تَنْز۪يلَ الْعَز۪يزِ الرَّح۪يمِۙ ٥
Araplar’da yalan yere yemin etmenin dünyanın harabına yol açacak kadar ağır bir kötülük olduğuna inanılırdı. Resûl-i Ekrem de bir hadisinde bu anlayışı teyit etmiştir. İşte bu âyetlerde Hz. Muhammed’in gerçek bir peygamber olduğu bir yemine bağlı olarak ifade edilmektedir; üzerine yemin edilen ise muhataplarınca kendileri tarafından bir benzerinin ortaya konamayacağı anlaşılmış bulunan eşsiz mûcize Kur’an-ı Kerîm’dir (Râzî, XXVI, 41).
“Hikmet dolu” diye çevrilen 2. âyetteki hakîm kelimesi, “muhkem, sağlam; öğütleri, buyruk ve yasakları yerli yerince olan” şeklinde de anlaşılmıştır (İbn Atıyye, IV, 446).
Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 476تَنْز۪يلَ الْعَز۪يزِ الرَّح۪يمِۙ
Fiil cümlesidir. تَنْز۪يلَ mahzuf fiilin mef’ûlu mutlakı olup fetha ile mansubdur. Takdiri; نزّل (İndirdi) şeklindedir. Aynı zamanda muzâftır. الْعَز۪يزِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. الرَّح۪يمِ kelimesi الْعَز۪يزِ ‘in sıfatı olup kesra ile mecrurdur.
Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:
1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.
2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.
3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.
مَرَّةً kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur.Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
الْعَز۪يزِ - الرَّح۪يمِ , mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تَنْز۪يلَ الْعَز۪يزِ الرَّح۪يمِۙ
İstînâfiyye olarak fasılla gelen ayette îcâz-ı hazif sanatı vardır. تَنْز۪يلَ , takdiri نزّل (İndirdi) olan mahzuf fiilin mef’ûlü mutlakıdır. Bu takdire göre cümle, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.107)
Veciz anlatım kastıyla gelen تَنْز۪يلَ الْعَز۪يزِ الرَّح۪يمِ izafetinde, Allah’ın Aziz ve Rahim isimlerine muzâf olan تَنْز۪يلَ tazim edilmiştir.
تَنْز۪يلَ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler.
الْعَز۪يزِ kelimesi الرَّح۪يمِ için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
الْعَز۪يزِ - الرَّح۪يمِ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
الْعَز۪يزِ- الرَّح۪يمِۙ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr ve muvazene sanatları vardır.
Yemin edilerek hikmetle vasıflanan Kur'an tazim edildikten sonra yüce zatına izafe edilerek bir kere daha tazim edilmiştir. Kitap iki açıdan tazim edilir:
İçinde bulunan şey sebebiyle ki bu zatının tazimidir.
Sahibi iki açıdan tazim edilir: Kendisinden korkulduğu için veya kendisinden hayır ve nimet beklendiği için. Allah Teâlâ bu ikisini تنزيل العزيز الرحيم sözünde bir arada zikretmiştir.
Bu ibarede terhîb ve terğîb vardır. Her ikisi de zatı tazim etmek için kullanılan masdardır. Azîz ismi; emri, işi yürürlükte olan, sözü geçerli olan demektir. Rahîm ismi onun merhamet sahibi olduğunu, diktatör veya zorba olmadığını ifade eder.
Rûhu'l Meânî'de şöyle yazılıdır: Ayetin başındaki kelime mahzuf bir fiil için medih veya masdariyye olarak mansubdur. نزل تنزيلَ şeklinde takdir edilir. Hangisi olursa olsun bu ayette hakîm vasfıyla açıklandıktan sonra Kur'ân'a izafe edilmesi dolayısıyla tazim manası vardır. Kâmil üstünlük ve erdemli bir merhamet ifade eden iki kerîm ismin tahsis edilmesinde hem korkarak hem arzu ederek iman etmeye teşvik vardır.
Kur'an'ı tazim etmeye işaret eden noktaları şöyle sıralayabiliriz: Kur'an'a yemin edilmesi. Hakîm olmakla vasıflanması. Yüce bir makamda olup Azîz ve Rahîm'in emriyle nazil olması. Allah'ın terhîb ve terğîb vasıflarını kendine izafe etmesi. Böylece işaret etmediği ve zikretmediği herhangi bir tazim yönü kalmamıştır.
Bu ayette tercih edilen Azîz ve Rahîm isimlerinin surede pek çok delaleti vardır. Azîz, galip demektir, bu ismin zikri kulda korku uyandırır. Rahîm ismi devamlı olarak rahmetle andığını ifade eder ve bu ismin zikri kulda arzu ve ümit uyandırır. Böylece terğîb ve terhîb bir arada gelmiştir. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c.2, s.17,18)
Kur’an'ın, bu şekilde vasıflandırılması, hikmet dolu olmakla vasıflandırılmasıyla zâti azameti beyan edildikten sonra Allah tarafından indirilmiş olduğu, vasfının son derece köklü olduğunu beyan etmek içindir. Yani sanki Kur’an, indirilmenin kendisi olmuştur.
Burada Allah'ın, tam galibiyet ve umumî şefkat ifade eden iki isminin (Azîz ile Rahîm) zikre tahsis edilmesi, rağbet ettirerek ve korkutarak Allah'a imanı teşvik, etmek içindir; bir de, Kur’an’ın indirilmesinin sırf ilâhi rahmetten kaynaklandığını bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)