْتَ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl  مِمَّنْ  mevsûldeki mukadder aid zamirin haline mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

Sılası olan  عَزَلْتَ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.107)

عَزَلْتَ - تُــْٔـو۪ٓي  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı,  تُرْج۪ي - ابْتَغَيْتَ  ve  تُرْج۪ي - تَشَٓاءُ  gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

تَشَٓاءُ - مَنْ  kelimelerinin tekrarında ıtnâb ve mürâât-ı nazîr sanatları vardır.

Ayetteki muzari fiiller, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)

الإيواءُ  Bir şeyi yanına alarak korumaktır. Bu kelime ayrılan bir şeyin dönmesi için kullanılır. Burada, ayrılıktan sonra veya ayrılmaksızın, daha önce orada yerleşim olup olmamasına bakmaksızın, mutlak olarak istikrar anlamında mecazidir. 

Bırakmak manasındaki  الإرْجاءِ  fiilinin mukabili olarak, onun zıddı olmasını gerektirir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

 

فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكَۜ

 

فَ , istînâfiyyedir. Cümle cinsini nefyeden nefy harfi  لَا ’nın dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. جُنَاحَ , cinsini nefyeden  لَا ’nın ismidir. لَا ’nın haberi mahzuftur. عَلَيْكَ  car-mecruru, bu mahzuf habere mütealliktir. 

عَلَيْكَ - اِلَيْكَ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

 

 ذٰلِكَ اَدْنٰٓى اَنْ تَقَرَّ اَعْيُنُهُنَّ وَلَا يَحْزَنَّ وَيَرْضَيْنَ بِمَٓا اٰتَيْتَهُنَّ كُلُّهُنَّۜ

 

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Müsnedün ileyhin işaret ismiyle marife olması, işaret edilenin önemini vurgular ve tazim ifade eder. İşaret ismi işaret edileni kamil bir şekilde tarif edip ortaya çıkarır. Öyle ki kendisinden bahsedilen şey çok net olarak ortaya çıkar. Ayrıca bahsedilen şeyin açıklanmasının çok önemli olduğuna delalet eder. 

İşaret isminde istiare sanatı vardır.  ذٰلِكَ  ile önceki hükümlere işaret edilmiş ve Allah’ın hükümleri, elle tutulur gözle görülür maddi bir şey yerine konmuştur. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.

Bilindiği gibi işaret ismi mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)

İsm-i tafdil vezninde gelerek mübalağa ifade eden  اَدْنٰٓى, müsneddir.

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  تَقَرَّ اَعْيُنُهُنَّ  cümlesi, masdar tevilinde, takdir edilen  إلى  harf-i ceriyle birlikte  اَدْنٰٓى ’ya mütealliktir. Masdar-ı müevvel, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

تَقَرَّ اَعْيُنُهُنَّ  sükûnet ve nefsin huzurundan kinayedir. Bu ifadede göz zikredilip insan kastedilmiştir. Bundan maksat, en çok gözden anlaşılan sevinç ve mutluluktur. Cüziyyet alakasıyla mecaz-ı mürseldir.

Menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam  وَلَا يَحْزَنَّ  cümlesi,  تَقَرَّ اَعْيُنُهُنَّ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Aralarında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Müspet sıygadan menfî sıygaya geçişte iltifat sanatı vardır. 

وَيَرْضَيْنَ بِمَٓا اٰتَيْتَهُنَّ كُلُّهُنَّ  cümlesi de hükümde ortaklık nedeniyle, … تَقَرَّ  cümlesine atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl  مَا  harfi-cerle birlikte  يَرْضَيْنَ  fiiline mütealliktir. Sılası olan  اٰتَيْتَهُنَّ كُلُّهُنَّ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

تَقَرَّ اَعْيُنُهُنَّ  cümlesiyle, وَلَا يَحْزَنَّ  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.


 وَاللّٰهُ يَعْلَمُ مَا ف۪ي قُلُوبِكُمْۜ 

 

 

 

وَ , istînâfiyyedir. 

İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Mübteda ve haberden oluşmuş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil, lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Cümlede müsned olan  يَعْلَمُ مَا ف۪ي قُلُوبِكُمْ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

İsim cümlesinde müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi, zamana dikkat çeker ve hükmü takviye, hudûs, ve teceddüt ifade eder. Medih makamında oluşu istimrar manasına da işaret eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

يَعْلَمُ  fiilinin mef’ûlu konumunda gelen müşterek ism-i mevsûl  مَا ‘nın sılası mahzuftur.  ف۪ي قُلُوبِكُمْ  bu mahzuf sılaya mütealliktir. Sılanın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. 

