Fetih Sûresi 11. Ayet

سَيَقُولُ لَكَ الْمُخَلَّفُونَ مِنَ الْاَعْرَابِ شَغَلَتْنَٓا اَمْوَالُنَا وَاَهْلُونَا فَاسْتَغْفِرْ لَنَاۚ يَقُولُونَ بِاَلْسِنَتِهِمْ مَا لَيْسَ ف۪ي قُلُوبِهِمْۜ قُلْ فَمَنْ يَمْلِكُ لَكُمْ مِنَ اللّٰهِ شَيْـٔاً اِنْ اَرَادَ بِكُمْ ضَراًّ اَوْ اَرَادَ بِكُمْ نَفْعاًۜ بَلْ كَانَ اللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يراً  ١١

Bedevîlerin (savaştan) geri bırakılanları sana, “Bizi mallarımız ve ailelerimiz alıkoydu; Allah’tan bizim için af dile” diyecekler. Onlar kalplerinde olmayanı dilleriyle söylerler. De ki: “Allah, sizin bir zarara uğramanızı dilerse, yahut bir yarar elde etmenizi dilerse, O’na karşı kimin bir şeye gücü yeter? Hayır, Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 سَيَقُولُ diyecekler ki ق و ل
2 لَكَ sana
3 الْمُخَلَّفُونَ geri bırakılanlar خ ل ف
4 مِنَ -dan
5 الْأَعْرَابِ Araplar- ع ر ب
6 شَغَلَتْنَا bizi alıkoydu ش غ ل
7 أَمْوَالُنَا mallarımız م و ل
8 وَأَهْلُونَا ve çocuklarımız ا ه ل
9 فَاسْتَغْفِرْ mağfiret dile غ ف ر
10 لَنَا bizim için
11 يَقُولُونَ onlar söylüyorlar ق و ل
12 بِأَلْسِنَتِهِمْ dilleriyle ل س ن
13 مَا bir şeyi
14 لَيْسَ olmayan ل ي س
15 فِي
16 قُلُوبِهِمْ kalblerinde ق ل ب
17 قُلْ de ki ق و ل
18 فَمَنْ kim?
19 يَمْلِكُ engel olabilir م ل ك
20 لَكُمْ sizin için
21 مِنَ karşı
22 اللَّهِ Allah’a
23 شَيْئًا herhangi bir şeyle ش ي ا
24 إِنْ eğer
25 أَرَادَ istese ر و د
26 بِكُمْ size
27 ضَرًّا bir zarar vermek ض ر ر
28 أَوْ yahut
29 أَرَادَ istese ر و د
30 بِكُمْ size
31 نَفْعًا bir yarar vermek ن ف ع
32 بَلْ hayır
33 كَانَ ك و ن
34 اللَّهُ Allah
35 بِمَا olduklarınızı
36 تَعْمَلُونَ yapıyor(lar) ع م ل
37 خَبِيرًا haber almaktadır خ ب ر
 

“Savaşa katılmayan Arap kabileleri”, Medine civarında yaşayan Gıfâr, Müzeyne, Cüheyne, Eşca‘, Eslem ve Dîl isimli bedevî gruplarıdır. Bunlar daha önce Hz. Peygamber’le beraber sefere çıkma sözü verdikleri halde, imanları kişiliklerine yansımadığı, henüz şuur ve kararlarına yeterince hâkim olmadığı, müminlerin de bu seferden sağ kalarak dönemeyeceklerini sandıkları için sözlerinde durmadılar. Sonradan kendilerine hesap sorulunca da hayvanları ile çoluk çocuklarının bakımını bahane ettiler. 

