لَا يَحِلُّ لَكَ النِّسَٓاءُ مِنْ بَعْدُ وَلَٓا اَنْ تَبَدَّلَ بِهِنَّ مِنْ اَزْوَاجٍ وَلَوْ اَعْجَبَكَ حُسْنُهُنَّ اِلَّا مَا مَلَكَتْ يَم۪ينُكَۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ رَق۪يـباً۟ ٥٢
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | لَا | değildir |
|
| 2 | يَحِلُّ | helal |
|
| 3 | لَكَ | sana |
|
| 4 | النِّسَاءُ | (başka) kadınlar |
|
| 5 | مِنْ |
|
|
| 6 | بَعْدُ | bundan sonra |
|
| 7 | وَلَا | ve yoktur |
|
| 8 | أَنْ |
|
|
| 9 | تَبَدَّلَ | değiştirmen |
|
| 10 | بِهِنَّ | bunları |
|
| 11 | مِنْ |
|
|
| 12 | أَزْوَاجٍ | başka eşlerle |
|
| 13 | وَلَوْ | şayet |
|
| 14 | أَعْجَبَكَ | çok hoşuna gitse de |
|
| 15 | حُسْنُهُنَّ | güzellikleri |
|
| 16 | إِلَّا | bunun dışındadır |
|
| 17 | مَا |
|
|
| 18 | مَلَكَتْ | bulunanlar (cariyeler) |
|
| 19 | يَمِينُكَ | elinde |
|
| 20 | وَكَانَ | ve |
|
| 21 | اللَّهُ | Allah |
|
| 22 | عَلَىٰ | üzerine |
|
| 23 | كُلِّ | her |
|
| 24 | شَيْءٍ | şey |
|
| 25 | رَقِيبًا | gözetleyicidir |
|
“Onlardan dilediğinin beraberliğini erteler, dilediğini yanına alırsın” ifadesinden maksat, çeşitli yorumlar arasından bizim tercih ettiğimize göre, beraber kalma süresinin eşit olması mecburiyetinin (kasm) kaldırılmasıdır. Bu izne rağmen Hz. Peygamber, eşlerini incitmemek için eşitliğe riayet etmiştir (Buhârî, “Tefsîr”, 33/7; Ebû Bekir İbnü’l-Arabî, III, 1569). Eşleri de ona olan saygı ve sevgileri sebebiyle, boşayabileceğini ima ettiğinde dünyaları yıkılmış, yanlarında eşit kalmaya riayet etmese de, dünya nimet ve ziynetlerinden kendilerini mahrum etse de onun eşi olmayı tercih etmişler, buna razı ve bununla mutlu olmuşlardır.
Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 396
لَا يَحِلُّ لَكَ النِّسَٓاءُ مِنْ بَعْدُ وَلَٓا اَنْ تَبَدَّلَ بِهِنَّ مِنْ اَزْوَاجٍ وَلَوْ اَعْجَبَكَ حُسْنُهُنَّ اِلَّا مَا مَلَكَتْ يَم۪ينُكَۜ
Fiil cümlesidir. لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَحِلُّ damme ile merfû muzari fiildir. لَكَ car mecruru يَحِلُّ fiiline mütealliktir. النِّسَٓاءُ fail olup damme ile merfûdur. مِنْ بَعْدُ car mecruru mahzuf hale müteallik olup, cer mahallinde muzâftır. Kelimenin merfû oluşu muzâfun ileyhin mahzuf olduğunun işaretidir. Ötre muzâfun ileyhten ivazdır.
لَا zaid harftir. لَا nefy harfinin tekrarı olumsuzluğu tekid içindir. اَنْ ve masdar-ı müevvel, النِّسَٓاءُ ‘ye matuf olup mahallen merfûdur.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
تَبَدَّلَ fetha ile mansub muzari fiildir. تَ harflerinden biri hazf edilmiştir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. بِهِنَّ car mecruru تَبَدَّلَ fiiline mütealliktir. مِنْ harf-i ceri zaiddir. اَزْوَاجٍ lafzen mecrur, mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
لَوْ اَعْجَبَكَ حُسْنُهُنَّ cümlesi, تَبَدَّلَ ’deki failin hali olarak mahallen mansubdur.
وَ haliyyedir. لَوْ gayr-i cazim şart harfidir. اَعْجَبَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir كَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. حُسْنُهُنَّ fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُنَّ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Şartın cevabı öncesinin delaletiyle mahzuftur. Takdiri, لو أعجبك حسن النساء لا يحلّ لك التبديل. (Kadınlar hoşuna gitmesede değiştirmek helal olmaz.)şeklindedir.
اِلَّا istisna harfidir. مَا müşterek ism-i mevsûl, النِّسَٓاءُ ’den bedel olarak mahallen merfû veya مِنْ اَزْوَاجٍ ‘den müstesna olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası مَلَكَتْ يَم۪ينُكَ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.
