وَمَٓا اَنْزَلْنَا عَلٰى قَوْمِه۪ مِنْ بَعْدِه۪ مِنْ جُنْدٍ مِنَ السَّمَٓاءِ وَمَا كُنَّا مُنْزِل۪ينَ ٢٨
وَمَٓا اَنْزَلْنَا عَلٰى قَوْمِه۪ مِنْ بَعْدِه۪ مِنْ جُنْدٍ مِنَ السَّمَٓاءِ وَمَا كُنَّا مُنْزِل۪ينَ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. مَٓا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. اَنْزَلْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri نَا fail olarak mahallen merfûdur. عَلٰى قَوْمِه۪ car mecruru اَنْزَلْنَا fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir ه۪ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
مِنْ بَعْدِه۪ car mecruru اَنْزَلْنَا fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir ه۪ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. مِنْ harf-i ceri zaiddir. جُنْدٍ lafzen mecrur, mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مِنَ السَّمَٓاءِ car mecruru اَنْزَلْنَا fiiline mütealliktir.
İsim cümlesidir. وَ itiraziyyedir. مَٓا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كُنَّا nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir. نَا mütekellim zamiri كُنَّا ‘ nın ismi olarak mahallen merfûdur. مُنْزِل۪ينَ kelimesi كُنَّا ‘nın haberi olup, nasb alameti ى ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
مِنْ nefy, nehîy ve istifham ifadelerinden sonra gelen fail, mef’ûl ve mübtedaya dahil olduğunda zaid olur ve tekid bildirir. (M.Meral Çörtü Nahiv s.341)
كَانَ ’nin haberinin ism-i fail kalıbında gelmesi durumun devamlılığına işaret etmiştir. İsim cümlesinde yer alan ism-i fail, çoğunlukla sübut ve süreklilik anlamı ifade eder.(Muhammed Rızk, Dr. Öğr. Üyesi, Hitit Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Arap Dili ve Belâgatı Anabilim Dalı, Kur’an-ı Kerim’de İsm-i Failin İfade Göstergesi (Manaya Delaleti, Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Haziran/June 2020, 19/1: 405-426)
اَنْزَلْنَا fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi نزل ’dir.
İf’al babı fiille tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.
مُنْزِل۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَمَٓا اَنْزَلْنَا عَلٰى قَوْمِه۪ مِنْ بَعْدِه۪ مِنْ جُنْدٍ مِنَ السَّمَٓاءِ
وَ , istînâfiyyedir.
İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Menfi mazi fiil sıygasında, faide-i haber talebî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder.(Hâlidî, Vakafât, s.107)
اَنْزَلْنَا fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. اَنْزَلْنَا fiiline müteallik olan مِنْ بَعْدِه۪ ve عَلٰى قَوْمِه car mecrurları ihtimam için mef’ûl olan مِنْ جُنْدٍ ’e takdim edilmiştir. Mef’ûl olan مِنْ جُنْدٍ ‘deki مِنْ , tekid ifade eden zaid harftir. Kelimedeki nekrelik nev ve umum ifade eder. Nefiy siyakında nekre, selbin umum ve şumûlüne işarettir. Zaid harf, olumsuzluğu tekit ederek kelimeye ‘hiçbir’ anlamı katmıştır.
مِنَ السَّمَٓاءِ car mecruru da اَنْزَلْنَا fiiline mütealliktir.
Ayetin sonunda müştakı zikredilen اَنْزَلْنَا kelimesinde irsâd sanatı vardır.
مِنْ بَعْدِه۪ ve مِنَ السَّمَٓاءِ ‘deki مِنْ , ibtida-i gaye içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Cenab-ı Hak burada اَنْزَلْنَا (indirme) fiilini kendisine isnad ederek, "indirmedik" buyurmuştur. Müminlerin durumunu beyan ederken ise, قيل (demek) fiilini, meçhul olarak getirerek, "Ona cennete gir, denildi" buyurmuştur. Çünkü azap etme, heybeti gerektiren şeylerdendir. Bundan dolayı Cenab-ı Hak, o azaptan bahsederken, saygı ifade eden bir üslupla, "Biz indirmedik" buyurmuştur. Diğer ifadede ise, "denildi" buyurmuştur. Böylece onun melekler tarafından tebrik edildiğine işaret edilmiştir. Çünkü o zata, her gören melek ve salih, "Orada ebedi kalmak üzere haydi cennete gir" demiştir. Kur'an'ın pek çok yerinde, "Haydi gir denildi" ifadesi kullanılmıştır. Bu, o girişin bir ikram ve törenle olan bir giriş olduğuna işaret etmektedir ve tıpkı bir gelinin, herkesin gözü önünde ve herkesin tebrikleriyle, o süslü gelin odasına girmesi gibidir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Bu ifade, onları ve helaklerini tahkir anlamını taşır ve Resulullah'ın şanının tazimine işaret eder. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
وَمَا كُنَّا مُنْزِل۪ينَ
وَ , itiraziyyedir. İtiraz cümleleri tetmim ıtnâbı babındandır.
Çeşitli gayelere binaen araya girmiş saplama bir cümle olan itiraziyye cümlesinin, ana cümlenin anlamına tesiri yoktur. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”In Kullanımı)
Menfi nakıs fiil كانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
اَنْزَلْنَا - مُنْزِل۪ينَ kelimeleri arasında cinas-ı iştikak ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı, مِنْ ve مَٓا ’ların tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Müsned olan مُنْزِل۪ينَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin müsnedün ileyhteki istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s.80)
كَانَ ’nin haberi, ism-i fail kalıbında gelmiştir. İsm-i failin önünde كَان yardımcı/nakıs fiili bulunursa, şimdiki veya geniş zaman hikâyesi için kullanılır. İsm-i fail süreklilik ifade eden fiillerden sonra (كَان ve benzerleri içerisinde yer alan) muzari fiil yerine gelebilir.