Tevbe sûresinde (9/81-85), Tebük Seferi’ne katılmamak için bahaneler uyduran, özellikle havaların aşırı sıcak olduğu gerekçesine sığınan, fakat aynı zamanda müminleri de sefere çıkmaktan caydırmaya çalışan münafıkların âkıbetinin çok acı olacağı belirtilmiş; Hz. Peygamber’in bu kişilerden sağ kalanlarla karşılaşması halinde onların kendi maiyetinde bir sefere çıkmalarına müsaade etmemesi emredilmiş, ölenle­rin ise imansız olarak can verdikleri bildirilip onlara karşı bir dinî vecîbe ifa etme cihetine gitmemesi istenmiştir. Burada geçen “savaşa katılmayanlar” ile orada geçenlerin aynı olduğunu; bunlardan münafıkların kastedildiğini düşünenler olmuşsa da, ileride açıklaması gelecek olan 16. âyet bu anlayışa mânidir. Ayrıca Tebük Harbi Hudeybiye’den üç yıl sonra olmuştur. Hudeybiye seferine katılmadıkları için kınanan, uyarılan, kendilerine öğüt verilen ve ceza olarak da “Hayber Savaşı’na katılmaktan mahrum bırakılan” gruplar, münafıklar değil, yeni iman etmiş fakat yeterince eğitim görmemiş bedevîlerdir.

 

Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 71-72
 

سَيَقُولُ لَكَ الْمُخَلَّفُونَ مِنَ الْاَعْرَابِ شَغَلَتْنَٓا اَمْوَالُنَا وَاَهْلُونَا فَاسْتَغْفِرْ لَنَاۚ

 

Fiil cümlesidir. Fiilinin başındaki  سَ  harfi tekid ifade eden istikbal harfidir. يَقُولُ  damme ile merfû muzari fiildir. لَكَ  car mecruru  يَقُولُ  fiiline mütealliktir.  الْمُخَلَّفُونَ  fail olup, ref alameti و ‘dır. مِنَ الْاَعْرَابِ  car mecruru  الْمُخَلَّفُونَ ‘ye mütealliktir. Mekulü’l-kavli  شَغَلَتْنَٓا اَمْوَالُنَا ‘dır.  يَقُولُ  fiilinin mef'ulün bihi olarak mahallen mansubdur. 

شَغَلَتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  تْ  te’nis alametidir. Mütekellim zamir  نَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اَمْوَالُنَا  fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamir  نَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  اَهْلُونَا  atıf harfi و 'la makabline matuftur. Mütekellim zamir  نَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

فَ  harfi sebebi müsebbebe bağlayan atıf harfidir. 

اسْتَغْفِرْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir.  لَنَا  car mecruru  اسْتَغْفِرْ  fiiline mütealliktir. 

اسْتَغْفِرْ  fiili, sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındadır. Sülâsîsi  غفر ’dir.

Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikad gibi anlamları katar.

الْمُخَلَّفُونَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan tef’îl babının ism-i mef’ûludur. 


 يَقُولُونَ بِاَلْسِنَتِهِمْ مَا لَيْسَ ف۪ي قُلُوبِهِمْۜ 

 

Fiil cümlesidir. يَقُولُونَ  fiili,  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. بِاَلْسِنَتِهِمْ  car mecruru  يَقُولُونَ ‘ deki failin mahzuf haline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هِمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

Müşterek ism-i mevsûl  مَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  لَيْسَ ف۪ي قُلُوبِهِمْ ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur. 

لَيْسَ  nakıs camid fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. 

لَیۡسَ ’nin ismi müstetir olup takdiri  هُو ’dir. ف۪ي قُلُوبِ  car mecruru  لَیۡسَ ’nin mahzuf haberine mütealliktir.Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هِمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.   

لَيْس  isim cümlesini olumsuz yapar. Sadece mazisi çekildiği için camid bir fiildir. Mazi kipinde tüm şahıs zamirlerine çekimi yapılabilmektedir. Türkçeye “değildir, yoktur, hayır” vb. şeklinde tercüme edilir. Bazen  لَيْسَ ’ nin haberinin başına manayı tekid için zaid (بِ) harfi ceri gelebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

 

 

 

  

 قُلْ فَمَنْ يَمْلِكُ لَكُمْ مِنَ اللّٰهِ شَيْـٔاً اِنْ اَرَادَ بِكُمْ ضَراًّ اَوْ اَرَادَ بِكُمْ نَفْعاًۜ 

 

Fiil cümlesidir.  قُلْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir.  Mekulü’l-kavli şart ve cevap cümlesidir. قُلْ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

فَ  mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasihadır. Takdiri, إن أراد الله إهلاككم فمن يملك  (Allah sizi helak etmek isterse … kimin gücü yeter) şeklindedir.

