20 Ekim 2025
Sebe' Sûresi 32-39 (431. Sayfa)

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ  ...

Sebe' Sûresi 32. Ayet

قَالَ الَّذ۪ينَ اسْتَكْبَرُوا لِلَّذ۪ينَ اسْتُضْعِفُٓوا اَنَحْنُ صَدَدْنَاكُمْ عَنِ الْهُدٰى بَعْدَ اِذْ جَٓاءَكُمْ بَلْ كُنْتُمْ مُجْرِم۪ينَ  ٣٢


Büyüklük taslayanlar, zayıf ve güçsüz görülenlere, “Size hidayet geldikten sonra, biz mi sizi ondan alıkoyduk? Hayır, suçlu olanlar sizlerdiniz” derler.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَ dedi(ler) ki ق و ل
2 الَّذِينَ kimseler
3 اسْتَكْبَرُوا büyüklük taslayan(lar) ك ب ر
4 لِلَّذِينَ kimselere
5 اسْتُضْعِفُوا zayıf düşürülen(lere) ض ع ف
6 أَنَحْنُ biz mi?
7 صَدَدْنَاكُمْ engelledik ص د د
8 عَنِ -ten
9 الْهُدَىٰ hidayet- ه د ي
10 بَعْدَ sonra ب ع د
11 إِذْ
12 جَاءَكُمْ size geldikten ج ي ا
13 بَلْ hayır
14 كُنْتُمْ siz kendiniz ك و ن
15 مُجْرِمِينَ suç işliyordunuz ج ر م

قَالَ الَّذ۪ينَ اسْتَكْبَرُوا لِلَّذ۪ينَ اسْتُضْعِفُٓوا اَنَحْنُ صَدَدْنَاكُمْ عَنِ الْهُدٰى بَعْدَ اِذْ جَٓاءَكُمْ بَلْ كُنْتُمْ مُجْرِم۪ينَ

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ  fail olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  اسْتَكْبَرُوا ’dur. Îrabdan mahalli yoktur. 

اسْتَكْبَرُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.  

الَّذ۪ينَ  cemi müzekker has ism-i mevsûl لِ  harf-i ceriyle  قَالَ  fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  اسْتُضْعِفُٓوا ’dur. Îrabdan mahalli yoktur. 

اسْتُضْعِفُٓوا  damme üzere mebni meçhul mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavl  اَنَحْنُ صَدَدْنَاكُمْ ’dir.  قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

Hemze istifhâm harfidir. Munfasıl zamir  نَحْنُ  mübteda olarak mahallen merfûdur. صَدَدْنَاكُمْ  cümlesi mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.  

صَدَدْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  عَنِ الْهُدٰى  car mecruru  صَدَدْنَاكُمْ  fiiline mütealliktir.  بَعْدَ  zaman zarfı,  صَدَدْنَاكُمْ  fiiline mütealliktir. 

Zaman zarfı  اِذْ , takdiri أذكر (zikret, düşün) olan mahzuf fiile mütealliktir.  جَٓاءَكُمْ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

جَٓاءَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو’dir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

بَلْ  idrâb ve atıf harfidir. كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. 

كُنْتُمْ  nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir. تُمْ  muttasıl zamiri  كُنْتُمْ ’un ismi olarak mahallen merfûdur. مُجْرِم۪ينَ  kelimesi  كُنْتُمْ ’un haberi olup nasb alameti  ى ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. 

بَلْ ;Önce söylenen bir şeyden vazgeçmeyi belirtir. Buna idrâb denir.  “Öyle değil, böyle, fakat, bilakis, belki” anlamlarını ifade eder. Kendisinden sonra gelen cümle ile iki anlam ifade eder:

1. Kendisinden önceki cümlenin ifade ettiği anlamın doğru olmadığını, doğrusunun sonraki olduğunu ifade etmeye yarar. Bu durumda edata karşılık olarak “oysa, oysaki, halbuki, bilakis, aksine” manaları verilir. 

2. Bir maksattan başka bir maksada veya bir konudan diğer bir konuya geçiş için kullanılır. Burada yukarıda olduğu gibi bir iddiayı çürütmek ve doğrusunu belirtmek için değil de bir konudan başka bir konuya geçiş içindir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اسْتَكْبَرُوا  fiili, sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındadır. Sülâsîsi  كبر ’dir.

اسْتُضْعِفُٓوا  fiili, sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındadır. Sülâsîsi  ضعف ’dir.

Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamları katar.

مُجْرِم۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

قَالَ الَّذ۪ينَ اسْتَكْبَرُوا لِلَّذ۪ينَ اسْتُضْعِفُٓوا اَنَحْنُ صَدَدْنَاكُمْ عَنِ الْهُدٰى بَعْدَ اِذْ جَٓاءَكُمْ 

 

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidai kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.107)  

قَالَ  filinin faili konumundaki cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ ’nin sıla cümlesi olan  اسْتَكْبَرُوا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidai kelamdır.

Müsnedün ileyhin ism-i mevsûlle marife olması, tahkir kastının yanında sonraki habere dikkat çekmek içindir.

قَالَ  fiiline müteallik car-mecrur  لِلَّذ۪ينَ ‘nin sıla cümlesi olan  اسْتُضْعِفُٓوا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidai kelamdır.

اسْتُضْعِفُوا  fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada, naib-i fail olur. 

Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127) 

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan,  اَنَحْنُ صَدَدْنَاكُمْ عَنِ الْهُدٰى بَعْدَ اِذْ جَٓاءَكُمْ  sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. Cümleye dahil olan hemze inkarî manadadır.

İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen inkârî manadaki cümle cevap kastı taşımadığı için mecâz-ı mürsel mürekkebdir. İstifhamda tecâhül-i ârif sanatı vardır.

نَحْنُ  mübteda, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  صَدَدْنَاكُمْ عَنِ الْهُدٰى بَعْدَ اِذْ جَٓاءَكُمْ  cümlesi, haberdir. 

Cümlede müsnedin mazi fiil cümlesi olarak gelmesi, cümleye tahsis ifadesinin yanında hükmü takviye ederek , temekkün ve istikrar anlamları katmıştır.

İki tekit hükmündeki kasr mübteda ve haber arasındadır. نَحْنُ  mevsûf/maksur, صَدَدْنَاكُمْ sıfat/maksurun aleyh, olmak üzere kasr-ı mevsûf, ale’s sıfattır.

İnkârî istifham siyakında müsnedün ileyhin, fiil olan müsnedden önce gelmesi, müsnedün ileyhi habere tahsis ederek nefyi kuvvetlendirmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

جَٓاءَكُمْ  cümlesi, muzâfun ileyh konumundaki zaman zarfı  اِذْ ’in muzâfun ileyhidir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

بَعْدَ اِذْ جَٓاءَكُمْ  izafetinde istiâre sanatı vardır. İradesi olan canlılara mahsus olan gelmek özelliği, hidayete isnad  edilerek, hidayet bir şahıs yerinde kullanılmıştır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır. 

Buradaki  ضْعِفُ , mecazi bir zaaftır; yani, kişinin kendi işlerini görecek, onları savunacak ve istediği gibi yönlendirecek birine güvenme ihtiyacı duymasıdır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

Önceki ayetteki … يَقُولُ الَّذ۪ينَ اسْتُضْعِفُوا لِلَّذ۪ينَ اسْتَكْبَرُوا  cümlesiyle, bu ayetteki …قَالَ الَّذ۪ينَ اسْتَكْبَرُوا لِلَّذ۪ينَ اسْتُضْعِفُٓوا  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.

Zayıflar ve büyüklenenler olmak üzere iki farklı grubu ifade eden  الَّذ۪ينَ ’ler arasında reddü’l-acüz ale’s-sadr vardır.

İsme yani “biz” kelimesinin başına inkâr harfini getirdiler. Çünkü murad, kendilerinin onları iman etmekten alıkoyanlar olduğunu inkâr ve onların, kendi istekleriyle yoldan çıktıklarını ve kendi istekleriyle geldiklerini ispattır. (Ebü’l-Berekât Hâfızüddîn Abdullah b. Ahmed b. Mahmûd en-Nesefî, Medârikü’t-tenzîl ve ḥaḳāʾiḳu’t-teʾvîl) 

بَلْ كُنْتُمْ مُجْرِم۪ينَ

 

Cümle, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir.  بَلِ  idrâb harfidir. İntikal içindir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

بَلْ  atıf harfidir. Kendisinden sonra cümle geldiğinde idrâb harfi olur. İdrâbın manası bazen mukabilinin -kendinden öncekinin- hükmünü iptal, bazen da bir manadan diğerine intikaldir. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l Kur’an, c.1 s. 437) 

بَلْ  atıf edatlarından biridir. Ancak diğer atıf edatları gibi hüküm bakımından atıf görevi görmez. Bu edat, matufu sadece îrab yani hareke bakımından matufun aleyhe atfeder. Anlamsal açıdan ise tersinelik ilişkisi kurar. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)

بَلْ  harfi, cümleleri atfetmekte kullanılmaz. Bu sebeple bundan sonra gelen cümle, istînâfiyyedir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Müsned olan  مُسْلِمُونَ۟ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s.80)

الْهُدٰى - مُجْرِم۪ينَ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafiy sanatı vardır.

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu (sabit olması) veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Sebe' Sûresi 33. Ayet

وَقَالَ الَّذ۪ينَ اسْتُضْعِفُوا لِلَّذ۪ينَ اسْتَكْبَرُوا بَلْ مَكْرُ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ اِذْ تَأْمُرُونَـنَٓا اَنْ نَكْفُرَ بِاللّٰهِ وَنَجْعَلَ لَهُٓ اَنْدَاداًۜ وَاَسَرُّوا النَّدَامَةَ لَمَّا رَاَوُا الْعَذَابَۜ وَجَعَلْنَا الْاَغْلَالَ ف۪ٓي اَعْنَاقِ الَّذ۪ينَ كَفَرُواۜ هَلْ يُجْزَوْنَ اِلَّا مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ  ٣٣


Zayıf ve güçsüz görülenler, büyüklük taslayanlara, “Hayır, bizi hidayetten saptıran gece ve gündüz kurduğunuz tuzaklardır. Çünkü siz bize Allah’ı inkâr etmemizi ve O’na eşler koşmamızı emrediyordunuz” derler. Azabı görünce de içten içe pişmanlık duyarlar. Biz de inkâr edenlerin boyunlarına demir halkalar geçiririz. Onlar ancak yapmakta olduklarının cezasını göreceklerdir.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَقَالَ ve dedi(ler) ق و ل
2 الَّذِينَ kimseler
3 اسْتُضْعِفُوا zayıf düşürülen(ler) ض ع ف
4 لِلَّذِينَ kimselere
5 اسْتَكْبَرُوا büyüklük taslayan(lara) ك ب ر
6 بَلْ hayır
7 مَكْرُ hileler (kuruyordunuz) م ك ر
8 اللَّيْلِ gece ل ي ل
9 وَالنَّهَارِ ve gündüz ن ه ر
10 إِذْ
11 تَأْمُرُونَنَا bize emrediyordunuz ا م ر
12 أَنْ
13 نَكْفُرَ inkar etmemizi ك ف ر
14 بِاللَّهِ Allah’ı
15 وَنَجْعَلَ ve koşmamızı ج ع ل
16 لَهُ O’na
17 أَنْدَادًا eşler ن د د
18 وَأَسَرُّوا ve içlerinde gizlediler س ر ر
19 النَّدَامَةَ pişmanlıklarını ن د م
20 لَمَّا
21 رَأَوُا gördüklerinde ر ا ي
22 الْعَذَابَ azabı ع ذ ب
23 وَجَعَلْنَا biz de geçirdik ج ع ل
24 الْأَغْلَالَ demir halkalar غ ل ل
25 فِي
26 أَعْنَاقِ boyunlarına ع ن ق
27 الَّذِينَ kimselerin
28 كَفَرُوا inkar eden(ler) ك ف ر
29 هَلْ mı?
30 يُجْزَوْنَ cezalandırılacaklar ج ز ي
31 إِلَّا başkasıyla
32 مَا şeylerden
33 كَانُوا oldukları ك و ن
34 يَعْمَلُونَ yapıyor(lar) ع م ل

وَقَالَ الَّذ۪ينَ اسْتُضْعِفُوا لِلَّذ۪ينَ اسْتَكْبَرُوا بَلْ مَكْرُ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir.  قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ  fail olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  اسْتُضْعِفُوا ’dur. Îrabdan mahalli yoktur. 

اسْتُضْعِفُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. الَّذ۪ينَ cemi müzekker has ism-i mevsûl  لِ  harf-i ceriyle  قَالَ  fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  اسْتَكْبَرُوا ’dur. Îrabdan mahalli yoktur. 

اسْتَكْبَرُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavl mahzuftur. Takdiri, لم نكن مجرمين بل (mücrim değildik, aksine...) şeklindedir.  

بَلْ  idrâb ve atıf harfidir. Önce söylenen bir şeyden vazgeçmeyi belirtir. Buna idrâb denir.  “Öyle değil, böyle, fakat, bilakis, belki” anlamlarını ifade eder. 

Kendisinden sonra gelen cümle ile iki anlam ifade eder:

1. Kendisinden önceki cümlenin ifade ettiği anlamın doğru olmadığını, doğrusunun sonraki olduğunu ifade etmeye yarar. Bu durumda edata karşılık olarak “oysa, oysaki, halbuki, bilakis, aksine” manaları verilir. 

2. Bir maksattan başka bir maksada veya bir konudan diğer bir konuya geçiş için kullanılır. Burada yukarıda olduğu gibi bir iddiayı çürütmek ve doğrusunu belirtmek için değil de bir konudan başka bir konuya geçiş içindir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

İsim cümlesidir. مَكْرُ  mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. الَّيْلِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. النَّهَارِ  atıf harfi و ’la makabline matuftur. Mübtedanın haberi mahzuftur. Takdiri,  صادّ (engelledi) şeklindedir.

اسْتُضْعِفُوا  fiili, sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındadır. Sülâsîsi  ضعف ’dir. 

اسْتَكْبَرُوا  fiili, sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındadır. Sülâsîsi  كبر ’dir.

Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamları katar.


 اِذْ تَأْمُرُونَـنَٓا اَنْ نَكْفُرَ بِاللّٰهِ وَنَجْعَلَ لَهُٓ اَنْدَاداًۜ 

 

Fiil cümlesidir.  اِذْ  zaman zarfı  مَكْرُ ’ye mütealliktir. تَأْمُرُونَـنَٓا  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  

تَأْمُرُونَـنَٓا  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mütekellim zamiri  نَٓا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اَنْ  ve masdar-ı müevvel,  تَأْمُرُونَـنَٓا  fiilinin ikinci mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.  

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

نَكْفُرَ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ’dur.  بِاللّٰهِ  car mecruru  بِ  harfi ceriyle نَكْفُرَ  fiiline mütealliktir.  

وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

نَجْعَلَ  fetha ile mansub muzari fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ’dur.  لَهُٓ  car mecruru  نَجْعَلَ  fiiline mütealliktir.  اَنْدَاداً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

Fiil-i muzarinin başına  اَنْ  harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

Değiştirme manasına gelen  جَعَلَ  kelimesi 3 şekilde gelir: 1. Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek. 2. Bir halden başka bir hale geçmek  3. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اَنْدَاداً ; sıfat-ı müşebbehedir.  “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 وَاَسَرُّوا النَّدَامَةَ لَمَّا رَاَوُا الْعَذَابَۜ 

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir.  اَسَرُّوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.  النَّدَامَةَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

لَمَّٓا  kelimesi  حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı taşıyan zaman zarfıdır. Cümleye muzâf olur. رَاَوُا الْعَذَابَ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun İleyh olarak mahallen mecrurdur. 

رَاَوُا   iki sakinin birleşmesinden dolayı mahzuf elif üzere mukadder damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.  الْعَذَابَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

لَمَّا ; maziden önce vakta ki ...dığı zaman, manalarına gelen, cezmetmeyen, şart manalı zaman zarfıdır. Şart fiili de cevap fiili de mazi veya mazi manalı olmalıdır. (Meral Çörtü, Cümle Kuruluşu ve Tercüme Tekniği) 

اَسَرُّوا  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi  سرر ’dir.

İf’al babı fiille tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.


 وَجَعَلْنَا الْاَغْلَالَ ف۪ٓي اَعْنَاقِ الَّذ۪ينَ كَفَرُواۜ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir.  وَجَعَلْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Mütekellim zamiri  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. 

الْاَغْلَالَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. ف۪ٓي اَعْنَاقِ  car mecruru mahzuf ikinci mef’ûlun bihe mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası  كَفَرُوا ’dur. Îrabdan mahalli yoktur. 

كَفَرُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. 

هَلْ يُجْزَوْنَ اِلَّا مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

 

Fiil cümlesidir. هَلْ  nefy manasında istifham harfidir. يُجْزَوْنَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû meçhul muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur.

اِلَّا  hasr edatıdır. مَا  masdariyyedir.  مَا  ve masdar-ı müevvel mahzuf  بَ  harf-i ceri ile mahallen mecrurdur. Takdiri, بما كانوا ...şeklindedir.

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. isim cümlesinin önüne geldiğinde ismini ref haberini nasb eder.  

كَانُوا  nakıs, damme üzere mebni mazi fiildir. كَانُوا ’nun ismi, cemi müzekker olan  و  muttasıl zamiri olarak mahallen merfûdur. يَعْمَلُونَ  cümlesi, كَانُوا ’nun haberi olarak mahallen mansubdur.

يَعْمَلُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَقَالَ الَّذ۪ينَ اسْتُضْعِفُوا لِلَّذ۪ينَ اسْتَكْبَرُوا 

 

 

Ayet atıf harfi  وَ ‘la önceki ayetteki …قَالَ الَّذ۪ينَ اسْتَكْبَرُو  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidai kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.107)  

قَالَ  filinin faili konumundaki cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ ’nin sıla cümlesi olan  اسْتُضْعِفُٓوا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidai kelamdır. 

Müsnedün ileyhin ism-i mevsûlle marife olması, tahkir kastının yanında sonraki habere dikkat çekmek içindir. 

اسْتُضْعِفُوا  fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada, naib-i fail olur. 

Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127) 

قَالَ  fiiline müteallik car-mecrur  لِلَّذ۪ينَ ‘nin sıla cümlesi olan  اسْتَكْبَرُوا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidai kelamdır.

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Takdiri, لم نكن مجرمين  (Biz mücrim değildik) olan mekulü’l-kavl cümlesi mahzuftur.

الَّذ۪ينَ ’lerde reddü’l-acüz ale’s-sadr vardır.

اسْتُضْعِفُوا - اسْتَكْبَرُوا  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır. 

Şayet  قَالَ الَّذ۪ينَ اسْتَكْبَرُوا  [Kendilerini büyük göstermiş olan dediler ki] ifadesinde atıf harfine yer verilmediği halde  قَالَ الَّذ۪ينَ اسْتُضْعِفُوا لِلَّذ۪ينَ [Ve zayıf görülenler dediler ki] ifadesinde yer verilmiş? dersen şöyle derim: Çünkü zayıf görülenlerin sözleri daha önce geçtiği için, cevabı atıfsız yeni bir cümle halinde zikredilmiş, ardından yine onlara ait bir söze yer verilmiş ve bu söz de önceki sözlerine atfedilmiştir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

 

  بَلْ مَكْرُ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ اِذْ تَأْمُرُونَـنَٓا اَنْ نَكْفُرَ بِاللّٰهِ وَنَجْعَلَ لَهُٓ اَنْدَاداًۜ وَاَسَرُّوا النَّدَامَةَ 

 

Beyânî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.

بَلِ , intikal için gelmiş idrâb harfidir.  مَكْرُ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ اِذْ تَأْمُرُونَـنَٓا اَنْ نَكْفُرَ بِاللّٰهِ , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.  مَكْرُ الَّيْلِ  izafeti, takdiri  صادّ  (engelledi) olan mahzuf haber için mübtedadır. Müsnedün ileyh, veciz ifade kastına binaen izafet formunda gelmiştir.

النَّهَارِ , muzafun ileyh olan  الَّيْلِ ‘ye tezat nedeniyle atfedilmiştir.

مَكْرُ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ  izafetlerinde zamana isnad alakasıyla mecâz-ı mürsel sanatı vardır. 

الَّيْلِ  ve  النَّهَارِ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab ve mürâât-ı nazîr sanatları vardır.

اِذْ  zaman zarfı,  مَكْرُ ’ ‘ya mütealliktir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  تَأْمُرُونَـنَٓا اَنْ نَكْفُرَ بِاللّٰهِ  cümlesi,  اِذْ ’ in muzâfun ileyhidir.

اَنْ , muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.  اَنْ  ve akabindeki  نَكْفُرَ بِاللّٰهِ  cümlesi, masdar teviliyle  تَأْمُرُونَـنَٓا  fiilinin mef'ûlü konumundadır. Masdar-ı müevvel müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar. 

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Aynı üslupta gelen  وَنَجْعَلَ لَهُٓ اَنْدَاداً  cümlesi, masdar-ı müevvele atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur  لَهُٓ , konudaki önemine binaen mef’ûl olan  اَنْدَاداً ’e takdim edilmiştir. 

Mef’ûl olan  اَنْدَاداً ’deki nekrelik, kesret ve nev ifade eder.

Ayetin sonunda müradifi zikredilen نَجْعَلَ  kelimesinde irsâd sanatı vardır.

اَنْدَاداً  lafzı  نِدٍّ ’in cemisidir. Mümasil (eş, benzer, denk) demektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Bu ayette zamana isnad vardır. Çünkü  مَكْرُ ’in meydana geldiği zaman gündüz ve gecedir. 

مَكْرُ  kelimesi  الَّيْلِ ’e (geceye) ve النَّهَارِ ’a (gündüze) izafe edilmiş. Halbuki asıl izafe edilmesi gereken kelime insanlar olmalıdır. Gece ve gündüz, zaman ifade eden iki kelimedir. Onların hile yapma kabiliyetleri, daha doğrusu potansiyelleri yoktur. (Alimlerin farklı görüşleri sebebiyle yukarıda bu nispet zamana isnad şeklinde isimlendirilmiştir.) (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

مَكْرُ  kelimesinin,  الَّيْلِ وَالنَّهَارِ ’a isnadı mecâz-ı aklîdir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

وَاَسَرُّوا النَّدَامَةَ  cümlesi, ayetin başındaki …قَالَ الَّذ۪ينَ   cümlesine atfedilmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.107) 

Müsnedün ileyh  مَكْرُ  ve mef’ûl olan  النَّدَامَةَ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. 

Önceki ayetteki, … قَالَ الَّذ۪ينَ اسْتَكْبَرُوا لِلَّذ۪ينَ اسْتُضْعِفُٓوا  cümlesiyle bu ayetteki … قَالَ الَّذ۪ينَ اسْتُضْعِفُوا لِلَّذ۪ينَ اسْتَكْبَرُوا  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır. 

Bu ayet, “Onlar, suçu ve kabahati daha önce birbirlerine atıyorlardı. Ama kendilerine, onları başka her şeyden alıkoyan o azap gelince bu pişmanlığı ifade eden atışmayı içlerine attılar” demektir. Buradaki  اَسَرُّ  fiilinin, “ortaya koymak” anlamına geldiği, ayetin manasının, “Onlar pişmanlıklarını ortaya koyup izhar ettiler” şeklinde olduğu da ileri sürülmüştür. Şöyle de denebilir: Onlar, karşılıklı olarak birbirlerini suçlayınca [Ey Rabbimiz gördük, işittik. Şimdi bizi geri çevir de güzel amelde bulunalım. (Secde Suresi, 12)] diyerek Allah'a döndüler. Daha sonra kendilerine cevap verilerek, artık onlar için geriye dönüşün mümkün olmadığı haber verildi de işte bu sebeple onlar, bu sözlerini içlerinde sakladılar. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Anılan iki fırka, azabı gördüklerinde, dalaletlerine ve saptırmalarına duydukları pişmanlıklarını, ayıplanmak korkusuyla birbirlerinden gizleyecekler. Yahut pişmanlıklarını açıklayacaklar, demektir. Zira isrâr  اَسَرُّ  kelimesi iki zıt manaya gelen kelimelerdendir. Onların haline münasip olan mana da bu ikinci manadır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

بَلْ  atıf harfidir. Kendisinden sonra cümle geldiğinde idrâb harfi olur. İdrâbın manası bazen mukabilinin -kendinden öncekinin- hükmünü iptal, bazen da bir manadan diğerine intikaldir. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l Kur’an, c.1 s. 437) 

بَلْ  atıf edatlarından biridir. Ancak diğer atıf edatları gibi hüküm bakımından atıf görevi görmez. Bu edat, matufu sadece îrab yani hareke bakımından matufun aleyhe atfeder. Anlamsal açıdan ise tersinelik ilişkisi kurar. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)

بَلْ  harfi, cümleleri atfetmekte kullanılmaz. Bu sebeple bundan sonra gelen cümle, istînâfiyyedir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)


 لَمَّا رَاَوُا الْعَذَابَۜ

 

Cümle, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir.  حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı da taşıyan zaman zarfı لَمَّا ’nın müteallakı cevap cümlesidir. 

