Sebe' Sûresi 39. Ayet

قُلْ اِنَّ رَبّ۪ي يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ وَيَقْدِرُ لَهُۜ وَمَٓا اَنْفَقْتُمْ مِنْ شَيْءٍ فَهُوَ يُخْلِفُهُۚ وَهُوَ خَيْرُ الرَّازِق۪ينَ  ٣٩

De ki: “Şüphesiz, Rabbim rızkı kullarından dilediğine bol bol verir ve (dilediğine) kısar. Allah yolunda her ne harcarsanız, Allah onun yerine başkasını verir. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قُلْ de ki ق و ل
2 إِنَّ şüphesiz
3 رَبِّي Rabbim ر ب ب
4 يَبْسُطُ yayar ب س ط
5 الرِّزْقَ rızkı ر ز ق
6 لِمَنْ kimseye
7 يَشَاءُ dilediği ش ي ا
8 مِنْ -ndan
9 عِبَادِهِ kulları- ع ب د
10 وَيَقْدِرُ ve kısar ق د ر
11 لَهُ ona
12 وَمَا ne ki
13 أَنْفَقْتُمْ siz infak etseniz ن ف ق
14 مِنْ
15 شَيْءٍ bir şey ش ي ا
16 فَهُوَ O
17 يُخْلِفُهُ onun yerine başkasını verir خ ل ف
18 وَهُوَ ve O
19 خَيْرُ en hayırlısıdır خ ي ر
20 الرَّازِقِينَ rızık verenlerin ر ز ق
 

Hayır amacıyla yapılan harcamalar Allah katında karşılıksız kalma­dığı gibi gönül rızasıyla veren kişi bundan ötürü bir kayba da uğramış olmaz; onların yeri Allah Teâlâ tarafından bir şekilde doldurulur. Bu, ya yerine benzeri maddî imkânlar verilmesi ya da bitmez tükenmez bir hazine olan kanaat duygularının geliştirilmesi ve kişinin iç huzurunun arttırılması biçiminde olabilir (Zemahşerî, III, 262).

 

Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 440
 

قُلْ اِنَّ رَبّ۪ي يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ وَيَقْدِرُ لَهُۜ

 

Fiil cümlesidir.  قُلْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir. Mekulü’l-kavli  اِنَّ رَبّ۪ي يَبْسُطُ الرِّزْقَ ’dir.  قُلْ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder. 

رَبّ۪ي  kelimesi  اِنّ ’nin ismi olup  ى  üzere mukadder fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  ى  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  يَبْسُطُ  cümlesi,  اِنّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.  

يَبْسُطُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir.  الرِّزْقَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  مَنْ  müşterek ism-i mevsûl  لِ  harf-i ceriyle  يَبْسُطُ  fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  يَشَٓاءُ ’dur. Îrabdan mahalli yoktur. 

يَشَٓاءُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir.  مِنْ عِبَادِه۪  car mecruru mmahzuf aid zamirin mahzuf haline mütealliktir. Takdiri, من يشاء رزقه من عباده (rızkını kullarından kimi isterse...) şeklindedir. يَقْدِرُ  atıf harfi و ’la يَبْسُطُ  fiiline matuftur. 

يَقْدِرُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir.  لَهُ  car mecruru يَقْدِرُ  fiiline mütealliktir.

 

 وَمَٓا اَنْفَقْتُمْ مِنْ شَيْءٍ فَهُوَ يُخْلِفُهُۚ 

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مَٓا  iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mukaddem mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اَنْفَقْتُمْ  şart fiili olup sükun üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur.  مِنْ شَيْءٍ  car mecruru  مَٓا ’nın mahzuf haline mütealliktir. 

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. 

İsim cümlesidir. Munfasıl zamir  هُوَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. يُخْلِفُهُ  cümlesi, mübtadanın haberi olarak mahallen merfûdur.  

يُخْلِفُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو’dir. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

اَنْفَقْتُمْ  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi  نفق ’dir.

يُخْلِفُ  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi  خلف ’dir.

İf’al babı fiille tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.


