Yâsin Sûresi 31. Ayet

اَلَمْ يَرَوْا كَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنَ الْقُرُونِ اَنَّهُمْ اِلَيْهِمْ لَا يَرْجِعُونَ  ٣١

Kendilerinden önce nice nesilleri helâk ettiğimizi; onların artık kendilerine dönmeyeceklerini görmediler mi?
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 أَلَمْ
2 يَرَوْا görmediler mi? ر ا ي
3 كَمْ nice
4 أَهْلَكْنَا yok ettik ه ل ك
5 قَبْلَهُمْ kendilerinden önce ق ب ل
6 مِنَ -den
7 الْقُرُونِ nesiller- ق ر ن
8 أَنَّهُمْ onlar
9 إِلَيْهِمْ kendilerine
10 لَا
11 يَرْجِعُونَ bir daha dönmezler ر ج ع
 

اَلَمْ يَرَوْا كَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنَ الْقُرُونِ اَنَّهُمْ اِلَيْهِمْ لَا يَرْجِعُونَ

 

Fiil cümlesidir. Hemze istifham harfidır.  لَمۡ  muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.  

يَرَوْا  fiili  نَ ‘un hazfıyla meczum muzari fiildir. Bilmek anlamında kalp fiilidir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. 

كَمْ  soru harfi, haberiye olarak  اَهْلَكْنَا  fiilinin mukaddem mef’ûlu olarak mahallen mansubdur.  اَهْلَكْنَا  cümlesi  يَرَوْا  fiilinin mef’ûlü bihi olarak mahallen mansubdur.

اَهْلَكْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. قَبْلَهُمْ  zaman zarfı,  الْقُرُونِ ‘in mahzuf haline mütealliktir. مِنَ الْقُرُونِ  car mecruru  كَمْ ’in temyizidir. 

أَنَّ  ve masdar-ı müevvel mahzuf  بْ  harf-i ceriyle  أهلكناهم ‘e mütealliktir. Zemahşeri كَمْ ‘den bedel olduğunu söylemiştir. Takdiri, ألم يعلموا كثرة إهلاكنا القرون من قبلهم كونهم غير راجعين إليهم  şeklindedir.

İsim cümlesidir. أَنَّ  masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.

هُمْ  muttasıl zamir  أَنَّ ‘nin ismi olarak mahallen mansubdur. اِلَيْهِمْ  car mecruru  لَا يَرْجِعُونَ  fiiline mütealliktir.  لَا يَرْجِعُونَ  cümlesi, أَنَّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.

لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  يَرْجِعُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و 'ı fail olarak mahallen merfûdur.

Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:

1. Bilmek manasında olanlar.  ألفي -  دري -  رأي -  وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ -  حسب -  خال - زعم - عدّ  fiilleridir.

3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ  - ردّ  -  ترك  fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.

Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen  اَنَّ ’li ve  اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir: 

1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

كَمْ ‘i Haberiyye: Herhangi bir kavramın çok miktarda olduğunu belirtmek için kullanılan  كَمْ ’dir. “Nice, ne, ne kadar çok” gibi anlamlara gelir. Çokluktan kinaye için kullanılır.

كَمْ ’i haberiyyenin temyizi 2 şekilde gelebilir: 1. Müfred mecrur veya cemi mecrur olarak gelir. 

2. مِنْ  harfi ceri ile müfred mecrur veya cemi mecrur gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Temyiz; kendisinden sonra geçen müphem (manası açık olmayan) bir ismin manasına açıklık getiren camid, nekre bir isimdir. Yani; çeşitli manalar kastedilmeye elverişli önceki isim veya cümleden asıl maksadın ne olduğunu açıklamak üzere zikredilen camid (türememiş), mansub ve nekre isme temyiz denir. Temyizin manasını açıkladığı önceki isme veya cümleye de mümeyyez denir. Temyiz harf-i cerli ve izafetle gelmediği müddetçe mansubdur. Mümeyyezin îrabı ise cümledeki yerine göredir. Temyiz Türkçeye “bakımından, …yönünden” şeklinde tercüme edilebilir. Temyizi bulmak için “ne bakımdan, hangi açıdan” soruları sorulur. Temyiz ikiye ayrılır:

1. Melfûz mümeyyez: Söylenmiş, cümlede görülen mümeyyez.

2. Melhûz mümeyyez: Düşünülen, cümlede açık olarak görülmeyen mümeyyez.Ayette melhuz mümeyyez şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَهْلَكْنَا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi هَلك ’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder. 