İsim cümlesidir.  مَنْ  istifham ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur.  يَمْلِكُ  cümlesi,  مَنْ ’in haberi olarak mahallen merfûdur.  

يَمْلِكُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir.  لَكُمْ  car mecruru  يَمْلِكُ ’in fiiline mütealliktir.  مِنَ اللّٰهِ  car mecruru  يَمْلِكُ  fiiline mütealliktir. شَيْـٔاً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَرَادَ  şart fiili olup, fetha üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur.  بِكُمْ  car mecruru  ضَراًّ ‘nı mahzuf haline mütealliktir. ضَراًّ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. اَرَادَ بِكُمْ نَفْعاً  atıf harfi  اَوْ  ile makabline matuftur. 

اَوْ  atıf harfi tahyir/tercih ifade eder. اَرَادَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هُو ’dir. بِكُمْ  car mecruru  نَفْعاًۜ ‘nın mahzuf haline mütealliktir. نَفْعاًۜ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Şartın cevabı öncesinin delaletiyle mahzuftur.

اَوْ ;Türkçedeki karşılığı “veya, yahut, yoksa” olan bu edat, iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَرَادَ  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi  رود ’dir.

İf’al babı fiille tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.


بَلْ كَانَ اللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يراً

 

İsim cümlesidir. بَلْ  idrâb ve atıf harfidir. كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.

اللّٰهُ  lafza-i celâl  كَانَ ’nin ismi olup damme ile merfûdur.  مَا  masdariyyedir. مَا  ve masdar-ı müevvel,  بِ  harfiyle ceriyle  كَانَ ‘nin mahzuf haberine mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  تَعْمَلُونَ خَب۪يراً  ‘dir. İrabtan mahalli yoktur.

تَعْمَلُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. خَب۪يراً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

بَلْ ; Önce söylenen bir şeyden vazgeçmeyi belirtir. Buna “idrâb” denir. “Öyle değil, böyle, fakat, bilakis, belki” anlamlarını ifade eder. Kendisinden sonra gelen cümle ile iki anlam ifade eder:

1. Kendisinden önceki cümlenin ifade ettiği anlamın doğru olmadığını, doğrusunun sonraki olduğunu ifade etmeye yarar. Bu durumda edata karşılık olarak “oysa, oysaki, halbuki, bilakis, aksine” manaları verilir. 

2. Bir maksattan başka bir maksada veya bir konudan diğer bir konuya geçiş için kullanılır. Burada yukarıda olduğu gibi, bir iddiayı çürütmek ve doğrusunu belirtmek için değil de bir konudan başka bir konuya geçiş içindir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

خَب۪يراً ; mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

سَيَقُولُ لَكَ الْمُخَلَّفُونَ مِنَ الْاَعْرَابِ شَغَلَتْنَٓا اَمْوَالُنَا وَاَهْلُونَا 

 

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Cümleye dahil olan istikbal harfi  سَ  tekid ifade eder. Cümle, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. يَقُولُ  fiiline müteallik olan  لَكَ  car-mecruru ihtimam için fail olan  الْمُخَلَّفُونَ ‘ye takdim edilmiştir.

مِنَ الْاَعْرَابِ  car mecruru  الْمُخَلَّفُونَ ‘nin haline mütealliktir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

سَيَقُولُ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  شَغَلَتْنَٓا اَمْوَالُنَا وَاَهْلُونَا  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

Ayetin başındaki ”sin" harfi gelecek zamana delâlet eder. ‘Geride kalmış olanlar’ diye tercüme ettiğimiz  الْمُخَلَّفُونَ  aslında, geride bırakılanlar anlamına gelir. Bu kelimenin fiili olan خَلَّف geride bıraktı, demektir. (Rûhu’l Beyân)

العرب , Hz İsmail'in evladına verilen addır,  الْاَعْرَابِ  ise, çölde yaşayan insanlar için özel isim olmuştur. Kamus'da şöyle denilmektedir:  العرب  kasaba ve şehirlerde oturanlar,  الاعراب  ise çöllerde yaşayanlardır. Bunun çoğulu  اعاريب gelir.

