وَالَّذ۪ينَ يَسْعَوْنَ ف۪ٓي اٰيَاتِنَا مُعَاجِز۪ينَ اُو۬لٰٓئِكَ فِي الْعَذَابِ مُحْضَرُونَ ٣٨
وَالَّذ۪ينَ يَسْعَوْنَ ف۪ٓي اٰيَاتِنَا مُعَاجِز۪ينَ اُو۬لٰٓئِكَ فِي الْعَذَابِ مُحْضَرُونَ
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası يَسْعَوْنَ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.
يَسْعَوْنَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
ف۪ٓي اٰيَاتِنَا car mecruru يَسْعَوْنَ fiiline mütealliktir. Muzâf mahzuftur. Takdiri, في إبطال آياتنا şeklindedir. Mütekellim zamiri نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. مُعَاجِز۪ينَ kelimesi يَسْعَوْنَ ‘deki failin hali olup nasb alameti ى ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
اُو۬لٰٓئِكَ فِي الْعَذَابِ مُحْضَرُونَ cümlesi, الَّذ۪ينَ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
İşaret ismi اُو۬لٰٓئِكَ mübteda olarak mahallen merfûdur. فِي الْعَذَابِ car mecruru مُحْضَرُونَ ’ye mütealliktir.
مُحْضَرُونَ mübtedanın haberi olup, ref alameti و ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle).
Hal, cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal, “Nasıl?” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zül-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l hal marife olur. Hal mansubdur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hali sahibu’l hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazf edilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harf-i cerli veya zarflı isim). Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مُعَاجِز۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan müfâ’ale babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مُحْضَرُونَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’âl babının ism-i mef’ûludur.
وَالَّذ۪ينَ يَسْعَوْنَ ف۪ٓي اٰيَاتِنَا مُعَاجِز۪ينَ اُو۬لٰٓئِكَ فِي الْعَذَابِ مُحْضَرُونَ
وَ istînâfiyyedir.
İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Sübut ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedün ileyhin ism-i mevsûlle marife olması arkadan gelen habere dikkat çekme ve tahkir içindir.
Müsnedün ileyh konumundaki cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ ’nin sıla cümlesi olan يَسْعَوْنَ ف۪ٓي اٰيَاتِنَا مُعَاجِز۪ينَ , hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eden müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Veciz anlatım kastıyla gelen اٰيَاتِنَا izafetinde azamet zamirine muzâf olan ayetler şan ve şeref kazanmıştır. Bu izafet, ayetlerin bütün kemâl vasıflara sahip olduğu ve her türlü noksanlıktan uzak olduğu manasını kazandırır.
ف۪ٓي اٰيَاتِنَا ibaresindeki ف۪ي harfinde istiare-i tebeiyye vardır. ف۪ي harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla ayetler, içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. Burada ف۪ي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü ayetler, hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
سَعَوْا ف۪ٓي اٰيَاتِنَا مُعَاجِز۪ينَ cümlesinde temsilî istiare sanatı vardır. Kur’an’ı inkâr etmede ve delillerini çürütmek için “Bu bir sihirdir”, “Bu bir şiirdir”, “Bu eskilerin efsaneleridir”, “Bu bir delinin sözüdür” gibi bahaneler arayanların, Hz. Peygamber’in delillerini ve anlattıklarını yalanlamak için çabalamaları, başkalarıyla yarışan birine haline benzetilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) (Hac: 51.)
مُعَاجِز۪ينَ kelimesi, يَسْعَوْنَ fiilinin failinden haldir. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.
مُعَاجِز۪ينَ kelimesi مفاعلة babının ism-i failidir. مفاعلة babı; fiile müşareket (ortaklık), teksir (çokluk, bir şeyi çok yapmak), bir işi peş peşe yapmak manalarını katar.
اُو۬لٰٓئِكَ فِي الْعَذَابِ مُحْضَرُونَ cümlesi الَّذ۪ينَ ’nin haberidir. Sübut ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsnedün ileyh, işaret ismiyle marife olmuştur. İşaret ismi, işaret edilen manayı kâmil bir şekilde tarif edip ortaya çıkarır, sanki gözümüzün önündeymiş gibi düşünmemizi sağlar. Ayrıca işaret edilenin açıklanmasının çok önemli olduğuna delalet ederek tahkir ifade eder.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. فِي الْعَذَابِ car-mecruru, önemine binaen amili olan مُحْضَرُونَ ’ye takdim edilmiştir.
فِي الْعَذَابِ ibaresindeki zarfiyye ifade eden فِي harfinde tebei istiare vardır. Azapla, azap gören arasındaki irtibat, zarfla mazrûf arasındaki irtibata benzetilmiştir. Yani; azaba maruz kalmak, bir şeyin içinde olmaya benzetilmiştir. Câmi’; sübut ve temekkündür (yerleşme, sâbit olma). Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfret ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
السَّعْيُ lafzı, الِاجْتِهادُ anlamında müsteardır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
السَّعْيُ kelimesi, Yüce Allah’ın ثُمَّ أدْبَرَ يَسْعى [Sonra o, çabalayarak yüz çevirdi] (Nazi'at: 22) ayetinde الِاجْتِهادُ ‘bir işte çabalama’ anlamında müsteardır. Eğer “ فِي ” (içinde) ile birlikte kullanılırsa, genellikle zarara yönelik çabalama anlamına gelir. Dolayısıyla “Onlar ayetlerimize karşı çabalarlar” ifadesinin anlamı, ayetlerimizi geçersiz kılmaya, onları alt etmeye ve çaresizlik talep etmeye çalışmalarıdır. Benzer bir örnek, Hac Suresi’nde de geçmektedir: [Ve ayetlerimize karşı çabalayanlar, onları boşa çıkarmaya çalışanlar – işte onlar cehennem ehlilerdir.] (Hac: 51.)
Kâfirlerin durumunu Cenab-ı Hak, سَعَوْا ف۪ٓي اٰيَاتِنَا مُعَاجِز۪ينَ [Ayetlerimiz hususunda müminleri aciz bırakmak gayesiyle koşuşanlara (gelince)] buyurarak bununla onların, ayetleri reddetme ve yalanlama hususundaki gayret ve ileri çabaları kastedilmiştir. Çünkü onlar bu ayetlere sihir, şiir ve geçmiş ümmetlerin masalları demişlerdir. مُعَاجِز۪ينَ Arapça'da tıpkı yürüyen kimsenin en son takat ve gücünü kullandığında denilmesi gibi herhangi bir işte son noktasına kadar gücünü kullanan kimseye, artık gücünün sonuna geldiği için mecazî olarak denilir. Cenab-ı Hakk burada, mecazi olarak ayetlerini zikretmiş ve bununla o kâfirlerin, ayetlerini yalanlamalarını kastetmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb) (Hac: 51.)
Kazvînî فِي الْعَذَابِ ibaresinde harfin dahil olduğu kelimeyi yani azabı zarfa benzetir. Câmi her ikisinde de mevcût olan mutlak irtibat ve alakadır. Bu teşbîhe delalet eden şey de ف۪ي harfidir. Bu harf, müşebbehün bihin levazımından olan zarftır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)
İyilerin ve kötülerin akıbetlerini anlatan önceki ayetteki اِلَّا مَنْ اٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحاًۘ [iman edip iyi amelde bulunanlar müstesna] cümlesi ile bu ayetteki وَالَّذ۪ينَ يَسْعَوْنَ ف۪ٓي اٰيَاتِنَا مُعَاجِز۪ينَ [ayetlerimizi boşa çıkarmaya çalışanlar] cümlesi arasında mukabele vardır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)