وَلِكُلٍّ جَعَلْنَا مَوَالِيَ مِمَّا تَرَكَ الْوَالِدَانِ وَالْاَقْرَبُونَۜ وَالَّذ۪ينَ عَقَدَتْ اَيْمَانُكُمْ فَاٰتُوهُمْ نَص۪يبَهُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَه۪يداً۟ ٣٣
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَلِكُلٍّ | ve her birine |
|
| 2 | جَعَلْنَا | kıldık |
|
| 3 | مَوَالِيَ | varisler |
|
| 4 | مِمَّا | -ndan |
|
| 5 | تَرَكَ | bıraktıkları- |
|
| 6 | الْوَالِدَانِ | ana babanın |
|
| 7 | وَالْأَقْرَبُونَ | ve akrabanın |
|
| 8 | وَالَّذِينَ | ve kimselere |
|
| 9 | عَقَدَتْ | bağladığı |
|
| 10 | أَيْمَانُكُمْ | yeminlerinizin |
|
| 11 | فَاتُوهُمْ | verin |
|
| 12 | نَصِيبَهُمْ | hisselerini |
|
| 13 | إِنَّ | şüphesiz |
|
| 14 | اللَّهَ | Allah |
|
| 15 | كَانَ |
|
|
| 16 | عَلَىٰ | üzerine |
|
| 17 | كُلِّ | her |
|
| 18 | شَيْءٍ | şeyi |
|
| 19 | شَهِيدًا | şahittir |
|
وَلِكُلٍّ جَعَلْنَا مَوَالِيَ مِمَّا تَرَكَ الْوَالِدَانِ وَالْاَقْرَبُونَۜ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. لِكُلٍّ car mecruru جَعَلْنَا fiiline mütealliktir.
جَعَلْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Mütekellim zamiri نَا fail olarak mahallen merfûdur. مَوَالِيَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. مَا müşterek ism-i mevsûl مِنْ harf-i ceriyle mahzuf fiile mütealliktir. Takdiri, يَرِثُونَ şeklindedir. İsm-i mevsûlun sılası تَرَكَ الْوَالِدَانِ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.
تَرَكَ fetha üzere mebni mazi fiildir. الْوَالِدَانِ fail olup müsenna olduğu için ref alameti elif ’tir. الْاَقْرَبُونَ atıf harfi وَ ’la الْوَالِدَانِ ’ye matuf olup, ref alameti وَ ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
Değiştirme manasına gelen جَعَلَ kelimesi 3 şekilde gelir: 1. Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek. 2. Bir halden başka bir hale geçmek 3. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَالَّذ۪ينَ عَقَدَتْ اَيْمَانُكُمْ فَاٰتُوهُمْ نَص۪يبَهُمْۜ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. İstînâfiyye olması da caizdir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası عَقَدَتْ اَيْمَانُكُمْ ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.
Fiil cümlesidir. عَقَدَتْ fetha üzere mebni mazi fiildir. تۡ te’nis alametidir. اَيْمَانُكُمْ fail olup damme ile merfûdur. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
فَ harfi zaiddir. اٰتُو fiili نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. نَص۪يبَهُمْ ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اٰتُو fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أتي ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَه۪يداً۟
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.
ٱللَّهَ lafza-i celâl إِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. كَانَ ‘nin dahil olduğu cümle اِنّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كَانَ ’nin ismi, müstetir olup takdiri هُو ’dir. عَلٰى كُلِّ car mecruru شَه۪يدًا۟ ’e mütealliktir. شَيْءٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. شَه۪يدًا۟ kelimesi كَانَ ’nin haberi olup fetha ile mansubdur.
شَه۪يدًا۟ ; mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَلِكُلٍّ جَعَلْنَا مَوَالِيَ مِمَّا تَرَكَ الْوَالِدَانِ وَالْاَقْرَبُونَۜ
وَ , istînâfiyyedir.
İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan cümlede takdim-tehir sanatı vardır. لِكُلٍّ car mecruru, amili olan جَعَلْنَا fiiline ihtimam için takdim edilmiştir.
لِكُلٍّ ‘deki nekrelik, takdiri إنسان olan hazfedilmiş muzâfun ileyhe işarettir. Muzâfun ileyhin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Fiilin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder.
Müşterek ism-i mevsûl مَّا , mef’ûl olan مَوَالِيَ ‘nin açıklaması olan mahzuf يرثون fiiline mütealliktir.
Sılası olan تَرَكَ الْوَالِدَانِ وَالْاَقْرَبُونَ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
مَوَالِيَ - الْوَالِدَانِ - الْاَقْرَبُونَ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Önceki ayetteki gaib zamirden bu ayette azamet zamirine iltifat edilmiştir.
مَوَالِيَ kelimesi, pek çok manaya gelen müşterek bir lafızdır: Azad eden, azad edilmiş köle, veli, amcaoğlu, asabe... Ayette murad edilen mana asabedir. Çünkü bu ayete, bu manadan başkası uygun düşmez. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
مَوَالِي ibaresiyle eşler veya evlatlıklar kastedilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
مِمَّا تَرَكَ [Bıraktığı mirastan] ifadesi, كُلٍّ [her] kelimesini açıklamaktadır, yani “Ana-babanın ve akrabanın bıraktığı her miras için biz onu alıp ona sahip olacak birtakım hak sahipleri belirlemişiz.” Yahut جَعَلْنَا مَوَالِيَ ifadesi كُلٍّ ’e sıfat kılınıp كُلٍّ ile bağlantılı zamirden, yani جَعَلْنَاهُمْ ’den düşürülerek, “Bizim hak sahibi kıldığımız her bir şahıs için ana-baba ve akrabaların bıraktıklarından bir pay vardır.” şeklinde de olabilir. Bu durumda cümle, لِكُلِّ مَنْ خَلَقَهُ اللَّهُ إِنْسَانًا مِنْ رِزْقِ اللَّهِ (Allah’ın insan olarak yarattığı herkes için Allah’ın rızkından bir pay vardır.) ifadesindeki gibi mübteda - haber olur.
