رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا الْعَز۪يزُ الْغَفَّارُ ٦٦
Sûrenin genel gayesi, Kur’an’ın muhataplarını İslâm ve Hz. Peygamber karşısında tuttukları yolun yanlışlığı konusunda uyarmaktır; geçmiş peygamberlere dair anlatılanlar da bu amaca yöneliktir. Bu âyetlerde ise aynı amacın Hz. Peygamber’in dilinden birkaç cümleyle özetlenerek ortaya konması istenmektedir. Buna göre, putperestlerin iddialarının aksine (bk. 4. âyet) Hz. Muhammed ne bir sihirbaz ne de yalancıdır; o yalnızca bir uyarıcıdır. Bütünüyle evrenin mutlak yönetici gücü, yalnız Allah’tır. O cebbârdır (Allah’ın birliğini tanımayıp kendisine baş kaldırmaya kalkışanları kahru perişan etmeye kesinlikle muktedirdir), güçlüdür; buna karşılık inançlarını ve yollarını düzeltenlere karşı da çok bağışlayıcıdır.
Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 589
رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا الْعَز۪يزُ الْغَفَّارُ
İsim cümlesidir. رَبُّ mahzuf mübtedanın haberi veya önceki ayetteki lafza-i celâlden bedel olarak damme ile merfûdur. Takdiri; هو şeklindedir.Aynı zamanda muzâftır. السَّمٰوَاتِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. الْاَرْضِ atıf harfi وَ ’la السَّمٰوَاتِ ’ye matuftur.
Müşterek ism-i mevsûl مَا , atıf harfi وَ ile makabline matuftur. بَيْنَهُمَا mekân zarfı, mahzuf sıla cümlesine müteallik, mahallen mecrurdur. Muttasıl zamir هُمَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. الْعَز۪يزُ lafza-i celâlin sıfatı olup damme ile merfûdur. الْغَفَّارُ ikinci sıfatı olup damme ile merfûdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette ikiside müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
الْغَفَّارُ ; mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا الْعَز۪يزُ الْغَفَّارُ
رَبُّ , önceki ayetteki lafz-ı celâlin üçüncü sıfatı veya bedelidir. رَبُّ ’nun, takdiri هو olan mahzuf mübtedanın haberi olması veya اِنَّ ’nin ikinci haberi olması da caizdir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde رَبُّ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Veciz anlatım kastıyla gelen, رَبُّ السَّمٰوَاتِ izafetinde رَبُّ ismine muzâfun ileyh olması السَّمٰوَاتِ ’ye şan ve şeref kazandırmıştır.
وَالْاَرْضِ , tezat nedeniyle السَّمٰوَاتِ ’ye atfedilmiştir. Bu iki kelime arasında tıbâk-ı îcab ve mürâât-ı nazîr sanatları vardır.
Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl مَا , muzâfun ileyh olan السَّمٰوَاتِ ’ye matuftur. Mevsûlü her zaman takip eden sılası mahzuftur. بَيْنَهُمَا , bu mahzuf sılaya mütealliktir. Sılanın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
السَّمٰوَاتِ ve الْاَرْضِ zikrinden sonra ikisinin arasında denmesi, hususun umuma atfı babında ıtnâb sanatıdır.
Semavat yeryüzünü, gökyüzünü ve ikisi arasında olanları kapsadığı halde semavattan sonra bunların tekrar söylenmesi umumdan sonra husus babında ıtnâbdır.
Bedel; Arap dilinde bir kelimenin yerine kullanılan başka bir kelimenin atıf yapılmadan ve tefsir maksatlı kullanılmasıyla yapılan ıtnâb sanatıdır. Bedel yapmanın amacı, kapalı olan kelamı açmak, açık olanı ise tekid etmektir. (Ar. Gör. Ömer Kara, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayı: 1 Yıl: 2000)
Önceki ayetteki lafz-ı celâl için sıfat olan الْعَز۪يزُ - الْغَفَّارُ kelimeleri mübalağa vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu vasfın, müsnedün ileyhin ayrılmaz bir parçası olduğuna işaret eder. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
الْعَز۪يزُ - الْغَفَّارُ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı ve bu sıfatların ayetle anlam uyumunda teşâbüh-i etrâf sanatı vardır. Bu iki sıfatın aralarında و olmaması, mevsûfta, her ikisinin birden mevcudiyetine işaret eder.
Hak Teâlâ korkuyu önceki ifade ile anlatınca, bunun peşinden bir ümit ve teşviki ifade eden ayetini getirerek, "Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan şeylerin Rabbidir, Azîz, Gaffârdır" buyurmuştur. Binaenaleyh O'nun, Rabb oluşu, terbiye edişini, ihsan, kerem ve cömertliğini; Gaffar oluşu da, teşvik ve ümidi ihsas ettirmektedir. Öyleyse O, ibadet edilmesi gerekli olan bir varlıktır. Çünkü O, azabından korkulan, fazlı ve mükâfat vermesi ümit edilen bir zattır. (Fahreddin er-Râzî)
AllahTeâlâ burada, sıfatlarından şu beşini yani, birliğini, kahhâr oluşunu, rubûbiyetini, azîz ve gaffâr oluşunu zikretmiştir. O'nun birliği, haktan yana olanlar ile müşrikler arasında münakaşa konusudur. Hak Teâlâ, birliğine yine kahhar oluşu ile istidlal etmiştir. Fakat O'nun kahhar oluşu, birliğinin ispatına delalet etse bile, bu sıfat aynı zamanda O'ndan alabildiğine korkulmasını gerektiren bir vasıftır. Dolayısıyla bunun peşinden, rahmetine, lutfuna ve keremine delalet eden şu üç sıfatını getirmiştir.
a) Göklerin, yerin ve ikisi arasındaki her şeyin rabbi olması... Bunu anlamak,ancak Allah'ın, gökleri, yeri, dört ana unsuru ve onlardan doğan üç varlık çeşidini yaratışındaki hikmet ve rahmetinin neticeleri hususunda tefekkür ettiğinde, onun bütün bunlardaki sırasını iyice kavramış olursun. Bu ise büyük bir ümidi doğurur.
b) O'nun aziz oluşu... Bu sıfatın bu sadedde getirilmesinin hikmeti şudur: Birisi, farzet ki O, Rabdır, eğiticidir ve kerîmdir. Fakat O, her şeye kadir değildir” diyebilir.Cenab-ı Allah işte böyle bir soruya, kendisinin aziz olduğunu, yani bütün bu mümkinata kādir, her şeyin üstesinden gelen, hiçbir şeyin mağlup edemeyeceği bir zat olduğunu bildirerek cevap vermiştir.
c) O'nun gaffar oluşu... Bu sıfatın burada getirilişinin hikmeti de şudur: Yine birisi, Farz edelim ki O, Rabdır ve lütuf sahibidir. Fakat O, itaat edenler ve ibadette ihlasa ermiş kimseler için böyledir” diyebilir. Cenab-ı Hak işte bu hususa da şu şekilde cevap vermiştir: Birisi, mesela yetmiş yıl küfür üzere devam etse (yaşasa), sonra tövbekâr olsa ben, bu kimsenin ismini, günahkâr defterinden siler, fazlım ve rahmetimle onun bütün günahlarını örter ve onu ebrarın (iyilerin) derecelerine çıkarırım.” (Fahreddin er-Râzî, Âşûr)