وَهُوَ خَيْرُ الرَّازِق۪ينَ

 

İsim cümlesidir.  وَ  atıf harfidir. Munfasıl zamir هُوَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. خَيْرُ mübtadanın haberi olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. الرَّازِق۪ينَ  muzâfun ileyh olup cer alameti ى ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. 

الرَّازِق۪ينَ ; sülâsî mücerredi رزق  olan fiilin ism-i failidir. 

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

خَيْرُ ; ism-i tafdil kalıbıdır.İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil  اَفْضَلُ  veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi  فُعْلَى  veznindedir. 

İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. 

خَيْرٌ  ve  شَرٌّ  kelimeleri Kur’an-ı Kerim’de umumiyetle ismi tafdil manasında gelmiştir. Bunların asılları  اَخْيَرُ  ve  اَشْرَرُ  veznindedir. Çok kullanıldıklarından dolayı Arap dilbilgisinde bu şekilde gelmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

قُلْ اِنَّ رَبّ۪ي يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ وَيَقْدِرُ لَهُۜ 

 

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Ayetin ilk cümlesi emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

قُلْ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اِنَّ رَبّ۪ي يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪  cümlesi,  اِنَّ  ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler,  اِنَّ  ve isim cümlesi ve isnadın tekrarı sebebiyle üç katlı bir tekid ve yerine göre de tahsis ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Kadr Suresi 1)

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Veciz anlatım kastıyla gelen  اِنَّ ‘nin ismi olan  رَبّ۪ي  izafetinde, Rab ismine muzâfun ileyh olan mütekellim zamiri dolayısıyla Hz. Peygamber şan ve şeref kazanmıştır. Ayrıca bu izafet Allah’ın rububiyet vasfıyla ona destek olduğunun işaretidir.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪  cümlesi,  اِنَّ ’nin haberidir. İsim cümlesinde müsnedin muzari fiil cümlesi olması hükmü, takviye etmiştir.

Ayetin sonunda müştakı zikredilen  الرِّزْقَ  kelimesinde irsâd sanatı vardır.   

يَبْسُطُ  fiiline müteallik mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl  لِمَنْ ‘in sıla cümlesi olan  يَشَٓاءُ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mahzuf aid zamirin mahzuf haline müteallik  عِبَادِه۪  izafetinde Allah’a ait zamire muzâf olması, kullar için tazim ve teşrif ifade eder. Zamirin ve halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

وَيَقْدِرُ  cümlesi atıf harfi  وَ ’la  اِنَّ ’nin haberi olan …يَبْسُطُ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Ayette ihtibak sanatı vardır. “Rabbim rızkı kullarından dilediğine bol verir”  sözünden sonra sadece “kısar” lafzıyla yetinilmiş “rızkı” ifadesi önceki cümleden anlaşıldığı için, hazfedilmiştir. 

İhtibâk, sözden düşürülmüş olan kelime veya ifadelerin, zikredilen kelime veya ifadeden hareketle tespit edilerek yerine konulmasıdır. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân, II, 831)

Bu cümle ile 36. ayetin ilk cümlesi tekrar edilmiştir. Bu tekrar önemli olan konuyu muhatabın zihnine iyice yerleştirmek amacına matuftur. Böyle tekrarlanan öğeler kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. 

يَبْسُطُ - وَيَقْدِرُ  kelimeleri arasında  tıbâk-ı hafîy sanatı vardır.

Genel olarak  شَٓاءَ  fiilinin mef'ûlü bu cümlede olduğu gibi hazf edilir. Çünkü ibham; ilgi uyandırır, muhatabı dinlemeye teşvik eder. Ancak mef'ûl alışılmadık, garîb birşey olursa bu kuralın dışına çıkılarak zikredilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

    وَمَٓا اَنْفَقْتُمْ مِنْ شَيْءٍ فَهُوَ يُخْلِفُهُۚ 

 

 

Bu cümle, atıf harfi  وَ ’la mekulü’l-kavle atfedilmiştir. Şart üslubunda gelen terkibin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada  inşâ cümlesi haber cümlesine atfedilmiştir. Şart cümlesinin haberî manada olması, haber cümlesine atfını mümkün kılmıştır. Ayrıca burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, fiil cümlesi isim cümlesine atfedilmiştir. Haber üslubundan inşâ üslubuna, isim cümlesinden fiil cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır. 