Şart üslubunda gelen terkipte müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  رَاَوُا الْعَذَابَۜ  şart cümlesi, لَمَّا ’nın muzâfun ileyhidir. 

رَاَوُا الْعَذَابَ  [azabı gördüler] ifadesinde istiare sanatı vardır. Görmek fiili hissetmek anlamında kullanılmıştır. Çünkü azap görülmez, etkileri hissedilir. Azabın görülen bir maddi varlığa benzetilmesi, onun korkunçluğunu artırmak içindir. Bu üslupta mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.

Sebep müsebbep alakasıyla mecâz-ı mürsel sanatıdır. 

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Cevap cümlesi, öncesinin delaletiyle hazfedilmiştir. 

Mahzuf şart ve mezkür cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. 

Bilinen ve tahmini kolay olan hususları zikrederek ibareyi uzatmamak, dikkati asıl önemli yere yönlendirmek, karineye dayanarak terk edilen şeyleri muhatabın düşünce ve hayal gücüne bırakarak anlam zenginliği kazanmak gibi sebeplerle hazfe başvurulur. (TDV İslam Ansiklopedisi Îcâz Bah.)

Ayette cevabın mahzuf olması farklı yönlerden düşünmeyi gerektirdiği, ayrıca dinleyici ve okuyucuyu düşünce ve hayal ufkuna yönlendirdiği için mübalağa içermektedir. Îcâz metoduyla cümle daha yoğun anlamlar yüklenmiştir. (Hasan Uçar, Kur'an-ı Kerim’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları, Doktora Tezi)

Cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecâz-ı mürsel mürekkeptir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

Haynûne manasındaki  لَمَّا  aslında şartının bilindiği durumlarda gelir ve şartla cevap arasındaki kuvvetli irtibatı ve tertipteki sürati ifade eder. (Muhammed Ebu Mûsa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkâf/29, s. 424)

Ruveynî’ye göre  رَاَوُا  fiilinin ilim manasında kullanılmasında, sebeb müsebbeb alakası ile mecazı mürsel vardır. Zikredilen rüyet, kastedilen ise ilim olan müsebbeptir. Şöyle de ifade edilebilirsiniz; manevi, akli ve görünmez olan bir anlatım, gözle görülen, canlı bir şey menziline konuldu. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i Meryem Suresi)

 وَجَعَلْنَا الْاَغْلَالَ ف۪ٓي اَعْنَاقِ الَّذ۪ينَ كَفَرُواۜ 

 

Cümle atıf harfi وَ ‘la  لَمَّا رَاَوُا الْعَذَابَۜ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada haber cümlesi inşâ cümlesine atfedilmiştir. Matufun aleyhin haberî manada olması, haber cümlesinin inşâ cümlesine atfını mümkün kılmıştır. Inşâ üslubundan haber üslubuna geçişte iltifat sanatı vardır.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

جَعَلْنَا  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.

ف۪ٓي اَعْنَاقِ  car mecruru, mahzuf ikinci mef’ûle mütealliktir. İkinci mef’ûlün hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. 

اَعْنَاقِ  için muzafun ileyh konumundaki cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ ‘nin sıla cümlesi olan كَفَرُوا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

ف۪ٓي اَعْنَاقِ الَّذ۪ينَ كَفَرُواۜ  ifadesindeki  ف۪ٓي  harfinde istiare sanatı vardır.  ف۪ٓي  harfi, عَلَى harfi yerinde kullanılmıştır. Bilindiği gibi  فِی  harfi zarfiye manası içerir. İçi olan bir şeye benzetilen اَعْنَاقِ, mazruf mesabesindedir. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.

Veya boyun ve kelepçe kelimeleriyle kalp sanatı yapılmıştır. Kelepçenin içine boyun demek yerine, boynun içine kelepçe denmiştir.

Cümlede temsilî istiare vardır. Kâfirler, boyunları zincirlerle sarılmış kölelere, doğruyu bulma kabiliyetinden yoksun kişilere benzetilmiştir. Bu durum, kâfirlerin halini ve dalalette kalışlarını, hidayete eremeyişlerini, hidayeti bulamayışlarını temsil eder. 

Zamir makamında bahsi geçenlerin  الَّذ۪ينَ كَفَرُواۜ  şeklinde zahiren zikredilmesi, tahkir ifadesinin yanında durumlarının ne kadar kötü olduğunu vurgulamıştır. Bu ifadede iltifat, ıtnâb ve reddü'l acüz ale’s sadr sanatları vardır.

كَفَرُواۜ - نَكْفُرَ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

 مَكْرُ - نَكْفُرَ  ve  اَنْدَاداًۜ - النَّدَامَةَ  gruplarındaki kelimeler arasında cinas-ı nakıs ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

Boyunda bukağılar bulunması, o kişinin boyun eğmemesi ve itaat etmemesi anlamındadır. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, Yasin Suresi 8, c. 2, s. 34-35)

“Biz de o küfredenlerin boyunlarına, (ateşten) bukağılar takarız” ifadesi, o azabın keyfiyetine, sırf görmenin kâfi gelmediğine, “tam aksine onlar o azabı görünce onun içine düşeceklerine hükmettiklerine, böylece nedameti terk ettiklerine ve o azaba düştüklerine; derken, boyunlarına ateşten bukağıların takıldığına “Yapmakla olduklarından mı cezalandırılacaklardı ya?!” ifadesi de bunun, adalet gereği onların müstehakkı ve cezası olduğuna bir işarettir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Eğer  لقد جعلت في أعناقهم اَغْلَالَ  (Doğrusu onların boyunlarında bukağılar var) denilseydi, bu bukağıların çözüleceği ümit edilirdi, ama hiç kimsenin Allah'ın takdirini ve hükmünü değiştirmeye gücü yetmez. Allah'ın kapattığını kimse açamaz, açtığını da kimse kapatamaz. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, Yasin Suresi 8, c. 2, s. 35)

Burada, “onların boyunlarına” denilmeyip “o kâfirlerin boyunlarına” denilmesi, onların zemmini teşhir etmek ve boyunlarına halka vurulmayı gerektiren sebebe dikkat çekmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

 

هَلْ يُجْزَوْنَ اِلَّا مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

 

Beyanî istînâf veya ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

Muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.

يُجْزَوْنَ  fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü fiil malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime, meçhul binada naib-i fail olur. Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir. 

Meçhul bina naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

Nefî manasındaki istifham harfi  هَلْ  ve istisna harfi اِلَّا  ile oluşan iki tekid hükmündeki kasr, cümleyi tekid etmiştir. Kasır fiille mef’ûlü arasındadır.  يُجْزَوْنَ  maksûr/sıfat, mecrur mahaldeki masdar-ı müevvel maksûrun aleyh/mevsûf olmak üzere kasr-ı sıfat alel mevsûftur. Cezalandırılmaları, yapmış oldukları amele kasredilmiştir.

Masdar harfi  مَا  ve akabindeki  كَانُوا يَعْمَلُونَ  cümlesi, masdar tevilinde, takdir edilen  ب  harfiyle birlikte  يُجْزَوْنَ  fiiline mütealliktir. Masdar-ı müevvel nakıs fiil  كَان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cer harfinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  يَعْمَلُونَ۟  cümlesi, كَانَ ’nin haberidir.

كَانَ  ’nin haberinin muzari fiil cümlesi olması, hükmü takviye, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

كَانَ ’nin haberi muzari fiil olduğunda, genellikle devam edegelen maziye, adet haline gelmiş davranışlara delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde  كَانَ ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi Sayı 41)

İstifham harfi  هَلْ  burada inkâridir. İstisna da müferrağdır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

نَجْعَلَ - يَعْمَلُونَ۟  kelimeleri arasında murââti nazîr sanatı vardır.


Sebe' Sûresi 34. Ayet

وَمَٓا اَرْسَلْنَا ف۪ي قَرْيَةٍ مِنْ نَذ۪يرٍ اِلَّا قَالَ مُتْرَفُوهَٓاۙ اِنَّا بِمَٓا اُرْسِلْتُمْ بِه۪ كَافِرُونَ  ٣٤


Biz, hangi memlekete bir uyarıcı göndermişsek oranın şımarık zenginleri, “Biz, sizinle gönderileni inkâr ediyoruz” demişlerdir.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَمَا ve
2 أَرْسَلْنَا biz göndermedik ر س ل
3 فِي
4 قَرْيَةٍ bir ülkeye ق ر ي
5 مِنْ hiçbir
6 نَذِيرٍ uyarıcı ن ذ ر
7 إِلَّا başkasını
8 قَالَ diyenden ق و ل
9 مُتْرَفُوهَا varlıkla şımarmış kimseleri ت ر ف
10 إِنَّا şüphesiz biz
11 بِمَا şeyi
12 أُرْسِلْتُمْ sizin gönderildiğiniz ر س ل
13 بِهِ onu
14 كَافِرُونَ inkar ediyoruz ك ف ر

Her toplumda görülen sefahata dalmış varlıklı şımarık kesimin ilâhî bildirimler karşısında ortaya koyduğu çarpık mantığın ve küstah tavrın tasvir edildiği bu âyetlerde, rızkın asıl sahibi Allah Teâlâ olduğu halde bazı insanların yine O’nun verdiği imkânlara dayanarak O’na karşı direnmeye ve baş kaldırmaya çalışmasının tutarsızlığına dikkat çekilmektedir. Şayet onların gerekçeleri sağlıklı olsaydı o zaman insanlığın bütün imkânların paylaşımını kendi tercihlerine göre düzenleyebilmesi gerekirdi. Oysa bu hiçbir zaman gerçekleştirilememiştir (bk. Rûm 30/37). 

  Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 458

وَمَٓا اَرْسَلْنَا ف۪ي قَرْيَةٍ مِنْ نَذ۪يرٍ اِلَّا قَالَ مُتْرَفُوهَٓاۙ اِنَّا بِمَٓا اُرْسِلْتُمْ بِه۪ كَافِرُونَ

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir.  مَٓا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  اَرْسَلْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  نَا  fail olarak mahallen merfûdur.

ف۪ي قَرْيَةٍ  car mecruru  اَرْسَلْنَا  fiiline mütealliktir. مِنْ  harf-i ceri zaiddir. نَذ۪يرٍ  lafzen mecrur, mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  قَالَ مُتْرَفُوهَٓا  cümlesi,  قَرْيَةٍ ’in hali olarak mahallen mansubdur. 

اِلَّٓا  hasr edatıdır.  قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  مُتْرَفُوهَٓا  fail olup ref alameti و ‘dır. İzafetten dolayı  نَ  hazfedilmiştir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. Muttasıl zamir  هَٓا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Mekulü’l-kavli  اِنَّا بِمَٓا اُرْسِلْتُمْ بِه۪ كَافِرُونَ ’dir.  قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.  

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.  

نَا  mütekellim zamiri  اِنّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. مَٓا  müşterek ism-i mevsûl, بِ  harf-i ceriyle  اِنّ ’nin mahzuf haberine mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  اُرْسِلْتُمْ ’dur. Îrabdan mahalli yoktur.

اُرْسِلْتُمْ  sükun üzere mebni meçhul mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمْ  naib-i fail olarak mahallen merfûdur.  بِه۪  car mecruru  اُرْسِلْتُمْ  fiiline mütealliktir. 

كَافِرُونَ  kelimesi  اِنّ ’nin haberi olup ref alameti  و ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. 

Hal, cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal, “Nasıl?” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zül-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l hal marife olur. Hal mansubdur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde  iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hali sahibu’l hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazf edilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَرْسَلْنَا  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. İf’al babındadır. Sülâsîsi  رسل ’dir.

İf’al babı fiille tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.

كَافِرُونَ ; sülâsî mücerredi كفر  olan fiilin ism-i failidir. 

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

مُتْرَفُو ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i mef’ûludur.

