18 Aralık 2025
Mü'min Sûresi 67-77 (474. Sayfa)

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ  ...

Mü'min Sûresi 67. Ayet

هُوَ الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ مِنْ عَلَقَةٍ ثُمَّ يُخْرِجُكُمْ طِفْلاً ثُمَّ لِتَبْلُغُٓوا اَشُدَّكُمْ ثُمَّ لِتَكُونُوا شُيُوخاًۚ وَمِنْكُمْ مَنْ يُتَوَفّٰى مِنْ قَبْلُ وَلِتَبْلُغُٓوا اَجَلاً مُسَمًّى وَلَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ  ٦٧


O, sizi (önce) topraktan, sonra az bir sudan (meniden), sonra “alaka”dan yaratan, sonra sizi (ana rahminden) çocuk olarak çıkaran, sonra olgunluk çağına ulaşmanız, sonra da ihtiyarlamanız için sizi yaşatandır. İçinizden önceden ölenler de vardır. Allah bunları, belli bir zamana erişmeniz ve düşünüp akıl erdirmeniz için yapar.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 هُوَ O’dur
2 الَّذِي ki
3 خَلَقَكُمْ sizi yarattı خ ل ق
4 مِنْ -tan
5 تُرَابٍ toprak- ت ر ب
6 ثُمَّ sonra
7 مِنْ -den
8 نُطْفَةٍ nutfe(sperm)- ن ط ف
9 ثُمَّ sonra
10 مِنْ -dan
11 عَلَقَةٍ alaka(embriyo)- ع ل ق
12 ثُمَّ sonra
13 يُخْرِجُكُمْ sizi çıkarıyor خ ر ج
14 طِفْلًا çocuk olarak ط ف ل
15 ثُمَّ sonra
16 لِتَبْلُغُوا ermeniz için ب ل غ
17 أَشُدَّكُمْ güçlü çağınıza ش د د
18 ثُمَّ sonra
19 لِتَكُونُوا olmanız için ك و ن
20 شُيُوخًا ihtiyarlar ش ي خ
21 وَمِنْكُمْ ve içinizden
22 مَنْ kimi
23 يُتَوَفَّىٰ öldürülüyor و ف ي
24 مِنْ
25 قَبْلُ daha önce ق ب ل
26 وَلِتَبْلُغُوا ve erişmeniz için ب ل غ
27 أَجَلًا süreye ا ج ل
28 مُسَمًّى belli س م و
29 وَلَعَلَّكُمْ ve umulur ki
30 تَعْقِلُونَ aklınızı kullanırsınız ع ق ل
Önceki âyette geçen “açık kanıtlar”a bir örnek olmak üzere insanın yaratılış süreci özetlenmektedir. Topraktan yaratılmanın Hz. Âdem’le ilgili olduğu belirtilir (Taberî, XXIV, 82; İbn Atıyye, IV, 568; Şevkânî, IV, 572). Ancak Râzî’nin de kaydettiği gibi (XXVII, 85) ifadeyi Hz. Âdem’le sınırlamaya gerek yoktur; zira bütün canlıların üremesi, beslenmesi ve yaşaması da toprak sayesinde mümkün olmaktadır (insanın yaratılış süreci, âyetteki nutfe ve alaka terimlerinin anlamları için bk. Hac 22/5; Mü’minûn 24/12-14). Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 676

   Haleqa خلق :

  خَلْقٌ kelimesinin aslı doğru dürüst planlama/ölçümlemedir. Bir şeyi hiçbir aslı ve kökeni olmadan ve hiçbir şeyi örnek almadan ibdâ ve inşa etmek/yaratmaktır. Yine bir nesneyi başka bir nesneden yaratmak/vücuda getirmek anlamında kullanılır.

  İbdâ anlamındaki halk etme/vücuda getirme yalnızca Allah'a mahsustur. Dönüştürme ve oluşturma yoluyla gerçekleşen halk etme/yaratmayı ise Yüce Allah bazı durumlarda Hz. İsa gibi kendisinden başkası içinde kullanmıştır. Müminun, 14/23 ayeti Yüce Allah dışındaki varlıkların da yaratma ile nitelenmesinin doğru/sahih olduğunu göstermektedir. 

  Halq خَلْقٌ sözcüğü insanların geneliyle ilgili iki manada kullanılabilir. Birincisi oranlayıp ölçümlemek yani takdir etmek; ikincisi ise yalanla ilgili kullanılabilir. Bir sözcüğü nitelemek için kullanıldığı her yerde Halq خَلْقٌ yalan söylemek anlamına gelir.

  خَلْقٌ kelimesi مَخْلُوقٌ anlamında da kullanılır. خَلْقٌ ve خُلْقٌ aynı köktendir. Yalnız خَلْقٌ sözcüğü gözle algılanabilen biçim, şekil ve suretlere tahsis edilmiş, خُلْقٌ sözcüğünün kullanımı ise basiretle idrak edilen kuvvelere, seciyelere ve huylara tahsis edilmiştir. 

  Haluka gelince bir tür güzel kokudur.

  Son olarak ahlak أخْلاقٌ kavramı, insanın kendi huluq (خُلُقٌ)'u sayesinde kazandığı fazilet, kemal ve yüksek derecedir. (Müfredat) 

  Kuran’ı Kerim’de farklı formlarda 261 defa geçmiştir. (Mu'cemu-l Mufehres)

  Türkçede kullanılan şekilleri halk, ahlak, hilkat, Hâlik, mahluk ve halayık vr Haluk'dur. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

هُوَ الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ مِنْ عَلَقَةٍ ثُمَّ يُخْرِجُكُمْ طِفْلاً ثُمَّ لِتَبْلُغُٓوا اَشُدَّكُمْ ثُمَّ لِتَكُونُوا شُيُوخاًۚ 

 

İsim cümlesidir. Munfasıl zamir  هُوَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. Müfred müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ي  haber olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur. 

Fiil cümlesidir. خَلَقَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. Muzâf mahzuftur. Takdiri, خلق أباكم  şeklindedir. مِنْ تُرَابٍ car mecruru  خَلَقَكُمْ  fiiline mütealliktir. 

ثُمَّ  tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir.  مِنْ نُطْفَةٍ  car mecruru  خَلَقَكُمْ  fiiline mütealliktir.  مِنْ عَلَقَةٍ  car mecruru  ثُمَّ  atıf harfi ile makabline matuftur. يُخْرِجُكُمْ طِفْلاً  atıf harfi  ثُمَّ  ile sıla cümlesine matuftur.  

يُخْرِجُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو 'dir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. طِفْلاً  kelimesi  يُخْرِجُكُمْ ‘deki hitap zamirinin hali olup fetha ile mansubdur.

ثُمَّ  tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. لِ  harfi, تَبْلُغُٓوا  fiilini gizli  أن ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. أن  ve masdar-ı müevvel  لِ  harf-i ceriyle mahzuf  fiile mütealliktir. Takdiri, يبقيكم (Sizi baki kılar) şeklindedir.  

تَبْلُغُٓوا  fiili  نَ ‘un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و 'ı fail olarak mahallen merfûdur. 

اَشُدَّكُمْ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

ثُمَّ  tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. لِ  harfi,  تَكُونَ  fiilini gizli  أن ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir.  أن  ve masdar-ı müevvel  لِ  harf-i ceriyle önceki masdar-ı müevvele matuftur.  

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. 

تَكُونَ  nakıs, fetha ile mansub muzari fiildir. تَكُونَ ’nin ismi, müstetir olup takdiri  أنت 'dir.  شُيُوخاً  kelimesi  تَكُونَ ’nin haberi olup fetha ile mansubdur. 

ثُمَّ ; Matuf ve matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından  فَ  harfinin zıttıdır.  ثُمَّ  ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Hal, cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal, “nasıl?” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zül-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l hal marife olur. Hal mansubdur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde  iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hali sahibu’l hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazf edilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harf-i cerli veya zarflı isim). Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

يُخْرِجُ  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi  خرج ’dir.

İf’al babı fiille tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.


 وَمِنْكُمْ مَنْ يُتَوَفّٰى مِنْ قَبْلُ وَلِتَبْلُغُٓوا اَجَلاً مُسَمًّى

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

مِنْكُمْ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. Müşterek ism-i mevsûl  مَنْ  muahhar mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  يُتَوَفّٰى ’dır. Îrabdan mahalli yoktur. 

يُتَوَفّٰى  elif üzere mukadder damme ile merfû meçhul muzari fiildir. Naib-i faili müstetir olup takdiri هو ’dir. مِنْ قَبْلُ  car mecruru  يُتَوَفّٰى  fiiline mütealliktir.  قَبْلُ  cer mahallinde muzâftır. Kelimenin merfû oluşu muzâfun ileyhin mahzuf olduğunun işaretidir. Ötre muzâfun ileyhten ivazdır.

وَ  atıf harfidir.  لِ  harfi,  تَبْلُغُٓوا  fiilini gizli  أن ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. أن  ve masdar-ı müevvel  لِ  harf-i ceriyle mahzuf mukadder fiile mütealliktir. Takdiri, فعل ذلك لتعيشوا (Yaşamanız için bunu yaptı.) şeklindedir. 

تَبْلُغُٓوا  fiili  نَ ‘un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. 

اَجَلاً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  مُسَمًّى  kelimesi  اَجَلاً ‘in sıfatı olup, elif üzere mukadder fetha ile mansubdur. 

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يُتَوَفّٰى  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil  تَفَعَّلَ  babındadır. Sülâsîsi  وفى ’dir.

Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüp (sakınma) ve talep anlamları katar.

مُسَمًّى ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan tef’il babının ism-i mef’ûludur. 


 وَلَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ

 

İsim cümlesidir. Atıf harfi  وَ ‘la mukadder ta’lil cümlesine matuftur. Takdiri;  لعلّكم تعلمون ذلك (Umulur ki bunu bileceksiniz) şeklindedir.

لَعَلَّ  terecci harfidir. Vukuu mümkün durumlarda kullanılır. İsim cümlesinin önüne gelir.  إنّ  gibi ismini nasb haberini ref eder. Tereccî, husûlü arzu edilen ve sevilen, imkân dahilinde olan bir şeyin istenmesidir.

كُمْ  muttasıl zamiri  لَعَلَّ ‘nin ismi olarak mahallen mansubdur. تَعْقِلُونَ  cümlesi,  لَعَلَّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

تَعْقِلُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.

هُوَ الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ مِنْ عَلَقَةٍ ثُمَّ يُخْرِجُكُمْ طِفْلاً 

 

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Mübteda ve haberden oluşmuş cümle, faide-i haber inkârî kelamdır. Cümle kasrla tekid edilmiştir.

İki taraf da, yani mübteda da haber de marife olduğu için kasr ifade eder. Kasr-ı sıfat ale'l mevsûftur. (Âşûr, En’âm/2)

Müsnedin ism-i mevsûlle marife olması, tazim kastının yanında sonraki habere dikkat çekmek içindir. İsim cümlesinin her iki unsuru da hasr kastedilerek ma‘rife olarak gelmiştir. Kasr, mübteda ve haber arasındadır. هُوَ  maksûrun aleyh/mevsûf, الَّذ۪ي maksûr/sıfat olmak üzere kasr-ı sıfat ale-l mevsûf hakiki tahkiki kasrdır.

Haber konumundaki has ism-i mevsûl  الَّذ۪ي ’nin sılası olan خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ , mazi fiil sıygasında gelerek sübut, temekkün ve istikrara işaret etmiştir. 

Car mecrurlar  مِنْ نُطْفَةٍ ve مِنْ عَلَقَةٍ , atıf harfi  ثُمَّ  ile  مِنْ تُرَابٍ ‘e atfedilmiştir. Kelimelerdeki tenvinler nev ve tazim ifade eder.

ثُمَّ يُخْرِجُكُمْ طِفْلاً  cümlesi,  ثُمَّ  ile sılaya matuftur. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Ayetteki atıf harfi  ثُمَّ , rütbe ve terahi ifade eder.

