وَيَسْتَفْتُونَكَ فِي النِّسَٓاءِۜ قُلِ اللّٰهُ يُفْت۪يكُمْ ف۪يهِنَّۙ وَمَا يُتْلٰى عَلَيْكُمْ فِي الْكِتَابِ ف۪ي يَتَامَى النِّسَٓاءِ الّٰت۪ي لَا تُؤْتُونَهُنَّ مَا كُتِبَ لَهُنَّ وَتَرْغَبُونَ اَنْ تَنْكِحُوهُنَّ وَالْمُسْتَضْعَف۪ينَ مِنَ الْوِلْدَانِۙ وَاَنْ تَقُومُوا لِلْيَتَامٰى بِالْقِسْطِۜ وَمَا تَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ فَاِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِه۪ عَل۪يماً ١٢٧
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَيَسْتَفْتُونَكَ | senden fetva istiyorlar |
|
| 2 | فِي | hakkında |
|
| 3 | النِّسَاءِ | kadınlar |
|
| 4 | قُلِ | de ki |
|
| 5 | اللَّهُ | Allah |
|
| 6 | يُفْتِيكُمْ | size hükmünü açıklıyor |
|
| 7 | فِيهِنَّ | onlar hakkında |
|
| 8 | وَمَا | vardır |
|
| 9 | يُتْلَىٰ | okunan(ayet)ler |
|
| 10 | عَلَيْكُمْ | size |
|
| 11 | فِي |
|
|
| 12 | الْكِتَابِ | Kitapta |
|
| 13 | فِي | hakkında |
|
| 14 | يَتَامَى | öksüz |
|
| 15 | النِّسَاءِ | kadınlar |
|
| 16 | اللَّاتِي | onlar ki |
|
| 17 | لَا |
|
|
| 18 | تُؤْتُونَهُنَّ | onlara vermiyorsunuz |
|
| 19 | مَا | olanı |
|
| 20 | كُتِبَ | yazılmış |
|
| 21 | لَهُنَّ | kendilerine |
|
| 22 | وَتَرْغَبُونَ | ve istiyorsunuz |
|
| 23 | أَنْ |
|
|
| 24 | تَنْكِحُوهُنَّ | kendileriyle evlenmek |
|
| 25 | وَالْمُسْتَضْعَفِينَ | ve zavallı |
|
| 26 | مِنَ | hakkında |
|
| 27 | الْوِلْدَانِ | çocuklar |
|
| 28 | وَأَنْ | ve hakkında |
|
| 29 | تَقُومُوا | yerine getirmeniz |
|
| 30 | لِلْيَتَامَىٰ | öksüzlere karşı |
|
| 31 | بِالْقِسْطِ | adaleti |
|
| 32 | وَمَا |
|
|
| 33 | تَفْعَلُوا | yapacağınız |
|
| 34 | مِنْ | her |
|
| 35 | خَيْرٍ | hayrı |
|
| 36 | فَإِنَّ | muhakkak ki |
|
| 37 | اللَّهَ | Allah |
|
| 38 | كَانَ |
|
|
| 39 | بِهِ | onu |
|
| 40 | عَلِيمًا | bilir |
|
Rağibe رغب : رَغْبَة Bu kelimenin asıl anlamı, bir şeyin geniş olmasıdır. رَغْبٌ kelimesi في ve إلى edatlarıyla geldiğinde, bir şeyi arzulamak anlamına gelir. رَغِيبٌ çokça bağış ve lutuf anlamındadır. (Müfredat) Kur’ân’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 8 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri rağbet, Regaib ve Ragıb'dır. (Kur’ânı Anlayarak Okuma Rehberi)
وَيَسْتَفْتُونَكَ فِي النِّسَٓاءِۜ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. يَسْتَفْتُونَكَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
Muttasıl zamir كَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. فِي النِّسَٓاءِ car mecruru يَسْتَفْتُونَكَ fiiline mütealliktir. Muzâf mahzuftur. Takdiri, شأن النساء (Kadınların durumu) şeklindedir.
يَسْتَفْتُونَ fiili, sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir.İstif’all babındadır. Sülâsîsi فتي ’dir.
Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikad gibi anlamları katar.
قُلِ اللّٰهُ يُفْت۪يكُمْ ف۪يهِنَّۙ
Fiil cümlesidir. قُلِ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. Mekulü’l-kavl اللّٰهُ يُفْت۪يكُمْ ف۪يهِنَّ ’dir. قُلْ fiilinin mef’ûlün bihi olarak mahallen mansubdur.
اللّٰهُ lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur. يُفْت۪يكُمْ cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.
يُفْت۪يكُمْ fiili ی üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir كُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. ف۪يهِنَّ car mecruru يُفْت۪يكُمْ fiiline mütealliktir.
يُفْت۪يكُمْ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi فتي ’dir.
İf’al babı fiille ta’diye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekana duhul, temkin (imkan sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَمَا يُتْلٰى عَلَيْكُمْ فِي الْكِتَابِ ف۪ي يَتَامَى النِّسَٓاءِ الّٰت۪ي لَا تُؤْتُونَهُنَّ مَا كُتِبَ لَهُنَّ
Müşterek ism-i mevsul مَا, atıf harfi وَ ile lafza-i celâle matuf olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası يُتْلٰى عَلَيْكُمْ فِي الْكِتَابِ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.
يُتْلٰى elif üzere mukadder damme ile merfû meçhul muzari fiildir. Naib-i faili müstetir olup takdiri هو ’dir. عَلَيْكُمْ car mecruru يُتْلٰى fiiline mütealliktir.
فِي الْكِتَابِ car mecruru يُتْلٰى ’daki zamirin mahzuf haline veya يُتْلٰى fiiline mütealliktir. ف۪ي يَتَامَى car mecruru فِي الْكِتَابِ car mecrurunun müteallakının müteallıkı veya ondan bedel olup elif üzere mukadder kesra ile mecrurdur. النِّسَٓاءِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
الّٰت۪ي müfred müennes has ism-i mevsul يَتَامَى ’nın sıfatı olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsulun sılası لَا تُؤْتُونَهُنَّ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.
لَا nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تُؤْتُونَهُنَّ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُنَّ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
Müşterek ism-i mevsûl مَا ikinci mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası كُتِبَ لَهُنَّ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.
كُتِبَ fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. Naib-i faili müstetir olup takdiri هو ’dir. لَهُنَّ car mecruru كُتِبَ fiiline mütealliktir.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Has ism-i mevsûller marife isimden sonra geldiğinde kelimenin sıfatı olur. Cümledeki yerine göre onun unsuru (Fail, mef’ûl,muzâfun ileyh) olur. (Arapça Dil Bilgisi, Nahiv, Dr. M.Meral Çörtü,s; 44)
تُؤْتُونَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أتي ’dır.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَتَرْغَبُونَ اَنْ تَنْكِحُوهُنَّ وَالْمُسْتَضْعَف۪ينَ مِنَ الْوِلْدَانِۙ وَاَنْ تَقُومُوا لِلْيَتَامٰى بِالْقِسْطِۜ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Haliyye olması da caizdir. تَرْغَبُونَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اَنْ ve masdar-ı müevvel mahzuf عَنْ harfi ceriyle تَرْغَبُونَ fiiline mütealliktir.
تَنْكِحُوهُنَّ fiili نَ ‘un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُنَّ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
الْمُسْتَضْعَف۪ينَ atıf harfi وَ ’la يَتَامَى النِّسَٓاءِ ‘ye matuf olup cer alameti ى ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. مِنَ الْوِلْدَانِ car mecruru الْمُسْتَضْعَف۪ينَ ’nin mahzuf haline mütealliktir.
اَنْ ve masdar-ı müevvel atıf harfi وَ ile mahzuf في harf-i ceriyle يَتَامَى النِّسَٓاءِ ‘ya matuf olup mahallen mecrurdur. Takdiri, وفي أن تقوموا لليتامى şeklindedir.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
تَقُومُوا fiili نَ ‘un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
لِلْيَتَامٰى car mecruru تَقُومُوا fiiline müteallik olup, elif üzere mukadder kesra ile mecrurdur. بِالْقِسْطِ car mecruru تَقُومُوا fiiline mütealliktir.
