وَيَقُولُونَ طَاعَةٌۘ فَاِذَا بَرَزُوا مِنْ عِنْدِكَ بَيَّتَ طَٓائِفَةٌ مِنْهُمْ غَيْرَ الَّذ۪ي تَقُولُۜ وَاللّٰهُ يَكْتُبُ مَا يُبَيِّتُونَۚ فَاَعْرِضْ عَنْهُمْ وَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ وَك۪يلاً ٨١
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَيَقُولُونَ | derler ki |
|
| 2 | طَاعَةٌ | peki (tamam) |
|
| 3 | فَإِذَا | fakat |
|
| 4 | بَرَزُوا | çıkınca |
|
| 5 | مِنْ | -dan |
|
| 6 | عِنْدِكَ | senin yanın- |
|
| 7 | بَيَّتَ | geceleyin kurarlar |
|
| 8 | طَائِفَةٌ | birtakımı |
|
| 9 | مِنْهُمْ | içlerinden |
|
| 10 | غَيْرَ | tersini |
|
| 11 | الَّذِي | şeyin |
|
| 12 | تَقُولُ | söylemiş olduğun |
|
| 13 | وَاللَّهُ | Allah |
|
| 14 | يَكْتُبُ | yazmaktadır |
|
| 15 | مَا | şeyleri |
|
| 16 | يُبَيِّتُونَ | geceleyin düşünüp kurdukların |
|
| 17 | فَأَعْرِضْ | sen aldırma |
|
| 18 | عَنْهُمْ | onlara |
|
| 19 | وَتَوَكَّلْ | ve dayan |
|
| 20 | عَلَى |
|
|
| 21 | اللَّهِ | Allah’a |
|
| 22 | وَكَفَىٰ | ve yeter |
|
| 23 | بِاللَّهِ | Allah |
|
| 24 | وَكِيلًا | vekil olarak |
|
Arada عرض; arz etmek demektir. Türkçede kullandığımız arz etmek, araz, aruz, arızi, maruz, maruzat, tatiz, itiraz, muaraza, muarız, taarruz, arıza, ırz, arzuhal kelimeleri bu köktendir. Bu kelimeyi yeryüzü manasındaki أرض kelimesiyle karıştırmayalım.
A'rada أعْرض ise yüz çevirmek demektir.
وَيَقُولُونَ طَاعَةٌۘ فَاِذَا بَرَزُوا مِنْ عِنْدِكَ بَيَّتَ طَٓائِفَةٌ مِنْهُمْ غَيْرَ الَّذ۪ي تَقُولُۜ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. يَقُولُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l kavli, أمرنا طَاعَةٌ ‘dir. يَقُولُونَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
طَاعَةٌ mahzuf mübtedanın haberidir. Takdiri, أمرنا şeklindedir.
فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِذَا şart manalı ,cümleye muzâf olan,cezmetmeyen zaman zarfı olup cevabı بَيَّتَ ‘ye mütealliktir. Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. بَرَزُوا ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
بَرَزُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مِنْ عِنْدِكَ car mecruru بَرَزُوا fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Şartın cevabı بَيَّتَ طَٓائِفَةٌ مِنْهُمْ ’dir.
بَيَّتَ fetha üzere mebni mazi fiildir طَٓائِفَةٌ fail olup damme ile merfûdur. مِنْهُمْ car mecruru طَٓائِفَةٌ ’un mahzuf sıfatına mütealliktir. غَيْرَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
Müfred müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ي muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası تَقُولُ ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.
تَقُولُ merfû muzari fiildir. Faili ise müstetir olup takdiri أنت ’dir.
(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir.
(إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir:
a) (إِذَا) fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur.
b) (إِذَا) nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır.
c) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
بَيَّتَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Tef’il babındandır. Sülâsîsi بيت ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef’ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef’ûlu herhangi bir vasfa nisbet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
وَاللّٰهُ يَكْتُبُ مَا يُبَيِّتُونَۚ
İsim cümlesidir. وَ itiraziyyedir. اللّٰهُ lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur.
يَكْتُبُ cümlesi haber olarak mahallen merfûdur.
يَكْتُبُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Müşterek ism-i mevsûl مَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası يُبَيِّتُونَ ’dir. Aid zamir mahzuftur. Îrabtan mahalli yoktur.
يُبَيِّتُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
فَاَعْرِضْ عَنْهُمْ وَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِۜ
فَ mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri, إن فعلوا ذلك فأعرض عنهم (Bunu yaparlarsa onlardan yüz çevir.) şeklindedir.
اَعْرِضْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. عَنْهُمْ car mecruru اَعْرِضْ fiiline mütealliktir. Şartın cevabı وَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِ ’dir.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تَوَكَّلْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. عَلَى اللّٰهِ car mecruru تَوَكَّلْ fiiline mütealliktir.
اَعْرِضْ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi عرض ’dır.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
تَوَكَّلْ fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi وكل ’dir.
Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.
وَكَفٰى بِاللّٰهِ وَك۪يلاً
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. كَفٰى elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir.
بِ harf-i ceri zaiddir. اللّٰهِ lafzen mecrur, كَفٰى fiilinin faili olarak mahallen merfûdur. وَك۪يلًا hal veya temyiz olup fetha ile mansubdur.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَيَقُولُونَ طَاعَةٌۘ
Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. İstimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
يَقُولُونَ fiilin mekulü’l-kavli olan طَاعَة cümlesi, mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
طَاعَةٌ takdiri أمرنا [bizim işimiz] olan mahzuf mübtedanın haberidir.
فَاِذَا بَرَزُوا مِنْ عِنْدِكَ بَيَّتَ طَٓائِفَةٌ مِنْهُمْ غَيْرَ الَّذ۪ي تَقُولُ
Cümle atıf harfi فَ ile makabline atfedilmiştir. اِذَا şart manalı, cümleye muzaf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Müteallakı, şartın cevap cümlesidir. Şart cümlesi olan بَرَزُوا مِنْ عِنْدِكَ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
فَ karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan بَيَّتَ طَٓائِفَةٌ مِنْهُمْ غَيْرَ الَّذ۪ي تَقُولُ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafât, s. 107)
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber ibtidaî kelamdır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Burada إنْ değil, اِذَا buyrulmuştur. Çünkü bahsedilen olay gerçekleşmiştir ya da kesinlikle gerçekleşecektir. Çünkü اِذَا harfi, sık karşılaşılan durumlarda veya kesinlik bulacak olaylarda kullanılır. إنْ harfi ise varsayım ifade eder. Bu hadise vuku bulur ya da vuku bulmaz. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, Lokman Suresi 7, c. 2, s. 397)
طَٓائِفَةٌ ’deki tenvin tahkir içindir.
مِنْهُمْ car mecruru طَٓائِفَةٌ ’un mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
غَيْرَ ‘nın muzâfun ileyhi konumunda olan müfret müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ي ‘nin sılası olan تَقُولُ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. İstimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
[Bir grup senin söylediğinin aksini uydurur.] yani senin söylediğinin, emrettiğinin tersini kurar, mesnetsizce söyler. Veya kendisinin sana söylediği, garantilediği itaatin zıttını icat eder. Çünkü kafalarında kabul değil ret, itaat değil karşı gelme niyeti vardı, söyledikleri ve dışa vurduklarıyla ikiyüzlülük ediyorlardı. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
بَيَّتَ yalan uydurmak demektir. Böylesi düşünceler de zihinlerde geceleyin oluştuğu için بَيْت (ev) ve بَيَّتَ fiili ile alakalı olarak türetilmiştir. بَيَّتَ , geceledi demektir. Beyit de bu kökten gelir. Şiirler genelde geceleri yazılır. Gece üretim zamanıdır (kuluçka). Bayat kelimesi de bu köktendir.
Cenab-ı Hak, fiili müennes getirerek بَيَّتَتْ dememiş, aksine müzekker getirerek بَيَّتَ demiştir. Çünkü طَٓائِفَةٌ kelimesinin müennesliği hakiki değildir ve bu kelime, فِرْق (topluluk) ve فَوْج (bölük) manasınadır.
Keşşâf Sahibi: “Bu ifadenin manası, ‘senin söylediğin ve emrettiğin şeyin aksine veya kendisinin dediği ve taatin ihtiva ettiği şeyin aksini süsleyip hoş gösterdiler. Çünkü onlar, gönüllerinde kabulü değil reddetmeyi, taatı değil isyanı saklamışlardı’ şeklindedir.” demiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
وَاللّٰهُ يَكْتُبُ مَا يُبَيِّتُونَۚ
وَ istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl- Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar ve teceddüt ifade eder.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Mef’ûl konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَا ‘nın sıla cümlesi olan يُبَيِّتُونَ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
[Allah uydurdukları şeyleri yazmaktadır.] cümlesinde lâzım söylenmiş, melzûmu olan hesap soracaktır ve ceza verecektir manası kastedilmiştir. Yani mecaz-ı mürsel vardır.