وَمَٓا اَرْسَلْنَا ف۪ي قَرْيَةٍ مِنْ نَذ۪يرٍ اِلَّا قَالَ مُتْرَفُوهَٓاۙ اِنَّا بِمَٓا اُرْسِلْتُمْ بِه۪ كَافِرُونَ


وَ , istînâfiyyedir. 

İstînâfiyye  وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Müspet mazi fiil cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Cümle kasr ve zaid harfle tekid edilmiştir.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafât, s.107)

اَرْسَلْنَا  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur  ف۪ي قَرْيَةٍ , konudaki önemine binaen mef’ûl olan نَذ۪يرٍ ’e takdim edilmiştir.

Mef’ûl konumundaki  مِنْ نَذ۪يرٍ ’deki  مِنْ , tekid ifade eden zaid harftir. Mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

نَذ۪يرٍ ’deki nekrelik ise tazim ifade eder. Olumsuz siyakta nekre umum ifade etmiş, zaid  مِنْ  harfi de kelimeye ‘hiçbir’ anlamı katmıştır. 

ف۪ي قَرْيَةٍ ’deki nekrelik, tahkir ve herhangi bir manasında adet ifade eder. ف۪ي قَرْيَةٍ  ibaresindeki  ف۪ي  harfinde istiare-i tebeiyye vardır.  ف۪ي  harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla  قَرْيَةٍ , içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. Burada  ف۪ي  harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü  قَرْيَةٍ , hakiki manada zarfiyeye müsait değildir. Uyarıcılarla şehir arasındaki irtibat, zarf ve mazruf arasındaki mutlak irtibata benzetilmiştir. Mübalağa için bu üslup kullanılmıştır.

قَالَ مُتْرَفُوهَٓاۙ اِنَّا بِمَٓا اُرْسِلْتُمْ بِه۪ كَافِرُونَ  cümlesi,  قَرْيَةٍ ’in halidir. Hal cümleleri, manayı tamamlamak ve pekiştirmek için gelen lafızlardır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Nefy harfi  مَٓا  ve istisna harfi  اِلَّٓا  ile oluşmuş kasr, hal sahibi ile hali arasındadır.  قَرْيَةٍ maksûr/mevsûf, hal cümlesi maksûrun aleyh/sıfat olmak üzere kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır.

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اِنَّا بِمَٓا اُرْسِلْتُمْ بِه۪ كَافِرُونَ  cümle,  اِنَّ  ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. بِمَٓا اُرْسِلْتُمْ بِه۪  car-mecruru, konudaki önemine binaen amili olan  كَافِرُونَ ’ye takdim edilmiştir.

Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl  بِمَٓا ‘nın sıla cümlesi olan  اُرْسِلْتُمْ بِه۪ , sübuta, temekkün ve istikrara işaret eden mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

اَرْسَلْنَا - اُرْسِلْتُمْ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

اُرْسِلْتُمْ   fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü fiil malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime, meçhul binada naib-i fail olur. Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir. 

Meçhul bina naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

بِمَٓا اُرْسِلْتُمْ بِه۪  sözü, kâfirlerden sadır olması delili ile tehekkümîdir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Ayetteki iki farklı görevdeki  مَا ’larda reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

Cümlenin müsnedi olan  كَافِرُونَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin müsnedün ileyhteki istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve subût ifade ettiğinden  اِنَّ  ile tekit edilen isim cümleleri çok muhkem/sağlam cümlelerdir. المُتْرَفُونَ, kelimesi  التَّرَفُ  yani nimet ve hayat zenginliği verilen kimseler demektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Bu kelam-ı kerim, Resulullah'ın kendi kavminden gördüğü tekzipten, getirdiği hak dini inkâr etmelerinden, malların ve evladın çokluğuyla yarışmak istemelerinden, dünya varlıkları ve süsleriyle iftihar etmelerinden, bunlarla müminlere karşı kibirlenmelerinden, bunların müminlerde bulunmaması sebebiyle onları hor görmelerinden ve [İki fırkadan hangisinin mevkii ve makamı daha güzel? (Meryem Suresi, 73)] ayetinden dolayı Resulullah'ı teselli ederek şu gerçekleri bildirmektedir: biz, hangi memlekete bir uyarıcı göndermişsek, mutlaka oranın şımarık zenginleri, Mekke halkının şımarık zenginlerinin Resulullah hakkında söylediklerine benzer şeyler söylemişler; onların Resulullah için kurdukları kötü planları gibi planlar kurmuşlar; kendilerince vehmi ve farazi olan ahiret işlerini dünya işlerine kıyaslamışlar: “Allah katında şerefli olmasaydık, bu dünya güzelliklerini bize vermezdi ve müminler de Allah katında değersiz olmasalardı, bu dünyanın güzelliklerinden onları mahrum etmezdi” diye iddia etmişler ve davranışlarını bu fikir üzerine bina etmişlerdir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Sebe' Sûresi 35. Ayet

وَقَالُوا نَحْنُ اَكْثَرُ اَمْوَالاً وَاَوْلَاداًۙ وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّب۪ينَ  ٣٥


Yine, “Bizim mallarımız ve çocuklarımız daha çoktur. Bize azap edilmeyecektir” demişlerdi.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَقَالُوا ve dediler ki ق و ل
2 نَحْنُ biz
3 أَكْثَرُ daha çoğuz ك ث ر
4 أَمْوَالًا malca م و ل
5 وَأَوْلَادًا ve evladça و ل د
6 وَمَا ve değiliz
7 نَحْنُ biz
8 بِمُعَذَّبِينَ azaba uğratılacak ع ذ ب

وَقَالُوا نَحْنُ اَكْثَرُ اَمْوَالاً وَاَوْلَاداًۙ وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّب۪ينَ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

قَالُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l - kavli  نَحْنُ اَكْثَرُ ’dur.  قَالُوا  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

İsim cümlesidir. Munfasıl zamir  نَحْنُ  mübteda olarak mahallen merfûdur.  اَكْثَرُ  mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. اَمْوَالاً  temyiz olup fetha ile mansubdur.  اَوْلَاداً  atıf harfi وَ ’la makabline matuftur.

وَ  atıf harfidir. مَا

مَا  cinsi nefyeden olumsuzluk harfi olup  لَيْسَ  gibi amel eder. İsmini ref haberini nasb eder.  

نَحْنُ  munfasıl zamir  مَا ’nın ismi olarak mahallen merfûdur.  بِ  harf-i ceri zaiddir. بِمُعَذَّب۪ينَ  kelimesi lafzen mecrur,  مَا ’nın haberi olup, nasb alameti  ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.

Temyiz; kendisinden önce geçen müphem (manası açık olmayan) bir ismin manasına açıklık getiren camid, nekre bir isimdir. Yani çeşitli manalar kastedilmeye elverişli önceki isim veya cümleden asıl maksadın ne olduğunu açıklamak üzere zikredilen camid (türememiş), mansub ve nekre isme temyiz denir. Temyizin manasını açıkladığı önceki isme veya cümleye de mümeyyez denir. Temyiz harf-i cerli ve izafetle gelmediği müddetçe mansubdur. Mümeyyezin îrabı ise cümledeki yerine göredir. Temyiz Türkçeye ‘bakımından, …yönünden’ şeklinde tercüme edilebilir. Temyizi bulmak için “ne bakımdan, hangi açıdan?” soruları sorulur. Temyiz ikiye ayrılır:

1. Melfûz mümeyyez: Söylenmiş, cümlede görülen mümeyyez.

2. Melhûz mümeyyez: Düşünülen, cümlede açık olarak görülmeyen mümeyyez. Ayette melfûz mümeyyez şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

بِمُعَذَّب۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan tef’il babının ism-i mef’ûlüdür. 

اَكْثَرُ ; ism-i tafdil kalıbıdır.  “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَقَالُوا نَحْنُ اَكْثَرُ اَمْوَالاً وَاَوْلَاداًۙ وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّب۪ينَ

 

Ayet atıf harfi  وَ ’la önceki ayetteki … قَالَ مُتْرَفُوهَٓا  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Allah Teâlâ müşriklerin sözlerini bildirmektedir. 

Müspet mazi fiil cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafât, s.107)

قَالُوا  fiilinin mekulü’l-kavli olan  نَحْنُ اَكْثَرُ اَمْوَالاً وَاَوْلَاداً  cümlesi, mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Müsned olan  اَكْثَرُ  ism-i tafdil kalıbında gelerek mübalağa ifade etmiştir. 

اَوْلَاداً , temyiz olan  اَمْوَالاً ’e matuftur. Cihet-i câmia, tezâyüftür.

اَمْوَالاً - اَوْلَاداً  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr ve muvazene sanatları vardır. 

Ayetin sonunda gelen  وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّب۪ينَ  cümlesi atıf harfi  وَ ’la makabline atfedilmiştir.  Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Aralarında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Müspet sıygadan menfî sıygaya geçişte iltifat sanatı vardır.

Sübut ve istimrar ifade eden menfî isim cümlesinde nefy harfi  مَا , nakıs fiil  ليس  gibi amel etmiştir. 

Haberi olan  بِمُعَذَّب۪ينَ ’ye dahil olan  بِ  harfi zaiddir. Cümle faide-i haber inkârî kelamdır.

Müsned olan  بِمُعَذَّب۪ينَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin müsnedün ileyhteki istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

نَحْنُ ’nun tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. 

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi) 

نَحْنُ اَكْثَرُ اَمْوَالاً وَاَوْلَاداًۙ وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّب۪ينَ  sözleri, ya “ahiret azabı hiç yoktur” anlamındadır yahut ahiret azabı olduğu takdirde de Allah, dünyada kendilerine ikramda bulunduğuna göre ahirette de kendilerine ihanet etmeyeceği inancına binaendir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Ayetteki,وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّب۪ينَ [Biz, azaba uğrayacaklardan değiliz] ifadesine gelince bu da “Ahirette böyle olmayacağız” demektir. Buna göre sanki onlar, “Bizim bu dünyadaki durumumuz, sizinkinden daha iyidir. Ahirette de azaba uğratılmayacağız” demişlerdir. Bu söz onlardan ya doğrudan o azabı inkâr ettiklerinden ötürü yahut da dünyadaki güzel hallerine kıyasla, ahiretteki durumlarının da güzel olacağına inandıkları için südur etmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Sebe' Sûresi 36. Ayet

قُلْ اِنَّ رَبّ۪ي يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيَقْدِرُ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ۟  ٣٦


Ey Muhammed, de ki: “Şüphesiz, Rabbim rızkı dilediğine bol verir ve (dilediğine) kısar. Fakat insanların çoğu bilmezler.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قُلْ de ki ق و ل
2 إِنَّ şüphesiz
3 رَبِّي Rabbim ر ب ب
4 يَبْسُطُ yayar ب س ط
5 الرِّزْقَ rızkı ر ز ق
6 لِمَنْ kimseye
7 يَشَاءُ dilediği ش ي ا
8 وَيَقْدِرُ ve kısar ق د ر
9 وَلَٰكِنَّ fakat
10 أَكْثَرَ çoğu ك ث ر
11 النَّاسِ insanların ن و س
12 لَا
13 يَعْلَمُونَ bilmezler ع ل م

قُلْ اِنَّ رَبّ۪ي يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيَقْدِرُ 

 

Fiil cümlesidir.  قُلْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir. Mekulü’l-kavli  اِنَّ رَبّ۪ي يَبْسُطُ الرِّزْقَ ’dir.  قُلْ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder. 

رَبّ۪ي  kelimesi  اِنّ ’nin ismi olup  ى  üzere mukadder fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır.

Mütekellim zamiri  ى  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  يَبْسُطُ  cümlesi,  اِنّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.  

يَبْسُطُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir.  الرِّزْقَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  مَنْ  müşterek ism-i mevsûl  لِ  harfi ceriyle  يَبْسُطُ  fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  يَشَٓاءُ ’dur. Îrabdan mahalli yoktur. 

يَشَٓاءُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. يَقْدِرُ  atıf harfi و ’la  يَبْسُطُ  fiiline  matuftur. 

يَقْدِرُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir.

 وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ۟

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَـٰكِنَّ  istidrak harfidir. لَـٰكِنَّ  harfi,  اِنَّ  gibi ismini nasb, haberini ref eder. Bazı müfessirlere göre  لَـٰكِنَّ ’de  اِنَّ  gibi cümleyi tekid eder. 

