وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِاَعْدَٓائِكُمْۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ وَلِياًّۗ وَكَفٰى بِاللّٰهِ نَص۪يراً ٤٥
وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِاَعْدَٓائِكُمْۜ
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. اللّٰهُ lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur. اَعْلَمُ haber olup damme ile merfûdur. بِاَعْدَٓائِكُمْ car mecruru اَعْلَمُ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اَعْلَمُ ; ism-i tafdildir.İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil اَفْضَلُ veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi فُعْلَى veznindedir. İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَكَفٰى بِاللّٰهِ وَلِياًّۗ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كَفٰى elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. بِ harf-i ceri zaiddir. اللّٰهِ lafza-i celâl lafzen mecrur, كَفٰى fiilinin faili olarak mahallen merfûdur. وَلِيًّا hal veya temyiz olup fetha ile mansubdur.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَكَفٰى بِاللّٰهِ نَص۪يراً
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. كَفٰى elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. بِ harf-i ceri zaiddir. اللّٰهِ lafzen mecrur, كَفٰى fiilinin faili olarak mahallen merfûdur. نَص۪يرًا hal veya temyiz olup fetha ile mansubdur.
وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِاَعْدَٓائِكُمْۜ
وَ istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet uyandırmak içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Haber olan اَعْلَمُ , ism-i tafdil kalıbında gelerek mübalağa ifade etmiştir.
بِا۪يمَانِكُمْ car mecruru haber olan اَعْلَمُ ‘ya mütealliktir.
وَاللّٰهُ اَعْلَمُ [Allah en iyi bilendir] ibaresinde bilme fiili tafdîl kipinde gelerek mübalağa ifade etmiştir.
وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِاَعْدَٓائِكُمْۜ [Allah sizin düşmanlarınızı daha iyi bilir]. Lâzım söylenmiş, melzûmu yani ‘sizi korur’ manası kastedilmiştir.
بِاَعْدَٓائِكُمْ izafeti muzâfın tahkiri içindir.
وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِاَعْدَٓائِكُمْ mu'teriza cümlesidir. Tarizdir. Çünkü Yahudiler haset ve düşmanlıkları dolayısıyla müminlerin delalette olmalarını istemişlerdir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
وَكَفٰى بِاللّٰهِ وَلِياًّۗ وَكَفٰى بِاللّٰهِ نَص۪يراً
وَ , istînâfiyyedir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)
بِاللّٰهِ ’deki ب harfi zaiddir. Tekid ifade eder. اللّٰهِ lafzen mecrur, mahallen merfû konumda müsnedün ileyhtir.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
Cümlede mütekellimin Allah Teâlâ olması dolayısıyla اللّٰهِ isminde tecrîd sanatı vardır.
وَلِياًّ temyizdir. Temyiz anlamı kuvvetlendiren ıtnâb sanatıdır.
Ayetin sonunda Allah size veli olarak yeter buyurulmuştur. Yani düşmanlarınıza karşı sizi korur. O halde düşmanlardan korkmayın demektir. Cümlede lâzım-melzûm alakasıyla mecaz-ı mürsel sanatı vardır.
Ayetin aynı üslupta gelen son cümlesi atıf harfi وَ ‘la makabline atfedilmiştir.
Allah ismi üç kere geçmiştir. Tazim ifade eder. Heybet uyandırır. Lezzet verir. Ayrıca bu tekrarda ve lafzi tekid olan وَكَفٰى بِاللّٰهِ sözlerinde ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
كَفى fiilinin failine بِ harf-i cerinin dahil olması kifayeti tekid etmek için zaiddir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
نَص۪يرًا ve وَلِيًّاۗ kelimelerinin nekre gelişi tazim, nev ve teksir ifade eder. Bu kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
اَعْدَٓائِكُمْۜ - وَلِيًّاۗ arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِاَعْدَٓائِكُمْ [Allah sizin düşmanlarınızı (sizden) daha iyi biliyor.] İşte, bunların düşmanlığını size haber veriyor, onların durumu ve sizden ne istedikleri hakkında sizi bilgilendiriyor. Siz de onlardan sakının, işlerinizde onlardan nasihat istemeyin ve onlara danışmayın. وَكَفٰى بِاللّٰهِ وَلِيًّاۗ وَكَفٰى بِاللّٰهِ نَص۪يرًا [Veli olarak da Allah yeter, yardımcı olarak da Allah yeter.] Onların değil de Allah’ın sahipliğine ve Allah’ın yardımına güvenin. Yahut onlardan perva etmeyin (korkmayın), Allah size yardım eder ve hilelerine karşı size yeter. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
وَكَفٰى بِاللّٰهِ وَلِيًّاۗ وَكَفٰى بِاللّٰهِ نَص۪يرًا cümlesi Allah’ın yardımı sebebiyle müminlerin nefislerini sakinleştirmek için tezyîldir.
Her iki cümlede de kifayet fiilinin kullanılması ve özellikle ikinci cümlede zamir makamında ism-i celilin (Allah adının) zikredilmesi; her iki cümlenin bağımsızlığını takviye, dostluk ve yardımda Allah (cc) ın kifayetini tekid, her iki hükmün illetini zımnen bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)