Muhtaru's-Sıhah'ta da şöyle denilir:  العرب , insanlardan bir nesildir. Bu nesle mensup olanlara  عربى  Arabî denir. Bunlar, kasaba ve şehirlerde yaşayanlardır.  الاعراب  da bu nesilden, sırf çölde yaşayanlardır. Bunlara mensup olanlara da  اعرابى  denilir.  الاعراب kelimesi  العرب 'ın çoğulu değildir. (Ruhu’l Beyân) 

Arapların, Arap olarak isimlendirilmesi şundandır: Çünkü, Hz. İsmail'in çocukları Arebe’de doğup büyümüşlerdir. Arebe ise Tihâme (çöl) bölgesindendir. Böylece o çocuklar, beldelerine nispet edilmişlerdir. Arap yarımadasında meskûn olan ve onların dillerini konuşanlar da onlardandır. Çünkü bunlar da Hz. İsmail'in çocuklarındandır.
Yine, Arapların Arap adını almalarının sebebinin, onların lisanlarının kalplerindeki şeyleri îrab yani ifade etmesi olduğu da ileri sürülmüştür. Arapçanın, diğer dillerde bulunmayan pek çok fesahat ve akıcılık üslubu ihtiva ettiğinden de şüphe yoktur.
Hikmet erbabından birinin, yazmış olduğu bir kitapta şöyle dediğini gördüm: “Rumların hikmeti beyinlerindedir. Zira onlar, çok acayip terkipler meydana getirebilirler. Hindlilerin hikmeti vehimlerinde, Yunanlıların hikmeti ise kalplerindedir. Bu böyledir, zira çok mal elde etmek akılla alakalı bir şeydir. Arapların hikmeti de lisanlarındadır. Bu, onların lafızlarının çok tatlı ve ibarelerinin de çok çekici olmasındandır.” (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Bu kelime Kur’ânda 6 ‘sı Tevbe suresinde olmak üzere 10 kere geçmiştir.


 فَاسْتَغْفِرْ لَنَاۚ

 

فَ , sebebi müsebbe bağlayan rabıta harfidir. Emir üslubunda talebî inşâî isnad olan فَاسْتَغْفِرْ لَنَا  cümlesi, takdiri, تنبه  (Dikkatli ol) olan istînâf cümlesine atfedilmiştir. Mekulü’l-kavle dahildir. Fiilin mef’ûlü olan lafz-ı celaâl mahzuftur. Mef’ûlün hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.  


 يَقُولُونَ بِاَلْسِنَتِهِمْ مَا لَيْسَ ف۪ي قُلُوبِهِمْۜ 

 

İtiraziyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. 

İtiraz, peş peşe gelen iki söz veya sadece bir sözün içerisinde, îrabda mahalli olmayan bir veya daha fazla ara cümle getirilerek yapılan ıtnâbtır.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Hudûs, istimrar ve teceddüt ifade eden muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar. Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur.

Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Mef’ûl konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَنْ ‘in sılası olan  لَيْسَ ف۪ي قُلُوبِهِمْۜ , nakıs fiil  لَیۡسَ ’nin dahil olduğu isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Sübut ifade eden cümlede îcâz-ı hazif sanatları vardır.  ف۪ي قُلُوبِهِمْ  car mecruru, لَيْسَ ’nin mahzuf haberine mütealliktir.

ف۪ي قُلُوبِهِمْ  ibaresindeki  ف۪ي  harfinde istiare-i tebeiyye vardır.  ف۪ي  harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla kalp içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. Burada  ف۪ي  harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü kalp hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Ancak bu kimselerin sözlerinin doğru olmadığını mübalağalı şekilde ifade etmek üzere bu harf kullanılmıştır. Câmi’, her iki durumdaki mutlak irtibattır.

يَقُولُونَ - بِاَلْسِنَتِهِمْ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı, يَقُولُونَ - سَيَقُولُ  kelimeleri arasında cinası iştikak ve reddü'l-acüz ale's-sadr sanatları vardır. 

