اِنَّ الَّذ۪ينَ يَغُضُّونَ اَصْوَاتَهُمْ عِنْدَ رَسُولِ اللّٰهِ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ امْتَحَنَ اللّٰهُ قُلُوبَهُمْ لِلتَّقْوٰىۜ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَاَجْرٌ عَظ۪يمٌ ٣
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | إِنَّ | şüphesiz |
|
| 2 | الَّذِينَ | kimseler |
|
| 3 | يَغُضُّونَ | kısan(lar) |
|
| 4 | أَصْوَاتَهُمْ | seslerini |
|
| 5 | عِنْدَ | huzurunda |
|
| 6 | رَسُولِ | elçisinin |
|
| 7 | اللَّهِ | Allah’ın |
|
| 8 | أُولَٰئِكَ | işte onlar |
|
| 9 | الَّذِينَ |
|
|
| 10 | امْتَحَنَ | imtihan etmiştir |
|
| 11 | اللَّهُ | Allah |
|
| 12 | قُلُوبَهُمْ | onların kalblerini |
|
| 13 | لِلتَّقْوَىٰ | takva için |
|
| 14 | لَهُمْ | onlar için vardır |
|
| 15 | مَغْفِرَةٌ | mağfiret |
|
| 16 | وَأَجْرٌ | ve bir mükafat |
|
| 17 | عَظِيمٌ | büyük |
|
İşin önemini idrak etmedeki kusur ve İslâm öncesi alışkanlıkların etkisi yüzünden Hz. Peygamber’e karşı edepte kusur edenler ilâhî ikazı alınca imanları, takvâları ve iyi niyetleri sebebiyle derhal kendilerini toparladılar, onun yanında zor işitilen bir sesle konuşmaya başladılar. Allah’ın uyarısını ve rızasını hem alışkanlıklarının hem de öfkelerinin önüne geçirerek büyük bir takvâ imtihanı verdiler ve bu imtihandan başarılı çıktılar. Başarılan her imtihanın bir ödülü vardır, takvâ imtihanının ödülü de bu erdemin önem ve ölçüsünde büyük olacaktır.
Mehane محن :
مَحْنٌ ve إمْتِحانٌ sözcükleri إبْتِلاءُ sözcüğü gibi denemek /sınamak anlamına gelir. (Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de sadece iftial formunda olmak üzere 2 ayette geçmiştir. (Mu'cemu-l Mufehres)
Türkçede kullanılan şekilleri mihnet ve imtihandır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
اِنَّ الَّذ۪ينَ يَغُضُّونَ اَصْوَاتَهُمْ عِنْدَ رَسُولِ اللّٰهِ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ امْتَحَنَ اللّٰهُ قُلُوبَهُمْ لِلتَّقْوٰىۜ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb, haberini ref eder.
الَّذ۪ينَ cemi müzekker has ism-i mevsûl اِنَّ ‘nin ismi olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası يَغُضُّونَ اَصْوَاتَهُمْ ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur.
يَغُضُّونَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. اَصْوَاتَهُمْ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
عِنْدَ mekân zarfı يَغُضُّونَ fiiline mütealliktir. رَسُولِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ امْتَحَنَ اللّٰهُ cümlesi, اِنَّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.
İşaret ismi اُو۬لٰٓئِكَ mübteda olarak mahallen merfûdur. الَّذ۪ينَ cemi müzekker has ism-i mevsûl mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası امْتَحَنَ اللّٰهُ ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur.
امْتَحَنَ fetha üzere mebni mazi fiildir. اللّٰهُ lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. قُلُوبَهُمْ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. لِلتَّقْوٰى car mecruru امْتَحَنَ fiiline mütealliktir. Muzâf mahzuftur. Takdiri, لظهور التقوى (Takvanın ortaya çıkması için) şeklindedir.
امْتَحَنَ fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi محن ’dir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَاَجْرٌ عَظ۪يمٌ
İsim cümlesidir. لَهُمْ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. مَغْفِرَةٌ muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. اَجْرٌ atıf harfi وَ ‘la makabline matuftur. عَظ۪يمٌ kelimesi اَجْرٌ ‘un sıfatı olup damme ile merfûdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur.Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنَّ الَّذ۪ينَ يَغُضُّونَ اَصْوَاتَهُمْ عِنْدَ رَسُولِ اللّٰهِ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ امْتَحَنَ اللّٰهُ قُلُوبَهُمْ لِلتَّقْوٰىۜ
Ayet ta’liliyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâli ittisâldir. Ta’lil cümleleri ıtnâb babındandır.
اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
اِنَّ ’nin isminin ism-i mevsûlle gelmesi, habere dikkat çekmek ve ve tahkir içindir. Ayrıca müsnedün ileyhin ism-i mevsûlle gelmesi muhatabın mevsûlün sılası hakkında bilgisi olduğunu göstermektedir.
Müsnedün ileyh makamındaki has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ ’nin sılası olan يَغُضُّونَ اَصْوَاتَهُمْ عِنْدَ رَسُولِ اللّٰهِ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Lafz-ı celâle muzâf olması رَسُولِ için şan, şeref tazim ifade eder. عِنْدَ ‘nin de رَسُولِ ‘ye muzaf olması ona şeref kazanmıştır. Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
اِنَّ ’nin haberi olan اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ امْتَحَنَ اللّٰهُ قُلُوبَهُمْ لِلتَّقْوٰى cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. اُو۬لٰٓئِكَ mübteda, الَّذ۪ينَ haberdir.
Cümlede müsnedün ileyhin işaret ismiyle marife olması işaret edilenleri tazim ifade eder. İsm-i işaret, müsnedün ileyhi göz önüne koyarak onu net bir şekilde gösterip uzağı işaret eden özelliğiyle onların mertebelerinin yüksekliğini belirtir.
Müsnedin ism-i mevsûlle marife olması, tazim kastının yanında sonraki habere dikkat çekmek içindir. Ayrıca onların muhatap tarafından bilinen kişiler olduklarını bize gösterir.
Has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ ’nin sılası olan امْتَحَنَ اللّٰهُ قُلُوبَهُمْ لِلتَّقْوٰىۜ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Ayette mevsulün ve Allah isminin, hükmün illetini bildirmek ve ikazı artırmak için tekrar edilmesinde ise ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
لِلتَّقْوٰىۜ car mecruru, takdiri لظهور (Ortaya çıkması için) olan mahzuf muzâfla birlikte امْتَحَنَ ’ye mütealliktir. Muzâfın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
يَغُضُّونَ اَصْوَاتَهُمْ ifadesinde istiare vardır. غُضُّ , ‘gözü korumak, birisine uzun uzun bakmamak’ anlamındadır. Ayette sesi alçaltmak manasında müstear olmuştur. (Âşûr)
Lafz-ı celâl, müminlerin kalplerine heybet hissettirmek amacıyla tekrarlanmıştır. Çünkü bütün kemal ve celal sıfatlar bu isimde toplanmıştır. Allah’ın, gönüllerindeki takvayı sınayıp onayladığı ifadesi, bir kişinin bir konuda denenmesi, sınanması, üstesinden gelmesi için o işe alıştırılması anlamında kullanılan اُمْتَحِنَ فلانٌ لِأمرِ كذا sözünden alınmıştır. (Keşşaf)
لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَاَجْرٌ عَظ۪يمٌ
Ayetin son cümlesi beyanî istînâf olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldır.
Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatı vardır. لَهُمْ , mahzuf mukaddem habere mütealliktir. مَغْفِرَةٌ , muahhar mübtedadır. Mübtedanın ve ona matuf olan اَجْرٌ ’un nekre gelişi kesret ve tazim ifade eder.
Muahhar mübtedaya matuf olan اَجْرٌ ’un atıf sebebi tezâyüftür.
اَجْرٌ için sıfat olan عَظ۪يمٌ , mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
عَظ۪يمٌ sıfat-ı müşebbehe kalıbında gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
اَجْرٌ ‘de istiare vardır. Seslerini Hz. Peygamberin yanında alçaltanların mükafatı, işçiye ödenen ücrete benzetilmiştir.
Seslerini kısanların tekid için gelen اِنَّ ’nin ismi olarak gelmesi, haberinin her ikisi de marife olan mübteda ve haberden oluşan bir cümle halinde gelmesi -ki mübteda olan اُو۬لٰٓئِكَ ism-i işaretidir- onların amellerinin mükafatını bildiren cümlenin müstakil olarak gelmesi, bu mükafatı bildiren kelimelerin nekire ve müphem olarak gelmesi gibi nazım özellikleri ile bu ayet-i kerîme, seslerini kısmak suretiyle Peygamber’e (sav) saygı gösteren bu kişilerin yaptıklarına ne kadar önem verildiğini ve bundan hoşnut olunduğunu ortaya koymaktadır. Yine, bu özellikleriyle ayet-i kerîme Peygamber’in (sav) izzetinin yüceliğini, bulunduğu makamın şeref ve değerini bildirmektedir. Ayette ayrıca, seslerini yükseltenlerin işlediği günahın büyüklüğüne ve sesini kısanların hak ettiğinin zıttına müstehak oldukları cezanın da büyüklüğüne bir tariz bulunmaktadır. (Keşşâf)