وَالَّذ۪ي نَزَّلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً بِقَدَرٍۚ فَاَنْشَرْنَا بِه۪ بَلْدَةً مَيْتاًۚ كَذٰلِكَ تُخْرَجُونَ ١١
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَالَّذِي | ve o ki |
|
| 2 | نَزَّلَ | indirendir |
|
| 3 | مِنَ | -ten |
|
| 4 | السَّمَاءِ | gök- |
|
| 5 | مَاءً | su |
|
| 6 | بِقَدَرٍ | bir ölçü ile |
|
| 7 | فَأَنْشَرْنَا | böylece canlandırdık |
|
| 8 | بِهِ | onunla |
|
| 9 | بَلْدَةً | bir ülkeyi |
|
| 10 | مَيْتًا | ölü |
|
| 11 | كَذَٰلِكَ | işte öyle |
|
| 12 | تُخْرَجُونَ | siz de çıkarılacaksınız |
|
وَالَّذ۪ي نَزَّلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً بِقَدَرٍۚ
Fiil cümlesidir. اَلَّذ۪ي müfred müzekker has ism-i mevsûl, önceki ayette geçen اَلَّذ۪ي ‘ye matuf olup, mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası نَزَّلَ ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur.
نَزَّلَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو 'dir. مِنَ السَّمَٓاءِ car mecruru نَزَّلَ fiiline mütealliktir. مَٓاءً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. بِقَدَرٍ car mecruru مَٓاءً ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir.
نَزَّلَ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi نزل ’dir.
Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
فَاَنْشَرْنَا بِه۪ بَلْدَةً مَيْتاًۚ
Fiil cümlesidir. فَ atıf harfidir.Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَنْشَرْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri نَا fail olarak mahallen merfûdur. بِه۪ car mecruru اَنْشَرْنَا fiiline mütealliktir. بَلْدَةً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. مَيْتاً kelimesi بَلْدَةً ‘in sıfatı olup fetha ile mansubdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَنْشَرْنَا fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi نشر ’dir.
İf’al babı fiille tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.
كَذٰلِكَ تُخْرَجُونَ
Fiil cümlesidir. كَ harf-i cerdir. Bu ibare, amili تُخْرَجُونَ olan mahzuf mef’ûlu mutlaka mütealliktir.
ذٰ işaret ismi, sükun üzere mebni mahallen mecrur, ism-i mecrurdur. ل harfi buud yani uzaklık belirten harf, ك ise muhatap zamiridir.
تُخْرَجُونَ۟ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû meçhul muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur.
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تُخْرَجُونَ۟ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi خرج ‘dır.
وَالَّذ۪ي نَزَّلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً بِقَدَرٍۚ فَاَنْشَرْنَا بِه۪ بَلْدَةً مَيْتاًۚ
Ayet atıf harfi وَ ‘la önceki ayetteki sıfat konumunda olan ismi mevsule atfedilmiştir. Müfret has ismi mevsul الَّذ۪ي ’nin sılası olan نَزَّلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً بِقَدَرٍ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında gelmiş faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur مِنَ السَّمَٓاءِ , ihtimam için, mef’ûl olan مَٓاءً ‘e takdim edilmiştir.
بِقَدَرٍۚ car mecruru مَٓاءً ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir.
مَٓاءً ’deki ve بِقَدَرٍ ’deki nekrelik tazim ifade eder.
Aynı üslupta gelen فَاَنْشَرْنَا بِه۪ بَلْدَةً مَيْتاً cümlesi, makabline فَ ile atfedilmiştir. Cümleler arasında hükümde ortaklık vardır.
Müspet mazi fiil sıygasında gelmiş faide-i haber ibtidaî kelamdır.
اَنْشَرْنَا fiili, azamet zamirine isnadla tazim edilmiştir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur بِه۪ , ihtimam için mef’ûl olan بَلْدَةً ‘e takdim edilmiştir.
Allah Teâlâ, Kur'an'da ne zaman kendisinden azamet zamiriyle bahsetse hemen öncesinde veya sonrasında vahdaniyetinin bilinmesi için kendisine ait tekil bir zamir gelir. (Fâdıl Sâlih Samerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s. 467)
مَيْتاً kelimesi بَلْدَةً için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır. بَلْدَةً ‘deki tenvin cins ifadesi içindir.