 

 قُلْ فَمَنْ يَمْلِكُ لَكُمْ مِنَ اللّٰهِ شَيْـٔاً 

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelen cümle, emir üslubunda talebî inşaî isnaddır.  قُلْ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  فَمَنْ يَمْلِكُ لَكُمْ مِنَ اللّٰهِ شَيْـٔاً , mukadder şartın cevabıdır. Bu cevap cümlesi istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. Rabıta harfi  فَ , mahzuf şartın cevabının başına gelmiştir. Takdiri  إن أراد الله إهلاككم  (Allah sizi helak etmek isterse) olan şart cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Mübteda olan istifham ismi  مَنْ , inkârî manadadır. Soru kastı taşımayıp tevbih ve inkârî anlamda gelen cümle mecâz-ı mürsel mürekkebdir. 

Ayrıca mütekellimin Allah Teâlâ olduğu istifhamda tecâhül-i ârif sanatı, lafza-i celâlin zikrinde tecrîd sanatı vardır.

Mef’ûl olan  شَيْـٔاً ‘in nekreliği kıllet ve nev ifade eder. Bilindiği gibi nefy siyakında nekre umum ve şümule işarettir.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır.  لَكُمْ  ve  مِنَ اللّٰهِ  car mecrurları ihtimam için mef’ûl olan  شَيْـٔاً ‘e takdim edilmiştir.


 اِنْ اَرَادَ بِكُمْ ضَراًّ اَوْ اَرَادَ بِكُمْ نَفْعاًۜ

 

Tefsiriye olan bu cümle, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır. Şart cümlesi olan  اَرَادَ بِكُمْ ضَراًّ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Ayette îcâz-ı hazif vardır. Şartın takdiri  فمن يملك (Kimin gücü yeter) olan cevap cümlesi, öncesinin delaletiyle hazf edilmiştir. 

Aynı üslupta gelen  اَوْ اَرَادَ بِكُمْ نَفْعاًۜ  cümlesi, tezat nedeniyle şart cümlesine  اَوْ  atıf harfiyle atfedilmiştir.

Cümlelerde takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrurlar, konu onlarla ilgili olduğu için, mef’ûllere takdim edilmiştir.

ضَراًّ  ve  نَفْعاً  kelimelerindeki tenvin tazim, nev ve kesret ifade eder. Bu kelimeler arasında tıbak-ı icâb sanatı vardır.  

اِنْ اَرَادَ بِكُمْ ضَراًّ - اِنْ اَرَادَ بِكُمْ نَفْعاًۜ  cümleleri arasında mukabele sanatı vardır.

بِكُمْ  ve  اَرَادَ  kelimelerinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Ayette cevabın mahzuf olması farklı yönlerden düşünmeyi gerektirdiği, ayrıca dinleyici ve okuyucuyu düşünce ve hayal ufkuna yönlendirdiği için mübalağa içermektedir. Îcâz metoduyla cümle daha yoğun anlamlar yüklenmiştir. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerîm’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları Doktora Tezi)


 بَلْ كَانَ اللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يراً

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir.  بَلْ , idrâb harfidir. İntikal için gelmiştir. 

بَلِ , atıf edatlarındandır. Ancak diğer atıf edatları gibi hüküm bakımından atıf görevi görmez. Bu edat, sadece matufu îrab yani hareke bakımından matufun aleyhe atfeder. Anlamsal açıdan ise tersinelik ilişkisi kurar. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)

كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle  marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı, hükmün illetini belirtmek ve ikazı artırmak için zamir makamında zahir ismin tekrarlanmasında  ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur  بِمَا , konudaki önemine binaen amili olan  خَب۪يراً ’e takdim edilmiştir.

خَب۪يراً ’e müteallik olan müşterek ism-i mevsûl  مَا ‘nın sıla cümlesi olan  تَعْمَلُونَ  müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade etmiştir.

كَان ’nin haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri 5, Duhan s. 124)

كَان ’nin haberi olan  خَب۪يراً , sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir.

Sıfat-ı müşebbehe; benzeyen sıfat demektir. Faile benzediği için bu adı almıştır. İsm-i failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde sıfat-ı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsm-i fail değişen ve yenilenen vasfa delalet eder. Sıfat-ı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu sureklilik ve sabitlik az veya çok bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)