Fiil-i muzarinin başına اَنْ harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَمَا تَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ فَاِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِه۪ عَل۪يماً
وَ istînâfiyyedir. مَا iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mukaddem mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
تَفۡعَلُوا۟ şart fiili olup, ن ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. مِنۡ خَیۡرࣲ car mecruru mahzuf zamirin mahzuf haline mütealliktir. Takdiri, ما تفعلوه من خير (Hayır olarak yaptığınız şey) şeklindedir.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.
ٱللَّهَ lafza-i celâl إِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. كَانَ ‘nin dahil olduğu cümle اِنّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كَانَ ’nin ismi, müstetir olup takdiri هُو ’dir. بِه۪ car mecruru عَل۪يمًا ’e mütealliktir. عَل۪يمًا kelimesi كَانَ ’nin haberi olup fetha ile mansubdur.
عَل۪يمًا kelimesi mübalağalı ism-i fail kalıbındandır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَيَسْتَفْتُونَكَ فِي النِّسَٓاءِۜ
وَ istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Ayetin ilk cümlesi müspet muzari fiil sıygasında, lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır. İstimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Vahidî (r.a) şöyle demiştir: اِستِفتَى, fetva istemek manasındadır. Mesela, Arapçada “Adamdan, mesele hakkında fetva sordum, o da bana tam olarak, fetva verdi.” denir. Bu fiilin masdarı اِفْتَى olup فَتْوَى ve فُتْيا kelimeleri de اِفْتَى manasına kullanılan iki isimdir. اِفْتَى kelimesi, müşkil olan bir şeyi açıklığa kavuşturmak manasındadır. Kelimenin aslı, kuvvetlenen ve kemale eren genç manasındaki فتى kelimesidir. Sanki bir kimsenin müşkilini (problem) halleden, onu dinç bir genç gibi kuvvetlendirmiş olur. Fetva, zor bir olayda doğru hükmü açıklamakla, amel edecek kimsenin kalbine bir kuvvet vermektir. مُفْتيِ (müftü) de bu kuvveti verebilmek için ehliyetine ve salahiyetine, ahlâk ve gücüne hakkıyla güvenilir bir zat olması gerekir ki bu da (Bakara Suresi, 112) ayetinin delaleti üzere islâm ve ihsan sahibi olmak ve (Nisa Suresi, 83) ayetinin delaleti üzere istinbata (dini delillerden sonuç çıkarmaya) gücü yeten alimlerden olmakla mümkün olur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb, Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)
قُلِ اللّٰهُ يُفْت۪يكُمْ ف۪يهِنَّۙ
Cümle, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
قُلِ fiilinin mekulü’l-kavli olan اللّٰهُ يُفْت۪يكُمْ ف۪يهِنَّ cümle, mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Lafza-i celâl müsnedün ileyh, يُفْت۪يكُمْ cümlesi müsneddir.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Cümlede müsnedin muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
يَسْتَفْتُونَكَ - يُفْت۪يكُمْ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
وَمَا يُتْلٰى عَلَيْكُمْ فِي الْكِتَابِ ف۪ي يَتَامَى النِّسَٓاءِ الّٰت۪ي لَا تُؤْتُونَهُنَّ مَا كُتِبَ لَهُنَّ
Müşterek ism-i mevsûl مَا , atıf harfi وَ ‘ la lafza-i celâle atfedilmiştir. Sılası olan يُتْلٰى عَلَيْكُمْ فِي الْكِتَابِ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
يُتْلٰى ve كُتِبَ fiileri meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.
Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
يَتَامَى için sıfat konumunda olan müfret müennes has ism-i mevsûl الّٰت۪ٓي ‘nin sılası olan لَا تُؤْتُونَهُنَّ cümlesi, menfi muzari fiil sıygasında lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
İkinci mef’ûl konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَا ’nın sılası olan كُتِبَ لَهُنَّ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Resulüm; senden kadınlar hakkındaki hükümleri soruyorlar. Onların sordukları özellikle kadınların mirastaki payları değildi. Peygambere kadınlarla ilgili birçok şey sormuşlardı. Sorulan konulardan bir çoğuna ilişkin hükümlerin beyanı, Kur’an’ın ilgili ayetlerine havale edilmiştir. Bazı hükümler de burada açıklanıyor.
