Nisâ Sûresi 117. Ayet

اِنْ يَدْعُونَ مِنْ دُونِه۪ٓ اِلَّٓا اِنَاثاًۚ وَاِنْ يَدْعُونَ اِلَّا شَيْطَاناً مَر۪يداًۙ  ١١٧

Onlar, Allah’ı bırakıp ancak dişilere tapıyorlar.Hâlbuki (aslında) azgın bir şeytana tapmaktadırlar.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 إِنْ eğer
2 يَدْعُونَ çağırıyorlar د ع و
3 مِنْ
4 دُونِهِ O’nu bırakıp da د و ن
5 إِلَّا yalnızca
6 إِنَاثًا birtakım dişilere ا ن ث
7 وَإِنْ
8 يَدْعُونَ ve çağırıyorlar د ع و
9 إِلَّا yalnızca
10 شَيْطَانًا şeytana ش ط ن
11 مَرِيدًا asi م ر د
 

Dişi putlar” diye tercüme edilen inâs kelimesi sözlükte “dişiler” anlamına gelmektedir. Bunu “dişi putlar” şeklinde çevirmemizin sebebi, bunlardan maksadın “Lât, Uzzâ ve Menât” şeklindeki dişil isimlerle anılan meşhur putlar olduğuna dair açıklamalardır (Taberî’nin de tercihi bu yöndedir, V, 280). Burada Araplar’ın, kadınları aşağıladıkları halde putlarını dişilere mahsus isimlerle anmalarındaki çelişkiye de işaret edilmiştir. Kelimeyi doğrudan “put” manasına gelen vesen kelimesinin çoğulu olarak “vüsünen” şeklinde okuyanlar da olmuştur.

Gerek bu okuyuşu ve gerekse inâs kelimesinin kökünde bulunan “edilgenlik” mânasını göz önüne alarak âyeti daha genel çerçevede yorumlayan tefsirciler, şu ilgi çekici açıklamayı getirmişlerdir: Allah’tan başka hiçbir varlık, kendisine tapanlara bir fayda sağlayamaz, onlara yönelen bir kötülüğü engelleyemez; aksine tapanlar taptıklarına birtakım özellikler verir, menfaatler sağlarlar.

Bu bakımdan “Allah’tan başka bir varlığın tanrı kabul edildiği” hiçbir din farklı ve müstesna değildir, buradaki “Allah’ı bırakıp...” ifadesi bu gerçeği dile getirmektedir.

İnsanın bilgi edinmesini, karar vermesini, arzu etmesini ve eyleme geçmesini sağlayan psikolojik yapı içinde yanıltıcı, olumsuz, çirkin ve günah olan kararlara, eylemlere götüren, iten unsurlar da vardır. Her bir fert psikolojik hayatında, şahsî tecrübesinde içindeki iyi ile kötüyü, iyiliğe çeken güçle kötülüğe çeken gücü tanır, hisseder, yaşar.

Bunlar akıl denilen melekeyi de etki altına alır, yanlış bilgi ve kanaat üretmesine, yanlış yöne gitme kararı almasına sebep olabilirler. İnsanın ruh yapısında mevcut olan bu ikilinin iyi olanı rahmâna, O’nu dinlemeye, O’na itaat etmeye; kötü olanı ise şeytana, onu dinlemeye ve onunla iş birliğine açıktır, yatkındır.

Şeytanların başı İblîs Allah’ın emrine karşı gelmiş, onun hemcinsleri de bu özelliği devralmışlardır. Başta putperestlik olmak üzere hak ve hakikate ters düşen dinlere intisap eden kimseler olsun, müslüman oldukları halde günah işleyen, amelde kusuru olan şahıslar olsun bu inanış ve davranışlarıyla günaha girmiş olmaktadırlar. Onları bu günaha iten güçler arasında şeytan da vardır. Şu halde puta tapan aslında şeytana tapmakta, ona itaat etmektedir. Çünkü putların insanları etkileme güçleri yoktur, etkileyenlerin başında Allah’ın buyruğuna karşı gelen şeytan vardır.

 

Kaynak : Kur’ân Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 147-148

 

 

اِنْ يَدْعُونَ مِنْ دُونِه۪ٓ اِلَّٓا اِنَاثاًۚ

 

اِنْ  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَدْعُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzaridir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

مِنْ دُونِه۪ٓ  car mecruru  يَدْعُونَ  fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir  ه۪ٓ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

اِلَّٓا  hasr edatıdır.  اِنَاثًا  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

اِنَاثًا kelimesi  أنثى ‘nın çoğulu olup sıfat-ı müşebbehedir. Sıfatı müşebbehe; “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 وَاِنْ يَدْعُونَ اِلَّا شَيْطَاناً مَر۪يداًۙ


وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اِنْ  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَدْعُونَ fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzaridir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

اِلَّٓا  hasr edatıdır.  شَيْطَانًا  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  مَر۪يدًا  kelimesi  شَيْطَانًا ’in sıfatı olup fetha ile mansubdur. 

