هُوَ الَّذ۪ي يُحْـي۪ وَيُم۪يتُۚ فَاِذَا قَضٰٓى اَمْراً فَاِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ۟ ٦٨
هُوَ الَّذ۪ي يُحْـي۪ وَيُم۪يتُۚ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Munfasıl zamir هُو mübteda olarak mahallen merfûdur. Müfred müşterek has ism-i mevsûl الَّـذ۪ٓي , mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası يُحْـي۪ وَيُم۪يتُ ‘ dür. Îrabdan mahalli yoktur.
Fiil cümlesidir. يُحْـي۪ fiili ى üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو’ dir. يُم۪يتُ atıf harfi و ‘la makabline matuftur.
يُم۪يتُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.
يُحْـي۪ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi حيي ’dir.
يُم۪يتُ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi موت ’dir.
İf’al babı fiille tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.
فَاِذَا قَضٰٓى اَمْراً فَاِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ۟
Fiil cümlesidir. فَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِذَا şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır.Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. قَضٰٓى ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
قَضٰٓى elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. اَمْراً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
اِنَّمَا kâffe ve mekfufedir. Kâffe; men eden, alıkoyan anlamında olup buradaki ma-i kâffeden kasıt ise اِنَّ harfinden sonra gelen ve onun amel etmesine mani olan مَا demektir.
يَقُولُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو’dir. Mekulü’l-kavli كُنْ فَيَكُونُ ’dur. يَقُولُ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كُنْ nakıs, sükun üzere mebni emir fiildir. Ayette tam fiil olarak amel etmiştir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. لَهُ car mecruru يَقُولُ fiiline mütealliktir.
فَ sebebiyyedir. يَكُونُ fiili mahzuf mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. Takdiri, هو şeklindedir.
يَكُونُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.
(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. (إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir:
a)(إِذَا) fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur. b) (إِذَا) nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır. c) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنَّـمَٓا , kâffe (durduran, engelleyen anlamında ismi faildir) ve mekfûfe’dir.Usul ve beyan alimlerinin Cumhuruna göre kâffe olan مَٓا harfi, اِنَّ ile birlikte nafiye olur ve bu da hasr için kullanılma sebebidir. Çünkü اِنَّ ispat, مَٓا nefiy içindir. Bu ikisinin tek bir şey için kullanılması caiz değildir, çünkü aralarında tenakuz vardır. https://www.arapcadilbilgisi.com/ Cumhura göre إنما hasr ifade eder ve maksûrun aleyh cümlenin sonunda bulunur. https:// islamansiklopedisi.org
هُوَ الَّذ۪ي يُحْـي۪ وَيُم۪يتُۚ
Bu cümle istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Mübteda ve haberden oluşmuş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Cümle kasrla tekid edilmiştir.
İki taraf da, yani mübteda da haber de marife olduğu için cümle kasr ifade eder. Kasr-ı sıfat ale’l-mevsuf babında hakiki kasrdır. Müsnedin tarifi ihtisas ifade eder. (Âşûr, müminun/80)
Ayrıca müsnedin ism-i mevsûlle gelmesi, bahsin önemini vurgulamak ve gelen habere dikkat çekmek içindir.
Has ism-i mevsûlün sılası olan يُحْـي۪ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Aynı üslupta gelen يُم۪يتُ cümlesi sılaya atfedilmiştir. Atıf sebebi tezattır.
Fiiller muzari sıygada gelerek teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler.(Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
يُحْـي۪ - وَيُم۪يتُۚ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
فَاِذَا قَضٰٓى اَمْراً فَاِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ۟
فَ atıftır. İstinaf olduğu da söylenmiştir. Cümle şart üslubunda haberî isnaddır. اِذَا ; şart manası taşıyan zaman zarfı, şart cümlesinin muzâfıdır. Müteallakı يَقُولُ fiilidir.
Muzâfun ileyh olan قَضٰٓى اَمْراً şart cümlesi, mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
فَ karinesiyle gelen cevap cümlesi فَاِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُۜ , kasr edatı اِنَّمَا ile tekid edilmiş fiil cümlesidir. Faide-i haber inkârî kelamdır. Kasr, fiille mef’ûl arasındadır. Kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur. Kasr-ı mevsûf ale’s-sıfat olması da caizdir.
