وَمَٓا اَمْوَالُكُمْ وَلَٓا اَوْلَادُكُمْ بِالَّت۪ي تُقَرِّبُكُمْ عِنْدَنَا زُلْفٰٓى اِلَّا مَنْ اٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحاًۘ فَاُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ جَزَٓاءُ الضِّعْفِ بِمَا عَمِلُوا وَهُمْ فِي الْغُرُفَاتِ اٰمِنُونَ ٣٧
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَمَا | ve değildir |
|
| 2 | أَمْوَالُكُمْ | mallarınız |
|
| 3 | وَلَا | değildir |
|
| 4 | أَوْلَادُكُمْ | evladlarınız |
|
| 5 | بِالَّتِي |
|
|
| 6 | تُقَرِّبُكُمْ | sizi yaklaştıran |
|
| 7 | عِنْدَنَا | katımızda |
|
| 8 | زُلْفَىٰ | mertebece |
|
| 9 | إِلَّا | ancak başka |
|
| 10 | مَنْ | kimseler |
|
| 11 | امَنَ | inanan(lar) |
|
| 12 | وَعَمِلَ | ve yapanlar |
|
| 13 | صَالِحًا | faydalı iş |
|
| 14 | فَأُولَٰئِكَ | işte |
|
| 15 | لَهُمْ | onlara vardır |
|
| 16 | جَزَاءُ | mükafat |
|
| 17 | الضِّعْفِ | kat kat fazlası |
|
| 18 | بِمَا |
|
|
| 19 | عَمِلُوا | yaptıklarının |
|
| 20 | وَهُمْ | ve onlar |
|
| 21 | فِي |
|
|
| 22 | الْغُرُفَاتِ | saraylarda |
|
| 23 | امِنُونَ | güven içindedirler |
|
Her toplumda görülen sefahata dalmış varlıklı şımarık kesimin ilâhî bildirimler karşısında ortaya koyduğu çarpık mantığın ve küstah tavrın tasvir edildiği bu âyetlerde, rızkın asıl sahibi Allah Teâlâ olduğu halde bazı insanların yine O’nun verdiği imkânlara dayanarak O’na karşı direnmeye ve baş kaldırmaya çalışmasının tutarsızlığına dikkat çekilmektedir. Şayet onların gerekçeleri sağlıklı olsaydı o zaman insanlığın bütün imkânların paylaşımını kendi tercihlerine göre düzenleyebilmesi gerekirdi. Oysa bu hiçbir zaman gerçekleştirilememiştir (bk. Rûm 30/37).
Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 458
Velede ولد : وَلَدٌ doğurulmuş olan demektir. Tekil, çoğul, küçük ve büyük için bu lafız kullanılır. Yine hem oğul ve kız evlat hem de evlat edinilen çocuk bu isimle anılır.
Babaya والِدٌ anneye de والِدَةٌ denir. Her ikisine ise والِدانِ denir.
وَلِيدٌ kelimesi doğmak üzere olan çocuk demektir. Asıl anlamı doğum zamanı yakın veya uzak olsun her çocuktur. Çoğulu وِلْدان şeklinde gelir.
Son olarak وَلَدٌ sözcüğünün çoğulu da أوْلادٌ 'dur. (Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de farklı türevleriyle 102 kez geçmiştir. (Mu'cemu-l Mufehres)
Türkçede kullanılan şekilleri veled, evlad, vâlide, mevlut, velâdet, tevellüd, mütevellid, milat ve Yelda'dır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
Qarabe قرب :
قُرْبٌ sözcüğü yakın olmak, yakınlaşmak ve yakınlık anlamlarında kullanılır. قَرُبَ fiilinin mastarı قُرْبٌ ve قُرْبانٌ şekillerinde gelir.
