Zuhruf Sûresi 82. Ayet

سُبْحَانَ رَبِّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ رَبِّ الْعَرْشِ عَمَّا يَصِفُونَ  ٨٢

Göklerin ve yerin Rabbi, Arş’ın da Rabbi olan Allah, onların nitelendirmelerinden uzaktır.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 سُبْحَانَ münezzehtir س ب ح
2 رَبِّ Rabbi ر ب ب
3 السَّمَاوَاتِ göklerin س م و
4 وَالْأَرْضِ ve yerin ا ر ض
5 رَبِّ Rabbi ر ب ب
6 الْعَرْشِ Arş’ın ع ر ش
7 عَمَّا -nden
8 يَصِفُونَ onların nitelendirmeleri- و ص ف
 

Sûrenin sonunda yine ana konuya, peygamberin tevhid mücadelesine dönülüyor. Fıtrî aklın hükümlerinden, müşriklerin inanç ve pratiklerinden de yararlanılarak putların tanrı olamayacağı, Allah’tan başka hiçbir varlıkta tanrılık niteliklerinin bulunmadığı, Allah’ın çocuğunun olmasının düşünülemeyeceği, bunun Tanrı kavramına ve O’nun temel niteliklerine ters düştüğü ikna edici bir üslûp içinde açıklanıyor.

79. âyetin geliş sebebi olarak, hicrete yakın günlerde Mekkeli müşriklerin toplanıp Hz. Peygamber’i öldürme kararı almaları olayı zikredilmiştir. Onlar bu kararı almışlar, fakat Allah’ın ezelde verdiği karar gerçekleşmiş, Peygamber efendimiz kurulan tuzaktan kurtulmuştur.

89. âyet bütün tebliğciler için geçerli bir ilkeyi ifade etmektedir: Tebliğcinin vazifesi bildirmektir, yapılacak her şey yapıldıktan sonra inkârda direnenler kendi hallerine bırakılır, insanları zorla imana getirmek için savaşılmaz, farklı inanç taşıyanlarla barış içinde yaşanır. Savaşın sebebi karşı tarafın hukuk tanımazlığıdır, insan hak ve hürriyetlerine saldırmasıdır. Bunlar engellenir, hak ve özgürlükler kurtarılır, hür düşünceleri ve iradeleri ile inkârı seçenlerin gerçeği anlamaları ya zamana veya âhirete bırakılır.

Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 787-788
 

سُبْحَانَ رَبِّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ رَبِّ الْعَرْشِ عَمَّا يَصِفُونَ

 

Fiil cümlesidir.  سُبْحَانَ  mahzuf fiilin mef’ûlun mutlakı olup fetha ile mansubdur. Takdiri;  نسبح (tesbih ederiz) şeklindedir. رَبِّ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır.

السَّمٰوَاتِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. 

الْاَرْضِ  atıf harfi  وَ ’la  السَّمٰوَاتِ ’ye matuftur. رَبِّ الْعَرْشِ  kelimesi  رَبِّ السَّمٰوَاتِ ‘den bedel olup kesra ile mecrurdur. مَا  müşterek ism-i mevsûl  عَنْ  harf-i ceriyle  سُبْحَانَ ‘nin amiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  يَصِفُونَ ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur.

يَصِفُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir.  Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. 

Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:

1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.

2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.

3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.

مَرَّةً  kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

سُبْحَانَ رَبِّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ رَبِّ الْعَرْشِ عَمَّا يَصِفُونَ

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Veya itiraziyyedir.  سُبْحَانَ  mahzuf bir fiilin mef’ûlü mutlakı olarak mansubdur. Takdiri  نسبح (tesbih ederiz) olan fiilin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Bu takdire göre cümle, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  رَبِّ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Ayetteki ikinci  رَبِّ  ilkinden bedeldir.  السَّمٰوَاتِ ‘ye muzâf olmuştur.

رَبِّكَ  izafeti muzâfun ileyhi şereflendirmek içindir.  رَبِّ  kelimesinin tekrarı, zamir yerine isim gelmesi muhatabı etkileyip, konuyu zihnine yerleştirmek için yapılan ıtnâbdır. Bu tekrarda reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

السَّمٰوَاتِ - الْاَرْضِ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab ve mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

السَّمٰوَاتِ  yeryüzünü, gökyüzünü ve ikisi arasında olanları kapsadığı halde ardından  الْاَرْضِ ‘nin zikredilmesi, umumdan sonra hususun zikri babında ıtnâb sanatıdır.

مَا  müşterek ism-i mevsûlu,  عَنْ  harf-i ceriyle birlikte  سُبْحَانَ ’ye mütealliktir. Sılası olan يَصِفُونَ  cümlesi müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Muzari fiil sıygasında gelmesi hudûs, istimrar ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar. Muzari fiil gelerek, yapılan amellerin zihinde canlanması sağlanmıştır.  

Burada geçen  سُبْحَانَ sözü,  غفرانَ  gibi masdardır, fiil hazf olmuş ama bu masdarı nasb etmiştir. Yani Göklerin ve yerin Rabbi, arşın Rabbini bütün söylediklerinden tenzih ederim, O'nu yüceltirim, O'nu takdis ederim demektir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 4, s.354)

Ayetin metninde  رَبِّ  isminin, en büyük, en muhteşem cisimlere izafe edilmesi, şu hakikate dikkat çekmek içindir: bütün gökler ve onlarda bulunan mahluklar, Allah'ın hükümranlığı ve ilâhlığı altında bulunduklarına göre, bunlarda bulunan bir şeyin, Rabbin -hâşâ- bir parçası olması nasıl düşünülebilir. (Ebüssuûd)