مَلَكَتْ fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. يَم۪ينُكَ fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
مِنْ nefy, nehîy ve istifham ifadelerinden sonra gelen fail, mef’ûl ve mübtedaya dahil olduğunda zaid olur ve tekid bildirir. (M.Meral Çörtü Nahiv s.341)
Fiil-i muzarinin başına اَنْ harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَوْ edatı; şart ilişkisi kurar. Bu edat, gerçekleşmeyen iki fiil arasındaki ayrılmazlık ilişkisini ifade eder. Nahivciler لَوْ edatını “şart gerçekleşmediği için cevabının da gerçekleşmemesini gerektiren bir edattır” diye tanımlamaktadırlar. Başka bir deyişle “şart bulunmadığından cevabın da bulunmadığını” ifade eder. Bu tanıma göre cevabın gerçekleşmediğine açık bir şekilde delalet eder. Yani şartın imkânsızlığında cevabın da imkânsızlığını ifade eden bir edat olmaktadır. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir.
Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır.İstisnanın 3 unsuru vardır:
1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.
2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.
3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.
İstisnanın kısımları 3’e ayrılır:1. Muttasıl istisna 2. Munkatı istisna 3. Müferrağ istisna.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تَبَدَّلَ fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi بدل ’dir. Aslı تتبدّل şeklindedir. تَ harflerinden biri hazf edilmiştir.
Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.
اَعْجَبَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi عجب ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَكَانَ اللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ رَق۪يـباً۟
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
اللّٰهُ lafza-i celâl كَانَ ’nin ismi olup damme ile merfûdur. عَلٰى كُلِّ car mecruru رَق۪يـباً۟ ’a mütealliktir. شَيْءٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. رَق۪يـباً۟ kelimesi كَانَ ’nin haberi olup fetha ile mansubdur.
رَق۪يـباً۟ , mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَا يَحِلُّ لَكَ النِّسَٓاءُ مِنْ بَعْدُ وَلَٓا اَنْ تَبَدَّلَ بِهِنَّ مِنْ اَزْوَاجٍ وَلَوْ اَعْجَبَكَ حُسْنُهُنَّ اِلَّا مَا مَلَكَتْ يَم۪ينُكَۜ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Mütekellim Allah Teâlâ, muhatab Hz. Peygamberdir.
Menfi muzari fiil sıygasında, faide-i haber talebî kelamdır.
Muzari fiiller, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. لَكَ car-mecruru, ihtimam için fail olan النِّسَٓاءُ ’ya takdim edilmiştir.
مِنْ بَعْدُ car-mecruru, النِّسَٓاءُ ‘nun mahzuf haline mütealliktir.
بَعْدُ , cer mahallinde olup muzâftır. Kelimenin merfû oluşu muzâfun ileyhin mahzuf olduğunun işaretidir. Ötre muzâfun ileyhten ivazdır. Halin ve muzâfun ileyhin sözün gelişinden anlaşıldığı ve fazla sözden sakınmak için hazfedilmesi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki وَلَٓا اَنْ تَبَدَّلَ بِهِنَّ مِنْ اَزْوَاجٍ وَلَوْ اَعْجَبَكَ حُسْنُهُنَّ اِلَّا مَا مَلَكَتْ يَم۪ينُكَ cümlesi, masdar teviliyle, ref mahallinde النِّسَٓاءُ ’ya matuftur. Masdar harfine dahil olan لَٓا , olumsuzluğu tekit için gelmiş zaid harftir. Masdar-ı müevvel, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. بِهِنَّ car-mecruru, durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için mef’ûle takdim edilmiştir.
Mef’ûl olan مِنْ اَزْوَاجٍ ’deki مِنْ zaiddir. Kelimedeki nekrelik, umum ve cins ifade eder. مِنْ harfi kelimeye “hiçbir” anlamı katmıştır. Menfî siyakta nekre, nefyin umum ve şumûlüne işarettir.
Şart üslubunda gelen وَلَوْ اَعْجَبَكَ حُسْنُهُنَّ اِلَّا مَا مَلَكَتْ يَم۪ينُكَ terkibi, تَبَدَّلَ ’deki failin halidir. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.
Şart cümlesi olan اَعْجَبَكَ حُسْنُهُنَّ اِلَّا مَا مَلَكَتْ يَم۪ينُكَ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İstisna edatı اِلَّا ’dan sonra gelen مَا ism-i mevsûlu , müstesnadır. Sılası olan مَلَكَتْ يَم۪ينُكَ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.107)
مَا مَلَكَتْ يَم۪ينُكَ [sağ elinin sahip olduğu] tabirinde istiâre sanatı vardır. İradesi olan canlılara mahsus olan sahip olmak özelliği, يَم۪ينُكَ ‘a isnad edilerek, sağ el bir şahıs yerinde kullanılmıştır. Gerçekte sahip olan insanın kendisidir. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
Ya da cüz-kül alakasıyla mecaz-ı mürsel sanatı vardır. Bir şeye sahip olmak çoğunlukla sağ elle yapılan akitlerle gerçekleşir.
