Nisâ Sûresi 67. Ayet

وَاِذاً لَاٰتَيْنَاهُمْ مِنْ لَدُنَّٓا اَجْراً عَظ۪يـماًۙ  ٦٧

O zaman kendilerine elbette katımızdan büyük bir mükâfat verirdik.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَإِذًا ve o zaman
2 لَاتَيْنَاهُمْ kendilerine verirdik ا ت ي
3 مِنْ -dan
4 لَدُنَّا katımız- ل د ن
5 أَجْرًا bir mükafat ا ج ر
6 عَظِيمًا büyük ع ظ م
 

Ledün لدن : Bu kelime, yanında sözcüğünden daha etkili ve özel bir anlam taşır. (Müfredat) Kur’ân’ı Kerim’de 18 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekli ledûn (ilmi)dur. (Kur’ânı Anlayarak Okuma Rehberi).(Fatma Serap Karamollaoğlu)

 

وَاِذاً لَاٰتَيْنَاهُمْ مِنْ لَدُنَّٓا اَجْراً عَظ۪يـماًۙ

 

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اِذًا  cevap harfidir.  لَ  harfi, mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasihadır. Takdiri,  لو ثبتوا لآتيناهم (Sabit olsaydı onlara verirdik.)  şeklindedir.

اٰتَيْنَاهُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

مِنْ لَدُنَّٓا  car mecruru  اٰتَيْنَاهُمْ  fiiline mütealliktir. Mütekellim zamiri  نَّٓا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

اَجْرًا  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  عَظ۪يمًا  kelimesi  اَجْرًا ’in sıfatı olup fetha ile mansubdur.

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اٰتَيْنَا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أتي ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.

 

وَاِذاً لَاٰتَيْنَاهُمْ مِنْ لَدُنَّٓا اَجْراً عَظ۪يـماًۙ


وَ  atıf atıf harfidir. اِذاً  cevap harfidir, burada amel etmemiştir.

Lam-ı rabıtanın dahil olduğu  لَاٰتَيْنَاهُمْ  cümlesi mukadder لَوْ ’in cevabıdır. Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber talebî kelamdır. Lam-ı rabıta cümleyi tekid etmiştir. Mahzuf şart cümlesinin takdiri,  لو ثبتوا لآتيناهم  (Sabit olsaydı onlara verirdik.) şeklindedir.

Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

لَدُنَّٓا  izafetinde, azamet zamirine muzâf olması  لَدُنَّٓ ‘e şan ve şeref kazandırmıştır.

اَجْرًا ’deki tenvin tazim, nev ve kesret ifade eder. 

عَظ۪يمًا  kelimesi  اَجْرًا  için sıfattır. Mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

لدن  kelimesi, عِنْدَ sözcüğünden daha etkili ve özel bir anlam taşır. (Rağıb el-İsfehani, Müfredât)

Kur’an-ı Kerim’de 18 ayette geçmiştir. (el-Mu’cemu’l Müfehres) Türkçede ledün ilmi şeklinde kullanılır. (Fatma Serap Karamollaoğlu Kur’an’ı Anlayarak Okuma Rehberi 1) 

ًوَاِذًا  [Ve o takdirde] ifadesi gizli bir soruya cevap olup sanki “İyice pekiştirildikten sonra kendileri için ayrıca neler var?” denilmiş, cevaben de [Sarsılmazlarsa bu durumda elbette onlara verirdik.] buyrulmuş olmaktadır. Çünkü  اِذًا , hem sonucu hem de karşılığı temsil eder.  مِنْ لَدُنَّٓا اَجْرًا عَظ۪يمًاۙ  [Katımızdan muazzam bir mükâfat] ifadesi kastedilenin, “Allah’ın kendi katından lütfettiği ihsan” olması bakımından [Kendi katından büyük bir ecir verir. (Nisa Suresi, 40)] ifadesine benzer. Bu ihsanın ecir diye adlandırılmasının sebebi, bizzat ecir olmasa da ecrin peşinden gelmesi ve ancak o sabit olduğunda sabit olabilmesidir. Çünkü ecir varsa lütuf da var demektir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Cenab-ı Hak, bu ayet-i kerimede kendisini azamet ve yücelik ifade eden sıygalarla zikretmiştir ki bunlar  اٰتَيْنَاهُ (ona verirdik) ve مِنْ لَدُنَّٓا (tarafımızdan) ifadeleridir. Bu mükâfatları veren hikmet sahibi Yüce Allah, kendisini, bir bağış ve lütuf va’dettiğinde azamete delalet eden bir lafızla zikrettiğinde, bu durum, bu atıyye ve mükâfatın da büyüklüğüne delalet etmektedir. (Fahreddin er-Râzî)

Cenab-ı Hakk’ın,  مِنْ لَدُنَّٓا [tarafımızdan] ifadesi, tahsis ifade eder ve mübalağaya delâlet eder. Hakk Teâlâ’nın  وَعَلَّمْنَاهُ مِنْ لَدُنَّا عِلْمًا [Ve kendisine nezdimizden bir ilim öğretmiştik. (Kehf Suresi, 65)] ifadesinde de olduğu gibi....(Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Bu kelam, mukadder (gizli) bir sualin, “Pekiyi, onları yapmakla imanları daha sabit hale geldikten sonra ne olacaktı?” sualine cevaptır. Yani onlar, tereddütten, şüpheden uzak sağlam bir iman üzere sebat ettikleri takdirde Biz de onlara katımızdan elbette pek büyük bir mükâfat verirdik.(Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)