Bu sözcük mekanla, zamanla, hısımlıkla, itibarla, gözetip korumayla ve kudretle ilgili kullanılır. قُرْبانٌ Yüce Allah'a yakınlaşma vesilesi yapılan şeydir. (Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de farklı formlarda 96 defa geçmiştir. (Mu'cemu-l Mufehres)
Türkçede kullanılan şekilleri akraba, kurbet, kurban, takribi, kurbiyet ve kırbadır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
وَمَٓا اَمْوَالُكُمْ وَلَٓا اَوْلَادُكُمْ بِالَّت۪ي تُقَرِّبُكُمْ عِنْدَنَا زُلْفٰٓى اِلَّا مَنْ اٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحاًۘ
İsim cümlesidir. مَا olumsuzluk harfi olup لَيْسَ gibi amel eder. İsmini ref, haberini nasb eder.
اَمْوَالُكُمْ kelimesi مَا ’nın ismi olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. لَا zaid harftir. لَا nefy harfinin tekrarı olumsuzluğu tekid içindir. اَوْلَادُكُمْ atıf harfi و ’la makabline matuftur.
بِ harf-i ceri zaiddir. الَّت۪ي müfred müennes has ism-i mevsûl mahallen mecrur, مَا ’nın haberi olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası تُقَرِّبُكُمْ ’dur. Îrabdan mahalli yoktur.
تُقَرِّبُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو’dir. Muttasıl zamir كُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. عِنْدَنَا mekân zarfı, زُلْفٰٓى ’nın mahzuf haline mütealliktir. زُلْفٰٓى masdardan naib mef’ûlu mutlak olup elif üzere mukadder fetha ile mansubdur.
اِلَّا istisna edatı olup, istisna-i munkatı’a dır. مَنْ müşterek ism-i mevsûl müstesna olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası اٰمَنَ ’dur. Îrabdan mahalli yoktur.
اٰمَنَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو’dir. عَمِلَ atıf harfi و ’la makabline matuftur.
عَمِلَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو’dir. صَالِحاً mef’ûlun bih veya masdardan naib mef’ûlü mutlak olup fetha ile mansubdur. Takdiri, عمل عملًا صالحًا (Salih amel yaptı) şeklindedir.
Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:
1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.
2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.
3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.
مَرَّةً kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır.İstisnanın 3 unsuru vardır:
1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.
2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.
3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.
İstisnanın kısımları 3’e ayrılır:1. Muttasıl istisna 2. Munkatı istisna 3. Müferrağ istisna.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تُقَرِّبُ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi قرب ’dir.
Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
اٰمَنَ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi امن ’dir.
İf’al babı fiille tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.
صَالِحاً ; sülâsî mücerredi صلح olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَاُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ جَزَٓاءُ الضِّعْفِ بِمَا عَمِلُوا وَهُمْ فِي الْغُرُفَاتِ اٰمِنُونَ
İsim cümlesidir. فَ istînâfiyyedir. İşaret ismi اُو۬لٰٓئِكَ mübteda olarak mahallen merfûdur. لَهُمْ جَزَٓاءُ mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.
لَهُمۡ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. جَنَّاتُ muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. الضِّعْفِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. مَا masdariyyedir. مَا ve masdar-ı müevvel بِ harf-i ceriyle جَزَٓاءُ ’ya mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası عَمِلُوا ’dur. Îrabdan mahalli yoktur.
عَمِلُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
İsim cümlesidir. Munfasıl zamir هُمْ mübteda olarak mahallen merfûdur. فِي الْغُرُفَاتِ car mecruru اٰمِنُونَ ’ye mütealliktir. اٰمِنُونَ mübtedanın haberi olup, ref alameti و ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
اٰمِنُونَ sülâsi mücerredi أمن olan fiilin ism-i failidir.
وَمَٓا اَمْوَالُكُمْ وَلَٓا اَوْلَادُكُمْ بِالَّت۪ي تُقَرِّبُكُمْ عِنْدَنَا زُلْفٰٓى اِلَّا مَنْ اٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحاًۘ
وَ istînâfiyyedir.
İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Sübut ve istimrar ifade eden menfi isim cümlesinde nefy harfi مَا , nakıs fiil ليس gibi amel etmiştir. اَمْوَالُكُمْ , nakıs fiil ليس ‘nin ismidir. Haberi olan بِالَّت۪ي ’deki بِ tekid ifade eden zaid harftir. Cümle faide-i haber inkârî kelamdır.