يَم۪ينُكَ izafetinde Hz.Peygambere ait zamire muzaf olan يَم۪ينُ ‘ye, tazim içindir.
Şartın, takdiri لا يحلّ لك التبديل (Değiştirmek sana helal olmaz) olan cevabı öncesinin delaletiyle hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Bu takdire göre mahzuf cevap ve mezkur şart cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecâz-ı mürsel mürekkeptir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
النِّساءُ kelimesi böyle bir makamda kullanıldığında çoğunlukla eşler manasındadır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
لَا يَحِلُّ [Helal değildir] ifadesi müzekker olarak لَا تَحِلُّ da okunmuştur; çünkü çoğulluktan doğan müenneslik gerçek bir müenneslik değildir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
Ayet-i kerimede geçen تَبَدَّلَ lafzında, sıyganın aslında bulunan iki تَ ’den biri hazfedilmiştir. Yani aslı تَتَبَدَّلَ şeklindedir. (Celaleyn Tefsiri)
مِنْ اَزْوَاجٍ ifadesindeki مِنْ nefyi tekid etmektedir; faydası ise haramlığın bütün kadın cinsini kapsamasıdır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
مِنْ edatı genelliği tekit etmek içindir. Güzellikleri hoşuna gitse de yeni alacağın eşlerin güzellikleri demektir. Bu تَبَدَّلَ ’nin failinden haldir, mef’ûlünden değil, o da مِنْ اَزْوَاجٍ ’dir, çünkü o her yönden nekiredir. Takdiri de şöyledir: مفروضا عجابك بهن (faraza hoşuna gitse de). (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
Zemahşerî şöyle der: “Bu cümledeki وَلَوْ اَعْجَبَكَ ifadesi, hal manasındadır. Zîlhalin (hal sahibi olan kelimenin) ayetteki مِنْ اَزْوَاجٍ olması caiz değildir. Çünkü bu kelime, alabildiğine belirsizdir, bir de zilhalin nekire olması uygun düşmez. O halde zilhal olan kelime, Hz. Peygamberdir (s.a.v). Buna göre mana, “Sana, (diğer) kadınlar helal olmaz. Ve sen, güzellikleri sebebiyle hoşuna gitseler dahi bunları başka zevcelerle değiştirmen caiz değildir” şeklinde olur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Ayetteki istisna, munkatıdır. Cümlenin manası لَكِنْ ما مَلَكَتْ يَمِينُكَ حَلالٌ في كُلِّ حالٍ şeklindedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
وَكَانَ اللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ رَق۪يـباً۟
وَ , istînâfiyyedir.
İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Nakıs fiil كَانَ ’nin dahil olduğu isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Zamandan bağımsız sübut ve istimrar ifade eder.
كَانَ ’nin isminin bütün kemâl sıfatlara şamil lafza-i celâlle gelmesi telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak amacına matuftur.
Cümlede mütekellim Allah Teâlâ’dır. Bu nedenle اللّٰهُ isminde tecrîd sanatı vardır.
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu (sabit olması) veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ car-mecruru, amili olan كَانَ ’nin haberi olan رَق۪يـباً۟ ’e takdim edilmiştir. Bu takdim Allah’ın her şeye muktedir olduğu, kudret gücünün, umuma şamil olduğunu vurgulamıştır.
شَيْءٍ ’deki nekrelik, kesret ve nev ifade eder.
كَانَ ‘nin haberi olan رَق۪يباً , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın müsnedün ileyhteki sürekli varlığına, sıfatın, onun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret ederek isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
Ayetin bu son cümlesi, önceki ibareyi tekid için gelmiş mesel tarikinde tezyîldir. Tezyîl cümleleri ıtnâb babındandır. Mesel tarikinde olanlar müstakil olarak da bir mana ifade eder. Yani müstakil olarak dillerde dolaşır, atasözü gibi halk arasında bilinir.
Allah Teâlâ kendi vasıflarını كَانَ ile birlikte kullandığında aslında bizlere bildirmeden hatta bizleri yaratmadan önce bu vasıflarla muttasıl olduğunu haber vermektedir. Bu sıfatlar ezelde hiçbir şey yokken Allah’ın zatıyla birlikte vardı, ezelî olan ebedidir. Bu yüzden umumiyetle geçmiş zamana delalet eden كَانَ bu durumda cümleye kesinlik kazandırmaktadır. Onun vasıfları ezelden ebede kadar devam edecektir. Bunun aksini hiç kimse düşünemez. Râgıb el-İsfahânî كَانَ ’nin geçmiş zaman için kullanıldığını, Allah ile ilgili sıfatları ifade ederken ezel anlamı kattığı belirtilmiştir. Bu fiilin, bir cinste var olan bir vasıf ile ilgili kullanılması durumunda söz konusu vasfın o cinsin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguladığını ve ona dikkat çektiğini ifade eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde كَانَ ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi, Sayı 41)