يَسْـَٔلُونَكَ مَاذَٓا اُحِلَّ لَهُمْۜ قُلْ اُحِلَّ لَكُمُ الطَّيِّبَاتُۙ وَمَا عَلَّمْتُمْ مِنَ الْجَوَارِحِ مُكَلِّب۪ينَ تُعَلِّمُونَهُنَّ مِمَّا عَلَّمَكُمُ اللّٰهُۘ فَكُلُوا مِمَّٓا اَمْسَكْنَ عَلَيْكُمْ وَاذْكُرُوا اسْمَ اللّٰهِ عَلَيْهِۖ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ سَر۪يعُ الْحِسَابِ ٤
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | يَسْأَلُونَكَ | sana soruyarlar |
|
| 2 | مَاذَا | neyin |
|
| 3 | أُحِلَّ | helal kılındığını |
|
| 4 | لَهُمْ | kendilerine |
|
| 5 | قُلْ | de ki |
|
| 6 | أُحِلَّ | helal kılındı |
|
| 7 | لَكُمُ | size |
|
| 8 | الطَّيِّبَاتُ | iyi ve temiz şeyler |
|
| 9 | وَمَا |
|
|
| 10 | عَلَّمْتُمْ | yetiştirdiğiniz |
|
| 11 | مِنَ |
|
|
| 12 | الْجَوَارِحِ | hayvanların |
|
| 13 | مُكَلِّبِينَ | avcı |
|
| 14 | تُعَلِّمُونَهُنَّ | öğreterek |
|
| 15 | مِمَّا |
|
|
| 16 | عَلَّمَكُمُ | size öğrettiğinden |
|
| 17 | اللَّهُ | Allah’ın |
|
| 18 | فَكُلُوا | yeyin |
|
| 19 | مِمَّا | şeylerden |
|
| 20 | أَمْسَكْنَ | tuttukları |
|
| 21 | عَلَيْكُمْ | sizin için |
|
| 22 | وَاذْكُرُوا | ve anın |
|
| 23 | اسْمَ | adını |
|
| 24 | اللَّهِ | Allah’ın |
|
| 25 | عَلَيْهِ | üzerine |
|
| 26 | وَاتَّقُوا | korkun |
|
| 27 | اللَّهَ | Allah’tan |
|
| 28 | إِنَّ | şüphesiz |
|
| 29 | اللَّهَ | Allah |
|
| 30 | سَرِيعُ | çabuk görendir |
|
| 31 | الْحِسَابِ | hesabı |
|
الكَلْب sözcüğü bildiğimiz havlayan köpek demektir. Bu kökten türetilen kelimelerden biri de hırs anlamına gelen الكَلَب sözcüğüdür. كَلِبٌ kelimesi ise delirmiş/kuduz demektir. (Müfredat) Bu kalıpta sadece bu ayette olmak üzere Kur’ân’ı Kerim’de türevleriyle birlikte toplam 6 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekli kerpeten(iki köpek dişi, kıskaç, pense)dir. (Kur’ânı Anlayarak Okuma Rehberi)
يَسْـَٔلُونَكَ مَاذَٓا اُحِلَّ لَهُمْۜ قُلْ اُحِلَّ لَكُمُ الطَّيِّبَاتُۙ وَمَا عَلَّمْتُمْ مِنَ الْجَوَارِحِ مُكَلِّب۪ينَ تُعَلِّمُونَهُنَّ مِمَّا عَلَّمَكُمُ اللّٰهُۘ
Fiil cümlesidir. یَسۡـَٔلُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir كَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
مَاذَٓا اُحِلَّ لَهُمْ cümlesi, یَسۡـَٔلُونَ fiilinin ikinci mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
مَاذَٓا istifham ismi mübteda olarak mahallen merfûdur. اُحِلَّ cümlesi mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.
اُحِلَّ fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. Naib-i faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. لَهُمْ car mecruru اُحِلَّ fiiline mütealliktir.
Fiil cümlesidir. قُلْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. Mekulü’l-kavl اُحِلَّ لَكُمُ الطَّيِّبَاتُ ’dir. قُلْ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
اُحِلَّ fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. لَكُمُ car mecruru اُحِلَّ fiiline mütealliktir. الطَّيِّبَاتُ naib-i fail olup damme ile merfûdur.
مَا müşterek ism-i mevsûl atıf harfi وَ ile الطَّيِّبَاتُ ’ye matuf olup, mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası عَلَّمْتُمْ مِنَ الْجَوَارِحِ ’dır. Îrabtan mahalli yoktur.