ليس ’nin ismine tezayüf sebebiyle atfedilen وَلَٓا اَوْلَادُكُمْ ’a dahil olan nefy harfi لَٓا ‘nın nefyi tekid için tekrarlanması ıtnâb sanatıdır.
Önceki ayetteki gaib zamirden bu ayette söylenecek şeyin kıymetine dikkat çekmek için muhatap zamirine geçişte, iltifat sanatı vardır.
Haber konumundaki الَّت۪ي ’nin sıla cümlesi olan تُقَرِّبُكُمْ عِنْدَنَا زُلْفٰٓى اِلَّا مَنْ اٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحاًۘ , hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eden müspet muzari fiil cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. زُلْفٰٓى ‘nın mahzuf mukaddem haline müteallik عِنْدَنَا mekan zarfı, ihtimam için zul-hale takdim edilmiştir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
تُقَرِّبُكُمْ ‘un mürâdifi olan زُلْفٰٓى , mahzuf mef’ûlü mutlaktan naibdir.
Veciz ifade kastına matuf عِنْدَنَا izafetinde, azamet zamirine muzâf olan عِنْدَ , şan ve şeref kazanmıştır.
عِنْدَنَا ifadesi (Bizim kudretimizde) manasındadır. Burada ilim ve kudretle hükmetmek manasında mecazdır. Aslında عِنْد۪ yakın mekan için kullanılan bir zarftır. Bir şeyin, bir şeydeki istikrarını ve onun üzerindeki otoritesini ifade için ve kontrol altında tutmak manasında mecazi olarak kullanılır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr - Enam/57) Sebep müsebbep alakasıyla mecâz-ı mürsel sanatıdır.
اِلَّا istisna harfi, istisna, munkatı’dır. Müstesna konumunda olan müşterek ism-i mevsûl مَنْ ’nin sılası olan اٰمَنَ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Ayetin sonunda müştakı zikredilen اٰمَنَ kelimesinde irsâd sanatı vardır.
Aynı üslupta gelen وَعَمِلَ صَالِحاً cümlesi, sıla cümlesine atıf harfi وَ ‘la atfedilmiştir. Cümlenin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
عَمِلَ fiilinin mef’ûlu olan صَالِحاً ‘in, ism-i mef’ûl yerinde ism-i fail gelmesi, mecazî isnaddır. Mefûliyyet alakasıyla mecaz-ı aklîdir. صَالِحاً ’daki nekrelik tazim ifade eder.
عمل صالحا ibaresinin aslı عمل عملا صالحا (Salih amel yaptı) şeklindedir. Mevsuf hazf edilmiş, sıfat söylenmiştir. Bu da onların (ve amellerinin) bu sıfatla ne kadar özdeşleştiklerini, kuvvetle vasıflandıklarını gösterir. Mevsûfun hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
زُلْفٰٓى - تُقَرِّبُكُمْ ve اَمْوَالُكُمْ - اَوْلَادُكُمْ gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
وَمَٓا اَمْوَالُكُمْ وَلَٓا اَوْلَادُكُمْ بِالَّت۪ي تُقَرِّبُكُمْ عِنْدَنَا زُلْفٰٓى [Sizi huzurumuza yaklaştıracak olan ne mallarınızdır ne de çocuklarınız] ayetinde, sözün akışından anlaşıldığı için hazif yoluyla îcâz yapılmıştır. Birinci kelimenin haberi, ikincisi onu gösterdiği için söylenmemiştir. Takdiri şöyledir: وما اموالكم بالتي تقربكم ولا اولادكم بالذين يقربكم عندنا (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
وَمَٓا اَمْوَالُكُمْ وَلَٓا اَوْلَادُكُمْ [Ne mallarınız ne çocuklarınız…] ayetinde III şahıs kipinden II. şahıs kipine dönüş vardır. Bundan maksat, hakkın gerçekleştirileceğini vurgulu bir şekilde ifade etmektir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
وَمَٓا جماعة اَمْوَالُكُمْ وَلَٓا جماعة اَوْلَادُكُمْ بِالَّت۪ي تُقَرِّبُكُمْ demek istiyor; çünkü kırık cem‘in âkil olanı da gayr-ı akil olanı da müenneslik bakımından aynıdır. التى ’nin takva olması da caizdir ki Allah katında yaklaştırıcı sadece odur yani mal ve evlatlarınız, işte bu yaklaştırıcı değildir. Mallar ve evlatlar cemaatler olduğundan, Hasan-ı Basrî, التى ‘yi الاتي şeklinde çoğul okumuştur. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
فَاُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ جَزَٓاءُ الضِّعْفِ بِمَا عَمِلُوا وَهُمْ فِي الْغُرُفَاتِ اٰمِنُونَ
فَ istînâfiyyedir. Cümle, sübut ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedün ileyh, işaret ismiyle marife olmuştur. İşaret ismi, işaret edilen manayı kâmil bir şekilde tarif edip ortaya çıkarır, sanki gözümüzün önündeymiş gibi düşünmemizi sağlar. Ayrıca işaret edilenin açıklanmasının çok önemli olduğuna ve mertebesinin yüksekliğine delalet ederek tazim ve teşvik ifade eder.
