Nisâ Sûresi 82. Ayet

اَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ الْقُرْاٰنَۜ وَلَوْ كَانَ مِنْ عِنْدِ غَيْرِ اللّٰهِ لَوَجَدُوا ف۪يهِ اخْتِلَافاً كَث۪يراً  ٨٢

Hâlâ Kur’an’ı düşünüp anlamaya çalışmıyorlar mı? Eğer o, Allah’tan başkası tarafından (indirilmiş) olsaydı, mutlaka onda birçok çelişki bulurlardı.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 أَفَلَا
2 يَتَدَبَّرُونَ düşünmüyorlar mı? د ب ر
3 الْقُرْانَ Kur’an’ı ق ر ا
4 وَلَوْ ve eğer
5 كَانَ olsaydı ك و ن
6 مِنْ -ından
7 عِنْدِ taraf- ع ن د
8 غَيْرِ başkası غ ي ر
9 اللَّهِ Allah’tan
10 لَوَجَدُوا bulurlardı و ج د
11 فِيهِ onda
12 اخْتِلَافًا birbirini tutmaz خ ل ف
13 كَثِيرًا çok şey ك ث ر
 

“Kur’ân mucizesi” 6 dakika 13 saniye

https://youtu.be/DVLuljPsuAg

daha fazlası için;

https://www.youtube.com/playlist?list=PLMqaXpfGMqXg97V8mF4vhlqEix8eLpNp2

 

اَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ الْقُرْاٰنَۜ

 

Fiil cümlesidir. Hemze istîfham harfidir. لَا يَتَدَبَّرُونَ  cümlesi, atıf harfi  فَ  ile mukadder istînâfa matuftur. Takdiri, أيعرضون فلا يتدبرون  şeklindedir.

لَا  nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَتَدَبَّرُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. الْقُرْاٰنَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

يَتَدَبَّرُونَ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir.Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi دبر ’dir. 

Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar. 


 وَلَوْ كَانَ مِنْ عِنْدِ غَيْرِ اللّٰهِ لَوَجَدُوا ف۪يهِ اخْتِلَافاً كَث۪يراً

 

وَ  istînâfiyyedir. لَوْ  gayr-i cazim şart harfidir. كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde ismini ref haberini nasb eder.  

كَانَ ’nin ismi müstetir olup takdiri هُو ’dir.  مِنْ عِنْدِ  car mecruru  كَانَ ’nin mahzuf haberine mütealliktir.غَيْرِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır.  اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrudur.

لَ  harfi  لَوْ ’ in cevabının başına gelen rabıtadır. 

وَجَدُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. ف۪يهِ  car mecruru  وَجَدُوا  fiiline mütealliktir.  اخْتِلَافًا  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  كَث۪يرًا  kelimesi  اخْتِلَافًا ’in sıfatı olup fetha ile mansubdur.

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

كَث۪يرًا  ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

 

اَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ الْقُرْاٰنَۜ

 

İstifham üslubunda talebî inşâî isnad olan cümle, takdiri  أيعرضون فلا يتدبرون  (Yüz mü çeviriyorlar, artık düşünmezler mi?) olan mukadder istînâfa  فَ  ile atfedilmiştir. 

Hemze, inkârî istifham harfidir. İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen, kınama ve taaccüb anlamı taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır. Cümle muzari fiil sıygasında gelerek hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. 

