اِنَّ الَّذ۪ينَ يَكْفُرُونَ بِاللّٰهِ وَرُسُلِه۪ وَيُر۪يدُونَ اَنْ يُفَرِّقُوا بَيْنَ اللّٰهِ وَرُسُلِه۪ وَيَقُولُونَ نُؤْمِنُ بِبَعْضٍ وَنَكْفُرُ بِبَعْضٍۙ وَيُر۪يدُونَ اَنْ يَتَّخِذُوا بَيْنَ ذٰلِكَ سَب۪يلاًۙ ١٥٠
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | إِنَّ | şüphesiz |
|
| 2 | الَّذِينَ | okimseler ki |
|
| 3 | يَكْفُرُونَ | inkar ederler |
|
| 4 | بِاللَّهِ | Allah’ı |
|
| 5 | وَرُسُلِهِ | ve elçilerini |
|
| 6 | وَيُرِيدُونَ | ve isterler |
|
| 7 | أَنْ |
|
|
| 8 | يُفَرِّقُوا | ayırmak |
|
| 9 | بَيْنَ | arasını |
|
| 10 | اللَّهِ | Allah |
|
| 11 | وَرُسُلِهِ | ile elçilerinin |
|
| 12 | وَيَقُولُونَ | ve derler |
|
| 13 | نُؤْمِنُ | inanırız |
|
| 14 | بِبَعْضٍ | kimine |
|
| 15 | وَنَكْفُرُ | ve inkar ederiz |
|
| 16 | بِبَعْضٍ | kimini |
|
| 17 | وَيُرِيدُونَ | ve isterler |
|
| 18 | أَنْ |
|
|
| 19 | يَتَّخِذُوا | tutmak |
|
| 20 | بَيْنَ | arasında |
|
| 21 | ذَٰلِكَ | bunun (ikisinin) |
|
| 22 | سَبِيلًا | bir yol |
|
İlâhî dinlerin tamamı Allah’ın vahiy yoluyla peygamberlerine gerekli bilgiyi göndermesi, onların da ümmetlerine bunları iletmeleri, uygulamada örneklik etmeleri suretiyle oluşmuştur. Vahiy tek kaynaktan geldiği için bu dinler arasında çelişki bulunması mümkün değildir; farklılıklar ise dinin, dünya hayatını düzenleyen kurallarının, medenî ve zihnî seviyeye uymak durumunda olmasından kaynaklanmıştır. Bu dinlerin her biri, daha önce gelmiş ve peygamberine bildirilmiş bulunan dinleri onaylar, onların da hak dinler olduklarını kabul ederler.
Bu cümleden olarak müslümanlar, Hz. Âdem’den Rasûl-i Ekrem’e kadar gelmiş geçmiş bütün peygamberlere ve onların getirdikleri kitaplara inanırlar. Yahudilerin ve hıristiyanların da –vahye dayalı, ilâhî dinlerin mensupları oldukları için– böyle davranmaları gerekirken yahudiler Hz. Îsâ’yı ve Hz. Muhammed’i, hıristiyanlar da Hz. Muhammed’i inkâr etmişler, bunların peygamber olduklarına ve getirdikleri kitapların da Allah’tan geldiğine inanmamışlardır. 150. âyetin tamamı, hak dinlerin ve peygamberlerin bir kısmına inanmayanlara yönelik kabul edilirse mâna şudur: Allah’ın gönderdiği peygamberlerin bir kısmına inanırken diğer kısmını inkâr edenler, iman bakımından O’nunla peygamberlerini ayırmaktadırlar. Çünkü kâmil bir iman hem Allah’a hem de O’nun bütün peygamberlerine inanmakla gerçekleşir. Allah’ın bazı peygamberlerine ve bu arada son peygambere inanmayanlar –ellerindeki kitapları bozulduğu ve peygamberleri de vefat etmiş bulunduğu için– doğru bir Allah inancına da sahip olamazlar.
Şu halde bunlar, son peygamberi inkâr etmekle Allah’a iman bakımından da inkâra sapmış, dinli olmakla kâfir olmak arasında bir yol tutmuşlardır. Bir şeye din diye inandıkları için imanlıdırlar, imanları içerik bakımından düzgün ve tam olmadığı için kâfirdirler.