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مَر۪يدًا kelimesi sıfat-ı müşebbehedir. 

 

اِنْ يَدْعُونَ مِنْ دُونِه۪ٓ اِلَّٓا اِنَاثاًۚ

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Kasrla tekid edilmiş muzari fiil cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Nefy harfi  اِنْ  ve istisna harfi  اِلَّٓا  ile oluşan iki tekid hükmündeki kasr, fiille mef’ûlu arasındadır.

يَدْعُونَ  maksur/sıfat,  اِنَاثًا  maksurun aleyh/mevsûf, olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’s-mevsûftur. Yani müsned, bu mef’ûle hasredilmiştir. Yani ‘onlar sadece dişilere ibadet ederler, başka hiçbir şeye değil’ demektir. Kasr-ı mevsuf ale’s-sıfat olması caizdir. Bu durumda fâil, mef'ûl üzerinde gerçekleşen fiile tahsis edilmiş olur. 

Bu kasr, kasr-ı iddiâî’dir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

اِنْ  ve اِلَّٓا  ile kurulan kasr cümleleri,  اِنْ  harfindeki hemzenin kuvveti dolayısıyla  ما ve  اِلَّٓا  ile kurulan kasr cümlelerinden daha kuvvetlidir.

اِنَاثًا ’deki tenvin tahkir ifade eder. 

اِنَاثًا  dişi kabul ettikleri putlardan kinayedir. 

مِنْ دُونِه۪ٓ  izafeti gayrının tahkiri içindir. 

دُونِه۪  tabirinin, ‘Allah'tan gayrı’ ve ‘Allah’la beraber’ olmak üzere iki manası vardır. (Medine Balcı c. 8, s. 723)


 وَاِنْ يَدْعُونَ اِلَّا شَيْطَاناً مَر۪يداًۙ


وَ  istînâfiyyedir. İstînâfiye  وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı) 

Kasrla tekid edilmiş muzari fiil cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Nefy harfi  اِنْ  اِنْ  ve istisna harfi  اِلَّٓا  ile oluşan iki tekid hükmündeki kasr fiille mef’ûlu arasındadır.

Kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır.  يَدْعُونَ  maksûr,  شَيْطَانًا  sıfattır. Yani ‘onlar sadece şeytana ibadet ederler, başka hiçbir şeye değil’ demektir.

شَيْطَانًا ’deki tenvin tahkir ifade eder. 

مَر۪يدًا  kelimesi  شَيْطَاناً  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

Ayette geçen  مَر۪يدًا  kelimesi, “taattan iyice uzak olma” manasında, “isyanda (azgınlıkta) ileri giden” demektir. Nitekim böylesi kimselere, “marid” ve “merîd” denilir.

Yine Zeccac, üzerinde birşey olmayan dümdüz duvar, yaprakları tamamen dökülmüş olan ağaç, sakal mahalli dümdüz ve parlak olduğu için sakalı çıkmayan kimseye de, binaenaleyh taatten iyice uzak olan kimseye de taattan iyice soyunmuş ve taatten kendisine birşey bulaşmamış olduğu için “merîd” ve “marîd” denildiğini söylemiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

اِنْ يَدْعُونَ مِنْ دُونِه۪ٓ اِلَّٓا اِنَاثًا  cümlesiyle  وَاِنْ يَدْعُونَ اِلَّا شَيْطَانًا مَر۪يدًا  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.

اِنْ يَدْعُونَ اِلَّا  ibaresinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

[Ama] bu putlara tapmakla [aslında, inatçı bir şeytandan başkasına dua] yani kulluk [etmiş olmuyorlar!] Çünkü onları putlara tapmaya kışkırtan odur. Onlar da ona itaat ediyorlar. Dolayısıyla ona itaatleri kulluk etmek olarak değerlendirilmiş oluyor. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Ayette yer alan, (çağırırlar, dua ederler) kelimesi, “ibadet ederler” manasınadır. Çünkü bir şeye tapan kimse ona muhtaç olduğu zaman ona dua eder. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

شَيْطَانًا مَر۪يدًا  [İnatçı şeytan] terkibinde istiare vardır. Yüce Allah, emirlerine karşı inatla karşı çıkan her azgın kimse için müstear olarak şeytan lafzını kullanmıştır.(Sâbûnî, Safvetu’t Tefasir, Hac/3)