وَمَا يُتْلٰى عَلَيْكُمْ فِي الْكِتَابِ [Kitapta size okunan] ifadesi, bir arızi (ara) cümle olabilir. Buna göre Kitap’tan maksat, Levh-i Mahfûz’dur ve amaç okunan ayetlerin yüceliğini ortaya koymak, Kitab’ın tesis ettiği hukuka göre adaleti ve hakkaniyeti sağlamaktır. Bu tefsire göre مَا يُتْلٰى [okunanlar] kavramı hem daha önce geçen ayetlerde okunanları hem de bundan sonraki ayetlerde okunacakları kapsar.
مَا يُتْلٰى عَلَيْكُمْ فِي الْكِتَاب [Kitapta size okunan] cümlesi, yemin cümlesi de olabilir. Buna göre üzerine yemin edilenin şanını tazim için zikredilmiş olur. Yani “De ki: Ve Kitapta size okunanlara yemin ederim.” anlamına gelir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s - Selîm)
الْكِتَابِ Kur’an-ı Kerim’den kinayedir.
يُتْلٰى [Okunan] tabirinde Kur’an’ın dinlenmesine işaret vardır.
Bahsedilen fetva verme şunlar hakkındadır: Kadın yetimler yahut yetim kızlar ve kadınlar hakkında ki siz onlara yazılmış farz olan miras, mehir ve diğerleri gibi haklarını vermezsiniz, bir de onları kendinize nikâh etmeyi arzu edersiniz veya kimseye nikâh etmek istemezsiniz ve her iki şekilde sefalete düşürürsünüz. Bunun nüzul sebebi (Nisa Suresi, 3) ayetinde Hazreti Âişe’den rivayet olarak nakledilmiştir.
Fetva verme, bir de baliğ olmayan (ergenlik çağına ermeyen) küçük çocuklar hakkındadır ki bunlara miras vermiyorlardı, (Nisa Suresi, 11) buyuruldu. Bir de bütün yetimler hakkında adaletli olmanız, işlerine adalet ile bakmanız hakkındadır. Ki (Nisa Suresi, 2) gibi ayetlerdir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb, Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
وَتَرْغَبُونَ اَنْ تَنْكِحُوهُنَّ وَالْمُسْتَضْعَف۪ينَ مِنَ الْوِلْدَانِۙ وَاَنْ تَقُومُوا لِلْيَتَامٰى بِالْقِسْطِۜ
Cümle, atıf harfi وَ ’la لَا تُؤْتُونَهُنَّ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi tezayüftür. Müspet muzari fiil sıygasında, lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki تَنْكِحُوهُنَّ وَالْمُسْتَضْعَف۪ينَ مِنَ الْوِلْدَانِۙ cümlesi, masdar teviliyle تَرْغَبُونَ fiilinin mef’ûlüdür.
Masdar-ı müevvel müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
الْمُسْتَضْعَف۪ينَ kelimesi tezayüf sebebiyle يَتَامَى النِّسَٓاءِ ‘ ye atfedilmiştir.
مِنَ الْوِلْدَانِ ‘deki مِنَ harfi ba'diyet ifade eder.
الْمُسْتَضْعَف۪ينَ kelimesi يَتَامَى النِّسَٓاءِ ‘ye atfedilmiştir. Tekmil ve idmâcdır. Çünkü hususi olarak kadınların durumu hakkındadır. وَالْمُسْتَضْعَف۪ينَ ’den murad, zayıf kadınlardır. Lakin müzekker sıygasıyla tağlîb olarak gelmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki تَقُومُوا لِلْيَتَامٰى بِالْقِسْطِ cümlesi, takdir edilen في harfi ile ف۪ي يَتَامَى النِّسَٓاءِ ’ye matuftur. في harfinin mahzuf oluşu, îcâz-ı hazîf sanatıdır.