Cümlede fiillerin muzari sıygada gelmesi hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

طِفْلاً  lafzı, يُخْرِجُكُمْ  filinin hitap zamirinden haldir. Hal, anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.

يُخْرِجُكُمْ - طِفْلاً  kelimelerinde müfret ve cemi arasında güzel bir iltifat sanatı vardır.

الطِّفْلُ  kelimesi bir kişi, iki kişi, üç ve daha fazla kişi için kullanıldığı gibi müzekker ve müennes için de kullanılır. (Âşûr)


ثُمَّ لِتَبْلُغُٓوا اَشُدَّكُمْ ثُمَّ لِتَكُونُوا شُيُوخاًۚ 

 

Cümle terahi ifade eden atıf harfi  ثُمَّ  ile makabline atfedilmiştir. Sebep bildiren harf-i cer  لِ ’nin gizli  أنْ ’le masdar yaptığı  لِتَبْلُغُٓوا اَشُدَّكُمْ  cümlesi, mecrur mahalde masdar teviliyle, takdiri  يبقيكم (Sizi baki kılar) olan fiile mütealliktir. Bu takdire göre cümle müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır.

Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.

ثُمَّ  atıf harfi, sıralı düzenleme ve zamanda terahi ifade eder.

Sebep bildiren harf-i cer lam-ı ta’lilin gizli  أنْ ’le masdar yaptığı  لِتَكُونُوا شُيُوخاً  cümlesi, hükümde ortaklık nedeniyle, önceki masdara atfedilmiştir.  كَان ’nin dahil olduğu, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

شُيُوخاًۚ - طِفْلاً  ve اَشُدَّكُمْ - شُيُوخاًۚ  gruplarındaki kelimeler arasında tıbâk-ı hafî sanatı vardır. 

Keşşâf sahibi ayetteki, لِتَبْلُغُوا  deki  ل  harf-i cerinin, mahzuf bir fiile taalluk ettiğini ve takdirin, ثُمَّ يُبْقِيكُمْ لِتَبْلُغُوا  şeklinde olduğunu söylemiştir. (Fahreddin er-Râzî)

 

وَمِنْكُمْ مَنْ يُتَوَفّٰى مِنْ قَبْلُ وَلِتَبْلُغُٓوا اَجَلاً مُسَمًّى 

 

Bu cümle atıf harfi وَ ‘la  خَلَقَكُمْ (Sizi yarattı) cümlesine atfedilmiştir. Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. Car mecrur  مِنْكُمْ , mahzuf mukaddem habere mütealliktir. Muahhar mübteda olan müşterek ism-i mevsûl  مَنْ ’in sılası olan  يُتَوَفّٰى مِنْ قَبْلُ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

يُتَوَفّٰى  fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.

Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.

Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

Mecrur olan  قَبْلُ ‘nun sonundaki damme, mahzuf muzafun ileyhten ivazdır.  يُتَوَفّٰى  fiiline mütealliktir.

وَلِتَبْلُغُٓوا اَجَلاً مُسَمًّى  cümlesi, makabline matuftur.

Sebep bildiren masdar harfi, lam-ı ta’lilin gizli  أنْ ’le masdar yaptığı  لِتَبْلُغُٓوا اَجَلاً مُسَمًّى   cümlesi, ta’liliyye hükmündeki, takdiri  فعل ذلك (Bunu yaptı) olan fiile mütealliktir. Bu takdire göre cümle müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır.

مُسَمًّى  kelimesi  اَجَلٍ  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

اَجَلاً ’deki tenvin belirsiz bir süreyi ifade eder. 

İnsanın yaratılış evreleri sayılarak taksim sanatı yapılmıştır.

لِتَبْلُغُٓوا - مِنْ  ve  ثُمَّ ‘nin tekrarında  ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

قَبْلُ - ثُمَّ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı,  طِفْلاً - اَشُدَّ - شُيُوخاًۚ  kelimeleri arasında ise mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

طِفْلاً  kelimesi; müfred, müsenna, cemi, müzekker ve müennes için kullanılır. Şeyh kelimesi 50 yaşına gelenler için, اَشُدَّ  kelimesi de 40 yaşına gelenler için kullanılır.

67. ayet, ثُمَّ لِتَبْلُغُٓوا اَشُدَّكُمْ ثُمَّ لِتَكُونُوا شُيُوخاًۚوَمِنْكُمْ مَنْ يُتَوَفّٰى مِنْ قَبْلُ وَلِتَبْلُغُٓوا اَجَلاً مُسَمًّى وَلَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ  şeklinde devam etmektedir.  وَمِنْكُمْ مَنْ يُتَوَفّٰى مِنْ قَبْلُ  sözü لِتَكُونُوا شُيُوخاًۚ  sözünden sonra gelmiştir. Bunda yaşlılık merhalelerinde ölümden başka bir merhale olmadığına işaret  vardır. مِنْ قَبْلُ sözünün delaletiyle yaşlılıkla birlikte ölümün olduğu anlaşılır. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 1, s. 334)

 

 وَلَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ

 

Takdiri  علّكم تعلمون ذلك olan ta’lil cümlesine atfedilmiştir. Vukuu mümkün durumlarda kullanılan tereccî harfi  لَعَلَّ ‘nin dahil olduğu isim cümlesi, gayrı talebî inşaî isnaddır.

“Umulur ki” anlamında olan  لَعَلَّ , Allah Teâlâ’ya isnad edildiğinde “...olsun diye, ...olması için” şeklinde tercüme edilir. Dolayısıyla cümle vaz edildiği inşâ formundan çıktığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.

لَعَلَّ  gerçek kullanımında ümit ve beklenti tesis etmek içindir. Bazen mecâz-ı mürsel yoluyla inkâr ve tahzir (sakındırma) manasında da kullanılabilmektedir. (İbn Âşûr)

لَعَلَّ  kelimesi ihtimal ilişkisi kurar. َTevakku anlamı da vardır. Tevakku istenilen bir şeyin gerçekleşmesini ummak/beklemek, istenmeyen bir şeyden de endişe duymaktır.

لَعَلَّ  edatı gerçekleşmesi mümkün olan şeylere hastır.  لَعَلَّ ’nin ifade ettiği ihtimal, bir şeyin gerçekleşmesiyle gerçekleşmemesinin eşit olması durumudur. el-Mâleki İbn Hişâm gibi bazı nahivciler buna tevakku demektedirler. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)

Cümlede müsned olan  تَعْقِلُونَ ‘nin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Fasılası benzer şekilde gelen ayetlerin başında her zaman düşünerek anlaşılabilen manalar mevcuttur. Bütün bu ayetleri toplayıp tahlil etmeye kalkınca fasılaların benzer fiillerle sona erdiği görülür;  يتفكرون , يتذكرون  gibi. Bu fasılada dikkati çeken bir başka şey de  تَعْقِلُونَ  fiilinin müteaddî olmasına rağmen lâzım menziline konulmuş olmasıdır. Bunun sebebi de insanın akledenlerden olması, yani insanların arasında akletme ehliyetine sahip olanların çok olmasının istenmesidir. Böylece bize “sizi sadece akletmeniz için yarattım” haberini vermiştir. Sanki akletme meselesi, bu yaratılışın gayesi ve illetidir. Her kim aklı devre dışı bırakırsa, sanki yaratılışı devre dışı bırakmıştır. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 1, s. 335)
Mü'min Sûresi 68. Ayet

هُوَ الَّذ۪ي يُحْـي۪ وَيُم۪يتُۚ فَاِذَا قَضٰٓى اَمْراً فَاِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ۟  ٦٨


O, yaşatan ve öldürendir. Bir şeye karar verdiğinde, ona sadece “ol” der, o da oluverir.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 هُوَ O’dur
2 الَّذِي
3 يُحْيِي yaşatan ح ي ي
4 وَيُمِيتُ ve öldüren م و ت
5 فَإِذَا zaman
6 قَضَىٰ hükmettiği ق ض ي
7 أَمْرًا bir işi ا م ر
8 فَإِنَّمَا sadece
9 يَقُولُ der ق و ل
10 لَهُ ona
11 كُنْ ol! ك و ن
12 فَيَكُونُ o da olur ك و ن
Yukarıdaki kanıtlardan, yaşatanın da öldürenin de Allah olduğu sonucu çıkmaktadır. Âyet, Allah’ın gerek yaratma ve öldürmede gerekse diğer fiillerinde asla güçlük ve zahmet çekmeyeceğini ifade etmektedir. O’nun iradesi “ol!” buyruğuyla tecelli edince irade ettiği şey, zahmetsiz, külfetsiz ve eksiksiz oluverir. Bu ifadede dolaylı olarak putperestlere, “Tanrısal nitelikler yüklediğiniz şeylerin böyle bir gücü var mıdır?” anlamında bir uyarıda bulunulmakta, böylece İslâm’ın ana ilkesi olan tevhid inancına vurgu yapılmaktadır. Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 676

هُوَ الَّذ۪ي يُحْـي۪ وَيُم۪يتُۚ 

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Munfasıl zamir هُو  mübteda olarak mahallen merfûdur. Müfred müşterek has ism-i mevsûl  الَّـذ۪ٓي , mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  يُحْـي۪ وَيُم۪يتُ ‘ dür. Îrabdan mahalli yoktur. 

Fiil cümlesidir. يُحْـي۪  fiili  ى  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو’ dir.  يُم۪يتُ  atıf harfi و ‘la makabline matuftur.  

يُم۪يتُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. 

يُحْـي۪  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi  حيي ’dir. 

يُم۪يتُ  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi  موت ’dir.

İf’al babı fiille tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.

  فَاِذَا قَضٰٓى اَمْراً فَاِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ۟

 

Fiil cümlesidir.  فَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder.  فَ  ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اِذَا  şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır.Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. قَضٰٓى  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

قَضٰٓى  elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.  اَمْراً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.  

اِنَّمَا  kâffe ve mekfufedir. Kâffe; men eden, alıkoyan anlamında olup buradaki ma-i kâffeden kasıt ise  اِنَّ  harfinden sonra gelen ve onun amel etmesine mani olan  مَا  demektir.

يَقُولُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو’dir. Mekulü’l-kavli  كُنْ فَيَكُونُ ’dur. يَقُولُ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. 

كُنْ  nakıs, sükun üzere mebni emir fiildir. Ayette tam fiil olarak amel etmiştir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir.  لَهُ  car mecruru  يَقُولُ  fiiline mütealliktir.

فَ  sebebiyyedir.  يَكُونُ  fiili mahzuf mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. Takdiri, هو  şeklindedir. 

يَكُونُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.      

(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir.  (إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir: 

a)(إِذَا) fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur. b) (إِذَا)  nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır. c) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اِنَّـمَٓا , kâffe (durduran, engelleyen anlamında ismi faildir) ve mekfûfe’dir.Usul ve beyan alimlerinin Cumhuruna göre kâffe olan  مَٓا  harfi, اِنَّ  ile birlikte nafiye olur ve bu da hasr için kullanılma sebebidir. Çünkü  اِنَّ  ispat,  مَٓا  nefiy içindir. Bu ikisinin tek bir şey için kullanılması caiz değildir, çünkü aralarında tenakuz vardır. https://www.arapcadilbilgisi.com/ Cumhura göre  إنما  hasr ifade eder ve maksûrun aleyh cümlenin sonunda bulunur. https:// islamansiklopedisi.org

هُوَ الَّذ۪ي يُحْـي۪ وَيُم۪يتُۚ 

 

Bu cümle istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Mübteda ve haberden oluşmuş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Cümle kasrla tekid edilmiştir.

İki taraf da, yani mübteda da haber de marife olduğu için cümle kasr ifade eder. Kasr-ı sıfat ale’l-mevsuf babında hakiki kasrdır. Müsnedin tarifi ihtisas ifade eder. (Âşûr, müminun/80) 

Ayrıca müsnedin ism-i mevsûlle gelmesi, bahsin önemini vurgulamak ve gelen habere dikkat çekmek içindir.

