Nisâ Sûresi 120. Ayet

يَعِدُهُمْ وَيُمَنّ۪يهِمْۜ وَمَا يَعِدُهُمُ الشَّيْطَانُ اِلَّا غُرُوراً  ١٢٠

Şeytan onlara (birçok) vaadde bulunur ve onları kuruntulara sürükler. Oysa şeytan, ancak aldatmak için onlara vaadde bulunuyor.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 يَعِدُهُمْ (Şeytan) onlara söz verir و ع د
2 وَيُمَنِّيهِمْ ve umut verir م ن ي
3 وَمَا ve değildir
4 يَعِدُهُمُ sözü و ع د
5 الشَّيْطَانُ şeytanın ش ط ن
6 إِلَّا başka bir şey
7 غُرُورًا aldatmadan غ ر ر
 

Meni مني : Takdir demektir. مَنِيٌّ Canlıların kendisiyle yaratıldığı maddeye de denmiştir. تَمَنِّي ise bir şeyi gönülde değerlendirip düşünmektir. Bu da bazen tahmin ve zan ile, bazen de bilgiden ve bir asla dayanarak meydana gelir. (Müfredat) Kur’ân’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 22 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri temenni etmek, meni ve istimnâdır. (Kur’ânı Anlayarak Okuma Rehberi)

 

يَعِدُهُمْ وَيُمَنّ۪يهِمْۜ


Fiil cümlesidir.  يَعِدُهُمْ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

İkinci mef’ûlun bih mahzuftur. Takdiri, طول العمر  (Ömrü boyunca) şeklindedir. يُمَنّ۪يهِمْ  atıf harfi  وَ  ile makabline matuftur.

يُمَنّ۪يهِمْ  fiili ي  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هو ’dir. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İkinci mef’ûlun bih mahzuftur. Takdiri, نيل الآمال (Emellere kavuşmak) şeklindedir. 

يُمَنّ۪يهِمْۜ  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Tef’il babındandır. Sülâsîsi  مني ’dir. 

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef’ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef’ûlu herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar. 


وَمَا يَعِدُهُمُ الشَّيْطَانُ اِلَّا غُرُوراً

 

Fiil cümlesidir. وَ  haliyyedir. İstînâfiyye olması da caizdir. مَا  nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  يَعِدُهُمُ  damme ile merfû muzari fiildir. 

Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubtur.  الشَّيْطَانُ  fail olup damme ile merfûdur.

اِلَّا  hasr edatıdır.  غُرُورًا  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

 

يَعِدُهُمْ وَيُمَنّ۪يهِمْۜ

 

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

İstimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Aynı üslupta gelen  يُمَنّ۪يهِمْ  cümlesi atıf harfi  وَ ’la makabline atfedilmiştir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.


وَمَا يَعِدُهُمُ الشَّيْطَانُ اِلَّا غُرُوراً

 

وَ ’la gelen cümle hal veya istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl- Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Nefy harfi  مَا  ve istisnâ harfi  اِلَّٓا  ile oluşan kasrla tekid edilmiş muzari fiil sıygasında haberî isnaddır. Faide-i haber inkârî kelamdır.

Kasr, fiille ve mef’ûlü arasındadır. Kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır.

الشَّيْطَانُ  maksûr/mevsuf,  غُرُورًا  maksûrun aleyh/sıfattır. Yani şeytanın onlara olan vaadi, aldanıştan başka birşey değildir. 

وَمَا يَعِدُهُمُ الشَّيْطَانُ  ifadesinde şeytanın isminin müstetir zamir olarak gelmeyip de açık olarak gelmesi, bu itirazî cümlenin müstakil bir cümle olmasındandır. Nitekim eğer onda başka cümleye dönen bir zamir bulunmuş olsaydı, nesirin içerisine nazmın uygunsuz bir şekilde dahil edilmesi gibi bir durum gerçekleşmiş olacaktı. Öyle ki söz konusu cümle, ayetin akışına uygun olarak devam edegeldiğinden, onun parçalarından olmayan bir zamirin buraya dahil edilişi, dilsel anlamda uygun olmayacaktır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, İsra/64)

Rûhu’l Meânî’de başına olumsuzluk ifade eden  مَا  harfi gelen muzari fiilin teceddüdî istimrara delalet ettiği yazılıdır. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s.49)

يَعِدُهُمْ - مَا يَعِدُهُمُ  kelimeleri arasında tıbâk-ı selb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

İlk cümlede olduğu gibi ikinci cümlede de failin zikredilmesi gerekmiyordu. Şeytan isminin açıkça zikredilmesi onun ismini zihne yerleştirmek ve tahkir içindir.

Ayette geçen  غُرُورًا  kelimesi ‘aldanma’ demektir. Türkçede bir anlam kaymasına uğradığını söyleyebiliriz.

O inatçı melun şeytan lanetlenince Allah’a karşı bu beş sözü haliyle veya sözlü olarak yemin ile söyledi. Bu şekilde Allah’ın kullarına musallat olarak onlardan belli bir hisse almaya karar verdi ki işte şirkin başı ve sapkınlığın kaynağı budur. Kâinat içinde insanlara düşman olan ve insanların kalbine nüfuz ederek onları hak ve hayırdan şaşırtan melun bir geçici kuvvet vardır ki Allah’ın emrine ilk isyan eden ve insanların aklını şaşırtan odur. Ve o inatçı şeytan Allah’ın lanetini ve bu sözleri söylemek kötülüğünü üzerinde toplayan böyle bir melundur. Ve müşrikler dişiye tapmakla veya dişi durumuna düşmekle böyle bir şeytana tapmış olmaktan başka bir şey yapmazlar. Halbuki Allah’ı bırakıp da şeytanı veliyyü’l-emr (amir) edinenler, Allah’ın emrini dinlemeyip şeytana itaat edenler, artık çok açık bir şekilde zarar ederler. Zira şeytan onlara devamlı vaatlerde bulunur, arzular verir, ağızlarının suyunu akıtır, fakat o melun şeytan onlara gururdan başka bir şey vadetmez.

“Gurur”, insanın pek hoş bir şey buldum sanarak keyiflenip sonra onun çok fena bir şey olduğunu anlayarak acı duyması, önceden yalan yere sevinip sonradan ciddi olarak yerinmesi yani aldanmasıdır ki şeytanın bütün vaatleri ve aldatmacaları hep böyle bir gururdan başka bir şey ifade etmez. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)