Cevap cümlesinde يَقُولُ fiilinin mekulü’l-kavli olan كُنْ , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
فَيَكُونُ cümlesine dahil olan فَ istînâfiyyedir. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil sıygasındaki يَكُونُ ve emir siygasındaki كُنْ fiilleri, tam fiildir.
كُنْ فَيَكُونُ۟ cümlesinde îcaz-ı kısar sanatı vardır. Bu; az sözle çok mana ifade etmek demektir. Yani, lafzen bir hazf olmamakla beraber kısa, tam bir cümleyle çok mana ifade etmek demektir.
كُنْ - يَكُونُ - كَانَ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
اَمْرًا ’deki tenvin tazim ve nev ifade eder.
Burada da قَضٰٓى fiiliyle ‘irade etmek’ manası kastedilmiştir. Aksi halde mana doğru olmaz. Bir işi yapmak, iradeyi gerektirdiği için sebep yerine müsebbep zikredilmiştir. Atfın فَ harfiyle yapılması da bunun karinesidir. Sanki istenen fiil hemen yerine getiriliyor gibidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri, Beyân İlmi)
Bu ayet önceki ayetin binası gibi gelmiştir. Zamirle başlamış, sonra da ism-i mevsûl gelmiştir. Arkadan gelen her şey de ism-i mevsulün sılasıdır ve sılaya dahildir. Mana onlarla kemâle erer. Sayılan bütün fiiller, ameller, haller, sılaya dahil olan her şey elbette ki sadece O’ndan sadır olur, Hak Ma‘bûd’dan başkasından kaynaklanması mümkün değildir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 1, s. 335)
يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ۟ [Yüce Allah'ın o şeye ol demesidir. O da derhal oluverir] cümlesinde istiâre-i temsîliyye vardır. Yüce Allah, kudretinin eşyaya tesir ve etkisinin süratini, hiç beklemeden ve diretmeden, kendisine itaat edilen kimsenin emrine benzetti. Zira O bir şey istediğinde o şey, emri geciktirmeden hemen oluverir. Bu, latîf istiârelerdendir. (Safvetü’t Tefâsir)
Diriltme ve öldürmeyi, “ol” der, o da oluverir..” ifadesiyle anlatmak istemiştir. Buna göre sanki, “İnsanın toprak iken nutfe oluşu ve alaka oluşa geçişi, tedricî olarak, kademe kademe meydana gelen bir tekâmüldür. Ama hayatın meydana gelişi, ruh cevherinin insanla ilgi kurması anında derhal olur” demektir. İşte bu sebepten ötürü, hayat verme işi, ayette bu ifadeyle anlatılmıştır. (Fahreddin er-Râzî)
İstînâfiye olarak fasılla gelmiştir. Şart üslubundaki terkipte şart manası taşıyan zaman zarfı اِذَا , cümleye muzaf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Müteallakı يَقُولُ fiilidir.
اِذَا ‘nın muzâfun ileyhi olan قَضٰٓى اَمْراً şart cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Mazi fiil sıygasında gelerek temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
فَ karinesiyle gelen فَاِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ şeklindeki cevap cümlesi kasr edatı اِنَّمَا ile tekid edilmiş müspet muzari fiil cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. İki tekid hükmündeki kasr, fiille mef’ûl arasındadır. يَقُولُ , maksur/sıfat, كُنْ maksurun aleyh/mevsûf, olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’s-mevsûftur. Yani müsned, bu mef’ûle hasredilmiştir. Kasr-ı mevsûf ale’s-sıfat olması da caizdir. Bu durumda fail tarafından gerçekleştirilen fiil, başka mef'ûllere değil zikredilen mef'ûle tahsis edilmiş olur.
Cevap cümlesinde يَقُولُ fiilinin mekulü’l-kavli olan كُنْ , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkib, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber inkârî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
فَيَكُونُ cümlesine dahil olan فَ istînâfiyyedir. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. يَكُونُ , takdiri هو (O) olan mahzuf mübtedanın haberidir.