Has ism-i mevsûlün sılası olan  يُحْـي۪ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Aynı üslupta gelen  يُم۪يتُ  cümlesi sılaya atfedilmiştir. Atıf sebebi tezattır.

Fiiller muzari sıygada gelerek teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler.(Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

يُحْـي۪ - وَيُم۪يتُۚ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır. 


 فَاِذَا قَضٰٓى اَمْراً فَاِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ۟

 

فَ  atıftır. İstinaf olduğu da söylenmiştir. Cümle şart üslubunda haberî isnaddır.  اِذَا ; şart manası taşıyan zaman zarfı, şart cümlesinin muzâfıdır. Müteallakı  يَقُولُ  fiilidir.

Muzâfun ileyh olan  قَضٰٓى اَمْراً  şart cümlesi, mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

فَ  karinesiyle gelen cevap cümlesi  فَاِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُۜ , kasr edatı  اِنَّمَا  ile tekid edilmiş fiil cümlesidir. Faide-i haber inkârî kelamdır. Kasr, fiille mef’ûl arasındadır. Kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur. Kasr-ı mevsûf ale’s-sıfat olması da caizdir.

Cevap cümlesinde  يَقُولُ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  كُنْ , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

فَيَكُونُ  cümlesine dahil olan  فَ  istînâfiyyedir. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil sıygasındaki  يَكُونُ  ve emir siygasındaki  كُنْ  fiilleri, tam fiildir. 

كُنْ فَيَكُونُ۟  cümlesinde îcaz-ı kısar sanatı vardır. Bu; az sözle çok mana ifade etmek demektir. Yani, lafzen bir hazf olmamakla beraber kısa, tam bir cümleyle çok mana ifade etmek demektir.

كُنْ - يَكُونُ - كَانَ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

اَمْرًا ’deki tenvin tazim ve nev ifade eder.

Burada da  قَضٰٓى  fiiliyle ‘irade etmek’ manası kastedilmiştir. Aksi halde mana doğru olmaz. Bir işi yapmak, iradeyi gerektirdiği için sebep yerine müsebbep zikredilmiştir. Atfın  فَ  harfiyle yapılması da bunun karinesidir. Sanki istenen fiil hemen yerine getiriliyor gibidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri, Beyân İlmi)

Bu ayet önceki ayetin binası gibi gelmiştir. Zamirle başlamış, sonra da ism-i mevsûl gelmiştir. Arkadan gelen her şey de ism-i mevsulün sılasıdır ve sılaya dahildir. Mana onlarla kemâle erer. Sayılan bütün fiiller, ameller, haller, sılaya dahil olan her şey elbette ki sadece O’ndan sadır olur, Hak Ma‘bûd’dan başkasından kaynaklanması mümkün değildir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 1, s. 335)

يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ۟  [Yüce Allah'ın o şeye ol demesidir. O da derhal oluverir] cümlesinde istiâre-i temsîliyye vardır. Yüce Allah, kudretinin eşyaya tesir ve etkisinin süratini, hiç beklemeden ve diretmeden, kendisine itaat edilen kimsenin emrine benzetti. Zira O bir şey istediğinde o şey, emri geciktirmeden hemen oluverir. Bu, latîf istiârelerdendir. (Safvetü’t Tefâsir)

Diriltme ve öldürmeyi, “ol” der, o da oluverir..” ifadesiyle anlatmak istemiştir. Buna göre sanki, “İnsanın toprak iken nutfe oluşu ve alaka oluşa geçişi, tedricî olarak, kademe kademe meydana gelen bir tekâmüldür. Ama hayatın meydana gelişi, ruh cevherinin insanla ilgi kurması anında derhal olur” demektir. İşte bu sebepten ötürü, hayat verme işi, ayette bu ifadeyle anlatılmıştır. (Fahreddin er-Râzî)

İstînâfiye olarak fasılla gelmiştir. Şart üslubundaki terkipte şart manası taşıyan zaman zarfı  اِذَا , cümleye muzaf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Müteallakı  يَقُولُ  fiilidir.

اِذَا ‘nın muzâfun ileyhi olan  قَضٰٓى اَمْراً  şart cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Mazi fiil sıygasında gelerek temekkün ve istikrar ifade etmiştir.

فَ  karinesiyle gelen  فَاِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ  şeklindeki cevap cümlesi kasr edatı  اِنَّمَا  ile tekid edilmiş müspet muzari fiil cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. İki tekid hükmündeki kasr, fiille mef’ûl arasındadır.  يَقُولُ , maksur/sıfat,  كُنْ  maksurun aleyh/mevsûf, olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’s-mevsûftur. Yani müsned, bu mef’ûle hasredilmiştir. Kasr-ı mevsûf ale’s-sıfat olması da caizdir. Bu durumda fail tarafından gerçekleştirilen fiil, başka mef'ûllere değil zikredilen mef'ûle tahsis edilmiş olur.

Cevap cümlesinde  يَقُولُ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  كُنْ , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkib, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber inkârî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

فَيَكُونُ  cümlesine dahil olan  فَ  istînâfiyyedir. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. يَكُونُ , takdiri  هو (O) olan mahzuf mübtedanın haberidir. 

Haberin, muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam formunda gelmesi cümleye hükmü takviye, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm anlamları katmıştır.

Cümleye dahil olan  فَ ‘nin,  يَقُولُ  fiiline sebebiyye manasında atıf harfi olması da caizdir.

Muzari fiil sıygasındaki  يَكُونُ  ve emir sıygasındaki  كُنْ  fiilleri, tam fiildir. 

كُنْ - يَكُونُ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ  cümlesinde îcaz-ı kısar sanatı vardır. Bu; az sözle çok mana ifade etmek demektir. Yani, lafzen bir hazf olmamakla beraber kısa, tam bir cümleyle çok mana ifade etmek demektir.

Bu; az sözle çok mana ifade etmek demektir. Yani, lafzen bir hazf olmamakla beraber kısa, tam bir cümleyle çok mana ifade etmek demektir.اَمْرًا ’deki tenvin tazim ve nev ifade eder.

Burada da  قَضٰٓى  fiiliyle ‘irade etmek’ manası kastedilmiştir. Aksi halde mana doğru olmaz. Bir işi yapmak, iradeyi gerektirdiği için sebep yerine müsebbep zikredilmiştir. Atfın  فَ  harfiyle yapılması da bunun karinesidir. Sanki istenen fiil hemen yerine getiriliyor gibidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri, Beyân İlmi)

يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ  cümlesinde istiare-i temsiliyye vardır. Yüce Allah kudretini; eşyaya tesir ve etkisinin süratini, hiç beklemeden ve diretmeden, kendisine itaat edilen kimsenin emrine benzetti. Zira O birşey istediğinde o şey, emri geciktirmeden hemen oluverir. Bu, latîf istiarelerdendir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)

كُنْ فَيَكُونُ [Sadece “Ol!” der; anında olmaya başlar] ifadesinde geçen  كان  tam fiil olup  اُحْدُثْ فَيَحْدُثُ [“Meydana gel!” der; o da anında meydana gelmeye başlar] anlamındadır. Ayetin bahsettiği bu konuşma, mecaz ve temsildir. Burada telaffuz edilip konuşulmuş herhangi bir söz yoktur.

 

Dolayısıyla ayetin manası ancak şöyle olur: Allah’ın takdir edip olmasını istediği işler, hiç imtinâ etmeksizin ve beklemeksizin hemen olmaya ve varlık kisvesine bürünmeye başlar. Tıpkı kendisine bir şey emredilen itaatkâr bir memurun hiç beklemeden, imtina etmeden ve isteksizlik göstermeden emredilen şeyi derhal yapmaya başlaması gibi. Allah Teâlâ, bu ayette bahsettiği “gökleri ve yeri eşsiz, ön örneksiz yaratması ve olmasını istediği şeyin hemen olması” gibi vasıflarıyla, kendisinin çocuk edinmekten son derece uzak olduğu gerçeğini iyice tekit etmektedir. Çünkü bu denli yüce bir kudrete sahip olan zatın durumu, birbirinden doğma/meydana gelme bakımından diğer cisimlerin hallerinden tamamen ayrı olacaktır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl - Âdil Ahmed Sâbir er-Ruveynî, Min Ğarîbi Belâgati’l Kur’ani’l Kerim, Soru: 946)

اَمْرًا [Bir şeyi] kelimesi [işler] anlamına gelen  أُمُور  kelimesinin tekilidir, emir anlamındaki اَلأَوَامِرُ  kelimesinin tekili değildir, çünkü bu anlamda emir Allah’ın sıfatıdır ve O’nun yaratması kapsamında değildir. Zira burada emr ile yaratılmış şey kastedilir. (Ömer Nesefî, Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr)

اَمْرًا ’deki tenvin tazim ve nev ifade eder.

[Bir işe hükmedince ona sadece “Ol!” der; o da oluverir.] Yani bir çocuğu babasız yaratmak istediğinde hemen hiçbir tehir söz konusu olmaksızın onu yaratıverir. فَيَكُونُ  ifadesi merfûdur. Başka bir irabı yoktur. كُنْ  (ol) kelimesinin haberi değildir, nasb olması caiz olmaz. Bilakis  فَيَكُونُ  ifadesi  يَقُولُ (der) ifadesine atıf harfidir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)
Mü'min Sûresi 69. Ayet

اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ينَ يُجَادِلُونَ ف۪ٓي اٰيَاتِ اللّٰهِۜ اَنّٰى يُصْرَفُونَۚۛ  ٦٩


Allah’ın âyetleri hakkında tartışanları görmedin mi? Nasıl da döndürülüyorlar?