 

اَلَمْ يَرَوْا كَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنَ الْقُرُونِ اَنَّهُمْ اِلَيْهِمْ لَا يَرْجِعُونَ

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. İstifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Hemze, inkari istifham anlamındadır. Yani böyle bir şey olamaz, görmemiş olmaları mümkün değil anlamındadır. Soru anlamı dışında, tevbih ve Allah’ın sonsuz güç ve kudretini görünür kılma amacı için gelen bu cümle, mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca cümlede tecâhül-i ârif sanatı vardır.

اَلَمْ  يَرَوْا , dikkat çekme ve azarlama ifadesidir. Burada  يَرَوْا  (görmek) kelimesi, ‘bilmek’ anlamındadır. 

رأي  fiilinin ilim manasında kullanılmasında, sebep-müsebbep alakası ile mecaz-ı mürsel vardır. Zikredilen rüyet, kastedilen ise ilim olan müsebbeptir. Şöyle de ifade edilebilir; manevi, akli ve görünmez olan bir anlatım, gözle görülen, canlı bir şey  menziline konulmuştur. (Ruveyni, Teemmülat fî Sûreti Meryem, Meryem/77)

Hemze, inkâri istifham anlamındadır. Takriri de olabilir. Her iki durumda da  اَلَمْ  يَرَوْا , bilmekle ilgilidir, görmekle değil; çünkü nesillerin helakı, helak edilen nesilden sonrakiler tarafından görülmemiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

كَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنَ الْقُرُونِ  cümlesi, يَرَوْا  fiilinin iki mef’ûlü yerindedir. كَمْ , istifham isimlerinin sadaret hakkı nedeniyle amili olan  اَهْلَكْنَا  fiiline takdim edilmiştir. 

Menfi muzari fiil sıygasında gelerek hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eden cümlede  كَمْ , teksir ifade eden haberiyyedir. مِنَ الْقُرُونِ , mukaddem mef’ûl  كَمْ ‘in temyizidir.

قرون  , yüzyıl manasındaki  قرن , kelimesinin çoğuludur. Bununla ümmetler kastedilmiştir.

قرن ; bir zamanda bir araya gelen birlikte yaşamış olan insanlardır. İçinde bir topluluğun bir araya geldiği ve ölümle birbirinden ayrıldığı zamana karn, nesil ve asır denir. Akran kelimesi de bu köktendir. Bu  kelimede sebebiyet alakası ile mecaz-ı mürsel sanatı vardır.

اَهْلَكْنَا  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.

Tekid ve masdar harfi  اَنَّ ‘nin dahil olduğu sübut ve istimrar isim cümlesi  اَنَّهُمْ اِلَيْهِمْ لَا يَرْجِعُونَ , faide-i haber inkârî kelamdır. Masdar-ı müevvel, takdir edilen  بْ  harf-i ceriyle  اَهْلَكْنَا  fiiline mütealliktir.  اَنَّ ’nin haberi olan  اِلَيْهِمْ لَا يَرْجِعُونَ  cümlesi, menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır. 

Muzari fiil istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi) 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur olan  اِلَيْهِمْ  ihtimam için amiline takdim edilmiştir. Ayrıca bu takdim kasr ifade eder.  اِلَيْهِمْ  maksûrun aleyh/mevsûf,  يَرْجِعُونَ  maksûr/sıfat olmak üzere kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur.