Masdar-ı müevvel, muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Atıf sebebi temasüldür. Harf-i cerin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
الْمُسْتَضْعَف۪ينَ - لْيَتَامٰى - الْوِلْدَانِۙ ve يُتْلٰى - الْكِتَابِ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
الْكِتَابِ - اَنْ - مَا - لْيَتَامٰى - النِّسَٓاءِ - هُنَّ kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
تَرْغَبُونَ fiili hem istediğiniz hem de istemediğiniz manasında tezdaddandır, tevcih sanatı vardır. (Medine Balcı, Dergâhu’l Kur’an)
الْقِسْطِ her şeye “hakkını” vermek demektir. Belki birisinin hakkı azdır, ona çok vermek adil olmaz. Bu kelimenin iki manası vardır: 1- Taksit taksit, 2- Payını vermek.
الْقِسْطِ ; güzel taksim etmek, hak sahibine malını vermek demektir.
عدل ise eşitlik demektir. Örneğin ceviz; herkese birer tane verilirse adalet olur ama daha çok ihtiyacı olana daha çok verilmesi kıst olur.
وَمَا تَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ فَاِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِه۪ عَل۪يماً
وَ istînâfiyyedir. Şart üslubunda haberî isnaddır. Şart üslubunda gelen terkipte şart ismi olan مَا , mukaddem mef’ûldür. Müspet muzari fiil sıygasındaki تَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ cümlesi, şarttır.
خَيْرٍ deki nekrelik, muayyen olmayan nev ifade etmiştir. مِنْ خَيْرٍ car mecruru مَا 'nın mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
فَ karinesiyle gelen فَاِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِه۪ عَل۪يماً şeklindeki cevap cümlesi, اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkâri kelamdır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
اِنّ ’nin haberi olan كَانَ بِه۪ عَل۪يماً , nakıs fiil كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler, اِنَّ ve isim cümlesi sebebiyle tekit ifade eden çok muhkem cümlelerdir.
عَل۪يماً mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip faide-i haber inkârî kelamdır.
Allah Teâlâ kendi vasıflarını كَانَ ile birlikte kullandığında aslında bizlere bildirmeden hatta bizleri yaratmadan önce bu vasıflarla muttasıl olduğunu haber vermektedir. Bu sıfatlar ezelde hiçbir şey yokken Allah’ın zatıyla birlikte vardı, ezelî olan ebedidir. Bu yüzden umumiyetle geçmiş zamana delalet eden كَانَ bu durumda cümleye kesinlik kazandırmaktadır. Onun vasıfları ezelden ebede kadar devam edecektir. Bunun aksini hiç kimse düşünemez. Râgıb el-İsfahânî كَانَ ’nin geçmiş zaman için kullanıldığını, Allah ile ilgili sıfatları ifade ederken ezel anlamı kattığı belirtilmiştir. Bu fiilin, bir cinste var olan bir vasıf ile ilgili kullanılması durumunda söz konusu vasfın o cinsin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguladığını ve ona dikkat çektiğini ifade eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde كَانَ ’nin Fiili ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi, Sayı 41)
[Hayırdan ne yaparsanız Allah bilir.] cümlesinde lâzım söylenmiş, melzûmu yani “karşılığını verir” manası kastedilmiştir. Lâzım-melzûm alakasıyla mecâz-ı mürseldir.
“Kadınlar, yetim kızlar, zayıf düşmüş çocuklar ve bunlara adaletle davranma meselesi (aynı ayette) geçince (Allah Teâlâ) hemen ardından zikrettiği kişiler sebebiyle kendisinin yapılan her türlü hayrı bildiğini ve ona göre sevap ve mükafatla karşılık vereceğini buyurdu.” Bu ayette yetim ve güçsüzler hakkında müminlere hem bir ikaz hem de sevap vesilesi olması mahiyetinde Allah Teâlâ tüm amelleri bildiğini buyurmuştur. (Keziban Dut,Ayet Sonlarındaki Esmâü’l-Hüsnâ’nin Ayetle Olan Münâsebeti (Fâtiha, Bakara, Âl-İ İmrân Ve Nisâ Sureleri Bağlamında)