فِي قُلُوبِكُمْ  ifadesinde istiare sanatı vardır. Zarfiye olan  ف۪ٓي  harfi kendi manasında kullanılmamıştır. 

Hakiki manada içine girilmeye müsait olmayan kalp, burada zarfa benzetilmiştir. Kalp ile insanın düşünceleri arasındaki ilişki, zarfla mazruf arasındaki irtibata benzetilmiştir. Câmi, her iki durumdaki mutlak irtibattır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.

اَعْيُنُهُنَّ - قُلُوبِكُمْ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır. 

 

وَكَانَ اللّٰهُ عَل۪يماً حَل۪يماً

 

 

 

وَ , istînâfiyye, cümle ta’lil hükmündedir.

كَانَ ’nin isminin bütün kemâl sıfatlara şamil lafza-i celâlle gelmesi telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak amacına matuftur. 

Cümlede mütekellim Allah Teâlâ’dır. Bu nedenle  اللّٰهُ  isminde tecrîd sanatı vardır.

Zamir yerine zahir isim gelerek lafza-i celâlin tekrarlanması ise hükmün illetini bildirmek, azamet ve heybeti artırmak için yapılmış iltifat, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatlarıdır.

كَانَ ’nin haberi olan iki vasfın arasında  و  olmaması Allah Teâlâ’da ikisinin birden mevcudiyetini gösterir. Ayrıca aralarında muvazene sanat bulunan bu sıfatlarla ayetin anlamı arasındaki mükemmel uyum, teşâbüh-i etrâf sanatıdır. 

عَل۪يماً  ve  حَك۪يماً , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın müsnedün ileyhte sürekli varlığına, onun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret ederek isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

Cümlede, ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. وَكَانَ اللّٰهُ عَل۪يمًا حَك۪يمًا  ifadesinde, lafzen sarih olarak Allah’ın her şeyi bildiği ve hikmet sahibi olduğu beyan edilirken, adaletle, hatasız olarak hükmedeceği, herkesin gereken karşılığı göreceği anlamı idmâc edilmiştir. Tehdit ve ümit anlamı taşıyan bu cümlede, mecâz-ı mürsel sanatı vardır. Lâzım zikredilmiş, melzûm kastedilmiştir.

يَعْلَمُ - عَل۪يماً  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

Ayetin son cümlesi ufak değişikliklerle başka surelerde de mevcuttur. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Böyle tekrarlanan kelimeler, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, c. 7, s. 314)

Alîm; mübalağa ile âlim, çok, pek çok bilir; onun için gizli açık neyiniz varsa bilir. Fakat halimdir, ceza vermekte acele edivermez, mühlet verir, ihmal etmez; o halde cezanın geri bırakılmasından dolayı aldanmamalı ve çok titizlik etmemelidir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)

كَانَ ’nin haberi isim olarak geldiğinde, haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan s.124)

Allah Teâlâ kendi vasıflarını  كَانَ  ile birlikte kullandığında aslında bizlere bildirmeden hatta bizleri yaratmadan önce bu vasıflarla muttasıl olduğunu haber vermektedir. Bu sıfatlar ezelde hiçbir şey yokken Allah’ın zatıyla birlikte vardı, ezeli olan ebedidir. Bu yüzden umumiyetle geçmiş zamana delalet eden  كَانَ  bu durumda cümleye kesinlik kazandırmaktadır. Yani  Allah ezelde  عَل۪يماً  ve  حَك۪يماًۙ  olduğu gibi gelecekte de Alîm ve Hakîm’dir. Onun bu vasıfları ezelden ebede kadar devam edecektir. Bunun aksini hiç kimse düşünemez. Ragıb el-İsfehani  كَانَ ’nin geçmiş zaman için kullanıldığını, Allah ile ilgili sıfatları ifade ederken ezel anlamı kattığını belirtmiştir. Bu fiilin, bir cinste var olan bir vasıf ile ilgili kullanılması durumunda söz konusu vasfın o cinsin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguladığını ve ona dikkat çektiğini ifade eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde  كَانَ ’nin Fiili ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi, Sayı 41)