İsm-i fail kişinin elinde olan fiillerden yapılır. İrade dışında olan fiillerden ism-i fail yapılmaz. Bu tür fiillerin ism-i failini sıfat-ı müşebbehe üstlenir. (Yrd. Doç. Dr. M. Akif Özdoğan, KSÜ İlahiyat Fakültesi Dergisi, 10 (2007) s. 55 - 90 Arapçada İsm-İ Fâil ve İşlevleri)
مَا كَانَ ’li olumsuz sıygalar, gerçekleşmesi aklen caiz olmayan umumi olumsuzluk için kullanılır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir, 3/79) كَانَ fiili, bir cinste var olan bir vasıf ile ilgili kullanılması durumunda söz konusu vasfın o cinsin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurgular ve ona dikkat çeker. (Rağıb el-İsfehani, Müfredât)
İsim cümleleri, mübteda ve hberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu (sabit olması) veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Tefsîrü'l Kebîr'de şöyle yazılıdır:
Ayetin başında وما أنزلنا [indirmedik] buyurulmuşken ayetin sonunda tekrar وَمَا كُنَّا مُنْزِلِينَ [İndiriciler de değildik] buyurulmasının ne faydası olduğu sorulabilir.
وما كنا ifadesi; indirmemiz uygun da olmaz, çünkü bu sonuç, indirmeden yerine gelir, bundan dolayı indirmedik, indirmeye ihtiyaç da duymadık manasındadır. Ya da ayetteki indirmedik, indiriciler de değildik ifadeleri, bu hadisede indirmedik ve diğer hadiselerde de indirmiş değildik manasındadır. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c.2, s.133 )
Ardından بعده (onun sonrası) değil, من بعده [ondan hemen sonra/onun hemen ardından] buyurulmuştur. Bu da onlara azap indirmesinin bu olayın hemen arkasından olduğunu, araya bir mühlet girmediğini gösterir. Çünkü مِنْ harfi ibtida-i gaye harfidir, gayenin başlangıcını ifade eder. Bu harf olmaksızın بعده gelseydi, araya kısa ya da uzun bir zaman girmesi muhtemel olurdu. İbare görüldüğü gibi مِنْ harfi ile birlikte gelerek, onlara verilecek ceza için bir mühlet tanınmadığına, bu konuda acele edildiğine işaret edilmiştir.
Bahru'l Muhît'te şöyle yazılıdır: İbtida-i gaye harfi, kavmin bu adamı öldürmesinden sonra onlara herhangi bir resul gönderilmediği, uyarı yapılmadığı, aksine helakları için acele edildiğini ifade eder. من جند ibaresindeki من istiğrak ifade eder, yani ne az ne de çok hiçbir asker gönderilmediğini ifade eder.
Burada Melek yerine Asker kelimesi tercih edilmiştir, çünkü makam ceza ve savaş makamıdır. Bunun için asker kelimesi daha münasiptir. Onlar Allah'a ve Resulüne savaş açmışlardır, Allah da onlara hiçbir askeri olmaksızın savaş açmıştır.
Olumsuzluk manası için ayette لم değil, مَٓا harfi gelmiştir. Çünkü bu harf, diğerinden daha kuvvetlidir. Bu kuvvetli nefiy harfi, istiğrak ifade eden مِنْ harfiyle desteklenmiştir. Böylece ayetteki mana hem kuvvetli olumsuzluk harfi olan مَٓا ile, hem de istiğrak ifade eden مِنْ harfiyle tekid edilmiştir. Burada لم değil de مَٓا harfinin kullanımını güzelleştiren bir şey daha vardır. Kur'anî kullanımda istiğrak ifade eden مِنْ harfi, hiçbir zaman لم ile kullanılmamıştır.
Yine ayette من السماوات değil, من السماء buyurulmuştur. Çünkü tekil olan السَّمَٓاءِ kelimesi daha kapsamlıdır. Gökyüzüyle birlikte havayı, bulutları ve umumi olarak sema ile alakalı şeyleri de kapsar, Dolayısıyla semâvâtı ve daha fazlasını da ifade eder. Bu kelime istiğrak ifade eden مِنْ harfinin zikriyle de daha münasiptir. Her ikisi de umum ve istiğrak ifade eder. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c.2, s.135- 136 - 137)
Onun arkasından da kavminin üzerine gökten bir ordu indirmedik. Yani onu dinlemeyip öldüren kavmini de onun arkasından sağ bırakmadık, gerçi o şehidin arkasında ve Resullerin elinde bir ordu yoktu. Bununla beraber onlarla harp için gökten bir ordu da indirmedik, indirmiş de değildir. Yani bu gibi durumlarda gökten apaçık bir ordu indirivermek Allah'ın âdeti olmamış olduğu gibi, olağanüstü olarak da indirmedik. Daha doğrusu indirecek de değildik. Allah'ın bir kavmi mahvetmesi için öyle ordular indirmesine gerek yoktur. "Bedir" de, "Hendek"te melekler indirmesi bile sadece müminlere bir müjde ile kalplerini huzura kavuşturmak içindi. O bir iş dileyince sadece: "ol!" der, oluverir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)
Allah'ın bir kavmi mahvetmesi için öyle ordular indirmesine gerek yoktur. Antakya ahalisi de sadece tek bir melek indirilerek helak edildiler. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)