أَكۡثَرَ  kelimesi  لٰكِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. ٱلنَّاسِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. لَا يَعْلَمُونَ  cümlesi,  لٰكِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.

لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  يَعْلَمُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

İstidrak; düzeltmek, telafi etmek, hatayı tamir etmek, kusuru örtmek gibi anlamlara gelir. Önceki sözden doğan eksikliği, hatayı veya yanlış anlaşılma ihtimalini istisnaya benzer biçimde ortadan kaldıracak bir kısmın getirilmesine istidrak adı verilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَكْثَرَ ; ism-i tafdil kalıbıdır.  “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

قُلْ اِنَّ رَبّ۪ي يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيَقْدِرُ 

 

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

قُلْ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اِنَّ رَبّ۪ي يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيَقْدِرُ  cümlesi,  اِنَّ  ile tekid edilmiş sübut ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. 

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَٓاءُ  cümlesi  اِنَّ ’nin haberidir.

Müsnedin muzari fiil cümlesi olması hükmü takviye, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. 

Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl   لِمَنْ , harf-cerle birlikte  يَبْسُطُ  fiiline mütealliktir. Sıla cümlesi  يَشَٓاءُ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Genel olarak  شَٓاءَ  fiilinin mef'ûlü bu cümlede olduğu gibi hazf edilir. Çünkü ibham; ilgi uyandırır, muhatabı dinlemeye teşvik eder. Ancak mef'ûl alışılmadık, garîb birşey olursa bu kuralın dışına çıkılarak zikredilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

وَيَقْدِرُ  cümlesi atıf harfi  وَ ’la sıla cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Veciz anlatım kastıyla gelen  رَبّ۪ي  izafetinde Rab ismine muzâfun ileyh olan mütekellim zamiri dolayısıyla Hz. Peygamber şan ve şeref kazanmıştır. Ayrıca bu izafet Allah’ın rububiyet vasfıyla ona destek olduğunun işaretidir.

يَبْسُطُ - يَقْدِرُ  kelimeleri arasında tıbâk-ı hafîy sanatı vardır. 

“Rabbim rızkı dilediğine bol verir”  sözünden sonra sadece “kısar” lafzıyla yetinilmiş “rızkı dilediğine” ifadesi önceki ifadeden anlaşıldığı için, hazf edilmiştir. Bu ihtibak sanatıdır. 

İhtibâk, sözden düşürülmüş olan kelime veya ifadelerin, zikredilen kelime veya ifadeden hareketle tespit edilerek yerine konulmasıdır. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân, II, 831)

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler,  اِنَّ  ve isim cümlesi ve isnadın tekrarı sebebiyle üç katlı bir tekid ve yerine göre de tahsis ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Kadr Suresi 1)

Ayetteki muzari fiiller, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Bu kelam onların iddiasını reddetmekte, onların boş umutlarını tamamen kesmekte ve kâinat çarkının, üzerinde döndüğü hakkı tahkik etmektedir.

Yani Allah, iki fırka için de bol rızık vermesini ve rızkı kısmasını gerektirecek bir sebep olmaksızın, dilediğinin rızkını bol verir ve dilediğinin rızkını da kısar. Böylece bazen Allah, isyankârın rızkını bol verir; itaatlinin rızkını ise kısar; bazen de bunun aksini yapar; bazen de her ikisinin de rızkını bol verir; bazen de her ikisinin rızkını da kısar ve bazen de aynı şahsın rızkını zaman, zaman bol verir ve zaman, zaman da rızkını kısar. Allah, bunların hepsini, üstün hikmetler üzerine bina edilmiş olan yüksek iradesinin gereği olarak yapmaktadır. Binaenaleyh sebebi itaat ve itaatsizlik olan mükâfat ve azap işi, rızka kıyaslanamaz. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)


 وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ۟

 

Cümle, atıf harfi  وَ ’la öncesine atfedilmiştir. İstidrâk manasındaki  لٰكِنَّ ’nin dahil olduğu isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. 

Müsnedün ileyh olan  اَكْثَرَ النَّاسِ , veciz ifade için izafet formunda gelmiştir.

أَكۡثَرَ ٱلنَّاسِ  ibaresi, Kur'an'da 20 yerde, üç konuda kınama manasında gelmiştir. İnsanların çoğu bilmezler (11 kez), şükretmezler (3 kez), iman etmezler (6 kez).

لٰكِنَّ ’nin haberi olan  لَا يَعْلَمُونَ , menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Müsnedin muzari fiil cümlesi olması hükmü takviye, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

النَّاسِ  kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Nefy harfinin müsnedün ileyhden sonra gelmesi ve müsnedin de fiil olması halinde, bu terkip hükmü takviye ifade eder. Ancak bazı karineler vasıtasıyla tahsis de ifade edebilir. Hükmü takviye demek; hükmü tekid etmek ve hükmün gerçeğe mutabık olduğunu ifade etmek demektir. Bunun Kur’an’da çok örneği vardır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

لٰكِنَّ , kendisinden sonra gelen cümleye önceki cümlenin hükmüne muhalif bir hüküm kazandırır. Bu yüzden kendisinden önce, sonradan gelecek cümleye muhalif veya mütenakız bir sözün geçmesi lazımdır. (Suyûtî, İtkân, c. 2, s. 474) 

İstidrak, önceki sözden doğan eksikliği, hatayı veya yanlış anlaşılma ihtimalini istisnaya benzer biçimde ortadan kaldıracak bir kısmın getirilmesi” şeklinde tarif edilmiştir. “İstidrak istisnaya benzemekle birlikte istisna, bir cüz’ü bir bütünden ayırmak, istidrak ise aynı anda farklı iki hükmü ifade etmek demektir.” İstidrak, geçen sözden doğabilecek bir yanlış anlamayı düzeltmektir. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)

Ayetin bu son cümlesi, Kur'an’da bir çok defa tekrarlanmıştır. Böyle tekrarlanan öğeler kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekid edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkaf/28, c. 7, S. 314)

“Dünyadaki rızkın genişlemesi ve daralması, kişinin haktan veya batıldan yana olmasına delalet etmez. Çünkü, nice bedbaht ve günahkâr kimse vardır ki alabildiğine zengindir ve yine nice muttaki dindar kimse vardır ki alabildiğine sıkıntı içindedir. Ancak ne var ki insanların pek çoğu rızkın azlığının, geçim darlığının; malın çokluğunun ve geçim bolluğunun, kişinin fasık ya da salih olma durumuna has kılınmaksızın, meşîet-i ilâhiyeye bağlı olduğunu bilmezler.”  (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Sebe' Sûresi 37. Ayet

وَمَٓا اَمْوَالُكُمْ وَلَٓا اَوْلَادُكُمْ بِالَّت۪ي تُقَرِّبُكُمْ عِنْدَنَا زُلْفٰٓى اِلَّا مَنْ اٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحاًۘ فَاُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ جَزَٓاءُ الضِّعْفِ بِمَا عَمِلُوا وَهُمْ فِي الْغُرُفَاتِ اٰمِنُونَ  ٣٧


Ne mallarınız ne de çocuklarınız, sizi bizim katımıza daha çok yaklaştıran şeylerdir! Ancak iman edip salih amel işleyenler başka. İşte onlar için işlediklerine karşılık kat kat mükâfat vardır. Onlar cennet köşklerinde güven içindedirler.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَمَا ve değildir
2 أَمْوَالُكُمْ mallarınız م و ل
3 وَلَا değildir
4 أَوْلَادُكُمْ evladlarınız و ل د
5 بِالَّتِي
6 تُقَرِّبُكُمْ sizi yaklaştıran ق ر ب
7 عِنْدَنَا katımızda ع ن د
8 زُلْفَىٰ mertebece ز ل ف
9 إِلَّا ancak başka
10 مَنْ kimseler
11 امَنَ inanan(lar) ا م ن
12 وَعَمِلَ ve yapanlar ع م ل
13 صَالِحًا faydalı iş ص ل ح
14 فَأُولَٰئِكَ işte
15 لَهُمْ onlara vardır
16 جَزَاءُ mükafat ج ز ي
17 الضِّعْفِ kat kat fazlası ض ع ف
18 بِمَا
19 عَمِلُوا yaptıklarının ع م ل
20 وَهُمْ ve onlar
21 فِي
22 الْغُرُفَاتِ saraylarda غ ر ف
23 امِنُونَ güven içindedirler ا م ن

Her toplumda görülen sefahata dalmış varlıklı şımarık kesimin ilâhî bildirimler karşısında ortaya koyduğu çarpık mantığın ve küstah tavrın tasvir edildiği bu âyetlerde, rızkın asıl sahibi Allah Teâlâ olduğu halde bazı insanların yine O’nun verdiği imkânlara dayanarak O’na karşı direnmeye ve baş kaldırmaya çalışmasının tutarsızlığına dikkat çekilmektedir. Şayet onların gerekçeleri sağlıklı olsaydı o zaman insanlığın bütün imkânların paylaşımını kendi tercihlerine göre düzenleyebilmesi gerekirdi. Oysa bu hiçbir zaman gerçekleştirilememiştir (bk. Rûm 30/37). 

 

Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 458

  Velede ولد :   وَلَدٌ  doğurulmuş olan demektir. Tekil, çoğul, küçük ve büyük için bu lafız kullanılır. Yine  hem oğul ve kız evlat hem de evlat edinilen çocuk bu isimle anılır.

  Babaya والِدٌ anneye de والِدَةٌ denir. Her ikisine ise والِدانِ denir.

  وَلِيدٌ kelimesi doğmak üzere olan çocuk demektir. Asıl anlamı doğum zamanı yakın veya uzak olsun her çocuktur. Çoğulu وِلْدان şeklinde gelir.

  Son olarak وَلَدٌ sözcüğünün çoğulu da أوْلادٌ 'dur. (Müfredat) 

  Kuran’ı Kerim’de farklı türevleriyle 102 kez geçmiştir. (Mu'cemu-l Mufehres)

  Türkçede kullanılan şekilleri veled, evlad, vâlide, mevlut, velâdet, tevellüd, mütevellid, milat ve Yelda'dır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

Qarabe قرب :

  قُرْبٌ sözcüğü yakın olmak, yakınlaşmak ve yakınlık anlamlarında kullanılır. قَرُبَ fiilinin mastarı قُرْبٌ ve قُرْبانٌ şekillerinde gelir.

  Bu sözcük mekanla, zamanla, hısımlıkla, itibarla, gözetip korumayla ve kudretle ilgili kullanılır. قُرْبانٌ Yüce Allah'a yakınlaşma vesilesi yapılan şeydir. (Müfredat) 

  Kuran’ı Kerim’de farklı formlarda 96 defa geçmiştir. (Mu'cemu-l Mufehres)

  Türkçede kullanılan şekilleri akraba, kurbet, kurban, takribi, kurbiyet ve kırbadır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)

وَمَٓا اَمْوَالُكُمْ وَلَٓا اَوْلَادُكُمْ بِالَّت۪ي تُقَرِّبُكُمْ عِنْدَنَا زُلْفٰٓى اِلَّا مَنْ اٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحاًۘ 

 

İsim cümlesidir.  مَا  olumsuzluk harfi olup  لَيْسَ  gibi amel eder. İsmini ref, haberini nasb eder. 

اَمْوَالُكُمْ  kelimesi  مَا ’nın ismi olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. لَا  zaid harftir. لَا  nefy harfinin tekrarı olumsuzluğu tekid içindir. اَوْلَادُكُمْ  atıf harfi و ’la makabline matuftur. 

بِ  harf-i ceri zaiddir.  الَّت۪ي  müfred müennes has ism-i mevsûl mahallen mecrur,  مَا ’nın haberi olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  تُقَرِّبُكُمْ ’dur. Îrabdan mahalli yoktur. 

تُقَرِّبُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو’dir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. عِنْدَنَا  mekân zarfı,  زُلْفٰٓى ’nın mahzuf haline mütealliktir. زُلْفٰٓى  masdardan naib mef’ûlu mutlak olup elif üzere mukadder fetha ile mansubdur.

اِلَّا  istisna edatı olup, istisna-i munkatı’a dır. مَنْ  müşterek ism-i mevsûl müstesna olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  اٰمَنَ ’dur. Îrabdan mahalli yoktur. 

اٰمَنَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو’dir.  عَمِلَ  atıf harfi و ’la makabline matuftur. 

عَمِلَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو’dir.  صَالِحاً  mef’ûlun bih veya masdardan naib mef’ûlü mutlak olup fetha ile mansubdur. Takdiri,  عمل عملًا صالحًا  (Salih amel yaptı) şeklindedir. 

Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:

1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.

2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.

3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.

مَرَّةً  kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır.İstisnanın 3 unsuru vardır:

1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.

2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.

3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.

İstisnanın kısımları 3’e ayrılır:1. Muttasıl istisna 2. Munkatı istisna 3. Müferrağ istisna.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

تُقَرِّبُ  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  قرب ’dir.

Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

اٰمَنَ  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi  امن ’dir.

İf’al babı fiille tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. 

صَالِحاً ; sülâsî mücerredi  صلح  olan fiilin ism-i failidir. 

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

  فَاُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ جَزَٓاءُ الضِّعْفِ بِمَا عَمِلُوا وَهُمْ فِي الْغُرُفَاتِ اٰمِنُونَ

 

İsim cümlesidir. فَ  istînâfiyyedir. İşaret ismi  اُو۬لٰٓئِكَ  mübteda olarak mahallen merfûdur.  لَهُمْ جَزَٓاءُ mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. 

لَهُمۡ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. جَنَّاتُ  muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır.  الضِّعْفِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. مَا  masdariyyedir. مَا  ve masdar-ı müevvel  بِ  harf-i ceriyle  جَزَٓاءُ ’ya mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  عَمِلُوا ’dur. Îrabdan mahalli yoktur. 

عَمِلُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. 

وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

İsim cümlesidir. Munfasıl zamir  هُمْ  mübteda olarak mahallen merfûdur. فِي الْغُرُفَاتِ  car mecruru اٰمِنُونَ ’ye mütealliktir. اٰمِنُونَ  mübtedanın haberi olup, ref alameti و ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. 

اٰمِنُونَ  sülâsi mücerredi  أمن  olan fiilin ism-i failidir.

وَمَٓا اَمْوَالُكُمْ وَلَٓا اَوْلَادُكُمْ بِالَّت۪ي تُقَرِّبُكُمْ عِنْدَنَا زُلْفٰٓى اِلَّا مَنْ اٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحاًۘ 

وَ  istînâfiyyedir. 

İstînâfiyye  وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Sübut ve istimrar ifade eden menfi isim cümlesinde nefy harfi  مَا , nakıs fiil  ليس  gibi amel etmiştir. اَمْوَالُكُمْ , nakıs fiil  ليس ‘nin ismidir. Haberi olan  بِالَّت۪ي ’deki  بِ  tekid ifade eden zaid harftir. Cümle faide-i haber inkârî kelamdır.

ليس ’nin ismine tezayüf sebebiyle atfedilen  وَلَٓا اَوْلَادُكُمْ a dahil olan nefy harfi  لَٓا ‘nın nefyi tekid için tekrarlanması ıtnâb sanatıdır.

Önceki ayetteki gaib zamirden bu ayette söylenecek şeyin kıymetine dikkat çekmek için muhatap zamirine geçişte, iltifat sanatı vardır. 

Haber konumundaki  الَّت۪ي ’nin sıla cümlesi olan  تُقَرِّبُكُمْ عِنْدَنَا زُلْفٰٓى اِلَّا مَنْ اٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحاًۘ , hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eden müspet muzari fiil cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır.  زُلْفٰٓى ‘nın mahzuf mukaddem haline müteallik  عِنْدَنَا mekan zarfı, ihtimam için zul-hale takdim edilmiştir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. 

تُقَرِّبُكُمْ ‘un mürâdifi olan  زُلْفٰٓى , mahzuf mef’ûlü mutlaktan naibdir.

Veciz ifade kastına matuf  عِنْدَنَا  izafetinde, azamet zamirine muzâf olan  عِنْدَ , şan ve şeref kazanmıştır.

عِنْدَنَا  ifadesi (Bizim kudretimizde) manasındadır. Burada ilim ve kudretle hükmetmek manasında mecazdır. Aslında  عِنْد۪  yakın mekan için kullanılan bir zarftır. Bir şeyin, bir şeydeki istikrarını ve onun üzerindeki otoritesini ifade için ve kontrol altında tutmak manasında mecazi olarak kullanılır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr - Enam/57) Sebep müsebbep alakasıyla mecâz-ı mürsel sanatıdır.

اِلَّا  istisna harfi, istisna, munkatı’dır. Müstesna konumunda olan müşterek ism-i mevsûl  مَنْ ’nin sılası olan  اٰمَنَ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Ayetin sonunda müştakı zikredilen  اٰمَنَ  kelimesinde irsâd sanatı vardır.  

Aynı üslupta gelen  وَعَمِلَ صَالِحاً  cümlesi, sıla cümlesine atıf harfi وَ ‘la atfedilmiştir. Cümlenin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

عَمِلَ  fiilinin mef’ûlu olan  صَالِحاً ‘in, ism-i mef’ûl yerinde ism-i fail gelmesi, mecazî isnaddır. Mefûliyyet alakasıyla mecaz-ı aklîdir. صَالِحاً ’daki nekrelik tazim ifade eder. 

عمل صالحا ibaresinin aslı  عمل عملا صالحا (Salih amel yaptı) şeklindedir. Mevsuf hazf edilmiş, sıfat söylenmiştir. Bu da onların (ve amellerinin) bu sıfatla ne kadar özdeşleştiklerini, kuvvetle vasıflandıklarını gösterir.  Mevsûfun hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. 

زُلْفٰٓى - تُقَرِّبُكُمْ  ve  اَمْوَالُكُمْ - اَوْلَادُكُمْ  gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

وَمَٓا اَمْوَالُكُمْ وَلَٓا اَوْلَادُكُمْ بِالَّت۪ي تُقَرِّبُكُمْ عِنْدَنَا زُلْفٰٓى [Sizi huzurumuza yaklaştıracak olan ne mallarınızdır ne de çocuklarınız] ayetinde, sözün akışından anlaşıldığı için hazif yoluyla îcâz yapılmıştır. Birinci kelimenin haberi, ikincisi onu gösterdiği için söylenmemiştir. Takdiri şöyledir:  وما اموالكم بالتي تقربكم ولا اولادكم بالذين يقربكم عندنا  (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

وَمَٓا اَمْوَالُكُمْ وَلَٓا اَوْلَادُكُمْ  [Ne mallarınız ne çocuklarınız…] ayetinde III şahıs kipinden II. şahıs kipine dönüş vardır. Bundan maksat, hakkın gerçekleştirileceğini vurgulu bir şekilde ifade etmektir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

وَمَٓا جماعة اَمْوَالُكُمْ وَلَٓا جماعة اَوْلَادُكُمْ بِالَّت۪ي تُقَرِّبُكُمْ  demek istiyor; çünkü kırık cem‘in âkil olanı da gayr-ı akil olanı da müenneslik bakımından aynıdır. التى ’nin takva olması da caizdir ki Allah katında yaklaştırıcı sadece odur yani mal ve evlatlarınız, işte bu yaklaştırıcı değildir. Mallar ve evlatlar cemaatler olduğundan, Hasan-ı Basrî, التى ‘yi  الاتي şeklinde çoğul okumuştur. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

 

فَاُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ جَزَٓاءُ الضِّعْفِ بِمَا عَمِلُوا وَهُمْ فِي الْغُرُفَاتِ اٰمِنُونَ

 

فَ  istînâfiyyedir. Cümle, sübut ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Müsnedün ileyh, işaret ismiyle marife olmuştur. İşaret ismi, işaret edilen manayı kâmil bir şekilde tarif edip ortaya çıkarır, sanki gözümüzün önündeymiş gibi düşünmemizi sağlar. Ayrıca işaret edilenin açıklanmasının çok önemli olduğuna ve mertebesinin yüksekliğine delalet ederek tazim ve teşvik ifade eder.

لَهُمْ جَزَٓاءُ الضِّعْفِ بِمَا عَمِلُوا  cümlesi,  اُو۬لٰٓئِكَ ’nin haberidir. Sübut ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede, takdim tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır.  لَهُمْ  car-mecruru, mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  جَزَٓاءُ الضِّعْفِ بِمَا عَمِلُوا  izafeti, muahhar mübtedadır.

Müsnedün ileyh olan  جَزَٓاءُ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. 

Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl  بِمَا , harfi-cerle birlikte  جَزَٓاءُ ’ye mütealliktir. Sıla cümlesi olan  عَمِلُوا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.107)

Ayetin son cümlesi olan  وَهُمْ فِي الْغُرُفَاتِ اٰمِنُونَ , sübut ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Makabline matuf olan cümlenin atıf sebebi, hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır.  فِي الْغُرُفَاتِ  car-mecruru, önemine binaen amili  اٰمِنُونَ ’ye, takdim edilmiştir.

İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfret ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Müsned olan  اٰمِنُونَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin müsnedün ileyhteki istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اٰمَنَ - اٰمِنُونَ  ve  عَمِلَ - عَمِلُوا  gruplarındaki kelimeler arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

Ayette yapmak anlamına gelen iki fiil  عمل  ve  فعل ‘den, عمل tercih edilmiştir.

عمل fiil, zaman isteyen işlerde kullanılır. «Ona dilediği gibi kaleler...yaparlardı.» (Sebe, 13.) «…ellerinizin yaptıklarından...» (Yasin, 71.) ayetleri buna misaldir. Zira, çeşitli hayvanların, meyvelerin, bitkilerin meydana gelişi, zamana bağlı şeylerdir, bunlarda  عمل fiili kullanılır. Bu yüzden iyi ameller hemen veya süratle yapılamadığından sabır ve metanet gerektirdiğinden «...salih amel işleyenlere...» (Bakara, 25.) ayetinde, عمل fiili kullanılmıştır. فعل  fiili bunun aksine, zamana bağlı olmayan şeylerde kullanılır. (Suyuti, İtkan cilt. 1, s. 543)

الغُرُفاتُ  lafzı, غُرْفَةٍ ’in cemisidir. Manzarası çok güzel, geniş bir araziye sahip yüksek yerdeki ev demektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Başkasının kelamını hikâye etmek olmayıp doğrudan doğruya Allah tarafından yapılan bu değişik hitap, hakkı tahkik ve geçenleri izah içindir.

Yani mallar ve evlat, hiç kimseyi Allah'ın huzuruna yaklaştırmaz. Ancak mallarını Allah yolunda harcayan, evladına hayır öğreten, onları salâh üzere büyüten ve itaatli olmaya hazırlayan salih mümin müstesna, işte bu bahtiyar müminlere, yaptıkları salih amellerin kat, kat fazlası mükâfat vardır; onların bir iyiliğine karşı on sevap ve daha da fazlası vardır ve onlar cennetin yüksek makamlarında bütün kötülüklerden güven içindedirler. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm; Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Sebe' Sûresi 38. Ayet

وَالَّذ۪ينَ يَسْعَوْنَ ف۪ٓي اٰيَاتِنَا مُعَاجِز۪ينَ اُو۬لٰٓئِكَ فِي الْعَذَابِ مُحْضَرُونَ  ٣٨


Âyetlerimizi geçersiz kılmak için yarışanlar var ya, işte onlar azap için hazır bulundurulacaklar.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَالَّذِينَ
2 يَسْعَوْنَ çalışanlara gelince س ع ي
3 فِي
4 ايَاتِنَا ayetlerimizi ا ي ي
5 مُعَاجِزِينَ etkisiz kılmağa ع ج ز
6 أُولَٰئِكَ onlar
7 فِي içine
8 الْعَذَابِ azabın ع ذ ب
9 مُحْضَرُونَ getirileceklerdir ح ض ر

وَالَّذ۪ينَ يَسْعَوْنَ ف۪ٓي اٰيَاتِنَا مُعَاجِز۪ينَ اُو۬لٰٓئِكَ فِي الْعَذَابِ مُحْضَرُونَ

 

İsim cümlesidir.  وَ  istînâfiyyedir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  يَسْعَوْنَ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.  

يَسْعَوْنَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. 

ف۪ٓي اٰيَاتِنَا  car mecruru  يَسْعَوْنَ  fiiline mütealliktir. Muzâf mahzuftur. Takdiri, في إبطال آياتنا  şeklindedir. Mütekellim zamiri  نَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  مُعَاجِز۪ينَ  kelimesi  يَسْعَوْنَ ‘deki failin hali olup nasb alameti  ى ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. 