Burada ihtisas manasını ifade etmek için  اِلَيْهِمْ  şeklindeki car mecrur takdim edilmiştir. Yani onlara dönmezler ama bana geri dönerler demektir. Bu ifadede haşra ve ölümden sonraki hayata ima vardır. Arkadan gelen ayette bu mana tekidli olarak ifade edilmiş ve şöyle buyurulmuştur. Yani car mecrur takdim edilerek bu mana zımnen ifade edilmiş, takip eden ayette açıkça dile getirilmiştir. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c.2, s.161)

Bu ayette  اِلَيْهِمْ لَا يَرْجِعُونَ  cümlesinin  كَمْ  edatından bedel olduğu söylenmiştir. Bedelin amili, mübdelun minhin amilinin aynısıdır. Buna göre, mübdelün minh  كَمْ ‘ in amili  اَهْلَكْنَا  fiili olduğuna göre aynı zamanda bu fiil  اَنَّهُمْ اِلَيْهِمْ لَا يَرْجِعُونَ  cümlesi (bedeli)nin amili de olmuş olur. Fakat  اَهْلَكْنَا  ve  اَنَّهُمْ اِلَيْهِمْ لَا يَرْجِعُونَ  cümlelerinin arasında mana  bakımından bir amel bir irtibat olmadığından böyle bir amel ilişkisinden söz edilemez. Yukarıdaki bedeliyyet görüşünü geçerli kılmak için  كَمْ  edatını  يَرَوْا  filine mamul de yapamayız. Çünkü söz konusu edatın, cümlenin başında bulunması (sedâret) özelliği bu durumda ortadan kalkmaktadır. Bütün bunlardan sonra en doğru olanı, كَمْ  edatını اَهْلَكْنَا  için mukaddem bir mef’ûl olmasıdır. كَمْ اَهْلَكْنَا  cümlesi de talik olunmuş (amelden lafzen engellenmiş)  يَرَوْا  fiili için mef’ûldür.  اَنَّهُمْ اِلَيْهِمْ لَا يَرْجِعُونَ  cümlesi mef’ûlun leh’tir. (Sahip Aktaş, Kur’an’da İstifhâm Üslûbu; Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

قبلهم  ve  من قبلهم  ibarelerine gelince:  من  harfi ibtida-i gayedir ve direkt olarak zamirden hemen önceki ve daha önceki zamanı ifade eder.  قبلهم  ise malum olduğu üzere hem yakın hem uzak zamanı ifade eder. 

كم أهلكنا من قبلهم [Biz onlardan evvel nice nesiller helak ettik] ibaresindeki tehdit,  قبلهم ibaresinde olandan daha büyüktür. Çünkü yakın zamanda meydana gelen helak, uzak zamandaki helakten daha ibret ve öğüt vericidir ve vicdanlardaki etkisi daha büyüktür. Yakın zamandaki helakın etkisi elbetteki eski zamanlardaki helakten daha büyüktür. İşte bu yüzden tehdidin ve korkutmanın daha şiddetli olduğu yerlerde  من قبلهم  ibaresi kullanılmıştır. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c. 2, S.151)

قبلهم  şeklindeki zarfın  القرون  kelimesine takdimi veya tehirine gelince, müşriklerin tehdidiyle alakalı olduğu görülür.

Müşrikleri tehdit kastı varsa zarf takdim edilmiştir. Böyle bir şeyden bahsedilmediği yerlerde ise zarf tehir edilmiştir. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c.2, S.155)

Zarftan sonra gelen zamirin tekil veya çoğul oluşu da bir maksada binaendir.

Tekil oluşu; bu kavmin bir sıfatının, bir halinin zikredilmesi ya da siyakın gerektirdiği başka bir sebeptir.

Bunların dışında umum ifade edilmek istendiğinde, Rablerinin helak olmuş bu kavimleri yeniden diriltip biraraya getireceğini açıklamak veya siyakın gerektirdiği başka bir sebep varsa çoğul zamir gelmiştir. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c.2, S.157)

Muhataplar zamanında ve gelecekte dünyaya ikinci bir gelişin olmadığına delalet etmek için nefy harfi olarak  لم  değil  لَا  gelmiştir. Çünkü  لم  gelseydi mazideki olumsuzluğu ifade eder, gelecekteki olumsuzluğu ifade etmezdi. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c. 2, s.162)