[Oysa Allah, gece tasarladıklarını yazmaktadır.] Bu, tehdit yollu bir ifade olup Allah onların gece tasarladıklarını amel sayfalarında kaydeder ve bunlara karşılık onları cezalandırır, demektir. Veya “Sana vahyedecekleri arasında yazmaktadır, seni onların sırlarından haberdar edecektir.” şeklinde de olabilir. Dolayısıyla, bunu içlerinde tutmalarının bir faydası olacağını sanmasınlar! “Sen onlara aldırış etme” yani onları cezalandırmayı içinden geçirme; durumları konusunda “Allah’a güvenip dayan.” çünkü İslam’ın pozisyonu güçlenip taraftarları izzet kazandığında Allah onların sana verdiği manevi zararlara karşı sana yetecek onları senin için cezalandıracaktır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
فَاَعْرِضْ عَنْهُمْ وَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِۜ
فَ , mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. Cevap cümlesi olan فَاَعْرِضْ عَنْهُمْ , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Takdiri, إن فعلوا ذلك (eğer bunu yaparlarsa) olan şart cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Aynı üslupta gelen وَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِ cümlesi atıf harfi وَ ‘la فَاَعْرِضْ عَنْهُمْ cümlesine matuftur. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
تَوَكَّلْ lafzında irsâd sanatı, Allah Teâlâ’nın kendinden Allah şeklinde bahsetmesinde tecrîd sanatı vardır.
وَكَفٰى بِاللّٰهِ وَك۪يلاً
وَ istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ’ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları ve “Vâv”ın Kullanımı)
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)
بِاللّٰهِ ’deki ب harfi zaiddir. Tekid ifade eder. اللّٰهِ , lafzen mecrur mahallen merfû konumda müsnedün ileyhtir.
Müsnedin ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
Cümlede mütekellimin Allah Teâlâ olması dolayısıyla اللّٰهِ isminde tecrîd sanatı vardır. وَكَفٰى بِاللّٰهِ sözünde zamir yerine Allah ismi gelmiştir. Lafza-i celâlin tekrarlanması, zatının yüceliğine tenbih, onun kudret ve celâlini hissettirmek, zihne yerleştirmek için yapılan ıtnâb sanatıdır. Bu tekrarda reddü’l-acüz ale’s-sadr vardır.
وَك۪يلًا۟ temyizdir. Temyiz anlamı kuvvetlendiren ıtnâb sanatıdır.
Ism-i celâlin burada zahir olarak zikredilmesi, yine geçen illetten dolayıdır. Bir de, cümlenin ıstildâline ve başka bir şeye ihtiyacı olmadığına dikkat çekmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
وَكَفٰى بِاللّٰهِ وَك۪يلاً sözünde tağlîb vardır. Allah sadece vekil olarak değil, Basîr, Semi', Hafîz olarak da yeter.
Ayet-i kerimenin sonunda gelen iki Allah ismi hükmün illetini belli eder. Uluhiyet vasfından dolayı O'na tevekkül edilir ve O vekil olarak kafidir.
تَوَكَّلْ - وَك۪يلاً kelimeleri arasında cinas-ı iştikak ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
وَكَفٰى بِاللّٰهِ ve وَكَفٰى بِرب ifadelerindeki بِ harf-i ceri, Kur’an’ın her yerinde zaiddir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb, Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Nisa Suresi 171)
Ayette lafza-i celâl iki kez geçmektedir. Çünkü makam, korkutma ve uyarma makamıdır. Bu tekrarda cinas ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
[Vekil olarak Allah yeter.] cümlesinde zamir yerine özel ismin gelişi, muktezâ-i zâhirin hilafına kelamdır. Zihne yerleştirmek ve tazim içindir.
Ayetin bu son cümlesi mesel tarikinde tezyîldir. Tezyîl cümleleri ıtnâb babındandır.
(Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Tezyîl cümlesi önceki cümleyi tekid için gelmiştir. Mesel tarikinde olanlar müstakil olarak da bir mana ifade eder. Yani müstakil olarak dillerde dolaşır, atasözü gibi halk arasında bilinir.
بَيَّتَ - يُبَيِّتُونَۚ ve تَوَكَّلْ - وَك۪يلًا kelime grupları arasında cinas-ı iştikak ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
[Allah vekil olarak yeter.] Melzumu bizi korur, gözetir demektir. Lâzım- melzum alakasıyla mecâz-ı mürseldir.