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 أَلَمْ
2 تَرَ görmedin mi? ر ا ي
3 إِلَى
4 الَّذِينَ kimseleri
5 يُجَادِلُونَ tartışan(ları) ج د ل
6 فِي hakkında
7 ايَاتِ ayetleri ا ي ي
8 اللَّهِ Allah’ın
9 أَنَّىٰ nasıl da? ا ن ي
10 يُصْرَفُونَ çevriliyorlar ص ر ف
Yukarıda inkârcıların inanmalarını sağlamak maksadıyla bazı aklî deliller ortaya konduktan sonra, buna rağmen hâlâ “Allah’ın âyetlerini tartışmaya kalkışanlar”ın, O’nun kitabını ve peygamberlere gönderdiklerini asılsız saymakta ısrar edenlerin âhirette içine düşecekleri acıklı durum özetlenmektedir. 69. âyetteki “Allah’ın âyetleri” ifadesini Taberî, “Allah’ın hükümleri ve âyetleri” (XXIV, 82); İbn Atıyye, “Hz. Muhammed’in peygamberliği ve ona gelen kitap” (IV, 568) şeklinde açıklamışlardır. Sûrede “Allah’ın âyetlerini tartışmaya kalkışanlar” anlamındaki ifade beş defa tekrar edilmiş; böylece bir bakıma putperestlerin bu tutumlarında ne kadar ısrarcı oldukları ve bunun kendileri için vazgeçilmez bir dava olduğu vurgulanmıştır. Kuşkusuz onların bu inatçı tutumlarının sebebi, Allah’ın âyetlerinde şirk inancını çürütme, tevhid inancını yerleştirme konusunda ısrar edilmesidir. 67. âyette insanın yaratılışı Allah’ın gücüne ve hikmetine kanıt olarak gösterilirken “Umulur ki (bunlar üzerine) akıl yorarsınız” buyurularak aklını doğru kullananın sahih inanca ulaşacağına işaret edilmişti. 69. âyetin sonunda ise inkârcıların, Allah’ın âyetlerini tartışmaları, onlarla mücadele etmeye kalkışmaları, “Gerçeklerden nasıl da uzaklaştırılıyorlar!” şeklinde meçhul (edilgen) bir fiil ile dile getirilmiştir. Buna göre eğer insan, inancını ve hayat çizgisini, temel insanî özelliği olan aklından destek alarak belirlemiyorsa mutlaka çeşitli olumsuz dış ve iç motiflerin etkisinde kalacak, akıllı ve özgür seçim yapamayacak ve sonuçta o motifler tarafından saptırılacaktır. Kur’an’ın her vesileyle gösterdiği gibi Mekke müşriklerinin İslâmî tebliğler karşısındaki tutumları da genellikle bu şekilde idi. Ayrıca tarihin her döneminde ve günümüzde de pek çok insanda bu zaaflar görülmektedir. Nefsânî duygular, çıkar hesapları, ideolojik saplantılar, yayın araçlarının yoğun şartlandırmaları gibi pek çok olumsuz iç ve dış âmiller insanları, 70. âyette belirtilen ilâhî kitaplardan ve onlardaki inanç, değer ve hayat ölçülerinden uzaklaştırmakta; nice yanlışları doğru, iyileri kötü, bâtılları hak göstermekte; onları –farkında olarak veya olmayarak– “Allah’ın âyetleri”ne, ilâhî hakikatlere ve bunların taraftarlarına karşı mücadeleye yönlendirmektedir. Ama âhiret bütün hakikatlerin gün ışığına çıktığı, hakkın yerini bulduğu kusursuz bir adalet ve yargı günüdür. Bu sebeple 74. âyette belirtildiği üzere sahte tanrılar, bağlılarını mahşerde yüzüstü bırakıp ortadan kaybolacak; onların gerçekten tapmaya değer şeyler olmadığı en sadık bağlılarınca da anlaşılıp itiraf edilecektir. Bu dünyada günahları ve erdemsiz yaşayışlarıyla haksız yere böbürlenip şımaranlar; nefislerini ve sıradan nesneleri veya kimi insanları tanrılaştıracak kadar alçalırken Allah’a kul, peygambere ümmet olmaya davet edilince bunu nefislerine yediremeyip kibre kapılanlar, âhirette boyunlarında halkalar ve zincirlerle alçaltılmış bir vaziyette cehennemi boylayacaklardır. Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 676-678

اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ينَ يُجَادِلُونَ ف۪ٓي اٰيَاتِ اللّٰهِۜ 

 

Fiil cümlesidir. Hemze istifham harfidir.  لَمْ  muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.

تَرَ  illet harfinin hazfıyla meczum muzari fiildir. Bilmek anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. الَّذ۪ينَ  cemi müzekker has ism-i mevsûlü  اِلَى  harf-i ceriyle  تَرَ  fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlün sılası  يُجَادِلُونَ ‘ dir. Îrabdan mahalli yoktur.

يُجَادِلُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. ف۪ٓي اٰيَاتِ  car mecruru  يُجَادِلُونَ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. 

Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:

1. Bilmek manasında olanlar.  ألفي -  دري -  رأي -  وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ -  حسب -  خال - زعم - عدّ  fiilleridir.

3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ  - ردّ  -  ترك  fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.

Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen  اَنَّ ’li ve  اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir: 

1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يُجَادِلُ  sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. babındadır. Sülâsîsi  جدل ’dir.   

Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


  اَنّٰى يُصْرَفُونَۚۛ

 

اَنّٰى  istifham ismi, كيف  manasında  الَّذ۪ينَ cemi müzekker has ism-i mevsûlün hali olarak mahallen mansubdur. Veya istînâfiyyedir.    

Fiil cümlesidir. يُصْرَفُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû meçhul muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur.

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubdur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ينَ يُجَادِلُونَ ف۪ٓي اٰيَاتِ اللّٰهِۜ اَنّٰى يُصْرَفُونَۚۛ

 

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. İstifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Muzari fiile dahil olan  لَمْ , muzari fiili olumsuz maziye çevirmiştir. Hemze istifham harfidir. Ayetteki istifham gerçek manada soru olmayıp, takrir ve tevbih amaçlı haber cümlesi olduğu için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.

Ayrıca ayette mütekellimin Allah Teâlâ olması sebebiyle istifhamda, tecâhül-i ârif sanatı vardır. 

Takrirde muhatabın bildiği bir şey soru şeklinde dile getirilir ve ondan bunu tasdik etmesi istenir. Bunda ikna edici, inandırıcı delil vardır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Kur’an'da geçen  أولم تر  ile ألم تر  arasındaki fark için, vav harfiyle gelen tabirin gözle görülen konularda olduğu, diğerinin ise aklî bir düşünceyle delil çıkarmak konularında kullanıldığı söylenmiştir.
أولم تر  tabirinin, hayatta misâli çok görülen konularda kullanıldığı da söylenmiştir.
ألم تر  tabirinin de, çok rastlanmayan konularda kullanıldığı söylenmiştir. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c. 2, s. 329) 

Mecrur mahaldeki  ألذ۪ينَ  has ism-i mevsûlü, başındaki  الي  harf-i ceriyle birlikte  تَرَ  fiiline mütealliktir. Sılası olan  يُجَادِلُونَ ف۪ٓي اٰيَاتِ اللّٰهِ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.  

Hudûs, istimrar ve teceddüt ifade eden muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar. Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Veciz anlatım kastıyla gelen  اٰيَاتِ اللّٰهِ  izafetinde, Allah Teâlâya ait zamire muzâf olan  اٰيَاتِ  şan ve şeref kazanmıştır. 

Ayetlerin Allah'a izafe edilmesi bu ayetlerin bütün kemâl vasıflara sahip olduğu ve her türlü noksanlıktan uzak olduğu manasını kazandırır.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır. 

جدل  fiili فى  harf-i ceri ile kullanılması halinde, batıl bir mücadeleyi, عن ile kullanılması halinde de, meşru olan bir mücadeleyi ifade eder. (Fahreddin er- Râzî, mümin/4)

اَنّٰى يُصْرَفُونَۚۛ  cümlesi ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ ‘nin halidir. Hal cümleleri anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır. İstifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

اَنّٰى  soru harfi,  كيف  manasında istifham harfidir.

Müspet muzari fiil sıygasında gelen cümlede soru zarfı  اَنّٰى ‘nın müteallakı  يُصْرَفُونَ ‘dur.

İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen kınama ve tevbih amacı taşıyan cümle mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır.

Batıl yolla mücadele edenler hakkındaki bu ayet, öncekiler gibi başlamamış, nefye dahil olan istifham harfiyle başlamıştır. Bu istifhamdan murad takrirdir; yani muhatabın, bu sorunun mazmûnunu yaptığını kabul ettiğini itiraf etmesi istenmektedir. İnkârın murad edilmesi de caizdir. Dolayısıyla kelam ispat (olumlu cümle) şeklinde tevil edilir. Çünkü nefyin nefyi, ispatı gerektirir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 1, s. 342)

اَنّٰى يُصْرَفُونَۚۛ  cümlesi taaccüp makamındadır. İstifham; inkâr, taaccüp, levm/kınama ve tevbih/azarlama içindir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 1, s. 344)
Mü'min Sûresi 70. Ayet

اَلَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِالْكِتَابِ وَبِمَٓا اَرْسَلْنَا بِه۪ رُسُلَنَا۠ۛ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَۙ  ٧٠


Onlar, kitabı (Kur’an’ı) ve elçilerimize gönderdiklerimizi yalanlayanlardır. Onlar bilecekler.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 الَّذِينَ kimseler
2 كَذَّبُوا yalanlayan(lar) ك ذ ب
3 بِالْكِتَابِ Kitabı ك ت ب
4 وَبِمَا ve şeyi
5 أَرْسَلْنَا gönderdiğimiz ر س ل
6 بِهِ onunla
7 رُسُلَنَا elçilerimizi ر س ل
8 فَسَوْفَ fakat yakında
9 يَعْلَمُونَ bileceklerdir ع ل م

اَلَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِالْكِتَابِ وَبِمَٓا اَرْسَلْنَا بِه۪ رُسُلَنَا۠ۛ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَۙ

 

Cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ  önceki ayette geçen  اَلَّذ۪ينَ 'den bedel olarak, mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlün sılası  كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا ’dur. Îrabdan mahalli yoktur. 

Fiil cümlesidir. كَذَّبُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. بِالْكِتَابِ  car mecruru  كَذَّبُوا  fiiline mütealliktir. بِمَٓا  car mecruru atıf harfi و ‘ la makabline matuf olup, mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası  اَرْسَلْنَا ‘ dır. Îrabtan mahalli yoktur.  

اَرْسَلْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. بِه۪  car mecruru  رُسُلَنَا۠ۛ ‘nın mahzuf haline mütealliktir.  رُسُلَنَا۠ۛ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  نَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

فَ  mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri; إذا جاء العذاب فسيعلمون (Azap geldiği zaman muhakkak bilecekler) şeklindedir.

سَوْفَ  gelecek zamana işaret eder. Alimler bu edatı tesvif-erteleme diye isimlendirmişlerdir. Vaat veya tehdit bulunan yani istenen veya hoşlanılmayan bir fiile delalet eden bir muzari fiilin başına geldiklerinde tekid-vurgu olurlar.

يَعْلَمُونَ  fiili  نْ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i ba’z, 3. Bedel-i iştimâl. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

كَذَّبُوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  كذب ’dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

اَرْسَلْنَا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındadır. Sülâsîsi  رسل ’dir.

Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef'ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar. Tef’il babının en yaygın anlamı teksirdir.

اَلَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِالْكِتَابِ وَبِمَٓا اَرْسَلْنَا بِه۪ رُسُلَنَا۠ۛ 

 

Cemi müzekker has ismi mevsul önceki ayetteki ism-i mevsulden bedeldir. Mecrur mahaldeki mevsûlun sılası olan  كَذَّبُوا  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında gelerek sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir. Faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mecrur mahaldeki  مَٓا  müşterek ism-i mevsûlu, başındaki  بِ  harf-i ceriyle birlikte  كَذَّبُوا  fiiline mütealliktir. Sılası olan اَرْسَلْنَا بِه۪ رُسُلَنَا۠ۛ , temekkün ve istikrar ifade eden müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.107) 

اَرْسَلْنَا - رُسُلَنَا۠ۛ  kelimeleri arasında cinas-ı iştikak ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

 

 فَسَوْفَ يَعْلَمُونَۙ

 

فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ  cümlesi, takdiri  إذا جاء العذاب (Azap geldiği zaman) olan mahzuf şartın cevabıdır. Cümleye dahil olan  فَ , rabıtadır.  سَوْفَ  ile tekid edilmiş, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.

Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber talebî kelamdır.

سَوْفَ  gelecek zamana işaret eder. Alimler bu edatı tesvif (erteleme) diye isimlendirmişlerdir. Vaat veya tehdit bulunan, yani istenen veya hoşlanılmayan bir fiile delalet eden bir muzari fiilin başına geldiklerinde tekid (vurgu) olurlar.

Tesvif harfi  سَوْفَ ’den murad tekiddir. Çünkü iki tesvif harfi de - قَدْ  harfinin mazi fiili tekidi gibi- müstakbel manayı tekid eder. Gelecekte muhakkak bileceklerini ifade eder. Şu an için bilene gelince, bunun gerçek olduğuna güveninden kinayedir. Onlar batıldadır. (Âşûr, Araf/123)

Muzari fiil hudûs, istimrar ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Allah Teâlâ’nın kâfirler hakkında yakında bilecekler sözünde vaîd söz konusudur. Bilmekten maksat karşılığını görmektir. Dolayısıyla lâzım-melzûm alakasıyla mecaz-ı mürseldir. Ayrıca ifadede, idmâc sanatı vardır.