نَزَّلَ - اَنْشَرْنَا kelimeleri arasında gâibten mütekellime geçişe güzel bir iltifat sanatı vardır.
اَنْشَرْنَا - مَيْتاًۚ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafî sanatı vardır.
فَاَنْشَرْنَا بِه۪ بَلْدَةً مَيْتاً [Ölü bir beldeyi onunla dirilttik.] cümlesinde istiâre-i tebeiyye vardır. Allah, yağmur yağmadan önceki yeryüzünü ölü insana benzetti, sonra yağmurla ona hayat verdi. Bunda istiâre-i tebeiyye vardır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsir)
كَذٰلِكَ تُخْرَجُونَ
İtiraziyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.
İtiraz, peş peşe gelen iki söz veya sadece bir sözün içerisinde, îrabda mahalli olmayan bir veya daha fazla ara cümle getirilerek yapılan ıtnâbdır.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. كَذٰلِكَ , amili تُخْرَجُونَ۟ olan mahzuf mef’ûlu mutlaka mütealliktir. Bu takdire göre cümle müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.
Muzari fiil teceddüt ve istimrar ifade etmiştir. Ayrıca muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
تُخْرَجُونَ۟ fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.
تُخْرَجُونَ fiilinde de bir tehdit ve uyarı olduğu düşünülebilir. Fiil; bize döndürmekle kalmaz, gereken cezayı veririz manası da taşımaktadır. Lâzım zikredilmiş, melzûm kastedilmiştir. Mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
كَذٰلِكَ (İşte böyle), aslında uzaktaki bir nesneye işaret için kullanılır. Buradaki isti’mali, işaret edilen nimetin derecesinin, faziletteki mertebesinin yüksekliğini bildirmek içindir. (Ebüssuûd)
Ayetin başındaki كذلك sözü son derece kısa ve müstakil bir cümledir. Manası başka bir manaya sürükler. Ancak öncesinde bunu açıkça ifade edecek müstakil bir lafız yoktur. Öyle ki bu bir şeye benzetmek istenirse bundan daha kâmil olan bir başka şekil bulunamaz. Bu cümle Kur’anı Kerîm'de gerçekten çok geçer, en güzel geldiği yer de burada görüldüğü gibi farklı konuların arasında ve kelamın mafsalında tek bir hakikat için gelmesidir. (Muhammed Ebu Mûsâ, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri 5, Duhan Suresi 28, s. 101)
Bu ifadedeki ك harfi ‘misil’ manasındadır ancak neyin misli olduğu açık değildir. İşaret ismi ise bir merci gerektirir. İşaret ismi ك ile birleşmiştir ve bunlarda bir kapalılık söz konusudur. Çünkü muşârun ileyh bilinmedikçe bir şey ifade etmeyen, işaret ismi ile ك ‘ten oluşmuştur. Bu bina önemli mafsallarda gelen kapalı bir terkiptir. Bize ‘’arkadan gelecek olan şeyler şu anda bulunduğunuzdan daha yüce bir makamdır’’ der. (Muhammed Ebu Mûsâ, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri 5, Duhân/54, s. 177, 205)
كَذٰلِكَ تُخْرَجُونَ sözündeki muzari fiilde iki olayın tasviri vardır. Müşebbeh, kuru arzın canlanması, müşebbehün bih ise insanların ölümden sonra dirilmesidir. Arzın yetiştirdiği bitki, ot, çayır ve ekin gibi şeyler yavaş yavaş çıkar; hergün ve her an bu çıkış tekrarlanır. Bu müşebbehin çıkış halidir, müşebbehün bihin çıkış haline gelince, onda bu çıkışın zaman zaman yenilendiği manası yoktur, onda bu çıkışın birdenbire olduğu tasvir edilir ve bu birçok ayette dile getirilmiştir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 4, s.67)
Buradaki, vech-i şebeh (benzetme yönü) Cenab-ı Hakk'ın, ölü halde iken bir beldeye can vermesi gibi, insanları da ölümlerinden sonra, onları canlılar ve hayat sahibi varlıklar haline getirmesidir. (Fahreddin er-Râzî)