عَلَّمْتُمْ sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تُمْ fail olarak mahallen merfûdur. مِنَ الْجَوَارِحِ car mecruru عَلَّمْتُمْ ’deki mahzuf gaib zamirin mahzuf haline mütealliktir. Takdiri; ما علّمتموه من الجوارح şeklindedir.
مُكَلِّب۪ينَ kelimesi عَلَّمْتُمْ ’deki failin hali olup nasb alameti ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanır.
تُعَلِّمُونَهُنَّ cümlesi, عَلَّمْتُمْ ’deki failin hali olarak mahallen mansubdur.
تُعَلِّمُونَهُنَّ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُنَّ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
مَا müşterek ism-i mevsûl, مِنْ harf-i ceriyle تُعَلِّمُونَهُنَّ fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası عَلَّمَكُمُ اللّٰهُ ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.
عَلَّمَكُمُ fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir كُمُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اللّٰهُ lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اُحِلَّ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi حلل ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
عَلَّمْتُمْ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Tef’il babındandır. Sülâsîsi علم ’dir.
Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef’ûlu herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
مُكَلِّب۪ينَ kelimesi sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan tef’il babının ism-i failidir.
الْجَوَارِحِ kelimesi, sülâsi mücerredi جرح olan fiilin ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
الطَّيِّبَاتُۙ kelimesi sıfat-ı müşebbehedir. Sıfatı müşebbehe; “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَكُلُوا مِمَّٓا اَمْسَكْنَ عَلَيْكُمْ وَاذْكُرُوا اسْمَ اللّٰهِ عَلَيْهِۖ
فَ mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasihadır. Takdiri; إن صدتم شيئا فكلوا (Bir şey avlarsanız onu yiyin) şeklindedir.
كُلُوا fiili نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مَا müşterek ism-i mevsûl مِنْ harf-i ceriyle كُلُوا fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası اَمْسَكْنَ عَلَيْكُمْ ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.
اَمْسَكْنَ fiili (نَ) nûnu’n- nisvenin bitişmesiyle sükun üzere mebni mazi fiildir. Faili nûnu’n-nisve olup mahallen merfûdur. عَلَيْكُمْ car mecruru اَمْسَكْنَ fiiline mütealliktir.
وَ atıf harfidir. اذْكُرُوا fiili نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
اسْمَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzaftır. اللّٰهِ lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. عَلَيْهِ car mecruru اذْكُرُوا fiiline mütealliktir.
اَمْسَكْنَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi مسك ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ سَر۪يعُ الْحِسَابِ
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اتَّقُوا fiili نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اللّٰهَ lafza-i celâl mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
İsim cümlesidir. إِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
اللّٰهَ lafza-i celâl إِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. سَر۪يعُ kelimesi إِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. الْحِسَابِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
اتَّقُوا fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi وقي ’dir. İftial babının fael fiili و ي ث olursa fael fiili ت harfine çevrilir. وقي fiili iftiâl babına girmiş, إوتقي olmuş, sonra و harfi ت 'ye dönüşmüş إتّقي olmuştur.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
يَسْـَٔلُونَكَ مَاذَٓا اُحِلَّ لَهُمْۜ قُلْ اُحِلَّ لَكُمُ الطَّيِّبَاتُۙ وَمَا عَلَّمْتُمْ مِنَ الْجَوَارِحِ مُكَلِّب۪ينَ تُعَلِّمُونَهُنَّ مِمَّا عَلَّمَكُمُ اللّٰهُۘ
Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler.(Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
‘İstemek’ manasındaki سْـَٔل fiili, عَنِ harfi ceriyle kullanıldığında, sormak anlamına gelir. Bu tazmin sanatıdır.
Bazı fiiller mef’ûllerini harf-i cerlerle alırlar. Bu harfler fiilin manasına tesir eder. Bazı nahivcilerin görüşüne göre harf-i cerin fiile mana kazandırmasına tazmin denir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
İstifham üslubunda talebî inşâî isnad olan مَاذَٓا اُحِلَّ لَهُمْ cümlesi يَسْـَٔلُونَكَ fiilinin ikinci mef’ûlüdür.
مَاذَا , istifham harfi olarak اُحِلَّ fiilinin mef’ûlü konumundadır.
İstifhâm ismi مَاذَا , amili olan اُحِلَّ ’ye istifham isimlerinin sadaret hakkı nedeniyle takdim edilmiştir.
قُلْ اُحِلَّ لَكُمُ الطَّيِّبَاتُ cümlesinin fasılla gelmesinin sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Sorulan soruya cevaptır. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
قُلْ fiilinin mekulü’l-kavli olan اُحِلَّ لَكُمُ الطَّيِّبَاتُ cümlesi, müspet mazi fiil cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Bu cümlede car mecrur, ihtimam için faile takdim edilmiştir.