Haberin, muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam formunda gelmesi cümleye hükmü takviye, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm anlamları katmıştır.
Cümleye dahil olan فَ ‘nin, يَقُولُ fiiline sebebiyye manasında atıf harfi olması da caizdir.
Muzari fiil sıygasındaki يَكُونُ ve emir sıygasındaki كُنْ fiilleri, tam fiildir.
كُنْ - يَكُونُ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ cümlesinde îcaz-ı kısar sanatı vardır. Bu; az sözle çok mana ifade etmek demektir. Yani, lafzen bir hazf olmamakla beraber kısa, tam bir cümleyle çok mana ifade etmek demektir.
Bu; az sözle çok mana ifade etmek demektir. Yani, lafzen bir hazf olmamakla beraber kısa, tam bir cümleyle çok mana ifade etmek demektir.اَمْرًا ’deki tenvin tazim ve nev ifade eder.
Burada da قَضٰٓى fiiliyle ‘irade etmek’ manası kastedilmiştir. Aksi halde mana doğru olmaz. Bir işi yapmak, iradeyi gerektirdiği için sebep yerine müsebbep zikredilmiştir. Atfın فَ harfiyle yapılması da bunun karinesidir. Sanki istenen fiil hemen yerine getiriliyor gibidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri, Beyân İlmi)
يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ cümlesinde istiare-i temsiliyye vardır. Yüce Allah kudretini; eşyaya tesir ve etkisinin süratini, hiç beklemeden ve diretmeden, kendisine itaat edilen kimsenin emrine benzetti. Zira O birşey istediğinde o şey, emri geciktirmeden hemen oluverir. Bu, latîf istiarelerdendir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
كُنْ فَيَكُونُ [Sadece “Ol!” der; anında olmaya başlar] ifadesinde geçen كان tam fiil olup اُحْدُثْ فَيَحْدُثُ [“Meydana gel!” der; o da anında meydana gelmeye başlar] anlamındadır. Ayetin bahsettiği bu konuşma, mecaz ve temsildir. Burada telaffuz edilip konuşulmuş herhangi bir söz yoktur.
Dolayısıyla ayetin manası ancak şöyle olur: Allah’ın takdir edip olmasını istediği işler, hiç imtinâ etmeksizin ve beklemeksizin hemen olmaya ve varlık kisvesine bürünmeye başlar. Tıpkı kendisine bir şey emredilen itaatkâr bir memurun hiç beklemeden, imtina etmeden ve isteksizlik göstermeden emredilen şeyi derhal yapmaya başlaması gibi. Allah Teâlâ, bu ayette bahsettiği “gökleri ve yeri eşsiz, ön örneksiz yaratması ve olmasını istediği şeyin hemen olması” gibi vasıflarıyla, kendisinin çocuk edinmekten son derece uzak olduğu gerçeğini iyice tekit etmektedir. Çünkü bu denli yüce bir kudrete sahip olan zatın durumu, birbirinden doğma/meydana gelme bakımından diğer cisimlerin hallerinden tamamen ayrı olacaktır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl - Âdil Ahmed Sâbir er-Ruveynî, Min Ğarîbi Belâgati’l Kur’ani’l Kerim, Soru: 946)
اَمْرًا [Bir şeyi] kelimesi [işler] anlamına gelen أُمُور kelimesinin tekilidir, emir anlamındaki اَلأَوَامِرُ kelimesinin tekili değildir, çünkü bu anlamda emir Allah’ın sıfatıdır ve O’nun yaratması kapsamında değildir. Zira burada emr ile yaratılmış şey kastedilir. (Ömer Nesefî, Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr)
اَمْرًا ’deki tenvin tazim ve nev ifade eder.
[Bir işe hükmedince ona sadece “Ol!” der; o da oluverir.] Yani bir çocuğu babasız yaratmak istediğinde hemen hiçbir tehir söz konusu olmaksızın onu yaratıverir. فَيَكُونُ ifadesi merfûdur. Başka bir irabı yoktur. كُنْ (ol) kelimesinin haberi değildir, nasb olması caiz olmaz. Bilakis فَيَكُونُ ifadesi يَقُولُ (der) ifadesine atıf harfidir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)