اُو۬لٰٓئِكَ فِي الْعَذَابِ مُحْضَرُونَ  cümlesi, الَّذ۪ينَ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.

İşaret ismi  اُو۬لٰٓئِكَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. فِي الْعَذَابِ  car mecruru  مُحْضَرُونَ ’ye mütealliktir. 

مُحْضَرُونَ  mübtedanın haberi olup, ref alameti و ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. 

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). 

Hal, cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal, “Nasıl?” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zül-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l hal marife olur. Hal mansubdur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde  iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hali sahibu’l hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazf edilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harf-i cerli veya zarflı isim). Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

مُعَاجِز۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan müfâ’ale babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

مُحْضَرُونَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’âl babının ism-i mef’ûludur.

وَالَّذ۪ينَ يَسْعَوْنَ ف۪ٓي اٰيَاتِنَا مُعَاجِز۪ينَ اُو۬لٰٓئِكَ فِي الْعَذَابِ مُحْضَرُونَ

وَ  istînâfiyyedir. 

İstînâfiyye  وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Sübut ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Müsnedün ileyhin ism-i mevsûlle marife olması arkadan gelen habere dikkat çekme ve tahkir içindir.

Müsnedün ileyh konumundaki cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ ’nin sıla cümlesi olan  يَسْعَوْنَ ف۪ٓي اٰيَاتِنَا مُعَاجِز۪ينَ , hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eden müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Veciz anlatım kastıyla gelen  اٰيَاتِنَا  izafetinde azamet zamirine muzâf olan ayetler şan ve şeref kazanmıştır. Bu izafet, ayetlerin bütün kemâl vasıflara sahip olduğu ve her türlü noksanlıktan uzak olduğu manasını kazandırır.

ف۪ٓي اٰيَاتِنَا  ibaresindeki  ف۪ي  harfinde istiare-i tebeiyye vardır. ف۪ي  harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla  ayetler, içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. Burada  ف۪ي  harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü ayetler, hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır. 

سَعَوْا ف۪ٓي اٰيَاتِنَا مُعَاجِز۪ينَ  cümlesinde temsilî istiare sanatı vardır. Kur’an’ı inkâr etmede ve delillerini çürütmek için “Bu bir sihirdir”, “Bu bir şiirdir”, “Bu eskilerin efsaneleridir”, “Bu bir delinin sözüdür” gibi bahaneler arayanların, Hz. Peygamber’in delillerini ve anlattıklarını yalanlamak için çabalamaları, başkalarıyla yarışan birine haline benzetilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) (Hac: 51.) 

مُعَاجِز۪ينَ  kelimesi, يَسْعَوْنَ  fiilinin failinden haldir. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.

مُعَاجِز۪ينَ  kelimesi  مفاعلة  babının ism-i failidir.  مفاعلة  babı; fiile müşareket (ortaklık), teksir (çokluk, bir şeyi çok yapmak), bir işi peş peşe yapmak manalarını katar.  

اُو۬لٰٓئِكَ فِي الْعَذَابِ مُحْضَرُونَ  cümlesi  الَّذ۪ينَ ’nin haberidir. Sübut ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsnedün ileyh, işaret ismiyle marife olmuştur. İşaret ismi, işaret edilen manayı kâmil bir şekilde tarif edip ortaya çıkarır, sanki gözümüzün önündeymiş gibi düşünmemizi sağlar. Ayrıca işaret edilenin açıklanmasının çok önemli olduğuna delalet ederek tahkir ifade eder.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır.  فِي الْعَذَابِ car-mecruru, önemine binaen amili olan  مُحْضَرُونَ ’ye takdim edilmiştir.

فِي الْعَذَابِ  ibaresindeki zarfiyye ifade eden  فِي  harfinde tebei istiare vardır. Azapla, azap gören arasındaki irtibat, zarfla mazrûf arasındaki irtibata benzetilmiştir. Yani; azaba maruz kalmak, bir şeyin içinde olmaya benzetilmiştir. Câmi’; sübut ve temekkündür (yerleşme, sâbit olma). Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.  

İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfret ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)

السَّعْيُ lafzı,  الِاجْتِهادُ  anlamında müsteardır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

السَّعْيُ  kelimesi, Yüce Allah’ın  ثُمَّ أدْبَرَ يَسْعى  [Sonra o, çabalayarak yüz çevirdi] (Nazi'at: 22) ayetinde الِاجْتِهادُ ‘bir işte çabalama’ anlamında müsteardır. Eğer “ فِي ” (içinde) ile birlikte kullanılırsa, genellikle zarara yönelik çabalama anlamına gelir. Dolayısıyla “Onlar ayetlerimize karşı çabalarlar” ifadesinin anlamı, ayetlerimizi geçersiz kılmaya, onları alt etmeye ve çaresizlik talep etmeye çalışmalarıdır. Benzer bir örnek, Hac Suresi’nde de geçmektedir: [Ve ayetlerimize karşı çabalayanlar, onları boşa çıkarmaya çalışanlar – işte onlar cehennem ehlilerdir.] (Hac: 51.)

Kâfirlerin durumunu Cenab-ı Hak,  سَعَوْا ف۪ٓي اٰيَاتِنَا مُعَاجِز۪ينَ [Ayetlerimiz hususunda müminleri aciz bırakmak gayesiyle koşuşanlara (gelince)] buyurarak bununla onların, ayetleri reddetme ve yalanlama hususundaki gayret ve ileri çabaları kastedilmiştir. Çünkü onlar bu ayetlere sihir, şiir ve geçmiş ümmetlerin masalları demişlerdir.  مُعَاجِز۪ينَ  Arapça'da tıpkı yürüyen kimsenin en son takat ve gücünü kullandığında denilmesi gibi herhangi bir işte son noktasına kadar gücünü kullanan kimseye, artık gücünün sonuna geldiği için mecazî olarak denilir. Cenab-ı Hakk burada, mecazi olarak ayetlerini zikretmiş ve bununla o kâfirlerin, ayetlerini yalanlamalarını kastetmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb) (Hac: 51.)

Kazvînî  فِي الْعَذَابِ  ibaresinde harfin dahil olduğu kelimeyi yani azabı zarfa benzetir. Câmi her ikisinde de mevcût olan mutlak irtibat ve alakadır. Bu teşbîhe delalet eden şey de ف۪ي  harfidir. Bu harf, müşebbehün bihin levazımından olan zarftır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)

İyilerin ve kötülerin akıbetlerini anlatan önceki ayetteki  اِلَّا مَنْ اٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحاًۘ [iman edip iyi amelde bulunanlar müstesna] cümlesi ile bu ayetteki وَالَّذ۪ينَ يَسْعَوْنَ ف۪ٓي اٰيَاتِنَا مُعَاجِز۪ينَ   [ayetlerimizi boşa çıkarmaya çalışanlar] cümlesi arasında mukabele vardır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

Sebe' Sûresi 39. Ayet

قُلْ اِنَّ رَبّ۪ي يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ وَيَقْدِرُ لَهُۜ وَمَٓا اَنْفَقْتُمْ مِنْ شَيْءٍ فَهُوَ يُخْلِفُهُۚ وَهُوَ خَيْرُ الرَّازِق۪ينَ  ٣٩


De ki: “Şüphesiz, Rabbim rızkı kullarından dilediğine bol bol verir ve (dilediğine) kısar. Allah yolunda her ne harcarsanız, Allah onun yerine başkasını verir. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قُلْ de ki ق و ل
2 إِنَّ şüphesiz
3 رَبِّي Rabbim ر ب ب
4 يَبْسُطُ yayar ب س ط
5 الرِّزْقَ rızkı ر ز ق
6 لِمَنْ kimseye
7 يَشَاءُ dilediği ش ي ا
8 مِنْ -ndan
9 عِبَادِهِ kulları- ع ب د
10 وَيَقْدِرُ ve kısar ق د ر
11 لَهُ ona
12 وَمَا ne ki
13 أَنْفَقْتُمْ siz infak etseniz ن ف ق
14 مِنْ
15 شَيْءٍ bir şey ش ي ا
16 فَهُوَ O
17 يُخْلِفُهُ onun yerine başkasını verir خ ل ف
18 وَهُوَ ve O
19 خَيْرُ en hayırlısıdır خ ي ر
20 الرَّازِقِينَ rızık verenlerin ر ز ق

Hayır amacıyla yapılan harcamalar Allah katında karşılıksız kalma­dığı gibi gönül rızasıyla veren kişi bundan ötürü bir kayba da uğramış olmaz; onların yeri Allah Teâlâ tarafından bir şekilde doldurulur. Bu, ya yerine benzeri maddî imkânlar verilmesi ya da bitmez tükenmez bir hazine olan kanaat duygularının geliştirilmesi ve kişinin iç huzurunun arttırılması biçiminde olabilir (Zemahşerî, III, 262).

 

Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 440

قُلْ اِنَّ رَبّ۪ي يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ وَيَقْدِرُ لَهُۜ

 

Fiil cümlesidir.  قُلْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir. Mekulü’l-kavli  اِنَّ رَبّ۪ي يَبْسُطُ الرِّزْقَ ’dir.  قُلْ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder. 

رَبّ۪ي  kelimesi  اِنّ ’nin ismi olup  ى  üzere mukadder fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  ى  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  يَبْسُطُ  cümlesi,  اِنّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.  

يَبْسُطُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir.  الرِّزْقَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  مَنْ  müşterek ism-i mevsûl  لِ  harf-i ceriyle  يَبْسُطُ  fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  يَشَٓاءُ ’dur. Îrabdan mahalli yoktur. 

يَشَٓاءُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir.  مِنْ عِبَادِه۪  car mecruru mmahzuf aid zamirin mahzuf haline mütealliktir. Takdiri, من يشاء رزقه من عباده (rızkını kullarından kimi isterse...) şeklindedir. يَقْدِرُ  atıf harfi و ’la يَبْسُطُ  fiiline matuftur. 

يَقْدِرُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir.  لَهُ  car mecruru يَقْدِرُ  fiiline mütealliktir.

 

 وَمَٓا اَنْفَقْتُمْ مِنْ شَيْءٍ فَهُوَ يُخْلِفُهُۚ 

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مَٓا  iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mukaddem mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اَنْفَقْتُمْ  şart fiili olup sükun üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur.  مِنْ شَيْءٍ  car mecruru  مَٓا ’nın mahzuf haline mütealliktir. 

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. 

İsim cümlesidir. Munfasıl zamir  هُوَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. يُخْلِفُهُ  cümlesi, mübtadanın haberi olarak mahallen merfûdur.  

يُخْلِفُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو’dir. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

اَنْفَقْتُمْ  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi  نفق ’dir.

يُخْلِفُ  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi  خلف ’dir.

İf’al babı fiille tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.


وَهُوَ خَيْرُ الرَّازِق۪ينَ

 

İsim cümlesidir.  وَ  atıf harfidir. Munfasıl zamir هُوَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. خَيْرُ mübtadanın haberi olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. الرَّازِق۪ينَ  muzâfun ileyh olup cer alameti ى ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. 

الرَّازِق۪ينَ ; sülâsî mücerredi رزق  olan fiilin ism-i failidir. 

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

خَيْرُ ; ism-i tafdil kalıbıdır.İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil  اَفْضَلُ  veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi  فُعْلَى  veznindedir. 

İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. 

خَيْرٌ  ve  شَرٌّ  kelimeleri Kur’an-ı Kerim’de umumiyetle ismi tafdil manasında gelmiştir. Bunların asılları  اَخْيَرُ  ve  اَشْرَرُ  veznindedir. Çok kullanıldıklarından dolayı Arap dilbilgisinde bu şekilde gelmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

قُلْ اِنَّ رَبّ۪ي يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ وَيَقْدِرُ لَهُۜ 

 

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Ayetin ilk cümlesi emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

قُلْ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اِنَّ رَبّ۪ي يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪  cümlesi,  اِنَّ  ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler,  اِنَّ  ve isim cümlesi ve isnadın tekrarı sebebiyle üç katlı bir tekid ve yerine göre de tahsis ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Kadr Suresi 1)

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Veciz anlatım kastıyla gelen  اِنَّ ‘nin ismi olan  رَبّ۪ي  izafetinde, Rab ismine muzâfun ileyh olan mütekellim zamiri dolayısıyla Hz. Peygamber şan ve şeref kazanmıştır. Ayrıca bu izafet Allah’ın rububiyet vasfıyla ona destek olduğunun işaretidir.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪  cümlesi,  اِنَّ ’nin haberidir. İsim cümlesinde müsnedin muzari fiil cümlesi olması hükmü, takviye etmiştir.