الطَّيِّبَاتُ ’ye matuf olan müşterek ism-i mevsûl مَا ‘nın sıla cümlesi عَلَّمْتُمْ مِنَ الْجَوَارِحِ مُكَلِّب۪ينَ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
مِنَ الْجَوَارِحِ car mecruru عَلَّمْتُمْ ’deki mahzuf gaib zamirin mahzuf haline mütealliktir. Halin ve zamirin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Takdiri; علّمتموه (ona öğrettiniz) şeklindedir.
مُكَلِّب۪ينَ kelimesi عَلَّمْتُمْ ’deki failin halidir.
تُعَلِّمُونَهُنَّ مِمَّا عَلَّمَكُمُ اللّٰهُ cümlesi, عَلَّمْتُمْ ‘deki failin halidir. Hal cümleleri anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. İstimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir.
تُعَلِّمُونَهُنَّ fiiline müteallik mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl مَّا ‘nın sılası olan عَلَّمَكُمُ اللّٰهُ cümlesi, mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil lafza-i celâlle gelmesi teberrük, telezzüz ve haşyet uyandırma amacına matuftur.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
عَلَّمْتُمْ - تُعَلِّمُونَهُنَّ - عَلَّمَكُمُ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
اُحِلَّ kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
الْجَوَارِحِ ; av organları, azalar, el-ayak demektir. الْجَرِحِ yara, الْجَرّاحِ yaralayan demektir.
سْـَٔلُ kökünde قول /söz anlamı vardır, o yüzden akabinde [Kendilerine ne helal kılındı?] ifadesi gelmiş ve sanki, ‘’Sana kendilerine neyin helal kılındığını söylüyorlar.’’ denilmiş gibi olmuştur. Ayette “Bize ne helal kılındı?” buyurulmayıp, aksine onların sözlerini hikâye babında [Onlara/kendilerine ne helal kılındı?] buyuruldu. Zira “Sana soruyorlar.” fiili üçüncü şahıs kipidir. “Bize ne helal kılındı, diyorlar?” şeklinde buyurulmuş olsaydı yine dil açısından doğru olurdu.
مَاذَٓا mübteda اُحِلَّ لَهُمْ haberdir, manası: [Kendilerine yiyeceklerden ne helal kılındı?] şeklindedir. Onlar, kendilerine haram kılınan iğrenç nesneler ile ilgili ayetler okununca kendilerine neyin helal kılındığını sordular. Cevap olarak da “Tayyib yani hoş ve temiz olanlar size helâl kılındı.” buyuruldu. الطَّيِّبَاتُ, yiyeceklerden pis ve iğrenç olmayanlardır. Bunlar da Kitap, Sünnet ve kıyas-ı fukaha sonucu haramlığı sabit olmayan her türlü yiyecektir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl - Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Av hayvanlarını eğitmek hususunda Allah Teâlâ’nın öğrettiklerinden maksat, talim terbiye yolları ve yöntemleridir. Çünkü bu bilgi, Allah’tan ilhamdır yahut Allah’ın bir lütfu olan aklın kazanımları ve öğretileridir ki sahibinin salmasıyla avın peşine düşmesi, men etmesiyle durması, çağırmasıyla geri dönüp gelmesi, avı sahibi için yakalaması ve avın etinden yememesidir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
فَكُلُوا مِمَّٓا اَمْسَكْنَ عَلَيْكُمْ وَاذْكُرُوا اسْمَ اللّٰهِ عَلَيْهِۖ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ
Müstenefe olarak fasılla gelen şart üslubundaki terkipte فَ , mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. Cevap cümlesi olan فَكُلُوا مِمَّٓا اَمْسَكْنَ عَلَيْكُمْ , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Cümle emir üslubunda olduğu halde ibaha kastı taşıdığı için mecâz-ı mürsel mürekkeptir.
Takdiri, … إن صدتم شيئا (Bir şey avlarsanız …) olan şart cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
كُلُوا fiiline müteallik mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl مَّا ‘nın sılası olan اَمْسَكْنَ عَلَيْكُمْ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Aynı üslupta gelen وَاذْكُرُوا اسْمَ اللّٰهِ عَلَيْهِ cümlesi, cevap cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
اسْمَ اللّٰهِ izafetinde Allah ismine muzâf olması اسْمَ ‘ ye şan ve şeref kazandırmıştır. Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatı, ikazı artırarak onun yüceliğine dikkat çekmek için zamir makamında zahir ismin tekrarlanmasında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
اذْكُرُوا - قُلْ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
وَاتَّقُوا اللّٰهَ cümlesi, atıf harfi وَ ’la فَكُلُوا مِمَّٓا اَمْسَكْنَ عَلَيْكُمْ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Zamir yerine zahir isim gelerek, lafza-i celâlin tekrarlanması ise azamet ve heybeti artırmak, emre itaati kuvvetlendirmek, zihne yerleştirmek içindir. اللّٰهِ isminin zikredilmesinde tecrîd, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
2. ayetteki cümle ile aynı olan bu cümle arasında tekrir, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin.