Kur'an’daki fasılalar, kimi zaman kevnî ayetler üzerinden örnekler verilerek, kimi zaman ahiretin kalıcılığına vurgu yapılarak kimi zaman kâfirlerin Allah’ın dışında ilâhlar edinme konusundaki mantıksızlıkları geçmişle gelecek arasında bağ kurulmak suretiyle geçmişin tecrübesini geleceğe aktarma anlamındaki bir düşünmeyi kapsayan  تَعَقُّل  kelimesi ve “Hiç aklınızı kullanmıyor musunuz?”, “Hiç düşünmüyor musunuz?” gibi ifadelerle bitirilirken geçmişe yönelik düşünmeyi gerektiren ve hassaten önceki milletlerin tecrübeleriyle ilgili olaylar anlatılırken  لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ  gibi tezekküre çağıran ifadelerle bitirilmiştir. Olayın arka planının kavranmasının önem arz ettiği Kur'an’ın anlamına yönelik düşünme çağrıları ise  أَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ  ifadesiyle karşılık bulmuştur. Zira tezekkürün zıddı olarak kullanılan tedebbür, geleceğe yön verecek bu türden bir düşünmeyi ve tedbiri gerektirir. Aklını kullanan bireylerin ( تَعَقُّل ) geçmişin yaşanmışlığını idrak ederek (تَذَكُّر ) geleceğe yol bulmaları (تَدَبُّر ) anlamında üçünü de kapsayan bir anlamın gerekli olduğu bazı fasılalar ise tefekküre yapılan vurgularla, bütün bunlardan içinde bulunduğumuz an için hüküm çıkarma bağlamındakiler ise  تَفَقُّه  kelimesiyle sonlandırılmıştır. (Hasan Uçar, Kur'an-ı Kerim’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları Doktora Tezi) 

يَتَدَبَّرُونَ  kelimesinde müennesin müzekkere katılması yoluyla tağlîb sanatı vardır. 

“Ey iman edenler!” şeklindeki hitapların çoğunda kadınların erkeklere katılması yoluyla tağlîb vardır. (Prof. Dr. Ali Bulut, Belâgat)

Taaccüb ve azarlamak için gelmiş inkâri istifhamdır. Tedebbür sebeplerinin çokluğuna rağmen cehaletleri devam etmektedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Tedebbür etmek; manayı anlamak, üzerinde fikir yürütmek demektir. Ayeti kerime Kur’an üzerinde tedebbüre davet eder. Tedbir kelimesi de bu köktendir. Bu fiil; تفاعّل  kalıbı dolayısıyla tekellüf ifade eder. Yani zorlanmak, dönüşmek manaları taşır.

تَدَبّر  kelimesinin aslı, bir şeyin sonuna bakmaktır. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)


وَلَوْ كَانَ مِنْ عِنْدِ غَيْرِ اللّٰهِ لَوَجَدُوا ف۪يهِ اخْتِلَافاً كَث۪يراً

وَ  istînâfiyye,  لَوۡ  şartiyyedir.  لَوۡ  gayrı cazim şart edatıdır. Şart gerçekleşmediği için cevabının da gerçekleşmediğini bildiren bir edattır.. 

لَوْ  harfinin geldiği cümlelerde hem şart hem de ceza fiili mazi olur. Ancak bir nükte için muzariye de dahil olabilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

لَوْ  edatı; şart ilişkisi kurar. Bu edat, gerçekleşmeyen iki fiil arasındaki ayrılmazlık ilişkisini ifade eder. Nahivciler  لَوْ  edatını “şart gerçekleşmediği için cevabının da gerçekleşmemesini gerektiren bir edattır” diye tanımlamaktadırlar. Başka bir deyişle “şart bulunmadığından cevabın da bulunmadığını” ifade eder. Bu tanıma göre cevabın gerçekleşmediğine açık bir şekilde delalet eder. Yani şartın imkânsızlığında cevabın da imkânsızlığını ifade eden bir edat olmaktadır. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)

Şart üslubundaki cümlede كَان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi  كَانَ مِنْ عِنْدِ غَيْرِ اللّٰهِ  , şarttır. Faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Bu cümlede îcaz-ı hazif sanatı vardır.  مِنْ عِنْدِ  car mecruru  كَانَ  ’nin mahzuf haberine mütealliktir.

Şartın cevabı olan  لَ  karinesiyle gelen  لَوَجَدُوا ف۪يهِ اخْتِلَافاً كَث۪يراً  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber ibtidaî kelamdır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Samerrâî Tefsir, c. 2, s. 106.) 

عِنْدِ غَيْرِ اللّٰهِ  izafetinde غَيْرِ  ve  عِنْد, lafza-i celâle muzâf oldukları için şeref kazanmışlardır.

كَث۪يراً  kelimesi  اخْتِلَافاً  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

اخْتِلَافًا  kelimesinin nekreliği nev ve teksir ifade eder. Sıfat tamlaması şeklinde gelerek bu manalar tekid edilmiştir.

Mantık yollu kelamdır.