Ayetin sonunda müştakı zikredilen  الرِّزْقَ  kelimesinde irsâd sanatı vardır.   

يَبْسُطُ  fiiline müteallik mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl  لِمَنْ ‘in sıla cümlesi olan  يَشَٓاءُ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mahzuf aid zamirin mahzuf haline müteallik  عِبَادِه۪  izafetinde Allah’a ait zamire muzâf olması, kullar için tazim ve teşrif ifade eder. Zamirin ve halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

وَيَقْدِرُ  cümlesi atıf harfi  وَ ’la  اِنَّ ’nin haberi olan …يَبْسُطُ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Ayette ihtibak sanatı vardır. “Rabbim rızkı kullarından dilediğine bol verir”  sözünden sonra sadece “kısar” lafzıyla yetinilmiş “rızkı” ifadesi önceki cümleden anlaşıldığı için, hazfedilmiştir. 

İhtibâk, sözden düşürülmüş olan kelime veya ifadelerin, zikredilen kelime veya ifadeden hareketle tespit edilerek yerine konulmasıdır. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân, II, 831)

Bu cümle ile 36. ayetin ilk cümlesi tekrar edilmiştir. Bu tekrar önemli olan konuyu muhatabın zihnine iyice yerleştirmek amacına matuftur. Böyle tekrarlanan öğeler kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. 

يَبْسُطُ - وَيَقْدِرُ  kelimeleri arasında  tıbâk-ı hafîy sanatı vardır.

Genel olarak  شَٓاءَ  fiilinin mef'ûlü bu cümlede olduğu gibi hazf edilir. Çünkü ibham; ilgi uyandırır, muhatabı dinlemeye teşvik eder. Ancak mef'ûl alışılmadık, garîb birşey olursa bu kuralın dışına çıkılarak zikredilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

    وَمَٓا اَنْفَقْتُمْ مِنْ شَيْءٍ فَهُوَ يُخْلِفُهُۚ 

 

 

Bu cümle, atıf harfi  وَ ’la mekulü’l-kavle atfedilmiştir. Şart üslubunda gelen terkibin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada  inşâ cümlesi haber cümlesine atfedilmiştir. Şart cümlesinin haberî manada olması, haber cümlesine atfını mümkün kılmıştır. Ayrıca burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, fiil cümlesi isim cümlesine atfedilmiştir. Haber üslubundan inşâ üslubuna, isim cümlesinden fiil cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır. 

Şart cümlesi olan  مَٓا اَنْفَقْتُمْ مِنْ شَيْءٍ ‘takdim-tehir sanatı vardır. Şart ismi  مَا , şart fiili olan  اَنْفَقْتُمْ ‘ün mukaddem mef’ûlüdür. 

Cümle, müspet mazi fiil sıygasında gelerek sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.107) 

مَا ‘nın mahzuf haline müteallik  مِنْ شَيْءٍ  car-mecrurundaki nekrelik, nev ve kıllet veya kesret ifade eder.

فَ  karinesiyle gelen cevap cümlesi  فَهُوَ يُخْلِفُهُ , mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  يُخْلِفُهُ  cümlesi, haberdir. İsim cümlesinde müsnedin muzari fiil cümlesi olması hükmü, takviye etmiştir.

Muzari fiiller, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

Bu ayeti kerimede şart cümlesi, cevap cümlesinin isim cümlesi olarak gelmesi ve müsnedün ileyhin fiil cümlesi olarak gelmiş olan haber cümlesine takdim edilmesi şeklinde üç çeşit tekid vardır. Allah’ın vadinin gerçekleşeceğini tekitli olarak bildirmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Ey Resulüm! De ki: Allah, dilediğinin rızkını zaman zaman genişletir ve zaman zaman da daraltır. Bu itibarla siz yoksulluktan korkmayın; Allah yolunda harcayın ve ilâhî esintileri bekleyin. Siz Allah yolunda bir şey harcarsanız, o da ergeç onun yerine başkasını verir. Zaten Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır; başkaları, gerçek rızık veren olmayıp ancak rızkın ulaşmasında bir vasıtadır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm; Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  


 وَهُوَ خَيْرُ الرَّازِق۪ينَ

 

Cümle atıf harfi  وَ ’la şartın cevap cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Cümlede müsned olan  خَيْرُ , ism-i tafdil kalıbında gelerek mübalağa ifade etmiştir.

Müsned, veciz ifade kastıyla izafet şeklinde gelmiştir. Muzafun ileyhin ism-i fail vezninde gelmesi istimrara işaret eder.

Faydayı çoğaltmak ve az sözle çok anlam ifade etmek amacına matuf  خَيْرُ الرَّازِق۪ينَ  izafetinde, خَيْرُ  sıfat olmasına rağmen  الرَّازِق۪ينَ ‘nin önüne geçmiş ve mevsufuna muzâf olmuştur. ‘Hayırlı rızık veren’, yerine [rızık verenlerin en hayırlısı] buyrulmuştur. Bu ifadede mübalağa vardır. Sıfat tamlaması, izafetin verdiği manayı karşılayamaz.

İzafette bu kişinin bu özelliği ile tanındığı, meşhur olduğu ve bu özelliğin onun tabiatı, karakteri haline geldiği manası vardır. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri C.7 S. 238)

İsim cümlesinde yer alan ism-i fail, çoğunlukla sübut ve süreklilik anlamı ifade eder. Fiil cümlesinde yer alan ism-i fail ise hudûs ve yenilenme anlamı ifade eder. (Muhammed Rızk, Dr. Öğr. Üyesi, Hitit Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Arap Dili ve Belâgatı Anabilim Dalı, Kur'an-ı Kerim’de İsm-i Failin İfade Göstergesi (Manaya Delaleti, Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, (Haziran/June 2020, 19/1: 405-426)

الرِّزْقَ - الرَّازِق۪ينَ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr vardır. 

Sayfadaki ayetlerin fasılalarını teşkil eden  و- نَ  ve  ي - نَ  harflerinden oluşan ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir. Cemi müzekker salim kalıbındaki bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.

Bu sanat; fasıla veya kafiye harfinden önce gerekli olmadığı halde bir veya daha fazla harfin aynısının getirilmesidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi, s. 201-202)

Günün Mesajı
Rızık yalnız Allah'ın elindedir. Çünkü göklerde ve yerde her şeyin gerçek mâliki ve sahibi O'dur.
Rızıkların bolluğu ya da darlığı bir hikmet ile takdir ve tespit edilmiştir. Yüce Allah'ın kullarından razı olmasının ya da onlara gazap etmesinin delili değildir. Bu ancak kullar için bir sınamadır, bir imtihandır. Böylelikle şükredip sabredenler inkâr edip Allah'ın, rahmetinden ümit kesenler birbirinden açık bir şekilde ayırt edilmiş olur.
Sayfadan Gönüle Düşenler

Öğrencilerinin arasındaki kavgayı susturdu. Kulağına çarpan kelimelerden anladığı kadarıyla, bu bir üstünlük kavgasıydı. Ne yazık ki, yaşadıkları yerde bu sıkıntı oldukça yaygındı. Hepsi, ebeveynlerinin başkalarını küçümsemesine şahit oluyor ve bunun normal olduğunu düşünüyordu. Nefsin, sanki her şeyi kendisi seçiyormuş gibi Allah’ın verdikleriyle hava atmaktaki amacını anlayamıyordu. ‘Üstünlük nedir?’ sorusuna tahmin ettiği cevapları aldı: zenginlik, evlat sayısı, güzellik, akıl, mevki vb. 

Dedi ki: Üstünlük sebebi diye saydıklarınızın hepsi geçici ve hepsinin yeri doldurulabilir. Yani zamanla beraber hepsinin yerini daha iyisi alır. İnsanlar arasında bize üstünlük sağlayanlar, Allah katında alçalma sebebi olabilecekken; Allah katında bize üstünlük sağlayanlar, yeryüzünde de kıymetsiz olarak düşünülebilir. Asıl üstünlük, Allah’ın bize verdiklerine hamd ederek ve verdiği nimetlerle O’nun rızasını gözetmenin yollarını aramakta gizlidir. Mütevekkil kul, sorumluluklarını yerine getirdikten sonra her işini Allah’a bırakır ve bekler. Zira, o bilir ki nefsani duygularla yıpranmaya gerek yoktur, zaten nasibinde olan ona gelecektir, olmayan da gelmeyecektir.

Dünyanın heyecanlı yarışları arasında, devamlı nefsin bu hırslı halinden korunmak zordur ve mücadele ister. Allah’ın nasip ettiklerinin kıymetini bilmeli ancak her şeyin sahibinin yalnız O olduğunu hatırda tutarak. Dualarımızda, bu konuda Allah’ın yardımını isteyerek: Ey her şeyin sahibi olan Allahım! Bize verdiğin nimetler için hamd olsun. Bizi dünyalıklara rağbet ettirme ve kalplerimizi dünyalıklara bağlama. Dünyalık sebeplerle övünmekten ve başkalarını küçümsemekten Sana sığınırız. Ancak bugün sahip olduklarımızı; yarın aratma ve eksikliklerini gösterme. Bizi şükür etmesini bilenlerden ve verdiğin nimetlerle rızanı kazananlardan eyle. Bizi affet ve iki cihanda da afiyet ver. Nasibimizde olanın geleceğinden ve nasibimizde olmayanın olmamasında bir hikmet olduğundan emin bir şekilde Sana tevekkül eden gönlü ferahlardan eyle.

Amin.

***

Kiminin yaşadığı hayat, ısrarla anlattıklarını dinlemediği bir öğretmenin sınıfında bulunmaya benzer. Öyle ki sınav vakti etraftan topladığı notlarla son anda çalışır ya da kopya hazırlamaya saatler ayırır. Öğretmenin gençlikle ilgili verdiği nasihatlere dudaklarını büker. Ders bitse de gitsek, eğlencelere dalsak hevesinde saatine bakar durur. Bilgileri ileride kullanmak gibi bir niyeti asla yoktur, o sadece sınıfı geçip bu dersten kurtulmayı istemektedir. Kısa sürede dersin içeriğini unutur. Böylece tek bir dersi geçmek için harcadığı saatlerin, mürekkeplerin ve belki de uyanık kalmak uğruna içtiği sayısız kahvelerin hepsi boşa gider. Hele bir de geçer not almazsa, vay haline!

Sadece dünyalık hedeflere ulaşmak niyetiyle yaşandığında o kişinin ömrü altı boş kalmış, sayıdan başka hiçbir şey ifade etmeyen o dersin notuna benzer. Anlat denildiğinde iki üç sağlam kelimeden fazlası yoktur. Yani köşeye atılan bir rapor kağıdında kaldığı gibi yaşananlar da dünyada kalır ve eninde sonunda diğer her dünyalık gibi yok olur gider. Etrafındakiler iyi yaşadı ama diyerek toprağa alkışlarla gönderir. Serveti, ailesi ya da kariyeri örnek olarak anlatılır. Ancak kendisini Allah’a yaklaştırmayan hiçbir şeyin değeri yoktur. Dersten ya da hayattan kalanların hali daha da acıdır. Kendisini güzel ananlardan, hatırlayanlardan ve hatta kuru bir alkıştan bile yoksundur. 

Bunun için şöyle denir:

Sahip olduğun her şeyi Allah yolunda değerlendir ki seni Allah’a yaklaştırsın.
Evlatlara ve servetlere sahip oluşun boşa gitmesin.
Boşuna sayar durursun, asıl kıymetin Allah’a olan bağlılığın kadardır, haberin olsun.

Ey Allahım! Bizi her manada Senin rızan için çabalayanlardan eyle. Bize nasip ettiğin nimetlerin hepsini Senin rızana kavuşmak umuduyla değerlendirenlerden eyle. Senin yolundan saptıran dünyalıklardan uzaklaşanlardan ve onları sevmekten vazgeçerek hem bedenen, hem de kalben sırtını dönenlerden eyle. Senin için, Senin adın ile sevenlerden ve sevmeyenlerden, çalışanlardan ve dinlenenlerden, konuşanlardan ve susanlardan, yaşayanlardan ve ölenlerden eyle. Bizi iki cihanda da maddi ve manevi olarak her adımda Sana yakın olan kullarının arasına kat.

Amin.

Zeynep Poyraz  @zeynokoloji