Bilmek fiilinin mef‘ûlu, siyakın kuvvetle delalet etmesi sebebiyle zikredilmemiştir ki “bunun cezasını ve sonucunu bilecekler” demektir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 1, s. 346)

 
Mü'min Sûresi 71. Ayet

اِذِ الْاَغْلَالُ ف۪ٓي اَعْنَاقِهِمْ وَالسَّلَاسِلُۜ يُسْحَبُونَۙ  ٧١


71-72. Ayetler Meal  :   
O zaman onlar, boyunlarında demir halkalar ve zincirler olduğu hâlde kaynar suda sürüklenecekler, sonra da ateşte yakılacaklardır.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 إِذِ o zaman
2 الْأَغْلَالُ demir halkalar غ ل ل
3 فِي
4 أَعْنَاقِهِمْ boyunlarında ع ن ق
5 وَالسَّلَاسِلُ ve zincirler س ل س ل
6 يُسْحَبُونَ sürüklenceklerdir س ح ب

اِذِ الْاَغْلَالُ ف۪ٓي اَعْنَاقِهِمْ وَالسَّلَاسِلُۜ يُسْحَبُونَۙ

 

İsim cümlesidir. اِذِ  zaman zarfı, önceki ayette geçen  يَعْلَمُونَ  fiiline mütealliktir. Veya يَعْلَمُونَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.   الْاَغْلَالُ ف۪ٓي اَعْنَاقِهِمْ وَالسَّلَاسِلُۜ  ile başlayan isim cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

الْاَغْلَالُ  mübteda olup damme ile merfûdur.  ف۪ٓي اَعْنَاقِهِمْ  car mecruru mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هِمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. وَ  atıf harfidir. السَّلَاسِلُ  mübteda olup damme ile merfûdur.  يُسْحَبُونَ  cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. 

يُسْحَبُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû meçhul muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı naib-i faili olarak mahallen merfûdur. 

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

(إِذْ) : Yanlız Cümleye muzâf olan zaman zarfıdır. a) (إِذْ) mef’ûlun fih, mef’ûlun bih, mef’ûlun leh olur. b) (إِذْ) den sonra muzâri fiil veya isim cümlesi gelirse gelecek zaman ifade eder. c) (بَيْنَا) ve (بَيْنَمَا) dan sonra gelirse mufâcee (sürpriz) harfi olur. Bu durumda zarf (zaman bildiren isim) değil harf olur. d) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اِذِ الْاَغْلَالُ ف۪ٓي اَعْنَاقِهِمْ وَالسَّلَاسِلُۜ يُسْحَبُونَۙ

 

اِذْ  zaman zarfı önceki ayette geçen  يَعْلَمُونَ  fiiline mütealliktir. Mübteda ve haberden oluşmuş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.  الْاَغْلَالُ mübtedadır.

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Car mecrur  ف۪ٓي اَعْنَاقِهِمْ , mahzuf habere mütealliktir. 

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

الْاَغْلَالُ ف۪ٓي اَعْنَاقِهِمْ  cümlesi  اِذْ ’in muzâfun ileyhi konumundadır.

ف۪ٓي  harfinde istiare vardır. على harfi yerine kullanılmıştır. Veya boyun ve kelepçe kelimeleriyle kalp sanatı yapılmıştır. Kelepçenin içine boyun demek yerine, boynun içine kelepçe denmiştir.

Buradaki  اِذِ  lafzı,  اِذِا  manasındadır. Ayrıca ayetin devamındaki  وَالسَّلَاسِلُ  lafzı,  الْاَغْلَالُ  kelimesine atfedilmiş olabilir. Bu durumda zincirler de boyunlarındadır manasındadır. Yahut haberi mahzuf mübteda da olabilir. Buna göre zincirler de ayaklarında olduğu halde.. manasındadır. Veya mübtedanın haberi  يُسْحَبُونَ  cümlesidir. (Celâleyn Tefsirî)

وَالسَّلَاسِلُۜ يُسْحَبُونَۙ  cümlesi cer mahallinde muzafun ileyhe matuftur. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır.  Mübteda ve haberden oluşmuş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. 

Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar. Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi) 

يُسْحَبُونَ  fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.

Ayrıca bu bina naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Suret-i İbrahim, s. 127)

إذِ الأغْلالُ في أعْناقِهِمْ  ifadesindeki zarf  يَعْلَمُونَ  fiiline mütealliktir. Yani bu zamanda bilirler demektir.  إذِ  mazi için kullanılan bir isimdir ama burada  سَوْفَ  karinesiyle istikbal için kullanılmıştır. Bu kelime ya ıtlak alakasıyla mecaz-ı mürsel ya da tebei istiare olarak müstakbel için kullanılır. Vukuu kesin şey mazi zamana benzetilmiştir. (Âşûr)

 
Mü'min Sûresi 72. Ayet

فِي الْحَم۪يمِ ثُمَّ فِي النَّارِ يُسْجَرُونَۚ  ٧٢


 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فِي içinde
2 الْحَمِيمِ kaynar su ح م م
3 ثُمَّ sonra
4 فِي
5 النَّارِ ateşte ن و ر
6 يُسْجَرُونَ yakılacaklardır س ج ر

فِي الْحَم۪يمِ ثُمَّ فِي النَّارِ يُسْجَرُونَۚ

 

فِي الْحَم۪يمِ  car mecruru  يُسْحَبُونَ  fiiline mütealliktir. 

Fiil cümlesidir. ثُمَّ  tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. فِي النَّارِ  car mecruru  يُسْجَرُونَ  fiiline mütealliktir.

يُسْجَرُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû meçhul muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı naib-i faili olarak mahallen merfûdur. 

ثُمَّ : Matuf ile matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından فَ   harfinin zıttıdır.  ثُمَّ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

فِي الْحَم۪يمِ ثُمَّ فِي النَّارِ يُسْجَرُونَۚ

 

Bu cümle önceki ayetin devamıdır.  فِي الْحَم۪يمِ  car mecruru  يُسْحَبُونَۙ  fiiline mütealliktir. 

ثُمَّ  atıf harfidir. Hem zaman açısından hem de rütbe açısından terahi ifade eder. (Âşûr)

Önceki ayetteki  الْاَغْلَالُ ف۪ٓي اَعْنَاقِهِمْ  cümlesine, hükümde ortaklık nedeniyle atfedilmiştir. Cümlede takdim-tehir sanatı vardır.

فِي النَّارِ  car mecruruيُسْجَرُونَۚ  fiiline mütealliktir. Car mecrur, önemini vurgulamak için amiline takdim edilmiştir. 

الْحَم۪يمِ  ve النَّارِ  kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

فِي النَّارِ  ve  فِي الْحَم۪يمِ  ibarelerinde istiare vardır. Burada zarfiyye olan  ف۪ي  harfleri, kendi manasında kullanılmamıştır. الْحَم۪يمِ  ve  النَّارِ  içine girilmeye müsait bir şeyler değildir. Fakat durumun korkunçluğunu mübalağalı bir şekilde belirtmek üzere bu harf  عَلَيْ  yerine kullanılmıştır. Ateş ve sıcağa maruz kalmak, adeta bir şeyin bir kabın içinde muhafaza edilmeye benzetilmiştir. O kimselerle ateş ve sıcak arasındaki mutlak irtibat, zarf ve mazruf arasındaki mutlak irtibata benzetilmiştir. Câmi’; temekkün (yerleşme, sabit olma)’dür. 

فِي النَّارِ يُسْجَرُونَۚ  sözündeki سجر ; ateşi tutuşturmak demektir, ki “onlar ateşin içinde tutuşurlar” demektir. Yani ateşin yakıtı olmuşlardır. İşte onlar ateşin yakıtıdır şeklinde dile getirilmiştir. Ayrıca ateş onların girmesiyle tutuşacaktır. Bu, tıpkı fırının yakıtla doldurulması gibidir. Ateş onların girişiyle tutuşur ve onların içinde de alev tutuşur. Bundan korunmak için Allah’ın lütfunu ümit ederiz. Bu cümlenin başındaki  ثُمَّ  harfi de, boyunlarındaki zincirlerle kaynar suyun içindeki halleri olarak tasvir edilen azab ve hakîr durumdan sonra ateşi tutuşturdukları ve ateşle birlikte kendilerinin de tutuştukları halin arasındaki farkı anlamamız için gelmiştir. Bu kadar az lafızla bu dehşetli manzara nasıl da canlandırılmıştır. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 1, s. 349)

السَّجْرُ ; İçindeki ateşi kuvvetlendirmek için fırını yakıtla doldurmak demektir. Bu fiilin onlara ait zamire isnad edilmesi mecazdır. Mübalağa için bu isnad yapılmıştır. Ya da Cehennemdeki bu yer içindeki ateşin sabit olması yönünden fırına benzetilerek istiare-i tebeiyye yapılmıştır. يُصْهَرُ بِهِ ما في بُطُونِهِمْ والجُلُودُ [Bununla, karınlarının içindeki (organlar) ve derileri eritilecektir!] (Hac/30) (Âşûr)

 
Mü'min Sûresi 73. Ayet

ثُمَّ ق۪يلَ لَهُمْ اَيْنَ مَا كُنْتُمْ تُشْرِكُونَۙ  ٧٣


73-74. Ayetler Meal  :   
Sonra onlara, “Allah’ı bırakıp da ortak koştuklarınız nerede?” denilir. Onlar da, “(Yüzüstü bırakıp) bizden uzaklaştılar. Hayır, demek ki, biz önceleri hiçbir şeye tapmıyormuşuz, (taptıklarımız bir hiçmiş)” derler. İşte Allah, inkârcıları böyle saptırır.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 ثُمَّ sonra
2 قِيلَ denilecektir ق و ل
3 لَهُمْ onlara
4 أَيْنَ nerede?
5 مَا şeyler
6 كُنْتُمْ olduğunuz ك و ن
7 تُشْرِكُونَ ortak koşuyor(lar) ش ر ك

ثُمَّ ق۪يلَ لَهُمْ اَيْنَ مَا كُنْتُمْ تُشْرِكُونَۙ

 

Fiil cümlesidir. ثُمَّ  tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. Atıf harfi  ثُمَّ  ile önceki ayetteki  يُسْجَرُونَ ‘e matuftur. 

ق۪يلَ  fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir.  لَهُمْ  car mecruru  ق۪يلَ  fiiline mütealliktir. اَيْنَ مَا كُنْتُمْ تُشْرِكُونَ 

اَيْنَ مَا كُنْتُمْ تُشْرِكُونَ  cümlesi, naib-i fail olarak mahallen mansubdur.  

İsim cümlesidir. اَيْنَ  istifhâm ismi, mekân zarfı olup, mahzuf mukaddem habere mütealliktir. Müşterek ism-i mevsûl  مَا  muahhar mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  كُنْتُمْ تُشْرِكُونَۙ ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur. Aid zamiri mahzuftur. Takdiri;  تُشْرِكُونَۙها (Onlara ibadet ediyorsunuz) şeklindedir. 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. 

كُنْتُمْ  nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir. تُمْ  muttasıl zamiri  كُنْتُمْ ’ün ismi olarak mahallen merfûdur.  تُشْرِكُونَۙ  cümlesi,  كُنْتُمْ ’ün haberi olarak mahallen mansubdur. 

تُشْرِكُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı  fail olarak mahallen merfûdur. ثُمَّ : Matuf ile matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından فَ   harfinin zıttıdır.  ثُمَّ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تُشْرِكُونَ  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi  شرك ’dir.

İf’al babı fiille tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.

ثُمَّ ق۪يلَ لَهُمْ اَيْنَ مَا كُنْتُمْ تُشْرِكُونَۙ

 

Bu cümle önceki ayete  ثُمَّ  ile atfedilmiştir. Cümle müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.  

ق۪يلَ  fiili, meçhul bina edilerek mef’ûle dikkat çekilmiştir.