Şart cümlesi olan  مَٓا اَنْفَقْتُمْ مِنْ شَيْءٍ ‘takdim-tehir sanatı vardır. Şart ismi  مَا , şart fiili olan  اَنْفَقْتُمْ ‘ün mukaddem mef’ûlüdür. 

Cümle, müspet mazi fiil sıygasında gelerek sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.107) 

مَا ‘nın mahzuf haline müteallik  مِنْ شَيْءٍ  car-mecrurundaki nekrelik, nev ve kıllet veya kesret ifade eder.

فَ  karinesiyle gelen cevap cümlesi  فَهُوَ يُخْلِفُهُ , mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  يُخْلِفُهُ  cümlesi, haberdir. İsim cümlesinde müsnedin muzari fiil cümlesi olması hükmü, takviye etmiştir.

Muzari fiiller, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

Bu ayeti kerimede şart cümlesi, cevap cümlesinin isim cümlesi olarak gelmesi ve müsnedün ileyhin fiil cümlesi olarak gelmiş olan haber cümlesine takdim edilmesi şeklinde üç çeşit tekid vardır. Allah’ın vadinin gerçekleşeceğini tekitli olarak bildirmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Ey Resulüm! De ki: Allah, dilediğinin rızkını zaman zaman genişletir ve zaman zaman da daraltır. Bu itibarla siz yoksulluktan korkmayın; Allah yolunda harcayın ve ilâhî esintileri bekleyin. Siz Allah yolunda bir şey harcarsanız, o da ergeç onun yerine başkasını verir. Zaten Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır; başkaları, gerçek rızık veren olmayıp ancak rızkın ulaşmasında bir vasıtadır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm; Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  


 وَهُوَ خَيْرُ الرَّازِق۪ينَ

 

Cümle atıf harfi  وَ ’la şartın cevap cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Cümlede müsned olan  خَيْرُ , ism-i tafdil kalıbında gelerek mübalağa ifade etmiştir.

Müsned, veciz ifade kastıyla izafet şeklinde gelmiştir. Muzafun ileyhin ism-i fail vezninde gelmesi istimrara işaret eder.

Faydayı çoğaltmak ve az sözle çok anlam ifade etmek amacına matuf  خَيْرُ الرَّازِق۪ينَ  izafetinde, خَيْرُ  sıfat olmasına rağmen  الرَّازِق۪ينَ ‘nin önüne geçmiş ve mevsufuna muzâf olmuştur. ‘Hayırlı rızık veren’, yerine [rızık verenlerin en hayırlısı] buyrulmuştur. Bu ifadede mübalağa vardır. Sıfat tamlaması, izafetin verdiği manayı karşılayamaz.

İzafette bu kişinin bu özelliği ile tanındığı, meşhur olduğu ve bu özelliğin onun tabiatı, karakteri haline geldiği manası vardır. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri C.7 S. 238)

İsim cümlesinde yer alan ism-i fail, çoğunlukla sübut ve süreklilik anlamı ifade eder. Fiil cümlesinde yer alan ism-i fail ise hudûs ve yenilenme anlamı ifade eder. (Muhammed Rızk, Dr. Öğr. Üyesi, Hitit Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Arap Dili ve Belâgatı Anabilim Dalı, Kur'an-ı Kerim’de İsm-i Failin İfade Göstergesi (Manaya Delaleti, Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, (Haziran/June 2020, 19/1: 405-426)

الرِّزْقَ - الرَّازِق۪ينَ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr vardır. 

Sayfadaki ayetlerin fasılalarını teşkil eden  و- نَ  ve  ي - نَ  harflerinden oluşan ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir. Cemi müzekker salim kalıbındaki bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.

Bu sanat; fasıla veya kafiye harfinden önce gerekli olmadığı halde bir veya daha fazla harfin aynısının getirilmesidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi, s. 201-202)