Yahut مِمَّا’daki مِنْ, mevâlîye bağlı kabul edilerek -çünkü مَوَالِيَ mirasçılar anlamındadır- تَرَكَ’deki zamir de كُلٍّ’e ait kabul edilip “Herkes için bıraktığı mala mirasçılar belirlemişiz.” şeklinde de olabilir.
Sonra مَوَالِيَ “ana-babalar ve akrabalar” diye tefsir edilmiştir, âdeta “Peki, mevâlî kimlerdir?” diye sorulmakta, الْوَالِدَانِ وَالْاَقْرَبُونَ [ana-babalar ve akrabalardır] diye cevap verilmektedir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l -Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
وَالَّذ۪ينَ عَقَدَتْ اَيْمَانُكُمْ فَاٰتُوهُمْ نَص۪يبَهُمْۜ
وَ , istînâfiyyedir. Veya bu cümle, istînâfiyeye atfedilmiştir. Mübteda ve haberden oluşmuş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
الَّذ۪ينَ mübteda, فَاٰتُوهُمْ نَص۪يبَهُمْۜ cümlesi haberdir.
Cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ , mübteda konumundadır. Mevsulü her zaman takibeden sılası olan عَقَدَتْ اَيْمَانُكُمْ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Cümlede müsnedün ileyhin ism-i mevsûl ile marife olması, arkadan gelen habere dikkat çekmek içindir.
فَاٰتُوهُمْ نَص۪يبَهُمْۜ cümlesindeki فَ , mevsûlü şarta benzetmek için gelmiş zaid harftir. Haber olan cümle emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
وَالَّذ۪ينَ عَقَدَتْ اَيْمَانُكُمْ [Antlaşma yaparak el sıkıştığınız kimseler] ifadesi şart anlamı içeren mübtedadır, bu sebeple haberin başına فَ gelmiştir.
عَقَدَتْ اَيْمَانُكُمْ [Ellerinizin akit yaptığı] ibaresinde sebep veya alet alakasıyla mecaz-ı mürsel vardır.
اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَه۪يداً۟
Ayetin son cümlesi istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Lafza-ı celâl اِنَّ ‘nin ismi, كَانَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَه۪يداً۟ cümlesi haberidir.
Son cümlede azamet zamirinden lafza-ı celâle iltifat sanatı vardır.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesinde tecrîd sanatı vardır.
اِنّ ’nin haberi olan كَانَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَه۪يداً۟ , nakıs fiil كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler, اِنَّ ve isim cümlesi sebebiyle tekit ifade eden çok muhkem cümlelerdir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. بِكُلِّ شَيْءٍ , ihtimam için amili olan كَانَ ’nin haberi شَه۪يداً۟ ’e takdim edilmiştir. Bu takdim Allah’ın her şeye muktedir olduğu, kudret gücünün, umuma şamil olduğunu vurgulamıştır.
شَيْءٍ ’deki tenvin kesret ve nev ifade eder.
شَه۪يداً۟ mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Ayetin bu son cümlesinde ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. [Her şeye şahittir] ifadesinde Allah Teâlâ, herşeye şahit olduğunu beyan ederken, bunun içine hesap ve cezayı idmâc etmiştir. Tehdit anlamı taşıyan bu cümlede, mecâz-ı mürsel sanatı vardır. Lâzım zikredilmiş, melzûm kastedilmiştir.
Allah Teâlâ kendi vasıflarını كَانَ ile birlikte kullandığında aslında bizlere bildirmeden hatta bizleri yaratmadan önce bu vasıflarla muttasıl olduğunu haber vermektedir. Bu sıfatlar ezelde hiçbir şey yokken Allah’ın zatıyla birlikte vardı, ezelî olan ebedidir. Bu yüzden umumiyetle geçmiş zamana delalet eden كَانَ bu durumda cümleye kesinlik kazandırmaktadır. Onun vasıfları ezelden ebede kadar devam edecektir. Bunun aksini hiç kimse düşünemez. Râgıb el-İsfahânî كَانَ ’nin geçmiş zaman için kullanıldığını, Allah ile ilgili sıfatları ifade ederken ezel anlamı kattığını belirtir. Bu fiilin, bir cinste var olan bir vasıf ile ilgili kullanılması durumunda söz konusu vasfın o cinsin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguladığını ve ona dikkat çektiğini ifade eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde كَانَ ’nin Fiili ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi, Sayı 41)
Allah yaptıklarımızı görmektedir, o yüzden başkalarının hakkını kısıtlamayalım. Bu cümlede lâzım-melzûm alakasıyla Allah’ın bunun cezasını vereceği manası vardır.
اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَه۪يدًا۟ cümlesinde Allahu Teâlâ, kâinatta olup biten her şeye ve ezcümle bu varislerin haklarını verip vermediğinize de şahittir. Şu halde bu ifade, hem mükâfat vaadi, hem de ceza vaididir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm,Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Sayfadaki ayetlerin فعيلا veznindeki fasılalarıyla oluşan ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir. Bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.