ق۪يلَ  fiilinin naib-i faili olan mekulü’l-kavli  اَيْنَ مَا كُنْتُمْ تُشْرِكُونَ  cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. Soru harfi  اَيْنَ , mekân zarfı olarak mahzuf mukaddem habere mütealliktir. Muahhar mübteda konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَا ‘nın sılası olan  كُنْتُمْ تُشْرِكُونَ , nakıs fiil  كان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesidir.  كان ’nin haberinin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. 

Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

كان ’nin haberinin muzari fiille gelmesi, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylemler ve geçmişte mûtat olarak yapılan, âdet haline gelmiş davranışlar olmak üzere iki manaya delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde كَانَ ’nin Fiili ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi Sayı 41)

İstifham  üslubunda gelmiş olmasına rağmen tahkir ve azarlama amacı taşıyan cümle  lüzumiyet alakasıyla mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır.

اَيْنَ , istifham edatı olarak, Kur’an’da on ayette varid olmuştur. Bunlardan üçünde  اَيْنَ ’den hemen sonra gelen  مَا  ism-i mevsûl olup zaid değildir ve bu ayette olduğu gibi  اَيْنَ ’den ayrı olarak yazılmıştır.

اَيْنَ , Kur’an’da istifham edatının yanında şart edatı olarak da gelmiştir. Kur’an’da şart edatı olarak kullanıldığı tüm ayetlerde sonuna bir  مَا  ilave olunmuştur. Bu da  اَيْنَمَا  ve  اَيْنَ مَا  şekillerinde yani hem birleşik hem de ayrı olarak gelmiştir. (Sahip Aktaş, Kur’an’da İstifhâm Üslûbu)

Ahiretle ilgili olaylar anlatılırken mazi fiil, henüz gerçekleşmemiş bir olayı olmuş gibi göstermek için muzari fiil yerine gelmiş, olayın kesinliğine işaret etmiştir. Bu kullanımlarda mecâz-ı mürsel sanatı vardır.

ق۪يلَ  fiili meçhûl olarak gelmiştir ki dikkat fiile değil söylenen söze yönelsin. Çünkü failin Allah Teâlâ olduğu açıktır. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 1, s. 351)
Mü'min Sûresi 74. Ayet

مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ قَالُوا ضَلُّوا عَنَّا بَلْ لَمْ نَكُنْ نَدْعُوا مِنْ قَبْلُ شَيْـٔاًۜ كَذٰلِكَ يُضِلُّ اللّٰهُ الْكَافِر۪ينَ  ٧٤


 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 مِنْ
2 دُونِ başkaları? د و ن
3 اللَّهِ Allah’tan
4 قَالُوا diyecekler ki ق و ل
5 ضَلُّوا kayboldular ض ل ل
6 عَنَّا bizden
7 بَلْ hayır
8 لَمْ
9 نَكُنْ değilmişiz ك و ن
10 نَدْعُو biz tapmıyor د ع و
11 مِنْ
12 قَبْلُ önceden ق ب ل
13 شَيْئًا hiçbir şeye ش ي ا
14 كَذَٰلِكَ işte böyle
15 يُضِلُّ şaşırtır ض ل ل
16 اللَّهُ Allah
17 الْكَافِرِينَ kafirleri ك ف ر

مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ 

مِنْ دُونِ  car mecruru mahzuf aid zamirin mahzuf haline mütealliktir.  اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. 


 قَالُوا ضَلُّوا عَنَّا بَلْ لَمْ نَكُنْ نَدْعُوا مِنْ قَبْلُ شَيْـٔاًۜ 

 

Fiil cümlesidir.  قَالُٓوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavli  ضَلُّوا عَنَّا ‘dır.  قَالُٓوا  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

ضَلُّوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. عَنَّا  car  mecruru  ضَلُّوا  fiiline mütealliktir.

بَلْ  idrâb ve atıf harfidir. لَمۡ  muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.  

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. 

نَكُنْ  nakıs, sükun ile meczum muzari fiildir. نَكُنْ ’un ismi müstetir olup takdiri  نحن ’dur.  نَدْعُوا  cümlesi  نَكُنْ ’un haberi olarak mahallen mansubdur.

نَدْعُو  fiili و  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ‘ dur.  مِنْ قَبْلُ  car mecruru  نَدْعُوا  fiiline mütealliktir. قَبْلُ  cer mahallinde muzâftır. Kelimenin merfû oluşu muzâfun ileyhin mahzuf olduğunun işaretidir. Ötre muzâfun ileyhten ivazdır.  شَيْـٔاً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

بَلْ ; Önce söylenen bir şeyden vazgeçmeyi belirtir. Buna idrâb denir.  "Öyle değil, böyle, fakat, bilakis, belki" anlamlarını ifade eder. Kendisinden sonra gelen cümle ile iki anlam ifade eder:

1. Kendisinden önceki cümlenin ifade ettiği anlamın doğru olmadığını, doğrusunun sonraki olduğunu ifade etmeye yarar. Bu durumda edata karşılık olarak “oysa, oysaki, halbuki, bilakis, aksine” manaları verilir. 

2. Bir maksattan başka bir maksada veya bir konudan diğer bir konuya geçiş için kullanılır. Burada yukarıda olduğu gibi, bir iddiayı çürütmek ve doğrusunu belirtmek için değil de bir konudan başka bir konuya geçiş içindir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 


كَذٰلِكَ يُضِلُّ اللّٰهُ الْكَافِر۪ينَ

 

Fiil cümlesidir. كَ  harf-i cerdir. Bu ibare amili  يُضِلُّ  ‘nun mahzuf mef’ûlu mutlakına mütealliktir. ذا  işaret ismi, sükun üzere mebni mahallen mecrur, ism-i mecrurdur.  ل  harfi buud yani uzaklık belirten harf,  ك  ise muhatap zamiridir.

يُضِلُّ  damme ile merfû muzari fiildir.  اللّٰهُ  lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. الْكَافِر۪ينَ mef’ûlun bih olup, nasb alameti  ى ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. 

يُضِلُّ  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi  ضلل ’dir.

İf’al babı fiille tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.

الْكَافِر۪ينَ ; sülâsî mücerredi كفر  olan fiilin ism-i failidir. 

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata), hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ 

 

Önceki ayetin devamı olarak fasılla gelen ayette icaz-ı hazif vardır. Car mecrur  مِنْ دُونِ اللّٰهِ , önceki ayetteki müşterek ism-i mevsûlün mahzuf haline mütealliktir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

دُونِ اللّٰهِ  izafeti, az sözle çok anlam ifade etmek ve gayrıyı tahkir içindir.

مِنْ دُونِ اللّٰهِ  tabirinin, Allah'tan gayrı ve Allah'la beraber olmak üzere iki manası vardır. (Medine Balcı, Dergâhü’l Kur’an, c. 8, s. 723)

مِنْ دُونِ اللّٰهِ  sözünde; mutlak kemâl, azîm bir celâl ve takdîs manaları taşıyan lafza-i celâl gelmiştir. Onlar semavatı ve arzı O’nun yarattığını kabul ediyorlardı. İşte bu yüzden bu tabirde ahmaklıklarına açıkça bir tenbih ve cehaletlerini yüzlerine vurma manaları vardır. Bu delaletler dolayısıyla sual cümlesi sadece inkâr için değildir, aynı zamanda gazap manası da taşır. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 1, s. 352)

 

 قَالُوا ضَلُّوا عَنَّا 

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.  

قَالُٓوا  fiilinin mekulü’l-kavli olan  ضَلُّوا عَنَّا  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

Ahiretle ilgili olaylar anlatılırken mazi fiil, henüz gerçekleşmemiş bir olayı olmuş gibi göstermek için muzari fiil yerine gelmiş, olayın kesinliğine işaret etmiştir. Bu kullanımlarda mecâz-ı mürsel sanatı vardır.

 

بَلْ لَمْ نَكُنْ نَدْعُوا مِنْ قَبْلُ شَيْـٔاًۜ 

 

İstînâfiyye olarak gelen cümle nakıs fiil  كان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

بَلْ  idrâb harfi intikal içindir.  لَمْ  muzari fiili cezm ederek manasını maziye çevirmiştir.

كان ’nin haberinin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. 

Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

كان ’nin haberinin muzari fiille gelmesi, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylemler ve geçmişte mûtat olarak yapılan, adet haline gelmiş davranışlar olmak üzere iki manaya delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde كَانَ ’nin Fiili ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi Sayı 41)

كَان ’nin haberinin muzari fiili olarak gelmesi, durumun yenilenerek tekrar ettiğine işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.103)

مِنْ قَبْلُ  cer mahallinde muzâftır. Kelimenin merfû oluşu muzâfun ileyhin mahzuf olduğunun işaretidir. Ötre muzâfun ileyhten ivazdır. 

Mef’ûl olan  شَيْـٔاً ’deki tenvin kıllet ifade eder. Mahzuf mef’ûlu mutlakın naibi olması da caizdir.

Yani onlar da diyecekler ki: "Bizim Allah'tan başka taptığımız sahte ilâhlar, bizden kayboldular. Şimdi anlamış oluyoruz ki, biz onlara tapmakla hiçbir şeye tapmamışız. Zîrâ bugün anlaşılıyor ki, taptıklarımız hiçbir değer taşımıyormuş. (Ebüssuûd)

 

كَذٰلِكَ يُضِلُّ اللّٰهُ الْكَافِر۪ينَ

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Cümlede îcâz-ı hazif vardır.  كَذٰلِكَ , amili  يُضِلُّ  olan mahzuf masdara mütealliktir.

Bu takdire göre cümle müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.

Muzari fiil teceddüt ve istimrar ifade etmiştir. Ayrıca muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle  marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

ضَلُّوا - يُضِلُّ  kelimeleri arasında cinas-ı iştikak ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

يُضِلُّ - الْكَافِر۪ينَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

كَذٰلِكَ  îrab açısından  والأمر كذلك  şeklinde mahzuf bir mübtedanin haberidir. Bu kelime Kur'an'da çok gelmiş ve ulemamızın takdir ettiği herhangi bir şey zikredilmemiştir. Mühim olan burada kelama dikkat çekmektir. Bir kapalılık üzerine kurulmuş olan kelam üzerinde daha fazla durmayı gerektirir. Buradaki  كَ  harfi misil manasındadır ancak neyin misli olduğu açık değildir. İşaret ismi ise bir merci gerektirir. İşaret ismi  كَ  ile birleşmiştir ve bunlarda bir kapalılık söz konusudur. Çünkü muşârun ileyh bilinmedikçe bir şey ifade etmeyen işaret ismi ile  كَ ‘ten oluşmuştur. Bu bina önemli mafsallarda gelen kapalı bir terkiptir. Bize arkadan gelecek olan şeyler şu anda bulunduğunuzdan daha yüce bir makamdır der. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Duhan/54, c. 5, s. 176-177)

 
Mü'min Sûresi 75. Ayet

ذٰلِكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَفْرَحُونَ فِي الْاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَبِمَا كُنْتُمْ تَمْرَحُونَۚ  ٧٥


Bu, sizin yeryüzünde haksız yere şımarmanızdan ve böbürlenmenizden ötürüdür.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 ذَٰلِكُمْ bu durum
2 بِمَا ötürüdür
3 كُنْتُمْ sizin ك و ن
4 تَفْرَحُونَ şımarmanızdan ف ر ح
5 فِي
6 الْأَرْضِ yeryüzünde ا ر ض
7 بِغَيْرِ olmaksızın غ ي ر
8 الْحَقِّ hakkı ح ق ق
9 وَبِمَا ve ötürüdür
10 كُنْتُمْ olmanızdan ك و ن
11 تَمْرَحُونَ böbürlenmiş م ر ح

ذٰلِكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَفْرَحُونَ فِي الْاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَبِمَا كُنْتُمْ تَمْرَحُونَۚ

 

Ayet, mukadder sözün mekulü’l kavli olarak mahallen mansubdur.

