Sâd Sûresi 69. Ayet

مَا كَانَ لِيَ مِنْ عِلْمٍ بِالْمَلَأِ الْاَعْلٰٓى اِذْ يَخْتَصِمُونَ  ٦٩

“Aralarında tartıştıkları sırada, yüce topluluğa (ileri gelen melekler topluluğuna) dair benim hiçbir bilgim yoktu.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 مَا yoktu
2 كَانَ ك و ن
3 لِيَ benim
4 مِنْ hiçbir
5 عِلْمٍ bilgi(m) ع ل م
6 بِالْمَلَإِ topluluk م ل ا
7 الْأَعْلَىٰ yüce ع ل و
8 إِذْ sırada
9 يَخْتَصِمُونَ tartıştıkları خ ص م
 

Tefsirlerde genellikle “yüce topluluk” tabiriyle melekler âleminin kastedildiği, meleklerin tartıştıkları konunun da Bakara sûresinde (2/30-33) anlatılan Hz. Âdem’in ve insan türünün yaratılması hadisesi olduğu ifade edilir. Bu bilgilere göre Hz. Muhammed’in peygamberliğini reddeden putperestlere karşı şöyle bir delil ortaya konmaktadır: O yüce topluluk yani melekler insanın yaratılması konusunda aykırı kanaatler ileri sürmüşler, böylece bir tartışmaya girişmişler; Hz. Muhammed de bu olayı anlatmıştır. Melekler tartışırlarken o yanlarında olmadığına göre kendisine bu bilgi ancak vahiy yoluyla gelmiş olabilir; şu halde o hak peygamberdir.

Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 590
 

مَا كَانَ لِيَ مِنْ عِلْمٍ بِالْمَلَأِ الْاَعْلٰٓى اِذْ يَخْتَصِمُونَ

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde ismini ref, haberini nasb eder.  

لِيَ  car mecruru  كَانَ ‘nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. مِنْ  harf-i ceri zaiddir.  عِلْمٍ  lafzen mecrur,  كَانَ ‘nin muahhar ismi olarak mahallen merfûdur.  بِالْمَلَأِ  car mecruru  عِلْمٍ ‘e mütealliktir. الْاَعْلٰٓى  kelimesi  الْمَلَأِ ‘nin sıfat olup, elif üzere mukadder kesra ile mecrurdur. Maksur isimdir.

اِذْ  zaman zarfı  الْمَلَأِ ‘nin mahzuf muzâfuna mütealliktir. Takdiri, علم بكلام الملأ الأعلى (Yüce Olan'ın kelamının ilmi) şeklindedir. يَخْتَصِمُونَ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

يَخْتَصِمُونَ  fiili  نَ ‘ un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ' ı fail olarak mahallen merfûdur. 

مِنْ  nefy, nehîy ve istifham ifadelerinden sonra gelen fail, mef’ûl ve mübtedaya dahil olduğunda zaid olur ve tekid bildirir. (M.Meral Çörtü Nahiv s.341)

Maksur isimler: Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak (ا) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir.  اَلْفَتَى – اَلْعَصَا  gibi…

Maksur isimlerin irab durumu şöyledir: Merfu halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile irab edilir. Yani maksur isimler merfu, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) irab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

(إِذْ) : Yanlız Cümleye muzâf olan zaman zarfıdır. a) (إِذْ) mef’ûlun fih, mef’ûlun bih, mef’ûlun leh olur. b) (إِذْ) den sonra muzâri fiil veya isim cümlesi gelirse gelecek zaman ifade eder. c) (بَيْنَا) ve (بَيْنَمَا) dan sonra gelirse mufâcee (sürpriz) harfi olur. Bu durumda zarf (zaman bildiren isim) değil harf olur. d) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يَخْتَصِمُونَ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  خصم ’dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşâreket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.

 

مَا كَانَ لِيَ مِنْ عِلْمٍ بِالْمَلَأِ الْاَعْلٰٓى اِذْ يَخْتَصِمُونَ

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.

Menfi  كَانَ ’nin dahil olduğu cümle, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. 

Cümlede, takdim tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. Car mecrur olan  لِيَ , nakıs fiil  كَانَ ‘nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. 

مِنْ عِلْمٍ  car mecruruكَانَ ‘nin muahhar ismidir. Zaid  مِنْ  harfi sebebiyle  عِلْمٍ lafzen mecrur, mahallen merfudur.

مِنْ عِلْمٍ ‘deki tenvin kıllet, nev ve umum ifade eder.  مِنْ  harfi kelimeye ‘hiçbir’ anlamı katmıştır. Menfî siyakta nekre, umum ve şümule işarettir. Zaid harfin de ilavesiyle ‘kesinlikle hiçbir bilgiye sahip değilim’ manasına gelir.

مَا كَانُ ‘li olumsuz sıygalar gerçekleşmesi aklen caiz olmayan umumi olumsuzluk için kullanılır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsîr, 3/79)

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  يَخْتَصِمُونَ  cümlesi,  اِذْ ’in muzâfun ileyhidir. 

Zaman zarfı  اِذْ  kelimesiالْمَلَأِ ‘nın mahzuf muzâfına mütealliktir. Takdiri; علم بكلام الملأ الأعلى (Yüce Olan'ın kelamının ilmi)‘dır. 

 بِالْمَلَأِ الْاَعْلٰٓى ‘deki  بِ ,  nebe için iki anlama gelir. Birisi;  الإحاطَةِ  anlamını içeren tadiye, diğeri de zarfiye  ما كانَ لِي عِلْمٌ كائِنٌ في المَلَأِ الأعْلى  yani “ben o mele-i a’lâdakilerle değildim” manasınadır. (Âşûr)

الْاَعْلٰٓى ‘de istiare vardır. Bu kelimenin aslı  ألعلْوٌ  yani  irtifadır. Yeryüzünde görünür şekilde açıkça yükselmektir. Onların zikrinin ağızdan ağıza dolaştığı, övgüsünün görünür şekilde insanlar arasında olduğu hakkında istiare olmuştur. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fî Sûreti Meryem, s. 212)

Bu kelam, onun pek büyük bir haber olduğunu tahkik etmekte, önceden kendisinin (peygamberin) o konuda bir bilgisi olmadığını ve bilginin mutat sebeplerine de hiç baş vurmadığını zikretmektedir. Zira bu da, Kur’an'ın, vahiy yoluyla Allah katından indiğine ve diğer peygamberlerin verdikleri haberlerin de böyle olduğuna dair apaçık bir hüccettir.

Mele-i a'lâ, melekler, Hazret-i Âdem ve lânetli iblistir. Yani bu yüce topluluk arasında tartışma olurken, daha önce benim onlar hakkında hiçbir bilgim yoktu.

Evet, Peygamberimizin, daha önce, anılan topluluk arasında cereyan eden sözler hakkında hiçbir bilgisi olmadığı gibi, Kur’ân'da bildirildiği veçhile, meleklerin secde etmeleri ve iblisin kibir gösterip küfre gitmesi gibi fiilleri hakkında da hiçbir bilgisi yoktu. (Ebüssuûd, Âşûr)