لَهُمْ جَزَٓاءُ الضِّعْفِ بِمَا عَمِلُوا cümlesi, اُو۬لٰٓئِكَ ’nin haberidir. Sübut ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede, takdim tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. لَهُمْ car-mecruru, mahzuf mukaddem habere mütealliktir. جَزَٓاءُ الضِّعْفِ بِمَا عَمِلُوا izafeti, muahhar mübtedadır.
Müsnedün ileyh olan جَزَٓاءُ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler.
Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl بِمَا , harfi-cerle birlikte جَزَٓاءُ ’ye mütealliktir. Sıla cümlesi olan عَمِلُوا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.107)
Ayetin son cümlesi olan وَهُمْ فِي الْغُرُفَاتِ اٰمِنُونَ , sübut ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Makabline matuf olan cümlenin atıf sebebi, hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. فِي الْغُرُفَاتِ car-mecruru, önemine binaen amili اٰمِنُونَ ’ye, takdim edilmiştir.
İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfret ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Müsned olan اٰمِنُونَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin müsnedün ileyhteki istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اٰمَنَ - اٰمِنُونَ ve عَمِلَ - عَمِلُوا gruplarındaki kelimeler arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
Ayette yapmak anlamına gelen iki fiil عمل ve فعل ‘den, عمل tercih edilmiştir.
عمل fiil, zaman isteyen işlerde kullanılır. «Ona dilediği gibi kaleler...yaparlardı.» (Sebe, 13.) «…ellerinizin yaptıklarından...» (Yasin, 71.) ayetleri buna misaldir. Zira, çeşitli hayvanların, meyvelerin, bitkilerin meydana gelişi, zamana bağlı şeylerdir, bunlarda عمل fiili kullanılır. Bu yüzden iyi ameller hemen veya süratle yapılamadığından sabır ve metanet gerektirdiğinden «...salih amel işleyenlere...» (Bakara, 25.) ayetinde, عمل fiili kullanılmıştır. فعل fiili bunun aksine, zamana bağlı olmayan şeylerde kullanılır. (Suyuti, İtkan cilt. 1, s. 543)
الغُرُفاتُ lafzı, غُرْفَةٍ ’in cemisidir. Manzarası çok güzel, geniş bir araziye sahip yüksek yerdeki ev demektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Başkasının kelamını hikâye etmek olmayıp doğrudan doğruya Allah tarafından yapılan bu değişik hitap, hakkı tahkik ve geçenleri izah içindir.
Yani mallar ve evlat, hiç kimseyi Allah'ın huzuruna yaklaştırmaz. Ancak mallarını Allah yolunda harcayan, evladına hayır öğreten, onları salâh üzere büyüten ve itaatli olmaya hazırlayan salih mümin müstesna, işte bu bahtiyar müminlere, yaptıkları salih amellerin kat, kat fazlası mükâfat vardır; onların bir iyiliğine karşı on sevap ve daha da fazlası vardır ve onlar cennetin yüksek makamlarında bütün kötülüklerden güven içindedirler. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm; Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)