İsim cümlesidir. ذٰلِكُمْ  mübteda olarak mahallen merfûdur.  ذٰ  sükun ile mebni ismi işarettir,  ل  harfi buud yani uzaklık bildiren harf,  كُمْ  ise muhatap zamiridir. مَا  müşterek ism-i mevsûl  بِ  harf-i ceriyle mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  كُنْتُمْ ‘dur. Îrabdan mahalli yoktur. 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. 

كُنْتُمْ  nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir.  تُمْ  muttasıl zamiri  كُنْتُمْ ’ ün ismi olarak mahallen merfûdur. تَفْرَحُونَ  cümlesi,  كُنْتُمْ ’ ün haberi olarak mahallen mansubdur.

تَفْرَحُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.  فِي الْاَرْضِ  car mecruru  تَفْرَحُونَ  fiiline mütealliktir. بِغَيْرِ  car mecruru  تَفْرَحُونَ ‘deki failin mahzuf haline mütealliktir. الْحَقِّ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

وَ  atıf harfidir. مَا  müşterek ism-i mevsûl,  بِ  harf-i ceriyle mahzuf mübtedanın haberine mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  كُنْتُمْ تَمْرَحُونَۚ ‘dir. Îrabtan mahalli yoktur.

كُنْتُمْ  nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir.  تُمْ  muttasıl zamiri  كُنْتُمْ ’un ismi olarak mahallen merfûdur. تَمْرَحُونَ  cümlesi, كُنْتُمْ ’un haberi olarak mahallen mansubdur.  

تَمْرَحُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. 

كَانَ ’nin haberinin muzari fiil olması, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylem olduğuna, veya geçmişte mutat olarak yapılan ve adet haline getirilen davranış olduğuna işaret eder. Fail onu sürekli yaptığından adet haline getirmiştir. (Arap Dilinde Kane Fiili Ve Kur’ân’da Kullanımı M.Vecih Uzunoğlu)

ذٰلِكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَفْرَحُونَ فِي الْاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَبِمَا كُنْتُمْ تَمْرَحُونَۚ

 

Ayet mukadder sözün mekulü’l-kavlidir. Mübteda ve haberden oluşmuş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Müsnedün ileyhin tecessüm anlamı ihtiva eden işaret ismiyle marife olması, işaret edilenin önemini vurgular ve ona tahkir ifade eder. 

İşaret isminde istiare vardır. Bilindiği gibi işaret ismi mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)

مَا  müşterek ism-i mevsûlu, başındaki  بِ  harf-i ceriyle birlikte  mahzuf habere mütealliktir. Sılası olan  كُنْتُمْ تَفْرَحُونَ فِي الْاَرْضِ , nakıs fiil  كان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesidir.  كان ’nin haberinin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. 

Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

كان ’nin haberinin muzari fiille gelmesi, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylemler ve geçmişte mûtat olarak yapılan, âdet haline gelmiş davranışlar olmak üzere iki manaya delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde كَانَ ’nin Fiili ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi Sayı 41) 

Aynı üslupta gelen  بِمَا كُنْتُمْ تَمْرَحُونَ  cümlesi  بِمَا كُنْتُمْ تَفْرَحُونَ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır.

تَفْرَحُونَ - تَمْرَحُونَۚ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı, muvazene, cinas-ı nakıs ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

بِ - مَا - كُنْتُمْ  kelimelerinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

ذٰلِكَ  ile muşârun ileyh en kâmil şekilde ayırt edilir. Dil alimleri sadece mühim bir haber vermek istedikleri zaman muşârun ileyhi bu işaret ismiyle kâmil olarak temyiz ederler. Çünkü bu şekilde işaret ederek verdikleri haber başka hiçbir kelamdan bu kadar açık bir şekilde ortaya konmaz. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Duhan/57, s. 190)

İşaret isimleri bizi daima kelamın öncesine döndürür, bu manaları toplayıp özetlememizi ve son derece uyanık olmamızı ister ki ondan kastedilmeyen bir mana anlamayalım. Çünkü bu manaların bazısı gizlidir. Burada bu işaret ismiyle murad edilen mana, ateş içinde yanmak, kaynar su içine sürüklenmek, zincirler ve prangalarla bağlanmak şeklinde temsil edilen azap suretidir. İşte bu ayetteki işaret ismi bütün bu manaları toplar ve haber verir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 1, s. 356)

 
Mü'min Sûresi 76. Ayet

اُدْخُلُٓوا اَبْوَابَ جَهَنَّمَ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۚ فَبِئْسَ مَثْوَى الْمُتَكَبِّر۪ينَ  ٧٦


Onlara, “Ebedî kalmak üzere cehennem kapılarından girin. Büyüklük taslayanların yeri ne kötüdür!” (denir).

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 ادْخُلُوا girin د خ ل
2 أَبْوَابَ kapılarından ب و ب
3 جَهَنَّمَ cehennemin
4 خَالِدِينَ ebedi kalacaksınız خ ل د
5 فِيهَا orada
6 فَبِئْسَ ne kötüdür ب ا س
7 مَثْوَى yeri ث و ي
8 الْمُتَكَبِّرِينَ kibirlenenlerin ك ب ر

اُدْخُلُٓوا اَبْوَابَ جَهَنَّمَ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۚ 

 

Ayet, mahzuf sözün mekulü’l kavlidir.

Fiil cümlesidir.  اُدْخُلُٓوا  fiili  نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. اَبْوَابَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. جَهَنَّمَ  muzâfun ileyh olup, gayri munsarif olduğu için cer alameti fethadır. 

خَالِد۪ينَ  hal olup nasb alameti  ى  ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. ف۪يهَا  car mecruru  خَالِد۪ينَ ‘ye mütealliktir. 

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubdur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

خَالِد۪ينَ ; sülâsî mücerredi  خلد  olan fiilin ism-i failidir. 

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata), hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

 فَبِئْسَ مَثْوَى الْمُتَكَبِّر۪ينَ

 

Fiil cümlesidir.  فَ  istînâfiyyedir.  بِئْسَ  zem anlamı taşıyan camid fildir.  مَثْوَى  fail olup  ى  üzere mukadder damme ile merfûdur.  الْمُتَكَبِّر۪ينَ  muzâfun ileyh olup cer alameti  ى ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.  

بِئْسَ  zem fiili bir şahsı veya nesneyi yermek maksadıyla kurulan cümlelerde olur. Cümleye kattığı genel anlam hayret ve mübalağa ifadesidir. Zem fiili ile kurulan cümlelerde fail; marife veya gizli zamir olur, ondan sonra da mahsus gelir. Fail zamir ise temyizle yahut  مَا  ile belirtilir. Bu fiilin failinin geliş şekilleri şunlardır: 

Failinin  ال ’lı gelmesi,  Failinin  ال ’lı İsme Muzaf Olarak Gelmesi,  Bu fiillerin  مَا  Harfine Bitişik Olarak Gelmesi,  Failinin İsmi Mevsul Olarak Gelmesi. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

الْمُتَكَبِّر۪ينَ ; sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan  تَفَعَّلَ  babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اُدْخُلُٓوا اَبْوَابَ جَهَنَّمَ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۚ 

 

İstînâfiyye olan mukadder sözün mekulü’l-kavl cümlesidir. İlk cümle emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

ادْخُلُٓوا  fiilinin failinden hal olan  خَالِد۪ينَ , anlamı kuvvetlendirmek için gelen ıtnâb sanatıdır.

خلد  aslında yetmiş yıl kaldı demektir. Kuran-ı Kerimde çokluktan kinaye olarak sonsuzluk anlamında kullanılır.

 

 فَبِئْسَ مَثْوَى الْمُتَكَبِّر۪ينَ

 

Ayetin fasılası olan  فَبِئْسَ مَثْوَى الْمُتَكَبِّر۪ينَ  cümlesinde  فَ  istînâfiyyedir. Cümle gayrı talebî inşâî isnaddır. Zem fiili olan  بِئْس ’nin mahsusu, mahzuftur. Bu hazif îcâz-ı hazif sanatıdır. Takdiri;  جهنّم ‘dir.

Fiilin faili olan  مَثْوَى الْمُتَكَبِّر۪ينَ , izafet formunda gelerek az lafızla çok anlam ifade etmiştir. 

Zem fiili mahsusuyla birlikte tekid ifade eder. 

فَ  harfinden sonra gelen şeyler zemmi ve önlerinde bulunan durumun çirkinliğini artıran şeylerdir. Bu da cehenneme giriş halidir ve onlar kendi kendilerini cehenneme sokarlar. Burada zem ifade eden lafızların esası olan  بِئْسَ  lafzı seçilmiştir.  مدخل  yerine de  مَثْوَى  lafzı seçilmiştir. Halbuki  مدخل  gelseydi,  فَادْخُلُٓوا  sözüne daha uygun olurdu. Bunun sebebi  مَثْوَى  kelimesinin ‘ikamet etmek’ manasında olmasıdır. Böylece onların bir  مَدْخَل ’e (hol, giriş yeri) değil, ikamet yurduna yani devamlı kalacakları yurda girdikleri manasını vurgular. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Gâfir/64, c. 1, S. 360)

مَثْوَى الْمُتَكَبِّر۪ينَ  ifadesinde sığınılacak yer anlamındaki  مَثْوَى  cehennem anlamında kullanılarak istiare yapılmıştır.

مَثْوَى ‘nın ikamet yeri anlamı onların orada ebedi kalıcı oldukları anlamını tekid eder.

تفعّل  babının ism-i fail vezninde gelen  الْمُتَكَبِّر۪ينَ , sübut ve istimrar ifade etmiştir.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

 
Mü'min Sûresi 77. Ayet

فَاصْبِرْ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّۚ فَاِمَّا نُرِيَنَّكَ بَعْضَ الَّذ۪ي نَعِدُهُمْ اَوْ نَتَوَفَّيَنَّكَ فَاِلَيْنَا يُرْجَعُونَ  ٧٧


Sen sabret! Şüphesiz Allah’ın verdiği söz gerçektir. Onları tehdit ettiğimiz azâbın bir kısmını sana göstersek de (ya da göstermeden önce) seni vefât ettirsek de, sonunda onlar bize döndürüleceklerdir.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَاصْبِرْ artık sabret ص ب ر
2 إِنَّ şüphesiz
3 وَعْدَ va’di (sözü) و ع د
4 اللَّهِ Allah’ın
5 حَقٌّ gerçektir ح ق ق
6 فَإِمَّا ya
7 نُرِيَنَّكَ sana gösteririz ر ا ي
8 بَعْضَ bir kısmını ب ع ض
9 الَّذِي şeylerin
10 نَعِدُهُمْ onları tehdidettiğimiz و ع د
11 أَوْ yahut
12 نَتَوَفَّيَنَّكَ seni vefat ettiririz و ف ي
13 فَإِلَيْنَا sonunda bize
14 يُرْجَعُونَ döndürüleceklerdir ر ج ع
Bu sûrede ağırlıklı olarak “Allah’ın âyetlerini tartışmaya kalkışan­lar”dan, o âyetlere karşı mücadele verenlerden söz edildi. Genellikle Mekke putperestlerinin aristokrat tabakasından oluşan bu kesimin karakterleri, tutumları, amaçları ve cezaları üzerinde duruldu; müslümanlardan üstün oldukları vehmi, bundan duydukları sevinç ve şımarıklıktan söz edildi. Kuşkusuz inkârcıların bu haksız tutumları Hz. Peygamber’i ve diğer müslümanları derinden üzüyordu. İşte âyette Hz. Peygamber’e Allah’ın vaadinin mutlaka gerçekleşeceği hatırlatılarak bu tutumlar karşısında sabırlı olması öğütlenmektedir. Âyetin devamında, bu vaadin iki yönüne işaret edilmektedir. Öncelikle onların yaptıkları yanlarına kalmayacak, cezalarının bir kısmı bu dünyada, ya Resûlullah hayattayken veya onun ölümünden sonra verilecek; bir kısmı da âhirette, Allah’ın huzuruna vardıklarında uygulanacaktır. Nitekim bu âyetlerin inmesinden birkaç sene sonra, Medine döneminin başında Bedir Savaşı’nda müslümanların putperest düşmanları karşısında elde ettikleri zaferle dünyadaki ceza süreci başlamış, bunu başka cezalar takip etmiştir. Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 680

فَاصْبِرْ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّۚ 

 

Fiil cümlesidir.  فَ  istînâfiyyedir. اصْبِرْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  انت ’dir.  

