اِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلٰٓئِكَةِ اِنّ۪ي خَالِقٌ بَشَراً مِنْ ط۪ينٍ ٧١
اِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلٰٓئِكَةِ اِنّ۪ي خَالِقٌ بَشَراً مِنْ ط۪ينٍ
Fiil cümlesidir. Zaman zarfı اِذْ , takdiri أذكر (hatırla, düşün) olan mahzuf fiile mütealliktir. قَالَ ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. رَبُّكَ fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. لِلْمَلٰٓئِكَةِ car mecruru قَالَ fiiline mütealliktir. Mekulül-kavl اِنّ۪ي خَالِقٌ ‘dir. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.
İsim cümlesidir. ي mütekellim zamiri اِنَّ ‘nin ismi olarak mahallen mansubdur. خَالِقٌ kelimesi, اِنَّ ‘nin haberi olup damme ile merfûdur. بَشَراً ism-i fail خَالِقٌ ‘ nun mef’ûlun bihi olup fetha ile mansubdur. مِنْ ط۪ينٍ car mecruru بَشَراً ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir.
(إِذْ) : Yanlız Cümleye muzâf olan zaman zarfıdır. a) (إِذْ) mef’ûlun fih, mef’ûlun bih, mef’ûlun leh olur. b) (إِذْ) den sonra muzâri fiil veya isim cümlesi gelirse gelecek zaman ifade eder. c) (بَيْنَا) ve (بَيْنَمَا) dan sonra gelirse mufâcee (sürpriz) harfi olur. Bu durumda zarf (zaman bildiren isim) değil harf olur. d) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
İsmi failin fiil gibi amel şartları şunlardır: 1. Harfi tarifli (ال) olmalıdır. 2. Haber olmalıdır. 3. Sıfat olmalıdır. 4. Hal olmalıdır. 5. Kendisinden önce nefy (olumsuzluk) edatı bulunmalıdır. 6. Kendisinden önce istifham (soru) edatı bulunmalıdır. Şartlardan birinin bulunması amel etmesi için yeterlidir. Bu amel şartlarından birini taşıyan ismi fail kendisinden sonra fail ve meful alabilir. Bu fail veya meful bazen ismi failin muzafun ileyhi konumunda da gelebilir. İsmi fail tercüme edilirken umumiyetle muzari manası verir. Nadiren mazi manası da olabilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
خَالِقٌ ; sülâsî mücerredi خلق olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata), hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir.
اِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلٰٓئِكَةِ اِنّ۪ي خَالِقٌ بَشَراً مِنْ ط۪ينٍ
Ayetin ilk cümlesi istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Zaman zarfı اِذْ ’in takdiri اذكر (Hatırla, düşün.) olan müteallakı mahzuftur. Bu takdire göre cümle emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Zaman ismi olan اِذْ 'in masdara değil de fiil cümlesine muzâf olmasıyla bu vaktin tazimi anlaşılır. Fiil teceddüde ve şimdiki zamana delalet eder. (Âşûr, Hac/26)
Müspet mazi fiil cümlesi faide-i haber ibtidaî kelam olan قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلٰٓئِكَةِ cümlesi اِذْ ’in muzâfun ileyhidir.
رَبُّكَ izafeti muzâfun ileyhin şanı içindir. Ayrıca Rabb isminin seçilmesi Peygamber’e destek mahiyetindedir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu için cümledeki Rabb isminde tecrîd sanatı vardır.
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan … اِنّ۪ي خَالِقٌ بَشَراً cümlesi, اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
اِنَّ ’nin haberinin ism-i fail kalıbıyla gelmesi durumun devamlılığına işaret etmiştir.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
بَشَراً , ism-i fail olan خَالِقٌ ‘un mefûlüdür.
بَشَراً ve مَلٰٓئِكَةِ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı sanatı vardır.
بَشَراً ve ط۪ينٍ kelimelerinin nekre gelişi, tazim ve nev ifade eder.
بَشَراً ‘in mahzuf sıfatına müteallik olan مِنْ ط۪ينٍ ‘deki مِنْ harfi ba’diyet anlamındadır.
Maksat Peygamber (as)'a karşı böbürlenmelerinden dolayı müşrikleri uyarmaktır. Yoksa İblis'in Adem (as)'a kibirlenmekle başına gelenlerin aynısı onlara da gelebilir. (Beyzâvî)
Burada, anılan yüce topluluk arasında cereyan eden tartışmanın mücmel beyanından sonra tafsili beyanına geçilmektedir. (Ebüssuûd)
بَشَراً : Beşeresinin, yani derisinin açık olması itibarıyla insana "beşer" denmiştir. (Elmalılı)
Bu kıssanın ele alınışının maksadı, hasetten ve kibirden men etmektir. Çünkü İblis, düştüğü şeye ancak, hasedi ve kibri sebebiyle düşmüştür. Kâfirler de, Hz Muhammed (sav) ile ancak hasetleri ve kibirleri sebebiyle münakaşa edip, karşı koymuşlardı. Binaenaleyh, Allah Teâlâ bu kıssayı onu dinlemek, böylece de kendilerini bu iki kötü huydan alıkoysun diye zikretmiştir. Netice olarak diyebiliriz ki, Allah Teâlâ, mükellefleri düşünmeye ve istidlâlde bulunmaya, tefekkürde bulunmaya teşvik etmiş; onları inattan, ısrardan ve taklitçilikten men etmiştir. (Fahreddin er-Râzî, Âşûr)