وَعَدَكُمُ اللّٰهُ مَغَانِمَ كَث۪يرَةً تَأْخُذُونَهَا فَعَجَّلَ لَكُمْ هٰذِه۪ وَكَفَّ اَيْدِيَ النَّاسِ عَنْكُمْۚ وَلِتَكُونَ اٰيَةً لِلْمُؤْمِن۪ينَ وَيَهْدِيَكُمْ صِرَاطاً مُسْتَق۪يماًۙ ٢٠
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَعَدَكُمُ | size va’detti |
|
| 2 | اللَّهُ | Allah |
|
| 3 | مَغَانِمَ | ganimetler |
|
| 4 | كَثِيرَةً | birçok |
|
| 5 | تَأْخُذُونَهَا | elde edeceğiniz |
|
| 6 | فَعَجَّلَ | şimdilik verdi |
|
| 7 | لَكُمْ | size |
|
| 8 | هَٰذِهِ | bunu (Hudeybiye Barışı) |
|
| 9 | وَكَفَّ | ve çekti |
|
| 10 | أَيْدِيَ | ellerini |
|
| 11 | النَّاسِ | insanların |
|
| 12 | عَنْكُمْ | sizden |
|
| 13 | وَلِتَكُونَ | olsun diye |
|
| 14 | ايَةً | bir ibret |
|
| 15 | لِلْمُؤْمِنِينَ | inananlara |
|
| 16 | وَيَهْدِيَكُمْ | ve sizi iletsin diye |
|
| 17 | صِرَاطًا | yola |
|
| 18 | مُسْتَقِيمًا | dosdoğru |
|
Âyetteki “başarı” diye açıkladığımız “şu” anlamına gelen “hâzihî” kelimesi, Hudeybiye barışı veya Hayber zaferi ve orada elde edilecek ganimetler şeklinde açıklanmıştır.
Âyetteki “İnsanların ellerini üzerinizden çekmiştir” ifadesi tek taraflı, 24. âyette ise “sizinkini onlardan, onlarınkini sizden” şeklinde çift taraflı olarak zikredilmiştir. Tarihte gerçekleşen olaylara bakarak tefsirciler burada geçen korumayı, müslümanlar Mekke’ye hareket ettikten sonra kuzey komşuları olan Hayber yahudileri ile bazı müşrik Arap kabilelerinin fırsattan istifade ederek Medine’ye hücum etmelerinin Allah tarafından engellenmesi olarak yorumlamışlardır. 24. âyetteki engelleme ise Hudeybiye’de olmuş, hem müşriklerin birkaç kere teşebbüs ettikleri baskın hem de müslümanların savaşa karar vermeleri engellenmiş, iki tarafın da birbirine zarar vermelerine imkân tanınmamıştır. Bu fetih müjdeleri, gerçekleşen fetihler, elde edilen ganimetler, düşmanın zararlı olacak teşebbüslerinin engellenmesi, müminlerin
sabır ve gayretleri yanında ve bundan da ziyade Allah’ın lutfudur. Bu lutfun hikmet ve gerekçesi ise müminlerin imanlarını yaşanan kanıtlarla güçlendirmek ve doğru yolda sebat edip ilerlemelerini sağlamaktır.
Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 76-77Ve'ade وعد :
Söz vermek, vaatte bulunmak ve tehdit etmek anlamlarına gelen va'd وَعْدٌ sözcüğü hem hem şerle hem hayırla ilgili kullanılır. Bu fiilin mastarı مَوْعِدٌ ve مِيعادٌ şekillerinde gelir.
وَعِيدٌ ise sadece tehdit ve şerle ilgili kullanılır. مَوْعِدٌ ve مِيعادٌ kelimeleri hem mastar hem de isim olarak kullanılırlar.
Yine vaatleşme ve tehditleşme anlamında da mufâale formundaki واعَدَ şekli kullanılır. (Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de pekçok farklı formda 151 defa geçmiştir. (Mu'cemu-l Mufehres)
Türkçede kullanılan şekilleri vaad etmek, vaid, mîad ve vadedir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
وَعَدَكُمُ اللّٰهُ مَغَانِمَ كَث۪يرَةً تَأْخُذُونَهَا فَعَجَّلَ لَكُمْ هٰذِه۪ وَكَفَّ اَيْدِيَ النَّاسِ عَنْكُمْۚ
Fiil cümlesidir. وَعَدَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir كُمُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اللّٰهُ lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. مَغَانِمَ ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
كَث۪يرَةً kelimesi مَغَانِمَ ‘nin sıfatı olup fetha ile mansubdur. تَأْخُذُونَهَا cümlesi مَغَانِمَ ‘nin ikinci sıfatı olarak mahallen mansubdur.
عَجَّلَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. لَكُمْ car mecruru عَجَّلَ fiiline mütealliktir. İşaret ismi هٰذِه۪ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. كَفَّ fiili atıf harfi وَ ‘la عَجَّلَ ‘ye matuftur.
كَفَّ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. اَيْدِيَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. النَّاسِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. عَنْكُمْ car mecruru كَفَّ fiiline mütealliktir.
عَجَّلَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi عجل ’dir.
Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
وَلِتَكُونَ اٰيَةً لِلْمُؤْمِن۪ينَ وَيَهْدِيَكُمْ صِرَاطاً مُسْتَق۪يماًۙ
Cümle, atıf harfi وَ ile takdiri كفّ أيدي الناس عنكم لتشكروه ولتكون آية. (Ona şükretmeniz için insanların elinden çekti ve…) olan mukadder ta’lil cümlesine atfedilmiştir.
لِ harfi, تَكُونَ fiilini gizli اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. اَنْ ve masdar-ı müevvel, لِ harf-i ceriyle كَفَّ fiiline mütealliktir.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
تَكُونَ nakıs, fetha ile mansub muzari fiildir. تَكُونَ ‘nin ismi müstetir olup takdiri هى ‘dir. اٰيَةً kelimesi تَكُونَ ‘nin haberi olup fetha ile mansubdur. لِلْمُؤْمِن۪ينَ car mecruru اٰيَةً ‘nin mahzuf sıfatına mütealliktir. يَهْدِيَكُمْ fiili atıf harfi وَ ‘la تَكُونَ ‘ye matuftur.
يَهْدِيَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Muttasıl zamir كُمُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. صِرَاطاً ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. مُسْتَق۪يماً kelimesi صِرَاطاً ‘nin sıfatı olup fetha ile mansubdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مُؤْمِن۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
مُسْتَق۪يماً ; sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan istif’al babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَعَدَكُمُ اللّٰهُ مَغَانِمَ كَث۪يرَةً تَأْخُذُونَهَا فَعَجَّلَ لَكُمْ هٰذِه۪ وَكَفَّ اَيْدِيَ النَّاسِ عَنْكُمْۚ
Bu cümle müste’nef bir cümledir. وأثابَهم فَتْحًا قَرِيبًا şeklindeki Fetih/18 sözünden kaynaklanan beyâni istînâfdır. (Âşûr)
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
مَغَانِمَ kelimesi وَعَدَ fiilinin ikinci mef’ûludur. كَث۪يرَةً kelimesi مَغَانِمَ için sıfattır.
تَأْخُذُونَهَا cümlesi ise مَغَانِمَ için ikinci sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Hudûs, istimrar ve teceddüt ifade eden muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar. Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur.
Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Bizim tercih ettiğimiz görüşe göre bu sure bir defada nazil olmuştur. Bu durumda فَعَجَّلَ şeklindeki mazi fiilin gelecek zaman manasında kullanımı mecazdır. Bu olayın gerçekleşeceğine dair bir uyarıdır. (Âşûr)
Aynı üslupta gelen فَعَجَّلَ لَكُمْ هٰذِه۪ ve وَكَفَّ اَيْدِيَ النَّاسِ عَنْكُمْ cümleleri, وَعَدَكُمُ اللّٰهُ مَغَانِمَ كَث۪يرَةً cümlesine atfedilmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan cümlelerin her ikisinin de atıf sebebi hükümde ortaklıktır.
هٰذِه۪ , mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. هٰذِه۪ ile ganimetlere işaret edilerek önemi vurgulanmıştır.
وَكَفَّ اَيْدِيَ النَّاسِ عَنْكُمْ (İnsanların elini sizden çekti) ifadesi zarar vermelerini önlemekten kinayedir.
Burada كَفَّ (kaçınmak, geri durmak) kelimesi uzaklaştırmak manasındaki الصَّرْفِ anlamında mecaz olarak kullanılmıştır. Yani, Allah istese de istemese de size zarar vermekten onları uzaklaştırmak için bir sebep yaratarak insanların ellerini sizden uzak tutmayı takdir etti demektir.
Genellikle Kur’an ıstılahında النَّاسِ lafzından murad Mekke ehlidir. (Âşûr)
وَلِتَكُونَ اٰيَةً لِلْمُؤْمِن۪ينَ وَيَهْدِيَكُمْ صِرَاطاً مُسْتَق۪يماًۙ
وَ , atıf harfidir. Sebep bildiren harf-i cer lam-ı ta’lilin gizli أنْ ’le masdar yaptığı لِتَكُونَ اٰيَةً لِلْمُؤْمِن۪ينَ cümlesi, takdiri لتشكروه (Ona şükretmeniz için) olan mukadder ta’lil cümlesine atfedilmiştir. كَفَّ fiiline mütealliktir. كَان ’nin dahil olduğu, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
لِلْمُؤْمِن۪ينَ car mecruru, كَان ‘nin haberi olan اٰيَةً ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
وَيَهْدِيَكُمْ صِرَاطاً مُسْتَق۪يماًۙ cümlesi atıf harfi وَ ‘la masdar-ı müevvel cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
مُسْتَق۪يماً kelimesi صِرَاطاً için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
صِرَاطاً مُسْتَق۪يماً ifadesinde istiare vardır. صِرَاطاً kelimesi yol demektir. Hedefe ulaştırması bakımından benzer oldukları için din, yola benzetilmiştir. Müşebbeh (müsteârun leh) hazf edilmiş müsteârun minh kalmıştır. Müşebbehün bih yani müsteârun minh zikredildiği için istiare-i tasrîhîyyedir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)