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder. 

وَعْدَ  kelimesi  اِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.  حَقٌّ  kelimesi  اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. 


  فَاِمَّا نُرِيَنَّكَ بَعْضَ الَّذ۪ي نَعِدُهُمْ اَوْ نَتَوَفَّيَنَّكَ فَاِلَيْنَا يُرْجَعُونَ

 

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. Cümle, mahzuf şartın cevap cümlesidir. Takdiri, فذاك أمر بيّن (Bu apaçık bir durumdur) şeklindedir. 

اِمَّا  lafzında, şart harfi olan  اِنْ  harfi,  مَا ’ya idgam edilmiştir.  مَا , zaide olup fiilin başındaki şart manasını, fiilin sonundaki  نَّ  da fiili tekid etmektedir.

Fiil cümlesidir. نُرِيَنَّ  şart fiili olup, fetha üzere mebni muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ‘dur. Fiilin sonundaki  نَّ , tekid ifade eden nûn-u sakiledir. Muttasıl zamir  كَ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. Şartın cevabı mahzuftur. Takdiri,  فذاك أمر بيّن. şeklindedir.

بَعْضَ  ikinci mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur. الَّذ۪ي  müfred müzekker has ism-i mevsûl muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası  نَعِدُهُمْ ‘dur. Îrabdan mahalli yoktur. 

نَعِدُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن  'dur. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

اَوْ  atıf harfi tahyir / tercih ifade eder. نَتَوَفَّيَنَّ  şart fiili olup fetha üzere mebni muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ‘ dur. Fiilin sonundaki  نَّ , tekid ifade eden nûn-u sakiledir. Muttasıl zamir  كَ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.  

اِلَيْنَا يُرْجَعُونَ  mahzuf mübtedanın haberidir. Takdiri,  هم (Onlar) şeklindedir.  

اِلَيْنَا  car mecruru  يُرْجَعُونَ  fiiline mütealliktir.  يُرْجَعُونَ  fiili  ن ‘un sübutuyla merfû meçhul muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur.

اِمَّا ; yargıyı seçmeli olarak birbirine bağlayan bir tercih edatıdır.  اِمَّا  ile yapılan atıfta genellikle yargılardan yalnızca birinin gerçekleşmesi söz konusudur. el-Mâlekî talebî cümlelerden sonra kullanılan  اِمَّا  edatının tahyir ve ibaha, haberî cümlelerden sonra kullanılan  اِمَّا  edatının ise şek ve tereddüt ifade ettiğini söyler. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, (Doktora Tezi) 

Tekid nunları, bitiştikleri fiile istikbal manası kazandıran bir edatın veya durumun bulunması halinde muzari fiilin sonuna gelirler. (Soru, arz, tekid lamı, ummak, teşvik, nehiy, temenni ve yemin gibi.) Muttasıl zamir  كَ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

اَوْ ;Türkçedeki karşılığı “veya, yahut, yoksa” olan bu edat, iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

نُرِيَنَّ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi رأي ’dır. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.

نَتَوَفَّيَنَّ  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ  babındadır. Sülâsîsi  وفى ’dir.

Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüp (sakınma) ve talep anlamları katar.

فَاصْبِرْ 

 

فَ , istînâfiyyedir. Ayette muhatap Hz. Peygamber, mütekellim Allah Tâlâ’dır.

İlk cümle emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Sabır kelimesi mütealliksiz olarak gelmiştir. Onların sözlerine karşı sabret denmemiştir. Çünkü maksat sabrın husûle gelmesidir. Sabır, karşılaşacağı şeyler için kendisine gerekli olan tek alettir, dolayısıyla sen onların sözlerine, fiillerine, seninle alay etmelerine, eziyetlerine dayanabilmek için sabra muhtaçsın demektir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 1, s. 363)

 

اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّۚ 

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.

اِنَّ  ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Müsnedün ileyh olan  وَعْدَ اللّٰهِ , veciz anlatım kastına binaen, izafetle gelmiştir.

وَعْدَ  kelimesinin Allah lafzına izafeti, vaade dikkat çekip önemini vurgulamak ve tazim içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهُ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler,  اِنَّ  ve isim cümlesi nedeniyle çok muhkem/sağlam cümlelerdir. 

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

 

 فَاِمَّا نُرِيَنَّكَ بَعْضَ الَّذ۪ي نَعِدُهُمْ اَوْ نَتَوَفَّيَنَّكَ 

 

فَ  istînâfiyyedir. Şart üslubunda haberî isnaddır.  إن  ve  مَا  harflerinden oluşmuş  اِمَّا  edatındaki  مَا , tekid ifade eden zaid harftir. Şart cümlesi  إن نُرِيَنَّكَ بَعْضَ الَّذ۪ي نَعِدُهُمْ , muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır. نُرِيَنَّ  fiilinin sonundaki  ن , tekid ifade eden nunu sakiledir. 

Muzâfun ileyh konumundaki has ism-i mevsûl  الَّذٖي ’nin sılası olan  نَعِدُهُمْ , muzari fiil sıygasında gelerek hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Matufun aleyhle aynı üsluba sahip  نَتَوَفَّـيَنَّكَ  cümlesi,  نُرِيَنَّكَ  fiiline  اَوْ  atıf harfiyle  atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır.

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Takdiri  فذاك أمر بيّن  (İşte bu apaçık bir durumdur.) olan cevap cümlesi mahzuftur.

Bu takdire göre mezkûr şart ve mahzuf cevaptan müteşekkil terkip şart üslubunda faide-i haber ibtidaî kelamdır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

Ayette cevabın mahzuf olması farklı yönlerden düşünmeyi gerektirdiği, ayrıca dinleyici ve okuyucuyu düşünce ve hayal ufkuna yönlendirdiği için mübalağa içermektedir. Îcâz metoduyla cümleye daha yoğun anlamlar yüklenmiştir. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerîm’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları, Doktora Tezi)

وَعْدَ - نَعِدُ  fiilleri arasında tıbakı icab, iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Tekid nunları bitiştikleri fiile istikbal manası kazandıran bir edatın veya durumun bulunması halinde muzari fiilin sonuna gelirler. (Soru, arz, tekid lamı, ummak, teşvik, nehiy, temenni ve yemin gibi.) 

Bu tekid muzari fiile bitişen nûn-u tekid es-sakîle ile artırılmıştır ve bu aynı zamanda şart fiilidir. Aynı şekilde buna atfedilen  اَوْ نَتَوَفَّيَنَّكَ  sözündeki muzari fiile de bu  ن ’u tekid es-sakîle bitişmiştir. Şart fiilinin ve ona matuf olanın bir cezası olur. Çünkü her ikisi de tek bir cezayı gerektirir. Her iki ceza da mahzuftur. Takdiri şöyle olur: Onlara vadettiğimiz bir kısmını sana muhakkak göstereceğiz ve sen hayattayken Allah’ın nusretini göreceksin ya da seni vefat ettireceğiz ve şahitler gününde Allah’ın nusretini göreceksin. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 1, s. 365)


فَاِلَيْنَا يُرْجَعُونَ

 

فَ , rabıtadır. Önceki şart cümlesinin ikinci cevabı olarak gelen  فَاِلَيْنَا يُرْجَعُونَ  cümlesinde îcâz-ı hazif sanatı vardır. Cümle mahzuf mübtedanın haberidir. Takdiri  هم  şeklindedir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsned olan cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur  اِلَيْنَا , ihtimam ve fasılaya riayet için amili olan  يُرْجَعُونَ  fiiline takdim edilmiştir. Fiil azamet zamirine isnadla tazim edilmiştir.

يُرْجَعُونَ  fiil meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.

Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. 

Bu takdim, dönüşün ona olduğunu, dönülecek başka bir yer olmadığını belirterek, Allah Teâlâ’nın azametini de açıkça ortaya koyar.

Burada lâzım melzûm alakasıyla mecaz-ı mürsel vardır. Dönecekleri söylenmiş, hesap verecekleri manası kastedilmiştir. Burada idmâc olduğu da söylenebilir. 

Bu ifadede “Bize döndürülecekler” manasının yanında gereken karşılığı göreceksiniz manası idmâc edilmiştir.

Bu cümlenin ayetin başındaki iki şart cümlesinin cevabı olduğu görüşü de mevcuttur.

اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّۚ  cümlesindeki lafza-i celâlden, bu cümlede tehdidi artırmak amacıyla azamet zamirine iltifat edilmiştir.
Günün Mesajı
Duanın bazı edepleri şunlardır: Kalp Allah için ihlâslı olmalı, yüce Allah'ın kulunun duasını kabul edeceğine, rahmetinin genişliğine güven duymalı, duanın kabul edilmesi için acele etmemeli ve bunun için de belli bir şekil ve süret tespit etmemeli, belli bir zaman ya da bir yer de tahsis etmemelidir.
Semavi risaletlerden bir tek risaleti,nyahut bir tek Resülü yalanlayan bir kimse, bütün Resüllerin getirdiklerinin tamamını yalanlamış olur. Çünkü akide birdir, din birdir ve en mükemmel şekli ile son risalette kendisini bulmuştur.
Sayfadan Gönüle Düşenler

İnsan doğmadan önce ve doğduktan sonra çeşitli evrelerden geçer. Böylece; anne karnındayken dünyada hayatta kalmak ve dünyaya geldikten sonra da yaşamını devam ettirmek için gücünü toplar yani kısacası hazırlanır. Hareket ettikçe bedeni, öğrendikçe de zihni güçlenir. Kendisini yaratan Allah’ı andıkça da kalbi. Ölüm, bazen en hareketli olduğu zamanlarda, bazen de en güçsüz düştüğü anlarda gelir. Dünyaya gelen her kulun asıl hedefi ise kalbinin en güçlü halindeyken ölmektir.

Doktorlar der ki; beden ve akıl sağlığı için doğru beslenin ve hareket edin. Hareketsiz kalan her şey çürümeye mahkumdur. Hakkıyla kullanılmayan beden ve zihin ya da Allah’a inanmayan ve O’nu anmayan kalb zayıflar. Ömrü kolaylaştıran beden sağlığına kıyasla kalb dünyasının sağlam olması daha önemlidir. Zira; imanı olan kişi, sağlığıyla imtihan edilse de ömrünü huzurla sürdürebilir çünkü hiçbir şeyin boşa yaşanmadığını bilir. Ancak, inkar hastalığına tutulan kalbin sahibi, dünyalık bütün güzelliklere sahip olsa bile huzursuzluğun açtığı boşluk her geçen gün büyür ve sahip olduğunu sandığı aydınlıkların hepsini yutar. En sonunda da ölümle beraber hepsi değerini yitirir.

Ey Allahım! Maddi ve manevi her türlü hastalıktan Sana sığınır ve ihtiyacımız olan şifayı Senden isteriz. Sağlığımızı korumak için gösterdiğimiz özenin daha çoğunu, kalbimize ve ibadetlerimize göstermemiz için yar ve yardımcımız ol. Bedenimizi güzelleştirmek ya da güçlendirmek için; dünyalık meseleleri (faydalı ya da faydasız demeden) anlamak ya da öğrenmek için harcadığımız zamandan daha fazlasını kalb dünyamızı süslemeye harcama azmi ver ve bunu bize kolaylaştır. Bizi, yaşadığı her gün, kalbinin halini güçlendirenlerden ve imanının en sağlam, kalbinin en güçlü anında canını teslim aldıklarından eyle.

Amin.

Zeynep Poyraz  @zeynokoloji