Ayetteki وَاتَّقُوا اللّٰهَ sözü , av ayetinin tamamlandığı genel bir tezyil cümlesidir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Tezyîl cümleleri ıtnâb babındandır. Önceki cümleyi tekid için gelmiştir. Mesel tarikinde olanlar müstakil olarak da bir mana ifade eder. Yani müstakil olarak dillerde dolaşır, atasözü gibi halk arasında bilinir.
منْ harfi ba’diyettir. Yani o hayvanların sizin için yakaladıklarının bazı kısımlarını yeyin, demektir. Çünkü avlanan hayvanların deri, kemik ve tüyler gibi kısımları yenmez. Avcı hayvanların sizin için yakaladıkları, hiç yemedikleri avlardır. Yedikleri avlar ise sizin için değil, fakat kendileri için tuttukları avlardır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s-Selîm)
Bu, min-i zaidedir (asıl mana yönünden etkisi yoktur) ve tıpkı “Mahsul verdiği zaman onun mahsulünü yeyin.” Bu, min-i teb’iziyye (ondan bir kısmı) manasınadır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
مِمَّٓا daki منْ harfi ba'diyettir. Ama bu yüzden kalanın yeneceğine işaret eder denemez. Çünkü bu harf benzeri durumlarda isimlerin başında gelebilir ve teb'iziyye (ondan bir kısmı) ifade etmez. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
اِنَّ اللّٰهَ سَر۪يعُ الْحِسَابِ
Ayetin fasılla gelmiş son cümlesi ta’liliyyedir. Fasıl sebebi, şibh-i kemâli ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
اِنَّ ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
اِنَّ ’nin isminin tüm esma-i hüsnayı ve kemâl sıfatları bünyesinde barındıran lafza-i celâlle marife olması tazim, telezzüz ve teberrük içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı, hükmün illetini belirtmek, ikazı ve tehdidi artırmak için zamir makamında zahir ismin tekrarlanmasında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden اِنَّ ve isim cümlesi olmak üzere iki tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem cümlelerdir.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اِنَّ ’nin haberi olan سَر۪يعُ الْحِسَابِ izafeti, sözü kısaltmış ve vecîz (az sözle çok şey ifade etmek) hale getirmiştir. Bu izafet sıfatın mevsufuna muzâf olması şeklinde lafzî izafettir.Sıfat tamlaması, izafetin verdiği manayı karşılayamaz.
İzafette bu kişinin bu özelliği ile tanındığı, meşhur olduğu ve bu özelliğin onun tabiatı, karakteri haline geldiği manası vardır. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri C.7 S. 238)
Ayetin bu son cümlesinde ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. اللّٰهَ سَر۪يعُ الْحِسَابِ [Allah hesabı çabuk görendir.] ifadesinin manasına, gereken karşılığı göreceksiniz manası idmac edilmiştir. Tehdit anlamı taşıyan bu cümlede, mecâz-ı mürsel sanatı vardır. Lâzım zikredilmiş, melzûm kastedilmiştir.
Bu cümlede zamir makamında ism-i celilin (Allah’ın) zahir olarak zikredilmesi, mehabeti artırmak ve hükmün illetini belirtmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s -Selîm)
اِنَّ اللّٰهَ سَر۪يعُ الْحِسَابِ [Allah’ın hesabı çok çabuktur.] Yani o hemen Allah Teâlâ’nın huzuruna gelir ve Allah onu hemen hesaba çekip küfrüne karşılık cezasını verir. Bir görüşe göre Allah’ın hesabı çabuk görmesi cezasının şiddetli olması anlamına gelir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr,Al-i İmran/199)
“Bu (ifade); ya Allah Teâlâ’nın kemal-i ilminden –alınan sevaplar ve hak edilen dereceler miktarınca- kinayedir ya da vaad edilen ecrin yakın oluşundan kinayedir. Zira hesabın süratli oluşu, cezanın da süratli olmasını gerektirir.” Allah Teâlâ hakkıyla iman eden kullarına mükafatını vaad etmiş, hesabı çabuk göreceğini zikrederek de bu vaadinin yakın olduğunu beyan etmiştir. (Keziban Dut, Ayet Sonlarındaki Esmâü’l-Hüsnâ’nin Ayetle Olan Münâsebeti (Fâtiha, Bakara, Âl-İ İmrân Ve Nisâ Sureleri Bağlamında)