Bazı tefsircilerin yaptıkları gibi âyetin dört parçasının dört ayrı inanç grubunu tanımladığı kabul edilirse mâna şöyle olur: “Allah’ı ve peygamberlerini inkâr edenler” müşrikler, ateistler ve benzerleridir; “Allah ile peygamberlerini birbirinden ayıranlar”, Allah’a inanan ama peygamberleri inkâr edenlerdir; “ bir kısmına inanırken bir kısmını inkâr edenler” yahudiler, hıristiyanlar ve benzerleridir; “bunlar arasında bir yol tutanlar” ise münafıklardır. Bunların tamamı inkârcıdırlar, kâfirdirler, Allah Teâlâ’nın murat ettiği, hoşnut olduğu bir dinden, bir inanç düzeninden uzaklaşmışlardır. Muteber, geçerli, kurtarıcı iman, İslâm’ın âmentüsünde ifadesini bulmuş olan imandır, 152. âyette özetlenen inançtır (ayrıca bk. Bakara 2/62).
(Kur’ân Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 172-173)
اِنَّ الَّذ۪ينَ يَكْفُرُونَ بِاللّٰهِ وَرُسُلِه۪ وَيُر۪يدُونَ اَنْ يُفَرِّقُوا بَيْنَ اللّٰهِ وَرُسُلِه۪
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.
الَّذ۪ينَ cemi müzekker has ism-i mevsûl اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası يَكْفُرُونَ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.
يَكْفُرُونَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. بِاللّٰهِ car mecruru يَكْفُرُونَ fiiline mütealliktir. رُسُلِه۪ atıf harfi وَ ’la lafza-i celâle matuftur. Muttasıl zamir ه۪ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُر۪يدُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اَنْ ve masdar-ı müevvel يُر۪يدُونَ ‘nin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
يُفَرِّقُوا fiili ن ‘un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. بَيْنَ mekân zarfı يُفَرِّقُوا fiiline mütealliktir. اللّٰهِ lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
رُسُلِه۪ atıf harfi وَ ’la lafza-i celâle matuftur. Muttasıl zamir ه۪ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Fiil-i muzarinin başına اَنْ harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُر۪يدُونَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi رود ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
يُفَرِّقُوا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi فرق ’dır.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
وَيَقُولُونَ نُؤْمِنُ بِبَعْضٍ وَنَكْفُرُ بِبَعْضٍۙ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. يَقُولُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l kavl, نُؤْمِنُ بِبَعْضٍ ’dir. يَقُولُونَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
نُؤْمِنُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. بِبَعْضٍ car mecruru نُؤْمِنُ fiiline mütealliktir. نَكْفُرُ بِبَعْضٍ cümlesi, atıf harfi وَ ’la نُؤْمِنُ بِبَعْضٍ ’e matuftur.
نَكْفُرُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. بِبَعْضٍۙ car mecruru نَكْفُرُ fiiline mütealliktir.
نُؤْمِنُ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أمن ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَيُر۪يدُونَ اَنْ يَتَّخِذُوا بَيْنَ ذٰلِكَ سَب۪يلاًۙ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. يُر۪يدُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اَنْ ve masdar-ı müevvel mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
يَتَّخِذُوا fiili ن ‘un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. يَتَّخِذُوا değiştirme anlamında kalp fiillerindendir.
بَيْنَ mekân zarfı يَتَّخِذُوا fiilinin mahzuf ikinci mef’ûlune mütealliktir. ذا işaret ismi sükun üzere mebni olup mahallen mecrur, muzâfun ileyhdir. ل harfi buûd yani uzaklık bildiren harf, ك ise muhatap zamiridir.
سَب۪يلًا birinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Takdiri; أن يتّخذوا مذهبا وسيطا بين الإيمان والكفر (İman ile küfür arasında yol seçmek isterlerse) şeklindedir.
Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:
1. Bilmek manasında olanlar.
2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir.
3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir.
Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.
Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen اَنَّ ’li ve اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir: 1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يَتَّخِذُوا fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi أخذ ’dir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
اِنَّ الَّذ۪ينَ يَكْفُرُونَ بِاللّٰهِ وَرُسُلِه۪ وَيُر۪يدُونَ اَنْ يُفَرِّقُوا بَيْنَ اللّٰهِ وَرُسُلِه۪
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir.
اِنَّ ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. İsm-i mevsul, اِنَّ ’nin ismi, 151. ayetteki اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ حَقًّاۚ cümlesi, haberidir.
Müsnedün ileyhin ism-i mevsûlle marife olması, bilinen kişiler olduklarını belirtmesi yanında, bahsi geçenleri tahkir amacına matuftur.
Müsnedün ileyh makamındaki has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ ’nin sılası olan يَكْفُرُونَ بِاللّٰهِ وَرُسُلِه۪ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
يُر۪يدُونَ cümlesi atıf harfi وَ ’la sıla cümlesine atfedilmiştir.Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki يُفَرِّقُوا بَيْنَ اللّٰهِ وَرُسُلِه۪ cümlesi, masdar teviliyle يُر۪يدُونَ fiilinin mef’ûlü konumundadır.
