Zümer Sûresi 58. Ayet

اَوْ تَقُولَ ح۪ينَ تَرَى الْعَذَابَ لَوْ اَنَّ ل۪ي كَرَّةً فَاَكُونَ مِنَ الْمُحْسِن۪ينَ  ٥٨

Yahut azabı gördüğünde, “Keşke benim için dünyaya bir dönüş daha olsa da iyilik yapanlardan olsam” demesin.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 أَوْ yahut
2 تَقُولَ demesinden ق و ل
3 حِينَ zaman ح ي ن
4 تَرَى gördüğü ر ا ي
5 الْعَذَابَ azabı ع ذ ب
6 لَوْ keşke
7 أَنَّ gerçekten
8 لِي benim için olsaydı
9 كَرَّةً bir kez daha (dönüş) ك ر ر
10 فَأَكُونَ böylece olsaydım ك و ن
11 مِنَ -den
12 الْمُحْسِنِينَ güzel hareket edenler- ح س ن
 
İnkârcı kişinin âhirette azabı görünce dile getireceği, “Keşke bana bir fırsat daha tanınsa da iyilerden biri olsam!” şeklindeki temennisinin (58. âyet) karşılıksız kalacağı ifade edilmekte ve bunun gerekçesi gösterilmektedir.
 

اَوْ تَقُولَ ح۪ينَ تَرَى الْعَذَابَ لَوْ اَنَّ ل۪ي كَرَّةً فَاَكُونَ مِنَ الْمُحْسِن۪ينَ

 

Fiil cümlesidir. اَوْ  atıf harfi tahyir/tercih ifade eder. تَقُولَ  önceki ayette geçen  اَنْ تَقُولَ  fiiline matuftur. تَقُولَ  fetha ile mansub muzari fiilidir. Faili müstetir olup takdiri  هى ‘dir. Mekulü’l-kavli  اَنَّ ل۪ي كَرَّةً ‘dir. تَقُولَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

ح۪ينَ  zaman zarfı  تَقُولَ  fiiline mütealliktir. تَرَى  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

تَرَى  fiili elif üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Bilmek anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘ dir. الْعَذَابَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

لَوْ  gayr-ı cazim şart harfidir. اَنَّ  masdar harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder. 

ل۪ي  car mecruru  اَنَّ ‘nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. كَرَّةً  kelimesi  اَنَّ ‘nin muahhar ismi olup fetha ile mansubdur. 

فَ  harfi sebebiyyedir. Muzariyi gizli  اَنْ ’le nasb ederek anlamını masdara çevirmiştir. Fâ-i sebebiyyeden önce nefy, talep bulunması gerekir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel önceki temenniden kaynaklanan masdara matuf olup, mahallen merfûdur.  

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. 

اَكُونَ  nakıs, fetha ile mansub muzari fiildir. اَكُونَ ‘nin ismi müstetir olup takdiri  اَنَا ‘ dir. مِنَ الْمُحْسِن۪ينَ  car mecruru  اَكُونَ ‘nin mahzuf haberine müteallik olup, cer alameti  ى ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. 

اَوْ ;Türkçedeki karşılığı “veya, yahut, yoksa” olan bu edat, iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

لَوْ  edatı; şart ilişkisi kurar. Bu edat, gerçekleşmeyen iki fiil arasındaki ayrılmazlık ilişkisini ifade eder. Nahivciler  لَوْ  edatını “şart gerçekleşmediği için cevabının da gerçekleşmemesini gerektiren bir edattır” diye tanımlamaktadırlar. Başka bir deyişle “şart bulunmadığından cevabın da bulunmadığını” ifade eder. Bu tanıma göre cevabın gerçekleşmediğine açık bir şekilde delalet eder. Yani şartın imkânsızlığında cevabın da imkânsızlığını ifade eden bir edat olmaktadır. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette sebep fe (فَ)’sinden sonra gizlenmiştir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:

1. Bilmek manasında olanlar. ألفي -  دري -  رأي -  وجد - علم  fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ -  حسب -  خال - زعم - عدّ  fiilleridir.

3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ  - ردّ  -  ترك  fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.

Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen  اَنَّ ’li ve  اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir: 

1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

الْمُحْسِن۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babından ism-i faildir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

اَوْ تَقُولَ ح۪ينَ تَرَى الْعَذَابَ لَوْ اَنَّ ل۪ي كَرَّةً فَاَكُونَ مِنَ الْمُحْسِن۪ينَ

 

Bu cümle atıf harfi  اَوْ  ile önceki  ayete, hükümde ortaklık nedeniyle atfedilmiştir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. 

Zaman zarfı  ح۪ينَ ’nin muzâfun ileyhi konumundaki  تَرَى الْعَذَابَ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Muzari sıyganın tercih edilmesi cümleye hudûs, teceddüt ve istimrar anlamı katmıştır.  Ayrıca muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

تَقُولَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  لَوْ اَنَّ ل۪ي كَرَّةً فَاَكُونَ مِنَ الْمُحْسِن۪ينَ  cümlesi gayr-ı talebi inşai isnaddır. لَو , ‘keşke’ manasında temenni harfidir. 

Masdar ve tekid harfinin dahil olduğu  اَنَّ ل۪ي كَرَّةً  cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. Cümle masdar teviliyle mahzuf fiilin faili konumundadır. Masdar-ı müevvel olan cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. ل۪ي  car mecruru,  اَنَّ ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir.  كَرَّةً , muahhar ismidir.

كَرَّة ’deki tenvin, taklîl ifade eder.

Fa-i sebebiyye’nin dahil olduğu  فَاَكُونَ مِنَ الْمُحْسِن۪ينَ  cümlesi, masdar teviliyle, cümlenin öncesindeki temenniden kaynaklanan masdara matuftur. Masdar-ı müevvel, كانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Masdar-ı müevvel cümlesinde îcâz-ı hazif sanatı vardır.  مِنَ الْمُحْسِن۪ينَ  car mecruru  كانَ ’nin mahzuf haberine mütealliktir.

Bu ayet-i kerîmelerde gelen  لَوْ , kendinden sonra gelen  فَ  harfindeki gizli  اَنْ  ile mansub olan muzari fiilin delaletiyle temenni ifade etmiştir. Bu harfin  ليت ’den farkı; bu harfle ifade edilen temenninin daha da imkânsız oluşudur. Yani daha mübalağalı olarak temenni ifadesi için kullanılır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi ve Âşûr)

لَوۡ ' deki edebî maksat, temenni edilen şeyi arzulandığı halde nadir ve elde edilmesi güç suretinde göstermektir. لَوۡ 'in kullanım sebebi, temenni edilen şeyin -ki o da tabi olan müşriklerin pişman olmaları sebebiyle dünyaya dönmek için tekrar bir fırsat istemeleridir- elde edilmesinin zor ve imkânsız olduğunu ifade etmektir. (Elif Yavuz, Belâgat İlminde Haber Ve İnşâ (Bakara Suresi Örneği) Yüksek Lisans Tezi)