Masdar-ı müevvel, muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir.
Cümlede mütekellimin Allah Teâlâ olması hasebiyle, ayetteki lafza-i celâllerde tecrîd sanatı vardır.
رُسُلِه۪ izafeti, muzâfın şanı içindir. Bu izafetin ve اللّٰهِ isminin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
يُفَرِّقُوا بَيْنَ اللّٰهِ وَرُسُلِه۪ [Allah ve resulünün arasını ayırırlar] tabirinde temsilî istiare vardır.
وَيَقُولُونَ نُؤْمِنُ بِبَعْضٍ وَنَكْفُرُ بِبَعْضٍۙ
Cümle, atıf harfi وَ ‘la يُر۪يدُونَ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi temasüldür. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Hudûs, istimrar ve teceddüt ifade eden muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
يَقُولُونَ fiilinin mekulü’l-kavli olan نُؤْمِنُ بِبَعْضٍ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
وَنَكْفُرُ بِبَعْضٍ cümlesi tezat sebebiyle mekulü’l-kavle atfedilmiştir. Müspet muzarii fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
نُؤْمِنُ بِبَعْضٍ cümlesiyle نَكْفُرُ بِبَعْضٍۙ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
نَكْفُرُ - نُؤْمِنُ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı, بِبَعْضٍۙ kelimeleri arasında ise tam cinas ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
وَيُر۪يدُونَ اَنْ يَتَّخِذُوا بَيْنَ ذٰلِكَ سَب۪يلاًۙ
Hükümde ortaklık sebebiyle önceki يُر۪يدُونَ cümlesine atfedilmiştir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İki cümle arasında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki يَتَّخِذُوا بَيْنَ ذٰلِكَ سَب۪يلاً cümlesi, masdar teviliyle يُر۪يدُونَ fiilinin mef’ûlü konumundadır.
Masdar-ı müevvel, muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir.
Küfür ve imanı işaret eden ذٰلِكَ ’de istiare vardır. Mahsus şeyleri işaret etmekte kullanılan ذٰلِكَ ile bu cümlede duruma işaret edilmiştir. Aklî olan hissî olana benzetilmiştir. Câmi’, her ikisindeki vücudun tahakkukudur.
Bilindiği gibi işaret ismi mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)
سَب۪يلًا ’deki tenvin tahkir ifade eder.
سَب۪يلًا kelimesi tutum, davranış manasında istiare olarak gelmiştir.
‘Bazısına inanırız’ ifadesi hakkında umumi, geniş kapsamlı düşünebiliriz. Peygamberlerin bazıları, kitapların bazıları, bir kitabın bazı yerleri gibi.
Bu gruplar şöyle tarif edilebilir:
Allah’ı ve peygamberleri inkâr edenler: müşrikler, kâfirler, ateistler;
Allah ile peygamberlerinin aralarını ayırmak isteyenler: deistler;
“biz bazısına inanırız, bazısını da inkar ederiz” diyenler: Yahudiler ve Hristiyanlar; bunun arasında bir yol edinmek isteyenler; münafıklar.
Allah Teâlâ, münafıkların yollarından ve metotlarından bahsedince, sözü yahudi ve hristiyanların yollarına ve onların biribirleriyle olan muhalefetlerine getirerek, bu surenin sonunda, bu hususlarda birçok şeyden bahsetmiştir.
Onların batıl yollarından birincisi; peygamberlerin bir kısmına inanıp, bir kısmına inanmamalarıdır. İşte bundan dolayı Cenab-ı Hak, "Allah'ı ve peygamberlerini inkâr edenler..." buyurmuştur. Çünkü Yahudiler, Hz Musa ile Tevrat'a inanır, Hz İsa ile İncil'i inkâr ederler. Hristiyanlar ise, Hz İsa ile İncil'e inanır, Hazret-i Muhammed ile Kur'an'ı inkâr ederler ve "Allah ile peygamberlerinin arasını ayırmak isterler..." Yani onlar, Allah'a iman ile peygamberlerine imanı biribirinden ayırmak isterler "ve böylece (küfür ile iman) arasında bir yol tutmayı murad ederler." Yani, hepsine birden iman ile hepsini birden inkâr arası orta bir yol tutmayı isterler. O yol da, peygamberlerin bir kısmına iman edip, bir kısmını inkâr etmektir. (Fahreddîn er- Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)